Rusya
Putin’in konuşması ültimatomdan fazlası

Putin’in dünkü Dışişleri kolezyumundaki (bu seviyede bir toplantı en son 2021’de yapılmıştı) konuşması haklı olarak çok ilgi çekti.
Konuşma batıya bir “ateşkes teklifi” olarak planlanmıştı. Ancak, doğrusunu söylemek gerekire bu ateşkes teklifi gerçekte bir ültimatomdan başka bir şey değildir. Dahası bunda şaşıracak bir şey de yoktur, zira Rusya’nın kazanma iradesi iki buçuk yıldır sarsılmadı, tersine pekişti.
Sahadaki durumun en gergin olduğu 2022 ortalarından itibaren neredeyse bir yıl boyunca bile bu irade sarsılmamışken, ülkenin iktisadi kalkınma hızının dünya ortalamasının üzerine çıktığı, refah seviyesinin arttığı, hemen bütün iktisadi göstergelerin neoliberal dogmatizme rağmen az çok olumlu seyrettiği, dahası çatışma alanında hasmın ezildiği ve alan kontrolünün genişletildiği bir ortamda geri adım atması beklenemezdi.
Geri adım şöyle dursun, Putin kesin bir ifadeyle, mevcut temas hattına dayanan bir barış bile değil, ancak bütün şartların kabul edilmesi halinde ateşkes uygulanabileceğini söyledi.
Bu şartlar 24 Şubat 2022 konuşmasında belirtilen denazifikasyon ve demilitarizasyondan başka Rusya’ya katılan dört yeni federal bölgenin idari sınırlarını da kapsıyor. Yani bir ateşkes ancak, temas hattının bugünkü haliyle dondurulması değil, Kiev birliklerinin bu dört federal bölgenin idari sınırlarının dışına çıkması ve İstanbul mutabakatına dönmesi halinde ilan edilebilir.
Bunlar Kiev ve “sponsorları” tarafından kabul edilmeyeceği belli olan şeylerdi (ve edilmedi de), ama Ukrayna silahlı kuvvetlerinin savaşma iradesini belirgin bir şekilde etkileyeceği beklenebilir.
Nitekim, Kiev’den önce Stoltenberg ve Austin şartları reddettiklerini (yani, demek ki, Britanya’nın iki önceki sabık başbakanının formülasyonuyla “son Ukraynalıya kadar” savaşma, yahut öldürme kararlılığını koruduklarını) söyledi.
Kiev’deki anayasal görev süresi 20 Mayıs’ta dolmuş dolayısıyla hukuki meşruiyeti kalmamış olan, buna rağmen iktidarın başı kabul edilen kişi ise çok daha dikkat çekici bir ifade kullandı: Putin’in şartlarına “itimat edilemeyeceğini” ve bunlar “kabul edilse bile” zaten Rusya’nın taarruzu durdurmayacağını söyledi.
Bu ancak, Kiev’de belki de kapıların arkasında sesi giderek daha gür çıkan veya hiç değilse rahatsızlığı daha hissedilir olan bir kesimin çatışmayı ne pahasına olursa olsun durdurmak gerektiğini düşündüğüne yorulabilir.
Ancak konuşma bu ültimatomdan fazlasıdır; bu programatik bir konuşma ve Ukrayna meselesinden başka şu iki meseleyi kapsıyor:
1) Kıtayı ABD vasalı haline getiren Avrupalı neoliberal elitle mücadele ve bağımsızlık ve düzeni esas alan dögolcülük;
2) küresel güneyde Orta Asya merkezli “çokkutupluluk” merkezlerinin BRICS, ŞİÖ ve (benim çok daha fazla önem verdiğim) Avrasya Ekonomik Birliği’nden başka bölge dışı güçlerin askeri varlığını tasfiye edecek güvenlik anlaşmaları yoluyla kurulması ve pekiştirilmesi.
İkinci maddenin ilk bölümünü (BRICS, ŞİÖ) tartışmak şimdilerde çok moda. Bunun ikinci bölümü sözkonusu olduğunda ise (Orta Asya ülkelerinin bölge dışı yabancı üslerden arındırılması) genellikle sanki böyle bir durum (Putin’in ifadesiyle “işgal”) yokmuş gibi davranılıyor.
Ancak ilk madde bana kalırsa uzun vadede daha çok önem taşıyor; zira doğrudan doğruya Avrupa’da sınıf dinamikleriyle ilgili ve başka bir şey değil en çok bu, emperyalist sistem içinde köklü bir altüst oluşa yol açabilir.
Konuşmanın Ukrayna meselesine kadar olan ve bu programatik niteliğini yansıtan bölümünün neredeyse eksiksiz bir çevirisi aşağıdadır.
* * *
Putin: Avrupa’da yöneticiler kendi halklarının güvenini kaybetmekten çok Washington’un gözünden düşmekten korkuyor
… Tekrar ediyorum: dünya hızla değişiyor. Ne küresel siyaset, ne ekonomi, ne teknolojik rekabet eskisi gibi olacak. Giderek daha çok sayıda ülke egemenliğini, kendine yeterliliğini, milli ve kültürel benliğini korumaya yöneliyor. Sahnenin önüne küresel güneyin, doğunun ülkeleri çıkıyor; Afrika ve Latin Amerika’nın rolü artıyor. Biz her zaman, daha Sovyet zamanından beri, dünyanın bu bölgelerinin önemini söylüyorduk; ama bugün dinamik tamamen başka, giderek belirginleşiyor. Bir dizi entegrasyon projesinin hızla hayata geçmekte olduğu Avrasya’da da dönüşüm temposunun hızlandığı görülüyor.
Bugün çok kutuplu ve çok yönlü dünya düzeninin ana çizgileri yeni siyasi, iktisadi gerçeklik üzerinde şekilleniyor ve bu objektif bir süreçtir. Bu, bütün yapay birleştirme çabalarına rağmen organik olarak insana has olan kültürel-uygarlıksal çeşitliliği yansıtıyor.
Bu gelecek imgesi dünya ülkelerinin mutlak çoğunluğunun özlemleriyle kesinlikle uyumludur. Bunu, diğer hususların yanı sıra, güvene dayalı diyalog, katılımcıların egemen eşitliği ve birbirine saygı gibi özel bir kültüre dayanan BRICS gibi evrensel bir birliğin çalışmalarına yönelik artan ilgide de görüyoruz. …
Genel olarak, BRICS’in potansiyelinin onun zamanla çokkutuplu dünya düzeninin başlıca düzenleyici kurumlarından biri haline gelmesine imkan vereceğini düşünüyorum.
… Bağımsız Devletler Topluluğu’ndaki meslektaşlarımızla anlaşmaya vardık ve çokkutuplu bir dünyada uluslararası ilişkilerle ilgili ortak bir belgeyi kabul ettik. Ortaklarımızı ŞİÖ ve BRICS başta olmak üzere başka uluslararası platformlarda da bu konuda görüşmeye davet ettik.
Bu diyaloğun BM duvarları içinde de ciddi bir gelişme göstermesini istiyoruz; bu çerçevede bölünmez bir güvenlik sisteminin kurulması gibi temel, herkes için hayati önem taşıyan bir konudaki diyalog da dahil.
Bu bağlamda hatırlatırım: 20’nci yüzyılın sonunda, sert bir askeri-ideolojik cepheleşmenin sona ermesinin ardından uluslararası toplumda güvenlik alanında güvenilir, adil bir düzen kurulması için benzersiz bir şans ortaya çıkmıştı. Bunun için fazla bir şey de gerekmiyordu — sadece bütün ilgili tarafların görüşlerini dinleme becerisi, bunları dikkate almaya karşılıklı hazır oluş. …
… Başında ABD’nin bulunduğu batılı ülkeler soğuk savaşta kazandıklarını ve dünyanın nasıl düzenleneceğine tek başlarına karar verme hakları olduğunu düşündüler. Bu dünya görüşünün pratik ifadesi, her ne kadar Avrupa’da güvenliğin nasıl sağlanacağıyla ilgili başka fikirler mevcut idiyse de, Kuzey Atlantik bloğunun zaman ve mekana sınırsız yayılması projesi oldu. …
Biz hem 90’larda hem de daha sonrasında daima batılı elitlerin seçtiği yolun yanlışlığını gösterdik; sadece eleştirmek ve uyarmakla da kalmadık, seçenekleri ve yapıcı çözümleri önerdik, Avrupa ve dünya güvenliğinde herkesi, altını çizmek istiyorum, herkesi memnun edecek bir mekanizma geliştirilmesinin önemini vurguladık. …
En azından daha 2008’de önerdiğimiz Avrupa güvenlik anlaşması fikrini hatırlayalım. Aynı konular Rusya Dışişleri Bakanlığının 2021 aralığında ABD ve NATO’ya verdiği memorandumda da gündeme gelmişti. …
Bu arada, Avrupa’da ve dünyada güvenliğin ve refahın sağlanması için biricik doğru formül diye ilan edilen batı formülünün aslında işlemediği de yeterince hızlı bir şekilde anlaşılmıştı. Balkanlardaki trajediyi hatırlayalım. Eski Yugoslavya’da biriken iç problemler (elbette, vardı bunlar) kaba dış müdahale yüzünden hızla keskinleşti. NATO tarzı diplomasinin başlıca prensibi daha o zaman kendini bütün ihtişamıyla gösterdi — karmaşık iç ihtilafların çözümünde son derece kısır ve verimsiz bir prensip: taraflardan herhangi bir nedenle pek hoşlarına gitmeyen birini bütün günahlardan ötürü suçlamak ve bütün siyasi, enformatif ve askeri gücü, ekonomik yaptırımları ve kısıtlamaları onun üzerine salmak.
Daha sonra aynı yaklaşımlar yeryüzünün farklı yerlerinde de kullanıldı, siz ve ben çok iyi biliyoruz bunu: Irak, Suriye, Libya, Afganistan ve diğerleri; ve onlar, mevcut problemlerin derinleşmesinden, milyonlarca insanın kaderinin yerle bir edilmesinden, koca koca devletlerin yıkılmasından, beşeri ve sosyal felaket odaklarının, terörist anklavlarının genişlemesinden başka bir şey getirmediler.
Batı şimdi de küstahça Yakındoğu işlerine sızmaya çalışıyor Bu alanı bir zamanlar kendi tekellerine almışlardı ve bunun sonucu bugün herkes tarafından biliniyor, apaçık.
Güney Kafkasya, Orta Asya. İki yıl önce Madrid’deki NATO zirvesinde ittifakın artık sadece Avrupa-Atlantik’te değil Asya-Pasifik bölgesinde de güvenlik meseleleriyle uğraşacağını ilan ettiler. Oralarda yaşayanlar da bunlar olmadan yapamazmış. Belli ki bunun arkasında, kalkınmalarını engelleme kararı aldıkları bölge ülkeleri üzerinde baskıyı artırma çabası var. Bilindiği gibi bu listedeki baş sıralardan birinde ülkemiz, Rusya bulunuyor.
Füze savunma anlaşmasından, orta ve uzun menzilli füzelerin tasfiyesi anlaşmasından, açık hava sahası anlaşmasından tek taraflı çıktığını açıklayarak stratejik istikrarı baltalayanın ve NATO’daki uydularıyla birlikte Avrupa coğrafyasında onlarca yılda yaratılmış olan güven ve silahlanma üzerinde kontrol tedbirleri sistemini yıkanın Washington’un ta kendisi olduğunu da hatırlatırım.
Nihayetinde batılı devletlerin bencilliği ve kibri bugünkü son derece tehlikeli duruma yol açtı. Geri dönüşsüzlük noktasına kabul edilemeyecek kadar yaklaşmış bulunuyoruz. Büyük bir nükleer cephaneliği bulunan Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratma çabaları batılı siyasetçilerin bütün sınırları aşmış maceracılığını gösteriyor. Ya kendi ortaya koydukları tehdidin büyüklüğünü anlamıyorlar ya da kendilerinin cezalandırılmazlığı ve münhasırlığına dair obsesif bir inanca saplanmışlar. Bunların her ikisi de trajediyle son bulabilir.
Açıktır ki Avrupa-Atlantik güvenlik sisteminin çöküşüne tanık oluyoruz. Bugün artık bu sistem yoktur. Bunu fiilen yeni baştan kurmak gerekiyor. Bütün bunlar bizim ortaklarımızla, bütün ilgili ülkelerle birlikte (bunlar hiç de az değil) Avrasya’da güvenliğin sağlanması için kendi seçeneklerimizi geliştirmemizi ve bunları daha sonra geniş bir uluslararası tartışmaya açmamızı gerektiriyor. …
Bunun için hangi temeller üzerinde ne yapmak gerek?
Birincisi, gelecekteki böyle bir güvenlik sisteminin bütün potansiyel katılımcılarıyla diyalog geliştirmek gerekli. Sizden, başlangıç için, Rusya ile yapıcı bir karşılıklı etkileşime açık devletlerle zaruri meseleleri ele almanızı rica ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde Çin Halk Cumhuriyeti ziyareti sırasında bu problematiği ÇHC Başkanı Si Tsinpin ile de görüştük. Rusya’nın teklifinin, Çin’in küresel güvenlik alanındaki temel ilkeleriyle çelişmediği gibi tersine bunları geliştirdiğini ve tam bir uyum içinde olduğunu ifade ettik.
İkincisi, gelecekteki güvenlik mimarisinin, bunun kuruluşunda yer almayı arzu eden bütün Avrasya ülkeleri için açık olması ilkesinden yola çıkmak önem taşıyor. “Herkes için” kuşkusuz hem Avrupa hem NATO ülkelerini de kapsıyor.
… Avrupa’daki epey yüksek siyasetçilerin de katıldığı Rusya karşıtı propaganda kampanyasına Rusya’nın güya Avrupa’ya saldırmaya hazırlandığı spekülasyonları eşlik ediyor. Bu konuda defalarca konuştum… bu tam bir hezeyandır, sadece silahlanma bahanesidir.
… Avrupa için tehlike Rusya’dan gelmiyor. Avrupalılar için başlıca tehdit ABD’ye olan kritik ve sürekli artan, fiilen mutlak bağımlılıktır: askeri, siyasi, teknolojik, ideolojik ve enformasyon alanlarında. Avrupa küresel iktisadi kalkınmanın şarampolüne gitgide daha fazla kayıyor, göçmen ve diğer yakıcı problemlerin kaosuna yuvarlanıyor, uluslararası özne kimliğini ve kültürel benliğini kaybediyor.
Bazen, Avrupa’da yönetimdeki siyasetçilerin ve Avrupa bürokrasisinin temsilcilerinin kendi halklarının, kendi yurttaşlarının güvenini kaybetmekten çok Washington’un gözünden düşmekten korktuğu izlenimi hasıl oluyor. Son Avrupa Parlamentosu seçimleri de bunu gösteriyor. Avrupalı siyasetçiler aşağılanmayı, hoyratça davranılmayı ve Avrupalı liderlerin dinlenmesine ilişkin skandalları sineye çekerken, ABD onları sadece kendi menfaatleri için kullanıyor: ya onları kendi pahalı gazını almaya zorluyor (yeri gelmişken, gaz Avrupa’da ABD’dekinden üç ya da dört kat daha pahalı) ya da şimdi olduğu gibi Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya silah sevkiyatını arttırmasını talep ediyor. Bu arada, taleplerin zaten ardı arkası kesilmiyor. Ve onlara karşı da, Avrupa’daki iktisadi girişimcilere karşı da yaptırımlar getiriyorlar.
… ABD’nin kendisine gelince, askeri teknolojilere ve yarının teknolojilerine yatırım yapıyor: uzaya, modern dronlara, yeni fiziksel ilkelere dayalı saldırı sistemlerine, yani gelecekte silahlı mücadelenin doğasını ve dolayısıyla güçlerin askeri ve siyasi potansiyelini ve dünyadaki konumlarını tayin edecek olan alanlara. Şimdi bunlara öyle bir rol veriliyor: paracıkları bizim için gereken yerlere yatırın. Ama bu, Avrupa potansiyelini filan artırmıyor.
Eğer Avrupa dünyanın gelişmesinde bağımsız merkezlerden ve gezegenin kültür ve uygarlık kutuplarından biri olma niteliğini korumak istiyorsa kesinlikle Rusya’yla iyi ilişkilere ihtiyacı var ve en önemlisi biz de buna hazırız.
Bu aslında basit ve aşikar gerçeği kulağı başkalarının iradesi ve fısıltılarında değil ama gerçekten Avrupa ve dünya ölçeğindeki siyasetçiler, bu ülkelerin ve halkların tarihi kategorilerle düşünen yurtseverleri kavramıştı. Savaş sonrası yıllarda Charles de Gaulle birçok defa söylemişti bunu. İyi hatırlıyorum: 1991’de, o zaman benim de katılma şansı bulduğum bir görüşme sırasında Almanya şansöliyesi Helmuth Kohl Avrupa ile Rusya’nın ortaklığının altını çizmişti. Avrupalı siyasetçilerin yeni kuşağının bu mirasa er ya da geç döneceğine inanıyorum.
ABD’ye gelince, orada bugün hakim liberal-globalist elitlerin kendi ideolojilerini bütün dünyaya ne yoldan olursa olsun yayma, kendi imparatorluk statülerini, hakimiyetlerini koruma yönünde sonu gelmeyen girişimleri ülkeyi de tüketiyor, onu çözülmeye götürüyor, Amerikan halkının gerçek menfaatleriyle apaçık bir tezat teşkil ediyor. Eğer bu çıkmaz yol, kendi seçilmişliğine ve münhasırlığına inançla karışık saldırgan mesihçilik olmasaydı uluslararası ilişkiler çoktan istikrara kavuşmuş olurdu.
Üçüncüsü, Avrasya güvenlik sistemi fikrini öne sürmek için Avrasya’da halihazırda faaliyet göstermekte olan çoktaraflı örgütler arasındaki diyalog sürecini büyük ölçüde hızlandırmak gerek. Burada mevzubahis olan öncelikle Birlik Devleti, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü, Avrasya Ekonomik Birliği, Birleşik Devletler Topluluğu, Şanghay İşbirliği Örgütü’dür. …
Dördüncüsü, Avrasya’da yeni bir ikili ve çoktaraflı kolektif güvenlik garantileri sistemi için geniş bir tartışmaya başlamanın zamanı geldiğini düşünüyoruz. Bu bağlamda perspektif olarak Avrasya bölgesindeki dış güçlerin askeri varlığını da tedricen azaltmak gerekiyor.
Elbette bugünkü durumda bu tezin gerçekçi görünmeyebileceğini anlıyoruz, ama bu bugün için. Eğer gelecekte güvenilir bir güvenlik sistemi inşa edersek bölge dışı askeri varlık bulundurulması zarureti olmayacaktır. Doğrusunu söylemek gerekirse esasen bugün de bu zaruret yok, bu sadece işgal demek, hepsi o. …
Bu bağlamda Belarus dostlarımızın programatik bir belge, 21’inci yüzyılda çokkutupluluk ve çoğulculuk şartı üzerine çalışılması inisiyatifini destekliyoruz. Bu şartta sadece uluslararası hukukun temel ilkelerine yaslanan çerçeve ilkeler değil daha geniş bir planda batı merkezli bir dünyanın yerini almakta olan bir uluslararası ilişkiler sistemi olarak çokkutupluluğun ve çoktaraflılığın muhtevası, tabiatına dair stratejik vizyon formüle edilebilir. …
Beşincisi, Avrasya güvenlik ve kalkınma sisteminin en önemli parçası, kuşkusuz, ekonomi, sosyal refah, entegrasyon ve karşılıklı yarara dayanan işbirliği meseleleri; yoksulluğun, eşitsizliğin üstesinden gelinmesi gibi genel problemlerin çözümü, iklim, ekoloji; pandemi ve küresel ekonomide kriz tehditlerine karşı acil tepki mekanizmalarının kurulması olmalı — hepsi de önemli.
Batı, eylemleriyle sadece dünyada askeri-siyasi istikrarı baltalamakla kalmadı; yaptırımlarla, ticaret savaşlarıyla da kilit önem taşıyan pazar kuruluşlarını itibarsızlaştırdı ve zayıflattı. IMF ve Dünya Bankası’nı kullanarak, ikim gündemini çarpıtarak küresel güneyin kalkınmasını engelliyor. Batı, kendi yazdığı kurallarla bile rekabette kaybediyor ve yasak bariyerlerini, her türden korumacılığı uygulamaya koyuyor. ABD fiilen Dünya Ticaret Örgütü’nün uluslararası ticaretin düzenleyicisi rolünü reddetti. Her şey bloke edildi. Üstelik sadece rakiplerine değil kendi uydularına da baskı uyguluyor. Bugün resesyonun kıyısında sallanan Avrupa ekonomilerinin özsuyunu nasıl emdiğini izlemek yeterli.
Batı ülkeleri Rusya’nın varlıklarının ve döviz rezervlerinin bir kısmını dondurdu. Şimdi de bunları tamamen mülk edinmek için nasıl bir hukuki zemin oluşturacaklarını düşünüyorlar. Ama bütün bu sahtekarlığa rağmen hiç kuşkusuz hırsızlık hırsızlık olarak kalacak ve diğer taraftan cezasız da kalmayacaktır.
Mesele daha derin. Rusya’nın varlıklarını çalarak kendi kurdukları ve onlarca yıldır kendilerine refah getiren, kazandıklarından fazlasını tüketmelerine, borçlar ve yükümlülükler yoluyla bütün dünyadan para sızdırmalarına imkan veren sistemin yıkımına yönelik bir adım daha atacaklar. Artık bütün ülkeler ve şirketler, varlık fonları için, uzaklardaki varlık ve rezervlerinin hem hukuki hem de iktisadi anlamda güvende olmadığı aşikar hale geliyor. ABD ve batı tarafından mülksüzleştirilme sırasında bir sonraki, herhangi bir başkası olabilir — işte bu yabancı devletlerin fonları, onlar olabilir. …
Etkili ve güvenli, batının kontrol ettiklerine alternatif, ikili ve çoktaraflı dış iktisadi mekanizmaların kurulmasını ciddi bir şekilde hızlandırmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu ayrıca, milli paralarla hesapların genişletilmesini, bağımsız ödeme sistemlerinin kurulmasını ve batı tarafından bloke edilmiş veya sınırlanmış kanalların etrafından dolanacak üretim ve piyasa zincirlerinin oluşturulmasını öngörüyor.
Elbette, Avrasya’da, yani doğal coğrafi çekirdeğini Rusya’nın teşkil ettiği bu kıtada uluslararası ulaştırma koridorlarının geliştirilmesi çabalarına devam etmek de zaruridir. …
Rusya
Çin ve Rusya’dan 2030 hedefli yapay zeka adımı

Rusya ve Çin yüksek mahkemeleri, yargı süreçlerinde yapay zekanın ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin güçlendirilmesi için süresiz bir anlaşma imzaladı. Rusya’da mahkemelerin yüzde 95’ine 2030 yılına kadar yapay zeka sistemleri entegre edilecek; Çin’de ise yılda 45 milyon davanın görüldüğü yargı ağı algoritmalarla destekleniyor.
Rusya ve Çin, yargı sistemlerinde yapay zeka teknolojilerinin ortaklaşa kullanılması ve adli işbirliğinin genişletilmesi konusunda uzlaştı.
Rusya Yüksek Mahkemesi Başkanı İgor Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün’ün davetiyle Pekin’e giderek iki ülke yargısı arasındaki işbirliği anlaşmasını yeniledi.
Krasnov, çarşamba günü gerçekleşen görüşmede bu tür temasların taraflar arasında eşgüdüm sağladığını belirterek imzalanan belgenin ilişkileri niteliksel açıdan yeni bir aşamaya taşıdığını ifade etti.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün ise Moskova ile Pekin arasındaki bağların çalkantılı dünyada dengeleyici bir güç niteliği taşıdığını dile getirdi; suçla ortak mücadele ve adalet alanındaki deneyim paylaşımında önemli başarılar elde edildiğini kaydetti.
Süresiz olarak imzalanan yeni metin; 1998 ve 2006 yıllarındaki işbirliği anlaşmaları ile 2018 tarihli mutabakat zaptının yerini alıyor.
Belge uyarınca taraflar deneyim, analiz ve içtihat paylaşımına gidecek, yargı idaresi ile insan haklarının korunması başlıklarında ortak çalışmalar yürütecek ve Şanghay İşbirliği Örgütü, Asya-Pasifik Ekonomik İşbirliği ile BRICS gibi uluslararası platformlarda adımlarını koordine edecek.
Belge kapsamındaki talep ve temasların uluslararası adli yardım niteliği taşımadığı da kayda geçirildi.
Yargıda yapay zeka entegrasyonu hız kazanıyor
Görüşmelerde adalet sistemlerinin dijital dönüşümü öne çıkan başlık oldu. Ziyareti, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile Çin Devlet Başkanı Şi Cinping’in belirlediği yakınlaşma çizgisinin doğal bir adımı olarak nitelendiren Krasnov, ticari, ekonomik ve teknolojik ilişkilerin zirveye ulaştığı bir ortamda yargı organlarının vatandaşların ve iş dünyasının haklarını hızlı ve adil biçimde koruma güvencesi sunması gerektiğini belirtti.
Krasnov, Çin Yüksek Halk Mahkemesinin eylül ayı başında yayımladığı yargıda yapay zeka kullanımına dair yasal düzenleme belgesine de değindi.
Rus yargısının başındaki isim, bu adımın üretken yapay zeka servislerinin denetimsiz gelişim dönemini sona erdirdiğini ve teknolojinin kişisel güvenlik üzerindeki sınırlarını çizdiğini savundu.
Çin Yüksek Halk Mahkemesi Başkanı Cang Cün, ülkesinde mahkemelerin yılda 45 milyon dosyaya baktığını ve yargıç başına yaklaşık 400 dosya düştüğünü bildirdi.
Cang, son iki yılda farklı kademelerdeki mahkemeleri yapay zeka destekli tek bir ağ altında toplamayı başardıklarını aktardı.
Rusya Yüksek Mahkemesinde ise Yargı Yetkinlikleri Merkezinin yürüttüğü Yargı Sürecinde Yapay Zekanın Uygulanması Konsepti uygulanıyor.
Karar alma süreçlerinde yargıcın belirleyici rolünün korunması dahil olmak üzere Rus belgesindeki temel ilkelerin Çin’in uygulamalarıyla büyük ölçüde örtüştüğünü dile getiren Krasnov, daha önce Rus yargı sisteminde beş ayrı yapay zeka modelinin devrede olduğunu açıklamıştı.
Rusya’nın hazırladığı plana göre 2030 yılına kadar mahkemelerin yüzde 95’inde karar taslaklarının hazırlanması ve risklerin tespiti amacıyla yapay zeka ağları devreye alınacak.
Nihai kararın yargıçta kalacağı bu sistemle adalete erişimin kolaylaştırılması, şeffaflığın artırılması, rutin süreçlerin otomatikleşmesiyle iş yükünün hafifletilmesi ve insan kaynaklı hataların azaltılması hedefleniyor.
Rus mahkemelerindeki algoritmalar gelen evrakın kaydı, belgelerin incelenmesi, dava kategorisi ile görevli mahkemenin tayini ve mevzuata uygunluğun denetlenmesi gibi görevleri üstlenecek.
Sistem ayrıca dosyaları karmaşıklık düzeyine göre sınıflandıracak, materyalleri indeksleyecek ve dosyaları iş yükü ile uzmanlık alanlarına göre yargıçlar arasında paylaştıracak.
Krasnov, Pekin temasları sırasında Çin Yüksek Halk Mahkemesi bünyesinde 2019 yılında kurulan Akıllı Mahkeme Laboratuvarını inceledi.
Bu birim, Yüksek Halk Mahkemesi, Çin Yargı Büyük Veri Araştırma Enstitüsü ve yazılımları geliştiren iFlytek, Tencent ve Alibaba gibi teknoloji şirketleri arasında koordinasyon sağlıyor.
Yüz milyonlarca hukuki belgeden oluşan bir veri tabanı üzerinde çalışan laboratuvar, dosyaların otomatik taranmasını, özet çıkarılmasını, mevzuat taramasını ve emsal kararların derlenmesini sağlayan yapay zeka platformunun işleyişini yürütüyor.
Sistemler aynı zamanda ses tanıma teknolojisiyle duruşma tutanaklarını hazırlıyor ve karar taslağı şablonları üretiyor.
Algoritmaların kendi başına hüküm kurması ya da yargıcın yerine geçmesi etik kurallar gereğince yasaklanmış durumda.
Ancak kurulan uçtan uca denetim sistemi nedeniyle yargıçlar algoritmanın tavsiyelerini gerekçesiz biçimde göz ardı edemiyor.
Büyük veri analizine dayanan sistem bir yargıcın vermeyi tasarladığı kararın ülke genelindeki yerleşik içtihattan belirgin biçimde saptığını belirlerse yargıç kendi kararında ısrar edebiliyor.
Fakat bu durumda yargıcın karara neden katılmadığına dair ayrıntılı yazılı gerekçesini dijital yargı yönetimi sistemine kaydetmesi zorunlu tutuluyor.
Rusya
Moskova’dan ABD’ye şartlı yeşil ışık: Taviz yok, teklife açığız

Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD’li temsilcilerin getireceği teklifleri ekonomik açıdan faydalı olması halinde değerlendirebileceklerini ancak hiçbir siyasi taviz vermeyeceklerini açıkladı. Oslo’daki Ukrayna müzakerelerine katılan ABD Özel Temsilcisi Steve Witkoff’un 21 Ekim’de Petersburg’a geçmesi bekleniyor.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, ABD Başkanı Donald Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ile Jared Kushner’dan gelecek ekonomik ve finansal teklifleri değerlendirmeye açık olduklarını, ancak bunun karşılığında herhangi bir siyasi taviz verilmeyeceğini açıkladı.
Diplomatik hizmete yeni başlayan üniversite mezunlarıyla bir araya geldiği toplantıda konuşan Lavrov, Rusya’nın temel yaklaşımını şu sözlerle dile getirdi:
“Ne teklif edeceklerini göreceğiz. Bize ekonomik ve finansal açıdan yarar sağlayan bir öneri getirirlerse neden olmasın? Ancak bu, bizim açımızdan hiçbir siyasi taviz verilmeden ve bizi tüm küresel meselelerde ‘kurtaracak’ bir siyasi yakınlık beklenmeden yapılmalı. Yalnızca kendimize güvenmeliyiz.”
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov da daha önce yaptığı açıklamada, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD’li müzakereciler arasında yakın zamanda bir görüşme organize edilmesini umduklarını kaydetmişti.
Amerikan tarafıyla temasları her seferinde çok önemsediklerini belirten Peskov, arabuluculuk çabalarını takdirle karşıladıklarını aktardı.
Witkoff Oslo müzakerelerinin ardından Rusya’ya geçiyor
Lavrov’un bu çıkışı, Ukrayna’daki savaşı sonlandırma amacıyla Norveç’in başkenti Oslo’da düzenlenen yeni müzakere turu sırasında geldi.
20 Ekim’de başlayan temaslara Witkoff’un yanı sıra Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, Norveç Başbakanı Jonas Gahr Støre ve Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb katıldı.
The New York Times gazetesi, ABD heyetinin Oslo’daki temaslarda Ukrayna liderini Rusya ile bir uzlaşıya varmak adına toprak tavizlerini kabul etmeye ikna etmeye çalışacağını yazdı.
Müzakerelerin ardından basın toplantısı düzenleyen Norveç Başbakanı Støre ise Witkoff’un 21 Ekim Çarşamba günü Rusya’yı ziyaret edeceğini ve temaslarını Petersburg kentinde sürdüreceğini bildirdi.
Moskova yönetimi çatışmanın barışçıl çözümü konusunda müzakerelere hazır olduğunu yineliyor.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ukrayna ile görüşmelerin İstanbul mutabakatları temelinde yürütülebileceğini, ancak tarafların Moskova ile Washington arasında Anchorage’da varılan uzlaşıları, temas hattındaki askeri durumu ve Rusya’nın daha önce ilan ettiği koşulları dikkate alması gerektiğini ifade etmişti.
Trump: Ukrayna anlaşma istemek zorunda, yoksa sonuç kötü olacak
Donald Trump, Ukrayna ve Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin savaşı sonlandırmayı ve Putin ile bir anlaşmaya varmayı “istemek zorunda olduğunu” söyledi. Trump, bunun gerçekleşmemesi durumunda Ukrayna’daki tablonun çok daha kötüleşeceği uyarısını yaptı.
Gazetecilerin sorularını yanıtlayan Trump, “Ukrayna bu savaşı bitirmeyi bizzat istemeli, Zelenskiy bunu bitirmek istemeli; eğer bu olmazsa, bence sonuçlar çok kötü olacak” dedi. Kiev yönetiminin bir barış anlaşmasına ilgi göstermesi gerektiğini savunan ABD Başkanı, ABD ile Avrupa’nın Kiev’e destek için “büyük bir servet harcadığını”, Avrupa’nın ise “bundan artık gerçekten yorulduğunu” dile getirdi.
Rusya’yı “dev bir ülke” olarak tanımlayan Trump, cephedeki ağır kayıplara rağmen Moskova’nın “sınırsız insan kaynağına” sahip olduğunu, bu durumun Rus birliklerinin taarruzunu sürdürmesini sağladığını söyledi. ABD Başkanı, Rus ordusunun şimdiden Ukrayna topraklarının önemli bir bölümünü kontrolü altında tuttuğunu belirtti.
Trump, Rusya’nın Ukrayna’daki sivil hedeflere yönelik şiddetlenen bombardımanlarına dair de konuştu. BM verilerine göre yalnızca eylül ayında 328 Ukraynalı sivilin yaşamını yitirdiği ve 2 bin 105 kişinin yaralandığı saldırılara değinen Trump, savaşta çoğunlukla askerlerin öldüğünü savundu. Trump, “Şehirlerde sivillerin vurulduğu yerler var ama ölenler çoğunlukla genç askerler” dedi.
ABD’nin Ukrayna’ya çok şey verdiğini yineleyen Trump, buna karşılık “pahalı dizel yakıt dışında” hiçbir şey elde edemediklerini sözlerine ekledi.
Rusya
Dört AEB ülkesinden rapor: Ermenistan’ın ayrılığı GSYİH’yi yüzde 15 eritebilir

Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, AB ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği’nden ayrılması halinde karşılaşacağı ekonomik faturayı ortak bir raporla çıkardı. Değerlendirmede Ermenistan’ın gayrisafi yurt içi hasılasının yüzde 15,6 küçüleceği ve birlikle olan ticaretinin yüzde 55’ten fazla azalacağı hesaplandı.
Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan, Avrupa Birliği ile yakınlaşan Ermenistan’ın Avrasya Ekonomik Birliği (AEB) üyeliğini askıya alması halinde karşılaşacağı ekonomik sonuçları inceleyen kapsamlı bir rapor hazırladı.
Rus hükümetinin paylaştığı belgede, Erivan yönetiminin Brüksel’e entegrasyon adımlarının yaratacağı ticari ve hukuki riskler ayrıntılı biçimde ele alınıyor.
Dört ülkenin 29 Mayıs 2026 tarihli ortak bildirisi doğrultusunda şekillenen çalışma, AEB üyesi devletlerin liderlerine sunulmak üzere Avrasya Ekonomik Komisyonu’na iletildi.
Milli gelir yüzde 15,6 eriyebilir
Raporda yer alan projeksiyonlara göre Ermenistan’ın birlikten ayrılması, ülke ekonomisinde sert bir sarsıntı yaratabilir.
Uzmanlar, ülkenin gayrisafi yurt içi hasılasının (GSYİH) yüzde 15,6, yani yaklaşık 4,6 milyar dolar küçüleceğini öngörüyor. Tüketimin yüzde 14,6 daralacağı hesaplanırken, enflasyonun baz seviyeye kıyasla 14,9 yüzde puan yükseleceği tahmin ediliyor.
Ticarete yönelik risklerin boyutu da raporda geniş yer tutuyor. Ermenistan’ın birlik ülkeleriyle yürüttüğü toplam ticaret hacminin yüzde 55’ten fazla gerileyeceği hesaplanıyor.
Özellikle ihracat cephesinde kaybın yüzde 65’i aşabileceği, ithalatın ise yarı yarıya düşebileceği belirtiliyor.
Gümrük kapıları ve kontroller geri dönüyor
Üyeliğin durdurulması halinde Ermenistan, AEB dışındaki üçüncü ülkelere uygulanan gümrük rejimine tabi tutulacak.
Bu durum, gümrük beyannamelerinin, fiziki kontrollerin, tarifelerin ve çeşitli kısıtlamaların yeniden devreye girmesi anlamına geliyor. Ayrıca Ermenistan tarafından düzenlenen ürün uygunluk belgelerinin geçerliliği sona erecek; ihracatçıların bu belgeleri diğer AEB ülkelerinden temin etmesi gerekecek.
Tarım ürünlerinde de sağlık, veterinerlik ve bitki sağlığı kontrolleri istisnasız uygulanacak.
Göçmen işçiler haklarını kaybedecek
Belgede Ermeni vatandaşlarının çalışma koşullarının ağırlaşacağı açıkça vurgulanıyor.
Ermenistan’dan gelen işçiler için kota sınırlamaları ile çalışma izni veya patent alma zorunluluğu geri getirilecek.
Birlik anlaşması kapsamında sağlanan sağlık hizmetleri ve sosyal güvenlik hakları, hem işçiler hem de aileleri için tamamen yürürlükten kalkacak.
Ayrıca Ermenistan, kamu ihalelerindeki ulusal muamele ayrıcalığını, ithalat gümrük vergilerinin ortak paylaşımındaki payını ve AEB’nin serbest ticaret anlaşması yaptığı pazarlara ayrıcalıklı erişim hakkını yitirecek.
Süreç Astana’daki zirvede başladı
Söz konusu raporu hazırlama kararı, Mayıs sonunda Astana’da düzenlenen AEB zirvesinde alındı.
Dört ülkenin liderleri, Erivan’ın AB rotasını birliğin ekonomik güvenliğine yönelik bir tehdit olarak değerlendirerek çalışmanın Aralık ayındaki Yüksek Avrasya Ekonomik Konseyi toplantısına yetiştirilmesini istemişti. Liderler o dönemde Ermenistan’a hızla referanduma gitme ve tercihini netleştirme çağrısı da yaptı.
Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan ise daha önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in de dile getirdiği gibi iki birliğe aynı anda üye olmanın imkansızlığını kabul etmişti.
Buna karşın Paşinyan, halk oylamasına gitmeden önce AB’ye resmi başvuru yapılmasını ve adaylık statüsü alınmasını savunuyordu. Paşinyan 24 Ağustos’ta resmi başvuru hazırlıklarının başladığını duyurmuş, gerekli reform takvimi belirlendikten sonra referandumun pratik bir anlam kazanacağını söylemişti.
Putin: “AB hakkınız ama AEB ile zorlaşır”
Putin, 1 Eylül’de Paşinyan ile gerçekleştirdiği görüşmede Ermenistan’ın AB’ye yönelme hakkı olduğunu teslim etti ancak bu adımın AEB içindeki işleyişi zorlaştıracağını belirtti.
Referandum çağrısını yineleyen ve çıkacak her sonuca saygı duyacağını söyleyen Putin, başka bir ekonomik birliğe katılım yasasını onaylamanın fiilen “AEB’den çıkış dilekçesi” vermek anlamına geldiğini ifade etti.
Paşinyan ise aynı temasta, Avrupa entegrasyonu yasasının kabul edilmesiyle birlikte referandum fikrinden fiilen vazgeçtiklerini aktardı.
Ermenistan Başbakanı, sivil toplum girişiminin parlamento tarafından reddedilmesi durumunda halk oylamasına ihtiyaç duyulacağını, ancak vekillerin tasarıyı doğrudan onayladığını dile getirdi.
Ermenistan Parlamentosu AB’ye katılım sürecini başlatan yasayı 26 Mart 2025’te kabul etmiş, Cumhurbaşkanı Vahagn Haçaturyan da düzenlemeyi 4 Nisan’da imzalamıştı.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Amerika4 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları
Dünya Basını2 hafta önceRay Dalio: ABD için 3 yıl içinde borç krizi görüyorum









