Bizi Takip Edin

Asya

Japonya’nın İlk Kadın Başbakanı Takaichi: Tarihi Zafer mi, Kırılgan İktidar mı?

Yayınlanma

Japonya’nın 104. başbakanı olarak seçilen Sanae Takaichi, ülkenin ilk kadın başbakanı olarak görevine resmen başladı. Birleşik Krallık’ın ilk kadın başbakanı ve “Demir Leydi” olarak bilinen Margaret Thatcher’a duyduğu hayranlıkla tanınan Takaichi, uzun yıllardır kadınların toplumsal ilerlemesini engellediği söylenen “cam tavanı” yıkarak tarihe geçti.

Takaichi’nin eşi, Liberal Demokrat Parti’nin eski milletvekili Taku Yamamoto, böylece Japonya’nın ilk “First Gentleman”ı unvanını aldı.

Bu gelişmeyle Japonya, Birleşik Krallık, Kanada, Almanya ve İtalya’nın ardından, hükümetin en üst düzey makamlarından birine bir kadının getirildiği beşinci G7 ülkesi oldu. Takaichi daha önce yaptığı bir açıklamada, “Önemli olan kadın olmak değil; fırsat eşitliği. Erkekler ve kadınlar güçlerini birleştirmeli.” ifadelerini kullandı.

Yine de gerçekte bakıldığında, hükümetin temeli sağlam denemez.

Öncelikle, Üst Meclis’te (Senato) yapılan başbakan seçimi oylamasında, Anayasal Demokrat Parti lideri Yoshihiko Noda ile yapılan ikinci tur oylamaya kalınması, bundan sonra Liberal Demokrat Parti (LDP) ile Japonya İnovasyon Partisi’nin (Ishin) uzlaştığı politikaları yürütmenin zorluklarını işaret ediyor.

Temsilciler Meclisi’ndeki başbakan seçimi oylamasında, Liberal Demokrat Parti (LDP) ile Japonya İnovasyon Partisi’nin (Ishin) sahip olduğu toplam 232 sandalyeyi (LDP üyeliğini geçici olarak dondurmuş olan Meclis Başkanı Fukushiro Nukaga da dahil) aşarak 237 oy aldı.

Oylamanın ikinci tura kalmadan sonuçlanmış olması, bundan sonraki hükümet yönetimi açısından olumlu bir işaret olarak değerlendirildi.

Temsilciler Meclisi’nde LDP’nin başkan yardımcısı Taro Aso başta olmak üzere parti yöneticilerinin ikna çabalarıyla, bağımsızlardan ve diğer gruplardan birebir ikna edilerek Takaichi lehine oy veren beş kişiyi nasıl elde tutacakları da belirsiz.

Seçim desteği veya komisyon üyelikleri dağıtmak gibi yollarla bu mümkün olabilir, ancak koalisyon anlaşmasına imza atmayan Ishin Partisi’nin kabine dışı iş birliği (閣外協力) ile yetinmesi bir risk unsuru olacaktır.

Ishin’in “Kabine Dışı İş Birliği”, Güvensizlik Kartını Açık Tutuyor

LDP’nin anlaşmaya sadık kalmadığına karar verirse, Ishin’in hükümete karşı güvensizlik önergesine destek verme seçeneğini elinde tuttuğu da söylenebilir. Bundan sonra LDP veya Ishin’e yeni katılımlar olmazsa, parlamento azınlık hükümeti durumunda kalmaya devam edecek.

İki parti arasındaki koalisyon anlaşmasına bakıldığında, mevcut olağanüstü meclis döneminde milletvekili sayısını %10 azaltmayı hedefleyen yasa tasarısını sunmak gibi aceleci ve sert ifadeler yer alıyor. Bu konuda yalnızca muhalefetten değil, LDP’nin içinden de şüphe sesleri yükseliyor. “Zaten azınlık hükümetiyiz, nasıl olsa reddedilir” diye küçümseyenler de var. Ancak Demokratik Parti lideri Yuichiro Tamaki’nin “biz destekleyeceğiz” açıklamasıyla birlikte, iktidar-muhalefet arasındaki siyasi pazarlık çoktan başlamış durumda.

Ishin’in önerdiği şirket bağışlarının kaldırılması veya gıda ürünlerinde tüketim vergisinin geçici olarak sıfırlanması gibi fikirlerin çoğu ertelendi ya da rafa kaldırıldı. Ishin’in halk desteği daha da düşerse, parti daha sert bir tutuma geçebilir. Koalisyon anlaşmasının bu nedenle bir “barut fıçısı” yönü de var.

“Yuto”dan (Yarı İktidar) Geri Dönüş mü, Yoksa Daha da Düşüş mü?

Ishin, geçen yılki genel seçimde 6 sandalye kaybederek 38 sandalyeye geriledi. Orantılı temsil sisteminde aldığı oy da 5,1 milyondu.
>Bu yılın Temmuz ayındaki Senato seçimlerinde 3 sandalye artırarak 7 sandalyeye ulaşsa da, oy sayısı 4,37 milyona düştü.

Bir zamanlar Temsilciler Meclisi’nde 54 sandalye ve 12,26 milyon orantılı oy (2012 genel seçimleri) ile ana muhalefet konumuna yaklaşan partinin gücü artık önceki halinden eser taşımıyor.

Bu düşüşün önemli nedenlerinden biri, partinin ne iktidar ne de muhalefet sayılan “Yuto”(やとう / yarı-iktidar partisi) konumuyla alay edilmesiydi. Bu nedenle, “kabine dışı iş birliği” şeklinde bile olsa bu tutumun bir sonraki genel seçimde olumsuz sonuçlar doğurma olasılığı yüksek.

Buna rağmen Ishin’in koalisyon hükümeti kurma adımını atması, büyük bir siyasi risk alarak yapılmış bir hamle.

Partinin uzun süredir hedeflediği “Osaka Metropol Projesi”ni yeniden gündeme getirmeyi amaçlayan “İkincil Başkent Planı” kapsamında, bazı gözlemciler, Ishin lideri ve Osaka Valisi Hirofumi Yoshimura’nın, “ulusal düzeydeki Ishin Partisini kapatıp yerel siyasete odaklanmak” istediğini bile öne sürüyor.

Ishin’in kabine dışı iş birliğini seçmesinin nedeninin, bilerek daha kırılgan bir koalisyon yapısı oluşturmak ve bu yolla İkincil Başkent Planı gibi hedeflerin yerine getirilmesi için LDP’ye baskı kurmayı kolaylaştırmak olduğu da yorumlanıyor.

Tokyo’da 30 yıllık iktidar koalisyonunun çöküşü

LDP İçinde Artan “Merkezkaç Güç” Endişesi

Sorun şu ki, Ishin ne kadar baskı kurarsa kursun, bu durum LDP içinde Ishin karşıtı (“anti-Ishin”) kanadın tepkisini artırabilir ve Takaichi yönetimine olan desteği zayıflatabilir.

Uzun yıllardır LDP ile ittifak içinde olan Komeito ve Soka Gakkai tarikatı cephesinde zaten rahatsızlık vardı; ancak bu 26 yıllık ittifak, Takaichi döneminin başlamasıyla birlikte dağıldı.
>Komeito ile ilişkilere önem veren LDP içindeki ılımlı, merkez-liberal milletvekiller arasında Takaichi’ye yönelik güvensizlik ve tepki büyüyor.

İdeolojik olarak LDP ortalamasının sağında bulunan Ishin’le yapılacak fazla tavizkâr uzlaşmalar, merkez-liberal milletvekillerin isyan etmesine neden olabilir.
>Tersine, Takaichi’nin göreve gelmeden önceki güçlü muhafazakâr çizgisini destekleyen sağ kanat milletvekilleri ise, onun denge arayışını hoş karşılamayacaktır. Özellikle, sosyal medyadaki tepkileri kamuoyu sanan siyasetçiler, Takaichi’nin kapsayıcı tutumunu “çizgi değiştirme” olarak algılayıp kararsızlığa düşebilirler.

Sanseito (Katılım Partisi) ile Temas, Takaichi’den Kopuşu Önleme Hamlesi

Takaichi, başbakan olarak seçilmeden önce, son Senato seçimlerinde yükseliş gösteren Sanseito (Katılım Partisi) lideri Munetaka Kamiya’yı ziyaret ederek iş birliği talebinde bulundu.
Ayrıca, Senato’daki “Halkı Koruma Partisi” üyesi Kenichiro Saito’yu LDP grubuna katılmaya davet etti. Bu hamleler, Takaichi ekibinin kamuoyunda sıkça tartışılan çevrelere yaklaşma eğilimi olarak görülüyor.

Bu girişimler, sadece Takaichi’nin başbakanlık seçimini garanti altına alma çabası değil; aynı zamanda, LDP ve Ishin’den daha sağda duran tabanı etkileme, sosyal medya iletişimi güçlü grupları kendine çekerek “Takaichi’den uzaklaşmayı” önleme stratejisi olarak değerlendiriliyor.

Hükümet temeli de parti içi desteği de zayıf olan Takaichi’nin, hem ılımlı denge politikası izleyip hem de sağcı tabanını memnun etmeye çalışması kolay olmayacak.

En Erken Seçim Zamanı: 2026 Bütçesinden Sonra (Mart Ayı ve Sonrası)

Bu gergin atmosferde, Takaichi ve çevresinin Temsilciler Meclisi’ni feshedip erken seçimle meşruiyetini güçlendirmeyi düşünmesi doğal.

Eğer kabine onay oranı yükselir veya istikrarlı şekilde yüksek kalırsa, en erken seçim tarihi 2026 mali yılı bütçesinin onaylanmasından sonra, yani gelecek yıl mart ayından itibaren olabilir.

Muhalefet cephesinde ise durum, eski Ishiba Kabinesi dönemindekinden oldukça farklı. Geçen genel seçimden bu yana, toplam sandalye sayısında çoğunluğu elinde bulunduran muhalefet partileri, kısa sürede üçüncü kez ulusal seçim yapılmasına hem mali hem de aday hazırlığı açısından sıcak bakmıyor.

Üstelik LDP ve Komeito’nun azınlık hükümeti olması, muhalefeti “talepleri kabul ettirme” konforuna alıştırmış durumda. Bu yüzden muhalefet partileri, Ishiba dönemindeki gibi hükümeti köşeye sıkıştırmakta tereddüt ediyor ve “ya yanlışlıkla fesih olursa” endişesiyle temkinli davranıyor.

Gücü azalan LDP ve Komeito içinde de, toparlanmanın zaman alacağı düşüncesi hâkim. Bu yüzden birçok milletvekili erken seçimden zarar göreceğini düşünüyor ve bu konuda iktidar ile muhalefetin çıkarları örtüşüyor.

Asya

Starbucks, Çin’in Sincan bölgesinde ilk şubesini açtı

Yayınlanma

ABD’li kahve zinciri devi Starbucks, salı günü Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde iki mağaza açarak, bu bölgeye ilk kez giriş yaptı ve ABD’den sonra ikinci en büyük pazarı olan Çin’deki en son genişleme hamlesini gerçekleştirdi.

Mağazalar, bölge başkenti Urumçi’de yer alıyor; bunlardan biri simgesel Büyük Çarşı’da, diğeri ise Urumçi Tianshan Uluslararası Havalimanı’nda bulunuyor.

Büyük Çarşı’daki amiral mağaza, bölgenin geleneksel silüetlerinden esinlenen kendine özgü bir tasarıma sahip olup, iç mekanlarında Atlas ipeği ve etnik müzik aletleri gibi Sincan unsurları yer alıyor. Her iki mağaza da yerel esintili menüler ve süt kabuğu aromalı tuzlu süt çayı gibi özel içecekler sunuyor.

Starbucks Çin CEO’su Molly Liu yazılı bir açıklamada, “Sincan’a girmek, sadece mağaza ağımızın daha da genişlemesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bu canlı pazarla derin bir bağ kurmamızı ve oradaki müşterilerimizle samimi, kalıcı ilişkiler kurmamızı da sağlıyor,” dedi 

Bölgesel Piyasa Düzenleme İdaresi yetkilisi Zhang Yu, Sincan’ın kentsel ticari canlılığın ve tüketici çekiciliğinin bir göstergesi olan “ilk mağaza ekonomisini”, iç talebi ve tüketimi artırmak için kilit bir araç haline getirdiğini belirtti.

Xinhua’ya konuşan Zhang, Sincan’ın ilk mağazalara yönelik destek politikalarını iyileştirmeye, onay süreçlerinin verimliliğini artırmaya ve iş ortamını optimize etmeye devam edeceğini de sözlerine ekledi.

Bu açılışlar, Starbucks’ın Çin’deki perakende faaliyetlerini yürütmek üzere Çinli risk sermayesi şirketi Boyu Capital ile kurduğu ortaklığın ardından gerçekleşti. Geçen yıl Kasım ayında imzalanan anlaşmaya göre, Boyu ve Starbucks bir ortak girişim kuracak; Boyu, Starbucks’ın Çin’deki perakende faaliyetlerinde yüzde 60’a kadar hisseye sahip olacak, Starbucks ise ortak girişimdeki kalan yüzde 40 hisseyi elinde tutacak ve Starbucks markasının sahibi olmaya devam ederek marka ile fikri mülkiyet haklarını yeni kuruluşa lisanslayacak.

Bu son genişleme, Starbucks’ın Kuzey Amerika işini yeniden yapılandırdığı bir dönemde gerçekleşiyor; şirket geçen hafta, bölgedeki performans göstermeyen 250 kahve dükkanını kapatma planlarını açıklamıştı.

Starbucks, Ocak 1999’da Pekin’de ilk mağazasını açarak Çin anakarasına giriş yaptı. Kahve kültürü kök salıp popülerlik kazandıkça, zincir Çin genelinde varlığını istikrarlı bir şekilde genişletti. 2026 mali yılı verilerine göre, 27 Eylül 2026 itibarıyla Starbucks, Çin anakarasında 8.342 mağaza işletiyordu; bu rakam, 2025 mali yılı sonuna kıyasla 331 artışa tekabül ediyor.

Çin anakarası, şu anda Starbucks’ın ABD’den sonra en büyük ikinci pazarı konumunda; şirketin 2026 mali yılı üçüncü çeyrek sonuçlarına göre, 28 Haziran 2026 itibarıyla ABD’de 16.933 mağaza işletmektedir.

Şirketin uzun süredir devam eden genişlemesi, yabancı markaların Çin’in büyüyen tüketici pazarında nasıl fırsatlar aradığını yansıtmaktadır.

Piyasa Düzenleme Devlet İdaresi, Çin’de 2026 yılının ilk yarısında 35.000 yeni yabancı sermayeli işletmenin kurulduğunu ve bu sayının bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7 arttığını açıkladı. Ticaret Bakanlığı’nın ayrı verilerine göre, 2026 yılının ilk yarısında yaklaşık 4.800 yabancı sermayeli işletme Çin’deki yatırımlarını artırdı.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e nakledildiğini açıklayan Ukrayna’nın gizlilik anlaşmasını ihlal ettiğini belirterek Kiev yönetimini resmi özür dilemeye çağırdı. Ukrayna tarafının anlaşmayı inkar ettiğini belirten Lee, olguların kabul edilmemesi halinde karşı adımlar atılacağını duyurdu.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna duyurarak gizlilik mutabakatını ihlal ettiğini belirtti.

Lee, Kiev yönetiminin olguları kabul etmemesi ve kamuoyu önünde özür dilememesi halinde ülkesinin karşı adımlar atacağını açıkladı.

X hesabı üzerinden açıklamada bulunan Lee, esirlerin iadesi sürecinde Ukrayna tarafının gizlilik talep ettiğini, Seul’ün de bilgilerin açıklanmaması yönünde anlaşmaya vardığını kaydetti. Lee, Ukrayna’nın bu mutabakatı tek taraflı olarak bozduğunu ifade etti.

“Ukrayna bizi yalancı durumuna düşürdü”

Gelişmeler karşısında nezaket çerçevesinde üzüntülerini ilettiklerini belirten Güney Kore Devlet Başkanı, Ukrayna tarafının varılan mutabakatı inkar ederek kendisini yalancı durumuna düşürdüğünü savundu.

Lee, Seul’ün anlaşmanın kabul edilmesini ve özür dilenmesini istemesi üzerine Kiev’in Kuzey ve Güney Kore arasında kaçınılmaz bir çatışma senaryosundan söz ettiğini ve “Kore Yarımadası’nda savaşı kışkırtmaya çalıştığını” öne sürdü.

Lee, açıklamasında “Ukrayna’nın eylemlerinden ciddi üzüntü duyuyoruz. Olguları kabul etmeyi ve kamuoyu önünde özür dilemeyi reddetmeyi sürdürürlerse yeni adımlar atacağız. Bu, Kore Cumhuriyeti vatandaşlarının ve devletinin onur meselesidir, görmezden gelemeyiz” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy esir teslimini BM kürsüsünden duyurdu

Tartışma, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin 23 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla başladı. Zelenskiy, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli askeri esiri Güney Kore’ye teslim ettiğini açıkladı. Lee Jae-myung bu açıklamaya sosyal medya üzerinden tepki göstererek, Ukrayna’yı gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlamış ve durumu “utanç verici” olarak nitelendirmişti.

Buna karşılık Ukrayna Devlet Başkanlığı Danışmanı Dmitro Litvin, Seul ile Kiev arasında esir takasına ya da teslimine ilişkin herhangi bir gizlilik anlaşması bulunmadığını ileri sürdü. Reuters’ın aktardığına göre, bu açıklamanın ardından Güney Kore Dışişleri Bakanlığı 28 Eylül’de Ukrayna’nın Maslahatgüzarı Andriy Veşkin’i bakanlığa çağırarak diplomatik protesto iletti.

Moskova esir transferine ilişkin bilgisinin olmadığını belirtti

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Kuzey Koreli savaş esirlerinin teslimine dair ellerinde bir bilgi olmadığını açıkladı. Esir konusunun Rusya Savunma Bakanlığı ve istihbarat servislerinin yetkisinde olduğunu aktaran Peskov, istihbarat kanalları üzerinden temasların sürdüğünü kaydetti.

Rusya ile Kuzey Kore, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında sınır bölgelerine girdiği dönemde Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı. Kuzey Kore birlikleri Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer alırken Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölge topraklarının 2025 ilkbaharında Ukrayna ordusundan tamamen temizlendiğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor

Yayınlanma

Çin, eriyen iç stoklarını takviye etmek için ekim ayı rafine akaryakıt ihracatını askıya alarak küresel arz sıkıntısını büyüttü. Ülkedeki motorin ve gaz yağı açığı 20 milyon varile ulaşırken, yakıt fiyatları yüzde 70 tırmanan ABD acil rezervlerden 40 milyon varil ham petrol çıkarıyor.

Çin, eriyen yerel rezervlerini yeniden doldurabilmek amacıyla ekim ayı boyunca yapılması planlanan rafine akaryakıt ihracatını askıya aldı.

ABD’nin İran ile girdiği savaşın küresel enerji arzını sarstığı günlerde hayata geçen uygulama, dünya genelindeki yakıt tedarik açığını daha da derinleştirme riski taşıyor.

Yetkililer, ülkedeki bir haftalık ulusal tatilin başında büyük rafinerilere Hong Kong ve Makao hariç hiçbir dış pazara sevkiyat izni verilmeyeceğini bildirdi.

Reuters’a konuşan sektör kaynakları, 7 Ekim sonrasında yurt dışına yakıt çıkışına yeniden onay verilip verilmeyeceğinin rafinerilerin üretim hızına ve iç depolardaki doluluk oranına göre netleşeceğini aktardı.

Batı Asya’dan ham petrol akışının savaş nedeniyle kesintiye uğraması üzerine Pekin yönetimi ilk olarak mart ayında ihracata sınırlama getirmiş, temmuz ayında ise motorin, benzin ve jet yakıtı satışlarını aylık izin şartına bağlamıştı.

Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü bünyesindeki Çin enerji araştırmaları biriminin yöneticisi Michal Meidan, hükümetin temel hedefinin iç pazardaki arzı güvenceye almak olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası piyasalar ikinci planda kalıyor” değerlendirmesini yaptı.

İhracat vizesi için ticari rezervlerin savaş öncesindeki seviyelere ulaşması şart koşuluyor.

Enerji veri analitiği kuruluşu Kpler’in verilerine dikkat çeken analist Zameer Yusof, mevcut motorin ve gaz yağı envanterinin savaş öncesi döneme göre 20 milyon varil geride kaldığını, benzin açığının ise yaklaşık 9 milyon varil düzeyinde seyrettiğini kaydetti.

Pekin’in muslukları kapatması, Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki enerji gerilimini de su yüzüne çıkardı.

Washington yönetimi, acil durum rezervlerini piyasaya sürmemeleri halinde Almanya ve Fransa’ya sağladığı motorin sevkiyatını durdurma uyarısı yaptı. Avrupalı bir yetkili, ABD’nin Avrupa Birliği’nden altı aylık süre zarfında 120 milyon varil motorini dolaşıma sokmasını talep ettiğini ifade etti.

Gelişmeleri değerlendiren ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Batı Asya kaynaklı motorin kaybının telafi edilmeye çalışıldığını ancak Çin’den gelen ihracat kanalının da kapandığını kaydetti.

İran savaşının patlak vermesinden bu yana ABD iç pazarında motorin fiyatları yüzde 70, benzin fiyatları ise yüzde 50 civarında yükseldi.

Yaklaşan Kongre ara seçimleri öncesinde artan yakıt maliyetlerini dizginlemeye odaklanan Beyaz Saray, kendi acil durum kaynaklarını devreye sokuyor.

ABD Enerji Bakanlığı, enerji firmalarına ödünç verilmek üzere Stratejik Petrol Rezervinden 40 milyon varil ham petrolün daha kullanıma açılacağını duyurdu.

Daha önce 1982’den bu yana en düşük düzeyine gerileyen ABD rezervleri, bu son tahsisatla birlikte yasalarda tanımlanan asgari güvenlik sınırının altına inecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English