Rusya
Putin’in konuşması ültimatomdan fazlası

Putin’in dünkü Dışişleri kolezyumundaki (bu seviyede bir toplantı en son 2021’de yapılmıştı) konuşması haklı olarak çok ilgi çekti.
Konuşma batıya bir “ateşkes teklifi” olarak planlanmıştı. Ancak, doğrusunu söylemek gerekire bu ateşkes teklifi gerçekte bir ültimatomdan başka bir şey değildir. Dahası bunda şaşıracak bir şey de yoktur, zira Rusya’nın kazanma iradesi iki buçuk yıldır sarsılmadı, tersine pekişti.
Sahadaki durumun en gergin olduğu 2022 ortalarından itibaren neredeyse bir yıl boyunca bile bu irade sarsılmamışken, ülkenin iktisadi kalkınma hızının dünya ortalamasının üzerine çıktığı, refah seviyesinin arttığı, hemen bütün iktisadi göstergelerin neoliberal dogmatizme rağmen az çok olumlu seyrettiği, dahası çatışma alanında hasmın ezildiği ve alan kontrolünün genişletildiği bir ortamda geri adım atması beklenemezdi.
Geri adım şöyle dursun, Putin kesin bir ifadeyle, mevcut temas hattına dayanan bir barış bile değil, ancak bütün şartların kabul edilmesi halinde ateşkes uygulanabileceğini söyledi.
Bu şartlar 24 Şubat 2022 konuşmasında belirtilen denazifikasyon ve demilitarizasyondan başka Rusya’ya katılan dört yeni federal bölgenin idari sınırlarını da kapsıyor. Yani bir ateşkes ancak, temas hattının bugünkü haliyle dondurulması değil, Kiev birliklerinin bu dört federal bölgenin idari sınırlarının dışına çıkması ve İstanbul mutabakatına dönmesi halinde ilan edilebilir.
Bunlar Kiev ve “sponsorları” tarafından kabul edilmeyeceği belli olan şeylerdi (ve edilmedi de), ama Ukrayna silahlı kuvvetlerinin savaşma iradesini belirgin bir şekilde etkileyeceği beklenebilir.
Nitekim, Kiev’den önce Stoltenberg ve Austin şartları reddettiklerini (yani, demek ki, Britanya’nın iki önceki sabık başbakanının formülasyonuyla “son Ukraynalıya kadar” savaşma, yahut öldürme kararlılığını koruduklarını) söyledi.
Kiev’deki anayasal görev süresi 20 Mayıs’ta dolmuş dolayısıyla hukuki meşruiyeti kalmamış olan, buna rağmen iktidarın başı kabul edilen kişi ise çok daha dikkat çekici bir ifade kullandı: Putin’in şartlarına “itimat edilemeyeceğini” ve bunlar “kabul edilse bile” zaten Rusya’nın taarruzu durdurmayacağını söyledi.
Bu ancak, Kiev’de belki de kapıların arkasında sesi giderek daha gür çıkan veya hiç değilse rahatsızlığı daha hissedilir olan bir kesimin çatışmayı ne pahasına olursa olsun durdurmak gerektiğini düşündüğüne yorulabilir.
Ancak konuşma bu ültimatomdan fazlasıdır; bu programatik bir konuşma ve Ukrayna meselesinden başka şu iki meseleyi kapsıyor:
1) Kıtayı ABD vasalı haline getiren Avrupalı neoliberal elitle mücadele ve bağımsızlık ve düzeni esas alan dögolcülük;
2) küresel güneyde Orta Asya merkezli “çokkutupluluk” merkezlerinin BRICS, ŞİÖ ve (benim çok daha fazla önem verdiğim) Avrasya Ekonomik Birliği’nden başka bölge dışı güçlerin askeri varlığını tasfiye edecek güvenlik anlaşmaları yoluyla kurulması ve pekiştirilmesi.
İkinci maddenin ilk bölümünü (BRICS, ŞİÖ) tartışmak şimdilerde çok moda. Bunun ikinci bölümü sözkonusu olduğunda ise (Orta Asya ülkelerinin bölge dışı yabancı üslerden arındırılması) genellikle sanki böyle bir durum (Putin’in ifadesiyle “işgal”) yokmuş gibi davranılıyor.
Ancak ilk madde bana kalırsa uzun vadede daha çok önem taşıyor; zira doğrudan doğruya Avrupa’da sınıf dinamikleriyle ilgili ve başka bir şey değil en çok bu, emperyalist sistem içinde köklü bir altüst oluşa yol açabilir.
Konuşmanın Ukrayna meselesine kadar olan ve bu programatik niteliğini yansıtan bölümünün neredeyse eksiksiz bir çevirisi aşağıdadır.
* * *
Putin: Avrupa’da yöneticiler kendi halklarının güvenini kaybetmekten çok Washington’un gözünden düşmekten korkuyor
… Tekrar ediyorum: dünya hızla değişiyor. Ne küresel siyaset, ne ekonomi, ne teknolojik rekabet eskisi gibi olacak. Giderek daha çok sayıda ülke egemenliğini, kendine yeterliliğini, milli ve kültürel benliğini korumaya yöneliyor. Sahnenin önüne küresel güneyin, doğunun ülkeleri çıkıyor; Afrika ve Latin Amerika’nın rolü artıyor. Biz her zaman, daha Sovyet zamanından beri, dünyanın bu bölgelerinin önemini söylüyorduk; ama bugün dinamik tamamen başka, giderek belirginleşiyor. Bir dizi entegrasyon projesinin hızla hayata geçmekte olduğu Avrasya’da da dönüşüm temposunun hızlandığı görülüyor.
Bugün çok kutuplu ve çok yönlü dünya düzeninin ana çizgileri yeni siyasi, iktisadi gerçeklik üzerinde şekilleniyor ve bu objektif bir süreçtir. Bu, bütün yapay birleştirme çabalarına rağmen organik olarak insana has olan kültürel-uygarlıksal çeşitliliği yansıtıyor.
Bu gelecek imgesi dünya ülkelerinin mutlak çoğunluğunun özlemleriyle kesinlikle uyumludur. Bunu, diğer hususların yanı sıra, güvene dayalı diyalog, katılımcıların egemen eşitliği ve birbirine saygı gibi özel bir kültüre dayanan BRICS gibi evrensel bir birliğin çalışmalarına yönelik artan ilgide de görüyoruz. …
Genel olarak, BRICS’in potansiyelinin onun zamanla çokkutuplu dünya düzeninin başlıca düzenleyici kurumlarından biri haline gelmesine imkan vereceğini düşünüyorum.
… Bağımsız Devletler Topluluğu’ndaki meslektaşlarımızla anlaşmaya vardık ve çokkutuplu bir dünyada uluslararası ilişkilerle ilgili ortak bir belgeyi kabul ettik. Ortaklarımızı ŞİÖ ve BRICS başta olmak üzere başka uluslararası platformlarda da bu konuda görüşmeye davet ettik.
Bu diyaloğun BM duvarları içinde de ciddi bir gelişme göstermesini istiyoruz; bu çerçevede bölünmez bir güvenlik sisteminin kurulması gibi temel, herkes için hayati önem taşıyan bir konudaki diyalog da dahil.
Bu bağlamda hatırlatırım: 20’nci yüzyılın sonunda, sert bir askeri-ideolojik cepheleşmenin sona ermesinin ardından uluslararası toplumda güvenlik alanında güvenilir, adil bir düzen kurulması için benzersiz bir şans ortaya çıkmıştı. Bunun için fazla bir şey de gerekmiyordu — sadece bütün ilgili tarafların görüşlerini dinleme becerisi, bunları dikkate almaya karşılıklı hazır oluş. …
… Başında ABD’nin bulunduğu batılı ülkeler soğuk savaşta kazandıklarını ve dünyanın nasıl düzenleneceğine tek başlarına karar verme hakları olduğunu düşündüler. Bu dünya görüşünün pratik ifadesi, her ne kadar Avrupa’da güvenliğin nasıl sağlanacağıyla ilgili başka fikirler mevcut idiyse de, Kuzey Atlantik bloğunun zaman ve mekana sınırsız yayılması projesi oldu. …
Biz hem 90’larda hem de daha sonrasında daima batılı elitlerin seçtiği yolun yanlışlığını gösterdik; sadece eleştirmek ve uyarmakla da kalmadık, seçenekleri ve yapıcı çözümleri önerdik, Avrupa ve dünya güvenliğinde herkesi, altını çizmek istiyorum, herkesi memnun edecek bir mekanizma geliştirilmesinin önemini vurguladık. …
En azından daha 2008’de önerdiğimiz Avrupa güvenlik anlaşması fikrini hatırlayalım. Aynı konular Rusya Dışişleri Bakanlığının 2021 aralığında ABD ve NATO’ya verdiği memorandumda da gündeme gelmişti. …
Bu arada, Avrupa’da ve dünyada güvenliğin ve refahın sağlanması için biricik doğru formül diye ilan edilen batı formülünün aslında işlemediği de yeterince hızlı bir şekilde anlaşılmıştı. Balkanlardaki trajediyi hatırlayalım. Eski Yugoslavya’da biriken iç problemler (elbette, vardı bunlar) kaba dış müdahale yüzünden hızla keskinleşti. NATO tarzı diplomasinin başlıca prensibi daha o zaman kendini bütün ihtişamıyla gösterdi — karmaşık iç ihtilafların çözümünde son derece kısır ve verimsiz bir prensip: taraflardan herhangi bir nedenle pek hoşlarına gitmeyen birini bütün günahlardan ötürü suçlamak ve bütün siyasi, enformatif ve askeri gücü, ekonomik yaptırımları ve kısıtlamaları onun üzerine salmak.
Daha sonra aynı yaklaşımlar yeryüzünün farklı yerlerinde de kullanıldı, siz ve ben çok iyi biliyoruz bunu: Irak, Suriye, Libya, Afganistan ve diğerleri; ve onlar, mevcut problemlerin derinleşmesinden, milyonlarca insanın kaderinin yerle bir edilmesinden, koca koca devletlerin yıkılmasından, beşeri ve sosyal felaket odaklarının, terörist anklavlarının genişlemesinden başka bir şey getirmediler.
Batı şimdi de küstahça Yakındoğu işlerine sızmaya çalışıyor Bu alanı bir zamanlar kendi tekellerine almışlardı ve bunun sonucu bugün herkes tarafından biliniyor, apaçık.
Güney Kafkasya, Orta Asya. İki yıl önce Madrid’deki NATO zirvesinde ittifakın artık sadece Avrupa-Atlantik’te değil Asya-Pasifik bölgesinde de güvenlik meseleleriyle uğraşacağını ilan ettiler. Oralarda yaşayanlar da bunlar olmadan yapamazmış. Belli ki bunun arkasında, kalkınmalarını engelleme kararı aldıkları bölge ülkeleri üzerinde baskıyı artırma çabası var. Bilindiği gibi bu listedeki baş sıralardan birinde ülkemiz, Rusya bulunuyor.
Füze savunma anlaşmasından, orta ve uzun menzilli füzelerin tasfiyesi anlaşmasından, açık hava sahası anlaşmasından tek taraflı çıktığını açıklayarak stratejik istikrarı baltalayanın ve NATO’daki uydularıyla birlikte Avrupa coğrafyasında onlarca yılda yaratılmış olan güven ve silahlanma üzerinde kontrol tedbirleri sistemini yıkanın Washington’un ta kendisi olduğunu da hatırlatırım.
Nihayetinde batılı devletlerin bencilliği ve kibri bugünkü son derece tehlikeli duruma yol açtı. Geri dönüşsüzlük noktasına kabul edilemeyecek kadar yaklaşmış bulunuyoruz. Büyük bir nükleer cephaneliği bulunan Rusya’yı stratejik yenilgiye uğratma çabaları batılı siyasetçilerin bütün sınırları aşmış maceracılığını gösteriyor. Ya kendi ortaya koydukları tehdidin büyüklüğünü anlamıyorlar ya da kendilerinin cezalandırılmazlığı ve münhasırlığına dair obsesif bir inanca saplanmışlar. Bunların her ikisi de trajediyle son bulabilir.
Açıktır ki Avrupa-Atlantik güvenlik sisteminin çöküşüne tanık oluyoruz. Bugün artık bu sistem yoktur. Bunu fiilen yeni baştan kurmak gerekiyor. Bütün bunlar bizim ortaklarımızla, bütün ilgili ülkelerle birlikte (bunlar hiç de az değil) Avrasya’da güvenliğin sağlanması için kendi seçeneklerimizi geliştirmemizi ve bunları daha sonra geniş bir uluslararası tartışmaya açmamızı gerektiriyor. …
Bunun için hangi temeller üzerinde ne yapmak gerek?
Birincisi, gelecekteki böyle bir güvenlik sisteminin bütün potansiyel katılımcılarıyla diyalog geliştirmek gerekli. Sizden, başlangıç için, Rusya ile yapıcı bir karşılıklı etkileşime açık devletlerle zaruri meseleleri ele almanızı rica ediyorum.
Geçtiğimiz günlerde Çin Halk Cumhuriyeti ziyareti sırasında bu problematiği ÇHC Başkanı Si Tsinpin ile de görüştük. Rusya’nın teklifinin, Çin’in küresel güvenlik alanındaki temel ilkeleriyle çelişmediği gibi tersine bunları geliştirdiğini ve tam bir uyum içinde olduğunu ifade ettik.
İkincisi, gelecekteki güvenlik mimarisinin, bunun kuruluşunda yer almayı arzu eden bütün Avrasya ülkeleri için açık olması ilkesinden yola çıkmak önem taşıyor. “Herkes için” kuşkusuz hem Avrupa hem NATO ülkelerini de kapsıyor.
… Avrupa’daki epey yüksek siyasetçilerin de katıldığı Rusya karşıtı propaganda kampanyasına Rusya’nın güya Avrupa’ya saldırmaya hazırlandığı spekülasyonları eşlik ediyor. Bu konuda defalarca konuştum… bu tam bir hezeyandır, sadece silahlanma bahanesidir.
… Avrupa için tehlike Rusya’dan gelmiyor. Avrupalılar için başlıca tehdit ABD’ye olan kritik ve sürekli artan, fiilen mutlak bağımlılıktır: askeri, siyasi, teknolojik, ideolojik ve enformasyon alanlarında. Avrupa küresel iktisadi kalkınmanın şarampolüne gitgide daha fazla kayıyor, göçmen ve diğer yakıcı problemlerin kaosuna yuvarlanıyor, uluslararası özne kimliğini ve kültürel benliğini kaybediyor.
Bazen, Avrupa’da yönetimdeki siyasetçilerin ve Avrupa bürokrasisinin temsilcilerinin kendi halklarının, kendi yurttaşlarının güvenini kaybetmekten çok Washington’un gözünden düşmekten korktuğu izlenimi hasıl oluyor. Son Avrupa Parlamentosu seçimleri de bunu gösteriyor. Avrupalı siyasetçiler aşağılanmayı, hoyratça davranılmayı ve Avrupalı liderlerin dinlenmesine ilişkin skandalları sineye çekerken, ABD onları sadece kendi menfaatleri için kullanıyor: ya onları kendi pahalı gazını almaya zorluyor (yeri gelmişken, gaz Avrupa’da ABD’dekinden üç ya da dört kat daha pahalı) ya da şimdi olduğu gibi Avrupa ülkelerinin Ukrayna’ya silah sevkiyatını arttırmasını talep ediyor. Bu arada, taleplerin zaten ardı arkası kesilmiyor. Ve onlara karşı da, Avrupa’daki iktisadi girişimcilere karşı da yaptırımlar getiriyorlar.
… ABD’nin kendisine gelince, askeri teknolojilere ve yarının teknolojilerine yatırım yapıyor: uzaya, modern dronlara, yeni fiziksel ilkelere dayalı saldırı sistemlerine, yani gelecekte silahlı mücadelenin doğasını ve dolayısıyla güçlerin askeri ve siyasi potansiyelini ve dünyadaki konumlarını tayin edecek olan alanlara. Şimdi bunlara öyle bir rol veriliyor: paracıkları bizim için gereken yerlere yatırın. Ama bu, Avrupa potansiyelini filan artırmıyor.
Eğer Avrupa dünyanın gelişmesinde bağımsız merkezlerden ve gezegenin kültür ve uygarlık kutuplarından biri olma niteliğini korumak istiyorsa kesinlikle Rusya’yla iyi ilişkilere ihtiyacı var ve en önemlisi biz de buna hazırız.
Bu aslında basit ve aşikar gerçeği kulağı başkalarının iradesi ve fısıltılarında değil ama gerçekten Avrupa ve dünya ölçeğindeki siyasetçiler, bu ülkelerin ve halkların tarihi kategorilerle düşünen yurtseverleri kavramıştı. Savaş sonrası yıllarda Charles de Gaulle birçok defa söylemişti bunu. İyi hatırlıyorum: 1991’de, o zaman benim de katılma şansı bulduğum bir görüşme sırasında Almanya şansöliyesi Helmuth Kohl Avrupa ile Rusya’nın ortaklığının altını çizmişti. Avrupalı siyasetçilerin yeni kuşağının bu mirasa er ya da geç döneceğine inanıyorum.
ABD’ye gelince, orada bugün hakim liberal-globalist elitlerin kendi ideolojilerini bütün dünyaya ne yoldan olursa olsun yayma, kendi imparatorluk statülerini, hakimiyetlerini koruma yönünde sonu gelmeyen girişimleri ülkeyi de tüketiyor, onu çözülmeye götürüyor, Amerikan halkının gerçek menfaatleriyle apaçık bir tezat teşkil ediyor. Eğer bu çıkmaz yol, kendi seçilmişliğine ve münhasırlığına inançla karışık saldırgan mesihçilik olmasaydı uluslararası ilişkiler çoktan istikrara kavuşmuş olurdu.
Üçüncüsü, Avrasya güvenlik sistemi fikrini öne sürmek için Avrasya’da halihazırda faaliyet göstermekte olan çoktaraflı örgütler arasındaki diyalog sürecini büyük ölçüde hızlandırmak gerek. Burada mevzubahis olan öncelikle Birlik Devleti, Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü, Avrasya Ekonomik Birliği, Birleşik Devletler Topluluğu, Şanghay İşbirliği Örgütü’dür. …
Dördüncüsü, Avrasya’da yeni bir ikili ve çoktaraflı kolektif güvenlik garantileri sistemi için geniş bir tartışmaya başlamanın zamanı geldiğini düşünüyoruz. Bu bağlamda perspektif olarak Avrasya bölgesindeki dış güçlerin askeri varlığını da tedricen azaltmak gerekiyor.
Elbette bugünkü durumda bu tezin gerçekçi görünmeyebileceğini anlıyoruz, ama bu bugün için. Eğer gelecekte güvenilir bir güvenlik sistemi inşa edersek bölge dışı askeri varlık bulundurulması zarureti olmayacaktır. Doğrusunu söylemek gerekirse esasen bugün de bu zaruret yok, bu sadece işgal demek, hepsi o. …
Bu bağlamda Belarus dostlarımızın programatik bir belge, 21’inci yüzyılda çokkutupluluk ve çoğulculuk şartı üzerine çalışılması inisiyatifini destekliyoruz. Bu şartta sadece uluslararası hukukun temel ilkelerine yaslanan çerçeve ilkeler değil daha geniş bir planda batı merkezli bir dünyanın yerini almakta olan bir uluslararası ilişkiler sistemi olarak çokkutupluluğun ve çoktaraflılığın muhtevası, tabiatına dair stratejik vizyon formüle edilebilir. …
Beşincisi, Avrasya güvenlik ve kalkınma sisteminin en önemli parçası, kuşkusuz, ekonomi, sosyal refah, entegrasyon ve karşılıklı yarara dayanan işbirliği meseleleri; yoksulluğun, eşitsizliğin üstesinden gelinmesi gibi genel problemlerin çözümü, iklim, ekoloji; pandemi ve küresel ekonomide kriz tehditlerine karşı acil tepki mekanizmalarının kurulması olmalı — hepsi de önemli.
Batı, eylemleriyle sadece dünyada askeri-siyasi istikrarı baltalamakla kalmadı; yaptırımlarla, ticaret savaşlarıyla da kilit önem taşıyan pazar kuruluşlarını itibarsızlaştırdı ve zayıflattı. IMF ve Dünya Bankası’nı kullanarak, ikim gündemini çarpıtarak küresel güneyin kalkınmasını engelliyor. Batı, kendi yazdığı kurallarla bile rekabette kaybediyor ve yasak bariyerlerini, her türden korumacılığı uygulamaya koyuyor. ABD fiilen Dünya Ticaret Örgütü’nün uluslararası ticaretin düzenleyicisi rolünü reddetti. Her şey bloke edildi. Üstelik sadece rakiplerine değil kendi uydularına da baskı uyguluyor. Bugün resesyonun kıyısında sallanan Avrupa ekonomilerinin özsuyunu nasıl emdiğini izlemek yeterli.
Batı ülkeleri Rusya’nın varlıklarının ve döviz rezervlerinin bir kısmını dondurdu. Şimdi de bunları tamamen mülk edinmek için nasıl bir hukuki zemin oluşturacaklarını düşünüyorlar. Ama bütün bu sahtekarlığa rağmen hiç kuşkusuz hırsızlık hırsızlık olarak kalacak ve diğer taraftan cezasız da kalmayacaktır.
Mesele daha derin. Rusya’nın varlıklarını çalarak kendi kurdukları ve onlarca yıldır kendilerine refah getiren, kazandıklarından fazlasını tüketmelerine, borçlar ve yükümlülükler yoluyla bütün dünyadan para sızdırmalarına imkan veren sistemin yıkımına yönelik bir adım daha atacaklar. Artık bütün ülkeler ve şirketler, varlık fonları için, uzaklardaki varlık ve rezervlerinin hem hukuki hem de iktisadi anlamda güvende olmadığı aşikar hale geliyor. ABD ve batı tarafından mülksüzleştirilme sırasında bir sonraki, herhangi bir başkası olabilir — işte bu yabancı devletlerin fonları, onlar olabilir. …
Etkili ve güvenli, batının kontrol ettiklerine alternatif, ikili ve çoktaraflı dış iktisadi mekanizmaların kurulmasını ciddi bir şekilde hızlandırmamız gerektiğini düşünüyorum. Bu ayrıca, milli paralarla hesapların genişletilmesini, bağımsız ödeme sistemlerinin kurulmasını ve batı tarafından bloke edilmiş veya sınırlanmış kanalların etrafından dolanacak üretim ve piyasa zincirlerinin oluşturulmasını öngörüyor.
Elbette, Avrasya’da, yani doğal coğrafi çekirdeğini Rusya’nın teşkil ettiği bu kıtada uluslararası ulaştırma koridorlarının geliştirilmesi çabalarına devam etmek de zaruridir. …
Rusya
Rusya Merkez Bankası faiz indirimlerine ara verdi

Rusya Merkez Bankası, bir buçuk yıldır devam eden parasal gevşeme adımlarını durdurarak politika faizini yüzde 14 seviyesinde sabit tuttu. Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, 2027 yılındaki yüzde 4 enflasyon hedefine bağlı kalabilmek adına para politikasındaki sıkı duruşun korunacağını açıkladı.
Rusya Merkez Bankası, bugünkü yönetim kurulu toplantısında politika faizini yıllık yüzde 14 seviyesinde sabit bıraktı. Bu adım, bankanın bir buçuk yıldır sürdürdüğü parasal gevşeme döngüsündeki ilk duraklama oldu.
Vedomosti gazetesinin anketine katılan 30 ekonomistin 23’ü faizin sabit tutulacağını öngörmüştü. Geriye kalan uzmanların yedisi 25 baz puanlık indirimle faizin yüzde 13,75’e çekilmesini beklerken, bir analist 50 baz puanlık daha sert bir indirim olasılığına işaret etmişti.
Merkez Bankası yayımladığı karar metninde, ülke ekonomisinin üçüncü çeyrek genelinde ılımlı bir hızla büyüdüğünü ancak son aylarda fiyat baskılarının hissedilir derecede arttığını belirtti.
Yıllıklandırılmış baz enflasyon artışının yüzde 5 ila 6 bandına tırmandığını hesaplayan regülatör, bu gelişmede bazı sektörlerdeki üretim kapasitelerinin geçici kaybı ile motorin, benzin ve sebze-meyve fiyatlarındaki sert dalgalanmaların belirleyici olduğunu bildirdi. Kurumun verilerine göre yıllık enflasyon 7 Eylül itibarıyla yüzde 6,3 düzeyine ulaştı.
Karar metninde, orta vadeli projeksiyonlarda enflasyonu yukarı çeken unsurların dezenflasyonist etkilere ağır bastığı kaydedildi.
İç talebin beklenenden güçlü seyretmesi durumunda arz-talep dengesizliğinin büyüyeceğini vurgulayan banka, ücret artışlarının emek verimliliğini aşması, jeopolitik gerginlikler ve küresel ekonomideki zayıflamanın maliyetleri artırdığına dikkat çekti.
Tüketici, iş dünyası ve piyasa aktörlerinin enflasyon beklentilerinin yüksek kalmaya devam ettiği, bu durumun da maliyetlerin etiketlere doğrudan yansımasını hızlandırabileceği ifade edildi.
Merkez Bankası Başkanı Elvira Nabiullina, kararın ardından düzenlediği basın toplantısında yaz aylarında fiyat artışlarının hız kazandığını söyledi.
Haziran ayında akaryakıt fiyatlarının doğrudan yarattığı etkinin daha sonra şirket maliyetleri üzerinden dolaylı bir baskıya dönüştüğünü belirten Nabiullina, “Para politikasının tek seferlik etkenleri kontrol etme gücü yok; ancak bu faktörlerin kalıcı hale gelmesini engellemek için ılımlı sıkı parasal koşulları sürdürmek zorundayız” dedi.
Nabiullina, faiz indirimlerinin otomatik gerçekleşmeyeceğini, atılacak adımların enflasyon beklentileri ile risk dengelerine bağlı kalacağını ve nihai hedefin 2027’de yüzde 4 enflasyona ulaşmak olduğunu dile getirdi.
Merkez Bankası, bütçe politikasının geleceğine dair riskleri de hatırlattı.
Temmuz ayındaki temel senaryo, faiz dışı yapısal bütçe açığının 2029 yılına kadar kademeli biçimde sıfırlanmasını öngörüyordu.
Hükümetin parlamentonun alt kanadı Devlet Duması’na sunacağı yeni orta vadeli bütçe taslaklarında daha yüksek bir açık öngörülmesi halinde, temel senaryodan daha sıkı bir para politikası uygulanabileceği kaydedildi.
Rusya Federal İstatistik Servisi (Rosstat) verileri, 1-7 Eylül haftasında tüketici fiyatlarının yüzde 0,05 arttığını gösterdi. Fiyatlar 25-31 Ağustos haftasında yüzde 0,01 gerilemiş, 18-24 Ağustos haftasında ise yüzde 0,01 yükselmişti.
Yılbaşından 7 Eylül’e kadar olan dönemde kümülatif fiyat artışı yüzde 4,72 olarak kaydedildi; bu oran geçen yılın aynı döneminde yüzde 4,03 seviyesindeydi.
Ağustos ayında halkın enflasyon beklentisi yüzde 14,7’den yüzde 13,7’ye inse de geçmiş yılların yüksek seyrini korudu. İş dünyasının önümüzdeki üç aya ilişkin fiyat artışı beklentisi ise yüzde 5,8’den yüzde 6,2’ye çıktı.
Piyasa uzmanları, faiz indirimine verilen aranın regülatöre lojistik ve yakıt altyapısındaki aksaklıkların enflasyonist etkilerini tartma fırsatı sunacağı görüşünde birleşiyor.
Vedomosti gazetesine konuşan İK Region Analiz Departmanı Direktörü Valeriy Vaysberg, bütçe kuralı belirsizliği, akaryakıt piyasasındaki hassas denge ve 1 Ekim’de yürürlüğe girecek kamu hizmeti tarife zamlarının karar üzerinde etkili olduğunu belirtti.
Sberbank Makroekonomik Araştırmalar Merkezi ile VTB analistleri, yıl sonuna kadar politika faizinin yüzde 13,5 ila 13,75 seviyelerine çekilebileceğini tahmin ediyor.
Sovcombank Başanalisti Mihail Vasilyev ise jeopolitik risklerin sürmesi ve rubledeki değer kaybının devamı halinde bankanın yılı yüzde 14 faizle kapatabileceğini savundu.
Rusya
Bir komplonun anatomisi

Rus istihbaratının İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik hazırlanan suikast girişimini engellemesi, Londra’nın kurguladığı Ukrayna politikasının kontrol edilemez bir aşamaya sürüklendiğini gösteriyor. Geçmişin imparatorluk refleksleriyle şekillenen bu hamle, İngiliz dış politikasında bugüne dek az maliyetle yüksek etki üretme aracı olarak görülüyordu. Moskovskiy Komsomolets gazetesinin genel yayın yönetmeni ve başyazarı Mihail Rostovskiy, Rusya ile Batı arasında doğrudan savaş zemini arayan Ukraynalı odakların provokasyonlarının, Londra’yı kendi planladığı stratejinin kurbanı olma ihtimaliyle karşı karşıya bıraktığına dikkat çekiyor. Rostovskiy’e göre diplomatik misyona dönük bu son tertip, söz konusu bölgesel politikanın artık İngiltere açısından denetlenemez güvenlik riskleri taşıdığının somut bir işareti.
Bir komplonun anatomisi: İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik suikast girişimi neye işaret ediyor?
Mihail Rostovskiy
Moskovskiy Komsomolets
10 Eylül 2026
Londra’dan bakıldığında dünya şöyle görünür: Birinci evren kuralı; Ukrayna iyidir, Rusya kötü. İkinci evren kuralı; Moskova daima yalan söyler, Kiev daima doğruyu. Üçüncü evren kuralı; şayet gerçekler birinci ve ikinci kuralla uyuşmuyorsa, kuralları bir kez daha oku ve gerçeğe bakışını bu kurallara göre yeniden şekillendir.
Hayır, bu bir “felsefe yapma” çabası değil. FSB’nin, Ukraynalı bir blog yazarının Moskova’daki İngiliz Büyükelçiliği bünyesinde devşirdiği bir güvenlik görevlisi aracılığıyla misyon şefini ve beraberindeki bazı elçilik çalışanlarını öldürmeyi planladığı yönündeki açıklamasına, İngiliz siyasi zümresinin nasıl bir tepki vereceğini önceden kestirme denemesidir.
Şayet olgular belirlenmiş “doğru” ideolojiyle örtüşmüyorsa, vay olguların haline… Onları derhal yalan, provokasyon, dezenformasyon ve benzeri yaftalarla geçiştirirler. Yine de Londra’da karar verici konumda bulunanların zihninde bir çentik, bir tortu kalacağını umut ediyorum. Zira işin doğrusu, Britanya’da “bilmesi gerekenler”, ellerinin altındaki Ukraynalı himayelilerinin ne mal olduğunu gayet iyi bilir.
Bunların neye muktedir olduklarını bilmemek ya da bu konuda samimi bir yanılgıya düşmek için İngilizlerin elinde türlü “mini imparatorluklar” kurma, entrikalar çevirme ve “etki operasyonları” yürütme hususunda fazlasıyla tecrübe birikimi var. Emekli ABD Dışişleri Bakanı Dean Acheson, 1962 yılında Amerikan ordusunun subay ocağı West Point’te yaptığı konuşmada, “Büyük Britanya bir imparatorluk kaybetti, fakat henüz kendine uygun yeni bir rol bulamadı” demişti.
Resmi Londra’nın en geç bu yüzyılın başlarında, hatta belki çok daha evvel başlattığı Ukrayna projesi, İngiliz dış politika seçkinlerinin kendilerine o “uygun yeni rolü” bulma arayışlarının bir parçası. Ada’nın siyaset sınıfı penceresinden bakıldığında bu projenin bir hayli cazip yönü var (ya da vardı).
İngilizler devamlılığı, gelenekleri ve “üzerinde güneş batmayan imparatorluk” günlerine yapılan atıfları sever. Ukrayna’yı Rusya’dan koparmayı hedefleyen bir proje; Lord Palmerston, Benjamin Disraeli ya da Lord Salisbury gibi 19. yüzyılın önde gelen Londralı devlet adamlarınca da gayet iyi anlaşılırdı.
Bu yüzyılın önemli bir kesitinde Sisli Albion tahtında oturan Kraliçe Victoria, Rus imparatorluk ailesinin yakın bir akrabası olmasına karşın iflah olmaz bir Rus karşıtıydı. Bu gelenekler ölmedi; İngiliz siyaset sınıfının bilinçaltında pusuda bekliyor ve nispeten elverişli ilk fırsatta gün yüzüne çıkıyor.
Dışişleri, ordu ve benzeri kurumların bütçelerinde sürekli kısıntıya giden bugünün Londrası için “nispeten elverişli fırsat”, çoğunlukla dış politikada çok az masrafla son derece mühim işler başarma imkânı anlamına gelir. İngilizler de Ukrayna projelerini işte böyle, “az maliyetli ama son derece etkili” bir hamle olarak görüyordu. Acaba hâlâ öyle mi görüyorlar, yoksa durum geçmişte mi kaldı? Asıl can alıcı soru burada düğümleniyor.
2022’de, askeri harekâtın öncesinde ve sonrasında, hem emekli hem muvazzaf bir dizi İngiliz generali, Londra ile Moskova arasında doğrudan bir askeri çatışma ihtimaline dair peş peşe karanlık kehanetlerde bulundu. Sözgelimi o yılın haziran ayında Genelkurmay Başkanı Sır Patrick Sanders, “Avrupa’da yeniden savaşmaya” hazır olmaları gerektiğini söyleyerek İngiliz askerlerinin “içini kararttı”.
Sanders’a göre, “müttefiklerle omuz omuza savaşabilecek ve Rusya’yı muharebede mağlup edebilecek bir orduyu gecikmeksizin inşa etme zarureti” vardı. Bu tür sert çıkışları tamamen mutlak gerçek saymak gerekmez. Britanya silahlı kuvvetlerinin mevcudu bugünlerde 140 bin sınırında geziniyor.
Eski dönemlerle kıyaslandığında bu rakam devede kulak kalır. Haliyle İngiliz ordu lobicileri, en azından bu mütevazı sayının daha da erimesini önlemek, hatta mümkünse savunma harcamalarındaki kısıntı eğilimini tersine çevirmek için “Rus tehdidi” söylemini sürekli devreye sokuyor.
Ne var ki belirli bir gaye uğruna başlatılan siyasi süreçler, bir noktadan sonra denetimden çıkarak kendi iç dinamiklerini üretme eğilimi taşır. İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik engellenen suikast planı, Londra’nın yürüttüğü Ukrayna projesinde tam olarak bu kırılmanın yaşandığına dair bir başka işarettir.
İngiliz çıkarları zaviyesinden bakıldığında bu proje, şimdiye dek çoğunlukla “her kazancı elde edelim ama hiçbir bedel ödemeyelim” mantığıyla sürdürüldü. Ancak mevcut dönemin ayırt edici vasfı, Rusya ile Batılı devletler arasındaki kontrolsüz gerilim riskinin giderek tırmanmasıdır.
Bu devletlerin arasında yalnızca Büyük Britanya yok; fakat Londra’nın listenin en tepelerinde yer aldığı kesin. Bu durum da onu, Rusya ile Batı arasındaki doğrudan askeri çatışma ihtimalini bir emrivakiye dönüştürmek isteyen Ukraynalı çevreler için cazip bir hedef haline getiriyor.
İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine yönelik önlenen suikast girişimini bir uyarı levhası olarak okumak gerekir. Londra’nın Ukrayna projesi artık “ucuza kapatılmış verimli bir yatırım” olmaktan çıkmıştır. Projenin o pek övülen “ucuzluğu”, her an etraftaki her şeyi havaya uçurabilecek bir tehlike barındırıyor.
Rusya
FSB: Ukrayna İngiltere’nin Moskova Büyükelçisine saldırı planladı

Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey ve diğer diplomatlara saldırı hazırlığı yaptığı gerekçesiyle bir güvenlik görevlisini gözaltına aldı. Şüphelinin Ukrayna istihbaratı adına hareket eden bir yayıncıya bilgi sızdırdığı ve vatana ihanet suçlamasıyla soruşturulduğu açıklandı.
Rusya Federal Güvenlik Servisi (FSB), Ukrayna’nın İngiltere’nin Moskova Büyükelçisi Nigel Casey’ye yönelik bir saldırı hazırlığı içinde olduğunu açıkladı.
Kurum, başkent Moskova’daki İngiltere Büyükelçiliğini koruyan güvenlik şirketinde görev yapan 45 yaşındaki bir Rus vatandaşını gözaltına aldığını açıkladı.
FSB, şüphelinin Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) ile işbirliği yaptığını savunuyor. Rus istihbaratının iddiasına göre zanlı, Büyükelçi Nigel Casey ve elçilik bünyesindeki diğer diplomatik temsilcilere yönelik saldırılarda kullanılmak üzere bilgi topladı.
FSB, gözaltına alınan şahsın diplomatların ikametgah adreslerini, büyükelçiliğin güvenlik sistemine ilişkin verileri ve burada düzenlenen etkinliklere dair detayları karşı tarafa aktardığını bildirdi.
Açıklamada, şüphelinin talimatları SBU adına hareket eden ve “Apostol Dmitriy” takma adıyla bilinen Ukraynalı internet yayıncısı Dmitriy Karpenko üzerinden aldığı kaydedildi.
Rus istihbaratı, planlanan eylemlerin ardından suçun Moskova yönetimine yıkılmasının hedeflendiğini kaydetti. FSB’ye göre amaç; İngiltere’yi Rusya ile doğrudan silahlı bir çatışmaya çekmek, Kiev’e yönelik silah sevkiyatını artırmak ve Rusya’ya karşı yaptırımları sertleştirmekti.
Zanlı hakkında Rusya Ceza Kanunu’nun vatana ihanet suçunu düzenleyen 275. maddesi kapsamında ceza davası açıldı ve ön soruşturma süreci başlatıldı.
Rus istihbarat servisi, güvenlik görevlisi ile Karpenko arasında geçtiği iddia edilen yazışmaların ekran görüntülerini de kamuoyuyla paylaştı.
Söz konusu kayıtlarda elçilik korumasının; büyükelçilik konutunda yaşayanların listesini, telefon numaralarını, misyon şefinin programını, geliş-gidiş saatlerini ve aralarında İsrail ile İsveç büyükelçileriyle yapılan görüşmelerin de yer aldığı etkinlik planlarını ilettiği görülüyor. FSB ayrıca zanlının istihbaratın öne sürdüğü iddiaları yinelediği bir video kaydı da yayımladı.
Açıklamasının sonunda Rus vatandaşlarına uyarıda bulunan FSB, Karpenko ve diğer Ukrayna yanlısı yayıncılarla her türlü temasın kesilmesini istedi.
Servis, bu kişilerin Rusya vatandaşlarını müebbet hapis cezası gerektiren vatana ihanet ve diğer ağır suçlara alet ettiğini savundu.
Avrupa5 gün önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Görüş2 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Avrupa5 gün önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa5 gün önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Asya2 hafta önceHindistan’ın 2047 gelişmiş ekonomi hedefi zora girdi
Asya2 hafta önceABD’nin baskısıyla karşı karşıya kalan Japonya Merkez Bankası kritik bir karar aşamasında
Asya4 gün önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya2 hafta önceÇin insansı robot pazarında liderliği hedefliyor










