Bizi Takip Edin

Diplomasi

Rusya’yı çevreleyen NATO ülkelerinin askeri harcamaları üçte bir oranında arttı

Yayınlanma

Stokholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, Rusya’ya komşu NATO ülkeleri, 2024 yılında askeri harcamalarını yüzde 32 artırarak 116,6 milyar dolara çıkardı. Polonya, Türkiye ve İsveç’in başı çektiği bu artış, ittifakın genel büyüme oranını önemli ölçüde aşıyor. Ukrayna’nın bütçesi de dahil edildiğinde bölgedeki toplam askeri harcama, Rusya’nın 149 milyar dolarlık bütçesini bir buçuk kat aşıyor.

Stokholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü (SIPRI) verilerine göre, Rusya’yı çevreleyen NATO “kuşağı” ülkelerinin askeri harcamaları 2024 yılında 88,5 milyar dolardan 116,6 milyar dolara yükselerek yüzde 32’lik artış gösterdi.

Bu ülkelerin savunmaya ayırdığı pay, 2021’de Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının (GSYİH) yüzde 1,7’si iken, bu oran 2023’te yüzde 2,1’e, 2024’te ise yüzde 2,5’e ulaştı. Büyüme hızı, harcamaları bir yılda yüzde 12 artan ittifakın genel ortalamasının oldukça üzerinde gerçekleşti.

Türkiye’den Norveç’e kadar uzanan ve Rusya, Belarus ve Ukrayna ile kara veya deniz sınırı bulunan 12 NATO ülkesinden 10’u, 1999’dan sonra ittifakın doğuya doğru genişleme dalgaları kapsamında örgüte katılmıştı.

Sınırdaki harcamalar üçte bir arttı

Bu ülkeler arasında 2024’te savunmaya en fazla harcamayı 38 milyar dolarla Polonya yaptı. Polonya’nın harcamaları 2023’e göre yüzde 44 arttı. Polonya’yı, harcamalarını yüzde 28 artırarak 25 milyar dolara çıkaran Türkiye ve yüzde 38’lik artışla 12 milyar dolara ulaşan İsveç takip etti.

Ukrayna’nın 2024 yılı askeri bütçesi 65 milyar dolar olarak belirlenirken, bu miktarın üçte ikisi olan 41 milyar dolar dış mali yardımlarla karşılandı. Batı’nın 44 milyar dolarlık askeri sevkiyatıyla birlikte Ukrayna’nın toplam askeri bütçesi 109 milyar dolara (GSYİH’nin yüzde 57’si) ulaştı.

Ukrayna dahil edildiğinde, bu NATO “kuşağının” toplam harcamaları 226 milyar dolara ulaşıyor. Bu rakam, SIPRI’nin 2024 yılı için 149 milyar dolar olarak tahmin ettiği Rusya’nın harcamalarından bir buçuk kat daha fazla.

2021’den bu yana olan döneme bakıldığında, Rusya’yı çevreleyen NATO ülkelerinin savunma bütçeleri üç yılda 47 milyar dolardan 87 milyar dolara yükseldi.

Ekonomiye oranla artış ise GSYİH’nin yüzde 0,8’i oldu. Özellikle Polonya, harcamalarını GSYİH’nin yüzde 2,2’sinden yüzde 4,2’sine çıkararak bu alanda ABD’yi bile geride bıraktı ve ittifakın en militarize üyesi haline geldi.

Kiev’in dış askeri yardımlar dahil toplam askeri bütçesi ise 10 milyar dolardan 118 milyar dolara çıktı.

NATO’dan yüzde 5 hedefi: “Uygulanamaz”

Haziran ayında yapılan NATO zirvesinde, üye ülkeler 2035 yılına kadar GSYİH’lerinin yüzde 5’ini savunmaya ayırma taahhüdünde bulundu.

Bu taahhüt, GSYİH’nin en az yüzde 3,5’inin temel silahlanma ihtiyaçlarına, yüzde 1,5’inin ise altyapının korunması, sivil savunma, inovasyon ve askeri-endüstriyel kompleksin geliştirilmesine harcanmasını öngörüyor.

Ancak İspanya Savunma Bakanı Margarita Robles, 27 Haziran’da yaptığı açıklamada bu hedefin “kesinlikle uygulanamaz” olduğunu söyledi.

Başbakan Pedro Sanchez de, “İspanya, savunmaya GSYİH’sinin yüzde 2,1’ini harcayacak, ne daha fazla ne daha az,” diyerek yüzde 5’lik harcamanın israf olacağını ekledi.

Robles, “Ne yüzde 5’i ne de yüzde 3,5’i karşılayabilecek bir sanayi mevcut değil; ne Amerikan ne de tabii ki Avrupa sanayisi,” diye konuştu. Bakan, örnek olarak İspanya’nın 2024’te sipariş ettiği ancak 2030’dan önce teslim alamayacağı Patriot füze sistemlerini gösterdi.

2024 yılında 32 üye ülkeden 14’ünün savunma harcamaları, daha önce üzerinde anlaşılan yüzde 2’lik GSYİH hedefinin altında kaldı. Avrupa’nın ortalama harcamaları 2021’de GSYİH’nin yüzde 1,65’i iken 2024’te yüzde 2,02’ye yükseldi. ABD’nin harcamaları ise GSYİH’nin yüzde 3,4’ü seviyesinde sabit kaldı.

“Rus tehdidi” söylemi ve harcama planları

Avrupa’daki silahlanma, “Rus tehdidi” söylemleri eşliğinde artıyor. NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, haziran ayındaki zirvede, “Rusya, silahlı kuvvetlerini şaşırtıcı bir hızla artırıyor ve yeniden yapılandırıyor,” dedi.

Rutte, “Üç, beş veya yedi yıl içinde Rusya bize başarıyla saldırabilir. Bu yüzden hazırlıklı olmalıyız,” diye ekleyerek askeri harcamaların artırılması gerektiğini belirtti.

Buna karşılık Rusya, önümüzdeki üç yıllık dönemde askeri harcamalarını düşürmeyi planlıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, haziran ayında NATO yetkililerinin açıklamalarının ardından, “[Hükümette] herkes bu yönde düşünüyor. Avrupa ise harcamalarını nasıl artıracağını düşünüyor. Peki, kim saldırgan eylemlere hazırlanıyor? Biz mi, onlar mı?” ifadelerini kullandı.

Putin, “Eğer her şeyimiz dökülüyorsa, NATO’ya saldırmaya nasıl niyetlenelim? Saçmalıyorlar, kendileri de buna kesinlikle inanmıyor. Ama kendi halklarını buna inandırmaya çalışıyorlar. Neden? İnsanlardan daha fazla para koparmak ve sosyal alandaki ağır harcama yükünü kabul etmelerini sağlamak için,” diye konuştu.

Mart ayında Avrupa Birliği, 800 milyar avroluk “ReArm Europe” adlı yeniden silahlanma planını onayladı. Programa göre, bu planın finansmanı için AB’nin az gelişmiş bölgelerine yönelik yardım programından fon kullanılması, bütçe açığı ve kamu borcu eşiklerinin yükseltilmesi ve özel sermayenin daha aktif şekilde çekilmesi hedefleniyor.

NATO Genel Sekreteri Rutte, ek üretim hatlarının kurulması gerektiğini vurgulayarak önceliğin mühimmat, manevra kabiliyetine sahip kara birlikleri, uzun menzilli füzeler ve hava savunma sistemleri olduğunu belirtti.

Rutte, “Vergileri artırabilir, borçları çoğaltabilir veya başka bir yerden tasarruf bulabilirsiniz. Ama bu benim değil, ulusal siyasetçilerin işi. Benim tek yapmam gereken, toplu olarak Rusça dil kurslarına gitmemek için ihtiyacımız olan şeye sahip olduğumuzdan emin olmak,” önerisinde bulundu.

Fransa’nın askeri harcamaları ise GSYİH’ye oranla 2021’de yüzde 1,98 iken 2024’te yüzde 2,05’e yükseldi.

Diplomasi

Türkiye ve BM Karadeniz’de ateşkes için masaya dönüyor

Yayınlanma

Bloomberg’ün haberine göre Türkiye ve Birleşmiş Milletler, Karadeniz’de seyrüsefer ve liman güvenliğini sağlamak amacıyla Rusya ve Ukrayna ile ekim ayı başında yeni görüşmeler yapmayı planlıyor. Hazırlıkları New York’taki kapalı toplantıda ele alınan sürecin, 2022’deki tahıl koridoru modeline dayanması öngörülüyor.

Türkiye ve Birleşmiş Milletler (BM), Karadeniz’de ateşkes sağlanması ve ticari seyrüsefer güvenliğinin tesis edilmesi amacıyla Rusya ve Ukrayna ile yeni müzakereler yürütmeye hazırlanıyor.

Bloomberg’in diplomatik kaynaklara dayandırdığı habere göre tarafların katılımıyla planlanan temaslar ekim ayı başında gerçekleşecek. Girişimin temel hedefini ise limanların, sivil gemilerin ve enerji altyapısının korunması oluşturuyor.

Diplomatik sürecin zeminini oluşturmak üzere eylül ayı sonunda BM Genel Kurulu kapsamında basına kapalı bir toplantı yapıldı. Söz konusu görüşmede Türkiye, ABD, Avrupa ülkeleri, Mısır ve Hindistan’dan yetkililer yer aldı.

Toplantıya ait belgelerde, tarafların ticari seyrüsefer özgürlüğünü, limanların ve enerji altyapısının güvenliğini kapsayan, “dar çerçeveli ve karşılıklı fayda sağlayan bir anlaşmayı” ele aldıkları kaydedildi.

Planlanan sürecin, 2022 yılında varılan Karadeniz Tahıl Koridoru Anlaşması modelini izlemesi öngörülüyor.

Söz konusu dönemde, Ukrayna limanlarından tahıl ve gıda ürünlerinin güvenli sevkiyatını sağlayan sözleşmenin yanı sıra Rusya ile BM Sekretaryası arasında Rus gıda ve gübre ihracatının kolaylaştırılmasına yönelik bir mutabakat zaptı imzalanmıştı.

Kremlin, kendi ürün ve gübre ihracatının önündeki engellerin kaldırılmasına dair maddelerin yerine getirilmediğini savunarak 2023 yılında anlaşmayı askıya almıştı.

Moskova yönetimi, kendi şartları karşılanana kadar tahıl koridoruna dönmeyeceğini belirtiyor.

Ekonomim gazetesi de ağustos ayı sonunda Ankara’nın Karadeniz’deki tahıl girişimini yeniden canlandırmak adına temaslarını yoğunlaştırdığını yazmıştı.

Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise 1 Ekim’de düzenlenen Valday Forumu’ndaki konuşmasında, Rus rafinerilerine yönelik saldırıların durdurulması karşılığında Ukrayna gemilerini vurmama yönündeki teklifleri kabul etmeyeceğini dile getirdi.

Putin: Savaşı biz başlatmadık, bizimle savaşmaya başladılar

Karadeniz’deki askeri çatışmalara değinen Putin, yalnızca askeri gemileri veya askeri kargo taşıyan tekneleri hedef aldıklarını savundu. İsabet alan gemilerde ikincil patlamalar yaşandığını ve bunun askeri yüke işaret ettiğini öne süren Rus lider, Ukrayna ordusunun sivil yük taşıyan Rus tanker ve gemilerine saldırmaya başladığını iddia etti.

Putin, Ukrayna’nın ilk 10 günde 40 Rus gemisini devre dışı bıraktığını, süreç boyunca hasar gören toplam gemi sayısının ise 100’ü aştığını belirtti.

Rus lider, Moskova’nın bu eylemlere karşılık verdiğini ifade ederek her taraftan gelen saldırıları durdurma çağrılarına tepki gösterdi.

Öte yandan Estonya, Rusya ve Belarus menşeli tahıl ürünlerinin kendi toprakları üzerinden transit geçişini yasakladı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD, Mısır’a askeri yardım konusunda insan hakları şartını kaldırdı

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanlığı, Mısır’a verilecek 300 milyon dolardan fazla tutardaki askeri yardım için insan hakları şartlarından feragat ettiğini belirtti.

Açıklamada bu kararın, İran’a karşı savaşın başlamasından bu yana Kahire’nin “yardımcı rolünü” göz önünde bulundurularak alındığı vurgulandı.

Mısır, 1979 yılında İsrail ile barış antlaşması imzaladıktan sonra ABD’den önemli ölçüde destek almaya başlamıştı.

Ülke, 1980’lerin sonlarından bu yana her yıl yaklaşık 1,3 milyar dolarlık ABD askeri yardımı alıyor.

Bu yardımın bir kısmı, ulusal güvenlik gerekçesiyle feragat edilebilen insan hakları ve demokrasi ile ilgili koşullara tabi.

Eski ABD Başkanı Joe Biden döneminde de dahil olmak üzere fonların kesilmesi, geçmişte Kahire ile Washington arasında gerginliklere yol açmıştı.

Reuters’ın eline geçen, 21 Eylül tarihli ve çeşitli Kongre komitelerine hitaben yazılmış bir mektupta, Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun “2025 mali yılı Mısır’a yönelik 320 milyon dolarlık Yabancı Askeri Finansman programı kapsamında sertifika şartından feragat etme kararı aldığı” belirtildi.

Bu muafiyet daha sonra Dışişleri Bakanlığı tarafından da doğrulandı.

Kararı gerekçelendiren ek notta, askeri yardımın bu kısmının “terörle mücadele, sınır güvenliği veya nükleer silahların yayılmasının önlenmesi programları için gerekli olduğu ya da başka şekillerde ABD’nin ulusal güvenlik çıkarları açısından önemli olduğu” belirtildi.

4 Eylül tarihli ve Rubio’nun imzasını taşıyan notta, “Bu muafiyet yetkisinin kullanılması, özellikle ‘Epic Fury Operasyonu’ sonrasında Mısır’ın üstlendiği yardımcı rol göz önüne alındığında, ABD-Mısır ilişkileri ve ABD’nin ulusal güvenlik öncelikleri açısından hayati önem taşımaktadır,” denildi.

“Epic Fury Operasyonu”, ABD ordusunun Şubat ayı sonlarında İsrail ile birlikte İran’a karşı başlattığı harekât için kullandığı isim.

Washington’daki mektubu bilen iki kaynağın gerçekliğini doğruladığı Dışişleri Bakanlığı notunda, Mısır’ın “yardımcı rolü” olarak adlandırılan konuya ilişkin ayrıntılı bilgi verilmedi.

Dışişleri Bakanlığı’nın Mısır’a yönelik askeri yardıma ilişkin yıllık kararı, genellikle 30 Eylül’de sona eren bir önceki mali yıl için ayrılan fonları kapsar.

Bir Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, Rubio’nun ABD’nin güvenliği adına bu onaydan feragat ettiğini ve ABD’nin Mısır hükümetiyle çeşitli konularda işbirliğini sürdürdüğünü belirtti.

Sözcü, e-posta yoluyla gönderilen bir açıklamada, “Bu feragat kararı, bölgedeki önemli güvenlik sorunlarının yaşandığı bir dönemde Mısır ile güvenlik işbirliğini sürdürmenin önemini kabul etmektedir,” dedi.

Mısır Dışişleri Bakanlığı ise konuyla ilgili hemen bir yorumda bulunmadı.

İran savaşının yayılma etkisi, Mısır da dahil olmak üzere ABD’nin güvenlik ortaklarına yüksek bir bedel ödettirdi.

Artan yakıt fiyatları ve diğer aksaklıklar nedeniyle Mısır ekonomisi zorlu bir dönemden geçiyor.

Biden yönetimi altında ABD, Mısır’ın insan hakları sicili nedeniyle yıllık askeri ödeneğin bir kısmını birçok kez geri çekmişti.

2024 yılında, Hamas’ın liderliğinde 7 Ekim’de İsrail’e düzenlenen saldırı ve bunun sonucunda Gazze’de çıkan savaşın ardından, Biden yönetimi insan hakları şartlarını bir kenara bırakarak, 1,3 milyar dolarlık tahsisatın tamamını, yönetiminin ilk kez Mısır’a aktarmıştı.

İnsan hakları örgütleri, Cumhurbaşkanı Abdülfettah es-Sisi yönetimi altında Mısır’ı işkence ve zorla kayıplar da dahil olmak üzere yaygın insan hakları ihlalleriyle uzun süredir suçluyor.

Bu hafta Mısır polisi, bir doğrulama ve araştırmacı medya kuruluşundan altı gazeteciyi, yasaklanmış Müslüman Kardeşler adına yanlış bilgi yaymakla suçlayarak gözaltına aldı.

Mısırlı yetkililer, insan hakları sorunlarını ele almak için adımlar attıklarını belirtiyor. Sisi, istikrarın her şeyden önemli olduğunu ve hükümetin temel ihtiyaçları karşılamaya çalışarak insan haklarını desteklediğini söyledi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Yayınlanma

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.


Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.

Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.

Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.

Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.

Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.

Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.

Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.

İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.

Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.

Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.

Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.

Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.

Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.

Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.

Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.

Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.

Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.

Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.

Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.

‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.

Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.

Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.

East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English