Bizi Takip Edin

Asya

Japonya’nın İlk Kadın Başbakanı Takaichi: Tarihi Zafer mi, Kırılgan İktidar mı?

Yayınlanma

Japonya’nın 104. başbakanı olarak seçilen Sanae Takaichi, ülkenin ilk kadın başbakanı olarak görevine resmen başladı. Birleşik Krallık’ın ilk kadın başbakanı ve “Demir Leydi” olarak bilinen Margaret Thatcher’a duyduğu hayranlıkla tanınan Takaichi, uzun yıllardır kadınların toplumsal ilerlemesini engellediği söylenen “cam tavanı” yıkarak tarihe geçti.

Takaichi’nin eşi, Liberal Demokrat Parti’nin eski milletvekili Taku Yamamoto, böylece Japonya’nın ilk “First Gentleman”ı unvanını aldı.

Bu gelişmeyle Japonya, Birleşik Krallık, Kanada, Almanya ve İtalya’nın ardından, hükümetin en üst düzey makamlarından birine bir kadının getirildiği beşinci G7 ülkesi oldu. Takaichi daha önce yaptığı bir açıklamada, “Önemli olan kadın olmak değil; fırsat eşitliği. Erkekler ve kadınlar güçlerini birleştirmeli.” ifadelerini kullandı.

Yine de gerçekte bakıldığında, hükümetin temeli sağlam denemez.

Öncelikle, Üst Meclis’te (Senato) yapılan başbakan seçimi oylamasında, Anayasal Demokrat Parti lideri Yoshihiko Noda ile yapılan ikinci tur oylamaya kalınması, bundan sonra Liberal Demokrat Parti (LDP) ile Japonya İnovasyon Partisi’nin (Ishin) uzlaştığı politikaları yürütmenin zorluklarını işaret ediyor.

Temsilciler Meclisi’ndeki başbakan seçimi oylamasında, Liberal Demokrat Parti (LDP) ile Japonya İnovasyon Partisi’nin (Ishin) sahip olduğu toplam 232 sandalyeyi (LDP üyeliğini geçici olarak dondurmuş olan Meclis Başkanı Fukushiro Nukaga da dahil) aşarak 237 oy aldı.

Oylamanın ikinci tura kalmadan sonuçlanmış olması, bundan sonraki hükümet yönetimi açısından olumlu bir işaret olarak değerlendirildi.

Temsilciler Meclisi’nde LDP’nin başkan yardımcısı Taro Aso başta olmak üzere parti yöneticilerinin ikna çabalarıyla, bağımsızlardan ve diğer gruplardan birebir ikna edilerek Takaichi lehine oy veren beş kişiyi nasıl elde tutacakları da belirsiz.

Seçim desteği veya komisyon üyelikleri dağıtmak gibi yollarla bu mümkün olabilir, ancak koalisyon anlaşmasına imza atmayan Ishin Partisi’nin kabine dışı iş birliği (閣外協力) ile yetinmesi bir risk unsuru olacaktır.

Ishin’in “Kabine Dışı İş Birliği”, Güvensizlik Kartını Açık Tutuyor

LDP’nin anlaşmaya sadık kalmadığına karar verirse, Ishin’in hükümete karşı güvensizlik önergesine destek verme seçeneğini elinde tuttuğu da söylenebilir. Bundan sonra LDP veya Ishin’e yeni katılımlar olmazsa, parlamento azınlık hükümeti durumunda kalmaya devam edecek.

İki parti arasındaki koalisyon anlaşmasına bakıldığında, mevcut olağanüstü meclis döneminde milletvekili sayısını %10 azaltmayı hedefleyen yasa tasarısını sunmak gibi aceleci ve sert ifadeler yer alıyor. Bu konuda yalnızca muhalefetten değil, LDP’nin içinden de şüphe sesleri yükseliyor. “Zaten azınlık hükümetiyiz, nasıl olsa reddedilir” diye küçümseyenler de var. Ancak Demokratik Parti lideri Yuichiro Tamaki’nin “biz destekleyeceğiz” açıklamasıyla birlikte, iktidar-muhalefet arasındaki siyasi pazarlık çoktan başlamış durumda.

Ishin’in önerdiği şirket bağışlarının kaldırılması veya gıda ürünlerinde tüketim vergisinin geçici olarak sıfırlanması gibi fikirlerin çoğu ertelendi ya da rafa kaldırıldı. Ishin’in halk desteği daha da düşerse, parti daha sert bir tutuma geçebilir. Koalisyon anlaşmasının bu nedenle bir “barut fıçısı” yönü de var.

“Yuto”dan (Yarı İktidar) Geri Dönüş mü, Yoksa Daha da Düşüş mü?

Ishin, geçen yılki genel seçimde 6 sandalye kaybederek 38 sandalyeye geriledi. Orantılı temsil sisteminde aldığı oy da 5,1 milyondu.
>Bu yılın Temmuz ayındaki Senato seçimlerinde 3 sandalye artırarak 7 sandalyeye ulaşsa da, oy sayısı 4,37 milyona düştü.

Bir zamanlar Temsilciler Meclisi’nde 54 sandalye ve 12,26 milyon orantılı oy (2012 genel seçimleri) ile ana muhalefet konumuna yaklaşan partinin gücü artık önceki halinden eser taşımıyor.

Bu düşüşün önemli nedenlerinden biri, partinin ne iktidar ne de muhalefet sayılan “Yuto”(やとう / yarı-iktidar partisi) konumuyla alay edilmesiydi. Bu nedenle, “kabine dışı iş birliği” şeklinde bile olsa bu tutumun bir sonraki genel seçimde olumsuz sonuçlar doğurma olasılığı yüksek.

Buna rağmen Ishin’in koalisyon hükümeti kurma adımını atması, büyük bir siyasi risk alarak yapılmış bir hamle.

Partinin uzun süredir hedeflediği “Osaka Metropol Projesi”ni yeniden gündeme getirmeyi amaçlayan “İkincil Başkent Planı” kapsamında, bazı gözlemciler, Ishin lideri ve Osaka Valisi Hirofumi Yoshimura’nın, “ulusal düzeydeki Ishin Partisini kapatıp yerel siyasete odaklanmak” istediğini bile öne sürüyor.

Ishin’in kabine dışı iş birliğini seçmesinin nedeninin, bilerek daha kırılgan bir koalisyon yapısı oluşturmak ve bu yolla İkincil Başkent Planı gibi hedeflerin yerine getirilmesi için LDP’ye baskı kurmayı kolaylaştırmak olduğu da yorumlanıyor.

Tokyo’da 30 yıllık iktidar koalisyonunun çöküşü

LDP İçinde Artan “Merkezkaç Güç” Endişesi

Sorun şu ki, Ishin ne kadar baskı kurarsa kursun, bu durum LDP içinde Ishin karşıtı (“anti-Ishin”) kanadın tepkisini artırabilir ve Takaichi yönetimine olan desteği zayıflatabilir.

Uzun yıllardır LDP ile ittifak içinde olan Komeito ve Soka Gakkai tarikatı cephesinde zaten rahatsızlık vardı; ancak bu 26 yıllık ittifak, Takaichi döneminin başlamasıyla birlikte dağıldı.
>Komeito ile ilişkilere önem veren LDP içindeki ılımlı, merkez-liberal milletvekiller arasında Takaichi’ye yönelik güvensizlik ve tepki büyüyor.

İdeolojik olarak LDP ortalamasının sağında bulunan Ishin’le yapılacak fazla tavizkâr uzlaşmalar, merkez-liberal milletvekillerin isyan etmesine neden olabilir.
>Tersine, Takaichi’nin göreve gelmeden önceki güçlü muhafazakâr çizgisini destekleyen sağ kanat milletvekilleri ise, onun denge arayışını hoş karşılamayacaktır. Özellikle, sosyal medyadaki tepkileri kamuoyu sanan siyasetçiler, Takaichi’nin kapsayıcı tutumunu “çizgi değiştirme” olarak algılayıp kararsızlığa düşebilirler.

Sanseito (Katılım Partisi) ile Temas, Takaichi’den Kopuşu Önleme Hamlesi

Takaichi, başbakan olarak seçilmeden önce, son Senato seçimlerinde yükseliş gösteren Sanseito (Katılım Partisi) lideri Munetaka Kamiya’yı ziyaret ederek iş birliği talebinde bulundu.
Ayrıca, Senato’daki “Halkı Koruma Partisi” üyesi Kenichiro Saito’yu LDP grubuna katılmaya davet etti. Bu hamleler, Takaichi ekibinin kamuoyunda sıkça tartışılan çevrelere yaklaşma eğilimi olarak görülüyor.

Bu girişimler, sadece Takaichi’nin başbakanlık seçimini garanti altına alma çabası değil; aynı zamanda, LDP ve Ishin’den daha sağda duran tabanı etkileme, sosyal medya iletişimi güçlü grupları kendine çekerek “Takaichi’den uzaklaşmayı” önleme stratejisi olarak değerlendiriliyor.

Hükümet temeli de parti içi desteği de zayıf olan Takaichi’nin, hem ılımlı denge politikası izleyip hem de sağcı tabanını memnun etmeye çalışması kolay olmayacak.

En Erken Seçim Zamanı: 2026 Bütçesinden Sonra (Mart Ayı ve Sonrası)

Bu gergin atmosferde, Takaichi ve çevresinin Temsilciler Meclisi’ni feshedip erken seçimle meşruiyetini güçlendirmeyi düşünmesi doğal.

Eğer kabine onay oranı yükselir veya istikrarlı şekilde yüksek kalırsa, en erken seçim tarihi 2026 mali yılı bütçesinin onaylanmasından sonra, yani gelecek yıl mart ayından itibaren olabilir.

Muhalefet cephesinde ise durum, eski Ishiba Kabinesi dönemindekinden oldukça farklı. Geçen genel seçimden bu yana, toplam sandalye sayısında çoğunluğu elinde bulunduran muhalefet partileri, kısa sürede üçüncü kez ulusal seçim yapılmasına hem mali hem de aday hazırlığı açısından sıcak bakmıyor.

Üstelik LDP ve Komeito’nun azınlık hükümeti olması, muhalefeti “talepleri kabul ettirme” konforuna alıştırmış durumda. Bu yüzden muhalefet partileri, Ishiba dönemindeki gibi hükümeti köşeye sıkıştırmakta tereddüt ediyor ve “ya yanlışlıkla fesih olursa” endişesiyle temkinli davranıyor.

Gücü azalan LDP ve Komeito içinde de, toparlanmanın zaman alacağı düşüncesi hâkim. Bu yüzden birçok milletvekili erken seçimden zarar göreceğini düşünüyor ve bu konuda iktidar ile muhalefetin çıkarları örtüşüyor.

Asya

Hindistan tarihinin en büyük halka arzında Jio’ya iki saatte tam talep

Yayınlanma

Hintli milyarder Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms’un 3,2 milyar dolarlık rekor halka arzında tüm hisselere iki saatten kısa sürede talep geldi. Şirket 10,3 trilyon rupi değerlemeyle çıktığı halka arzdan elde edeceği gelirin büyük kısmıyla 275 milyar rupiye varan net borcunu kapatmayı hedefliyor.

Hintli petrokimya devi Reliance Industries’in Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’nin telekomünikasyon girişimi Jio Platforms, Hindistan tarihinin en büyük halka arzında yatırımcı akınına uğradı.

Çarşamba günü talep toplamaya açılan 302,1 milyar rupilik (3,2 milyar dolar) halka arzda hisselerin tamamına iki saatten kısa sürede talep geldi.

Hisselerin 28 Ekim’de borsada işlem görmeye başlaması bekleniyor. Borsa öncesindeki yoğun talebe kurumsal yatırımcılar öncülük etti ve bu gruba ayrılan payın üç katından fazla teklif verdi.

Bireysel yatırımcıların ilgisi ise ilk günde beklenen seyri izledi ve kendilerine ayrılan hisselerin yaklaşık dörtte biri tutarında teklifte kaldı.

Piyasadaki zayıflık nedeniyle Jio Platforms, bu yılın başlarında 12 trilyon rupinin çok üzerinde konuşulan değerleme beklentisini halka arz için yaklaşık 10,3 trilyon rupiye çekmişti.

Meta, Google ve Suudi Arabistan varlık fonu gibi dev yatırımcılar da geçmişte bu özel şirkete milyarlarca dolar yatırdı.

Yalnızca yeni hisse ihracından oluşan halka arzda mevcut yatırımcıların hiçbiri hisse satmıyor; elde edilecek gelirin büyük kısmı ise 275 milyar rupiye varan net borcun kapatılmasına harcanacak.

Bloomberg‘ün geçen haftaki haberine göre şirket, maaşları erken yatırarak yaklaşık 420 bin kişilik dev işgücünü halka arza katılmaya teşvik ediyor. Ayrıca Jio’nun yaklaşık 75 bin çalışanı için özel bir hisse kotası ayrıldı.

Ücretsiz aramalarla başlayan hamle sektörü iki devli yapıya dönüştürdü

Yatırımcıların çarşamba günü satın aldığı bu iyimserliğin temelleri Eylül 2016’da atıldı. Reliance Industries hissedarları, o yılki olağan genel kurul toplantısında Mukesh Ambani’yi kürsüde merak uyandıran yeni kırmızı bir amblemin arkasında gördü.

O dönem 60 yaşına girmek üzere olan Ambani, bir saati aşan konuşmasında, kurucu babası Dhirubhai Ambani’nin 2002’deki ölümünün ardından bölünen grubun en büyük yön değişimini anlattı.

Reliance, devasa petrol rafinerisi servetini kullanarak o sıralar yaklaşık bir düzine oyuncunun faaliyet gösterdiği Hindistan telekomünikasyon sektörünü altüst edecekti; hızla 4G şebeke altyapısı kurarken ücretsiz telefon görüşmeleri ve çok daha ucuz internet sunacaktı.

Ambani o gün kürsüden “Konu Hindistan olduğunda ben iflah olmaz bir iyimserim” diye seslendi. Hemen ardından “Jio ile güçlenen Hindistanlıların yepyeni bir dijital ekonomi yaratacağından hiç şüphem yok” dedi.

Aradan geçen on yılda rakiplerinin fiyatlarını sert biçimde kıran Jio, çoğunun kapanmasına ya da satışa çıkmasına yol açtı ve yarım milyardan fazla aboneye ulaşarak rakibi Bharti Airtel ile birlikte sektörde fiili bir ikili tekel (düopol) oluşturdu.

Şirketin verilerine göre bu abonelerin yaklaşık 280 milyonu şimdiden 5G kullanıyor; her bir müşterinin ayda 40 gigabayttan fazla veri tükettiği Jio, ülkedeki toplam kablosuz veri trafiğinin yaklaşık üçte ikisini taşıyor.

Jeopolitik dalgalanmalar ve kuşak değişimi teknoloji dönüşümünü hızlandırıyor

Nikkei Asia‘nın haberine göre borsaya açılan şirket, telekomünikasyon işinin doğası değişirken ve Jio kendini bir teknoloji şirketi olarak yeniden kurmaya çalışırken bilmediği sulara da giriyor.

Elde ettiği başarı, Jio’yu Reliance grubunun dijital yayın, e-ticaret ve giderek artan biçimde yapay zeka gibi çevrimiçi ekonomiye yönelik diğer yatırımlarının temel taşı haline getirdi.

Holdingin toplam kazancında giderek büyüyen bir paya sahip olan bu yeni işkollarının grubu kökten şekillendirmesi bekleniyor; zira Rusya’ya yönelik yaptırımlardan Ortadoğu’daki çatışmalara kadar uzanan jeopolitik baskılar grubun geleneksel petrokimya işinde dalgalanma yaratıyor.

Babasının vefat ettiği yaşa gelen Ambani’nin telekomünikasyon, tüketici ve petrokimya işlerinde çalışan üç çocuğu Akash, Isha ve Anant’a yönelik devir planları yaptığı düşünüldüğünde zamanlama da ayrı bir önem taşıyor.

Jio Platforms’un murahhas azası Akash Ambani, olgunlaşmış bir telekomünikasyon işini yönetirken aynı zamanda teknolojik yatırımlara öncülük etme gibi ikili bir zorlukla karşı karşıya.

Nomura analistleri bu ayın başlarında Jio’nun halka arzına ilişkin yayımladıkları notta, “Kolay abone kazanımı döneminin muhtemelen sona ermesiyle birlikte, tarife zamları kazanç artışının ana itici gücü haline gelebilir” değerlendirmesini yaptı.

Aynı bilgi notunda “Abone kaybına ve daha düşük paketlere geçişe karşı koruma sağlaması gereken yüksek gelirli abone oranının fazlalığı nedeniyle Bharti Airtel sektördeki ilk tercihimiz olmayı sürdürüyor” ifadeleri yer aldı.

Airtel daha küçük bir kullanıcı tabanına sahip olsa da kullanıcı başına Jio’dan daha yüksek gelir elde ediyor.

Jio 6G donanımı, uydu interneti ve yapay zeka veri merkezlerine yöneliyor

Teknoloji araştırma şirketi Counterpoint’in kıdemli araştırma analisti Siddhant Cally, Jio’nun temel telekomünikasyon müşteri tabanından gelir yaratmanın yanı sıra özellikle 6G için şirket içinde telekomünikasyon donanımı üretmeye odaklanacağını söyledi.

Nikkei Asia‘ya konuşan Cally, “Donanım Ar-Ge’sine bu kadar emek harcayan çok az mobil şebeke operatörü var ve düşük maliyetli teknolojinin nasıl çalıştığını anlama becerisiyle bunu geliştirip sahaya sürecek sermayenin birleşiminden faydalanıyorlar” dedi.

Telekomünikasyonun ötesinde Akash Ambani, bu yılın başlarında grubun şebeke donanımı ve yapay zeka alanındaki hedeflerini de ortaya koydu.

Bu hedefler arasında Elon Musk’ın Starlink’ine benzer bir alçak Dünya yörüngesi uydu ağı geliştirme planları da yer alıyor; bu planlar muhtemelen Musk’ın bu ayın başlarında X üzerinden yaptığı çıkışa zemin hazırladı.

Musk paylaşımında Ambani ailesinin reisine alaycı bir dille “Başbakan” diye seslenmiş ve onu Starlink’in Hindistan’a girişini engellemekle suçlamıştı.

Reliance grubu ayrıca sunduğu pek çok hizmete yapay zekayı entegre etme sözü verirken, Meta ile kurduğu ortak girişim aracılığıyla bu yılın sonuna kadar 120 megavatlık yapay zeka veri merkezi kapasitesini devreye almayı hedefliyor.

Kendi başına öne çıkan bir yapay zeka modeli ya da donanımı olmayan grup, küresel yapay zeka yatırım döngüsünden yararlanmak için bu tür ortaklıklara bel bağlayacak.

Cally, “Büyük ölçekli bir bulut ve teknoloji deviyle ortaklık kuruyorsanız, yüksek sermaye yoğunluğunun getirdiği bazı açık riskler vardır” diye konuştu.

Analist, “Bir gözünüz harcadığınız miktarda, diğer gözünüz ürettiğiniz miktarda olmalı. Ancak şu anda piyasanın dinamiği tam olarak bu” ifadelerini kullandı.

Yapay zekanın benimsenmesi ve maliyeti etrafındaki soru işaretleri sürse de Cally, ölçeği ve dağıtım gücü sayesinde Jio’nun bu deneye öncülük etmek için iyi bir konumda olduğunu belirtti.

Cally sözlerini, “Dijital teknolojilerin benimsenmesinden bahsettiğinizde müşteride karşılık bulan bir markaya, onlara göre uyarlanmış hizmetlere ve bütçelerine duyarlı fiyatlara ihtiyacınız vardır. Jio telekomünikasyon teknolojisinde bunu 10 yıldır yapıyor” diyerek tamamladı.

Okumaya Devam Et

Asya

Japonya Merkez Bankası ekimde faizi sabit tutacak, aralıkta artış bekleniyor

Yayınlanma

Japonya Merkez Bankası’nın ekim toplantısında yüzde 1,25’lik politika faizini değiştirmemesi, ardından aralık ayında yeniden artırıma gitmesi bekleniyor. Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 83’ü borçlanma maliyetlerinin 18 Aralık’ta yükseltileceğini öngörürken, üç ayda bir faiz artışı bekleyenlerin oranı yüzde 67’ye çıktı.

Japonya Merkez Bankası’nın (BOJ) 30 Ekim’de tamamlanacak faiz toplantısında borçlanma maliyetlerini değiştirmeyerek yüzde 1,25 seviyesinde sabit tutması bekleniyor.

Yeni bir ankete katılan ekonomistlerin hiçbiri ekim toplantısında artış öngörmezken, piyasa gözlemcilerinin yüzde 80’den fazlası bir sonraki faiz artırımının aralık ayında geleceğini tahmin ediyor.

Japan Times gazetesinin aktardığı anket sonuçlarına göre ekonomistlerin yüzde 83’ü, bankanın 18 Aralık’ta sona erecek toplantıda politika faizini mevcut yüzde 1,25 düzeyinden yukarı çekeceğini öngörüyor.

Bir önceki ay yapılan ankette aralık ayında artış bekleyenlerin oranı yalnızca yüzde 35 seviyesinde kalmış, en yaygın beklenti ocak ayı olarak öne çıkmıştı.

Son veriler aynı zamanda katılımcıların yüzde 67’sinin bankanın her üç ayda bir faiz artırmasını beklediğini ortaya koyuyor.

Önceki ankette yüzde 46 olan bu oran, BOJ’un eylül ayında üç ay içinde ikinci kez faiz artırarak 1990’dan bu yana en hızlı sıkılaşma temposuna ulaşmasının ardından aynı hızı koruyacağı beklentisine işaret ediyor.

Ekonomistler, ekim ayındaki buluşmanın ana odağının ana enflasyonun yüzde 2’lik hedefe ulaşıp ulaşmadığına ilişkin BOJ değerlendirmesi olacağını belirtiyor.

Banka, 2013 yılında fiyat istikrarı hedefini belirlemesinden bu yana hedefe ulaşıldığını resmen ilan etmedi.

Daiwa Araştırma Enstitüsü Başekonomisti Keiji Kanda ankete verdiği yanıtta, hedefin yakalanması halinde sürecin değişeceğini belirterek “Hedefe ulaşılırsa bundan sonraki zorluk, enflasyonu sağlam bir şekilde yüzde 2’ye çıpalamak amacıyla parasal genişlemenin derecesini ayarlamak olacaktır” değerlendirmesini yaptı.

Kanda, faiz artışlarının aralık ve mart aylarında gerçekleşmesini bekliyor.

Başkan Kazuo Ueda liderliğindeki kurul, yaklaşık bir ay önce borçlanma maliyetlerini yüzde 1,25’e yükselterek yüzde 1,1 ile yüzde 2,5 arasında tahmin edilen nötr faiz aralığına ilk adımı atmıştı.

Bu adım, mevcut artış döngüsünde faizlerin nerede zirve yapacağına yönelik piyasa ilgisini artırdı.

Son ankette nihai faiz oranına ilişkin medyan beklenti yüzde 1,75 seviyesinde kaldı.

Bazı ekonomistler ise Başbakan Sanae Takaichi hükümetinin bankanın faiz artırım patikası önünde potansiyel engeller yaratabileceğine dikkat çekiyor.

Takaichi ekonomik büyümeyi desteklemek amacıyla parasal genişlemenin sürdürülmesini savunmasıyla tanınırken, ABD Hazine Bakanı Scott Bessent yakın zamanda Japonya’ya reflasyonist politikalardan vazgeçme çağrısında bulundu.

Bu çağrıyı Takaichi ve kabine üyelerinin reflasyon peşinde koşmadıklarını dile getirdiği çok sayıda açıklama izledi.

Ankete göre ekonomistlerin yaklaşık üçte ikisi, gelen bu açıklamalar doğrultusunda Takaichi hükümetinin BOJ’un faiz artırımlarına yönelik tutumunu yumuşattığı görüşünde birleşiyor.

Mitsubishi UFJ Morgan Stanley Menkul Değerler Baş Tahvil Stratejisti Naomi Muguruma, “Başbakanlık muhtemelen yeni faiz artışlarını pek hoş karşılamıyor. Yine de özellikle ABD ile ilişkiler nedeniyle şimdilik kenarda durup bunları zımnen kabul etmesi muhtemel görünüyor” ifadelerini kullandı.

Ueda’nın eylül ayındaki faiz artırımı kararı, her ikisi de Takaichi tarafından seçilen kurul üyeleri Toichiro Asada ve Ayano Sato’nun karşı oylarıyla karşılanmıştı.

Bu muhalefet yenin değer kaybetmesine katkı sağlarken kurul içi oylamaları banka takipçilerinin odağında tutmaya devam ediyor.

SMBC Nikko Menkul Değerler Baş Piyasa Ekonomisti Yoshimasa Maruyama ise şahin tutumuyla bilinen kurul üyesi Hajime Takata’nın bu toplantıda art arda faiz artırımı çağrısı yapma ihtimali gördüğünü ifade ediyor.

Anket sonuçlarına göre BOJ takipçileri, ekim ayındaki politika metniyle birlikte yayımlanacak çeyreklik ekonomik görünüm raporunda bankanın enflasyon projeksiyonunun, gelecek mali yıla dair küçük bir yukarı yönlü revizyon dışında büyük ölçüde korunmasını bekliyor.

Morgan Stanley MUFG Menkul Değerler Başekonomisti Takeshi Yamaguchi konuya ilişkin olarak “BOJ’un ana enflasyonun yüzde 2 civarına ulaştığını belirtmesi muhtemel. Bankanın bu ay politikayı değiştirmemesini bekliyoruz ancak bu muhtemelen şahin bir bekle-gör tutumu olacaktır” dedi.

Okumaya Devam Et

Asya

Çinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu

Yayınlanma

Çinli matematikçi Sun Zhiwei, çözülmemiş binden fazla hipotezi 400 sayfalık derlemede toplayarak bazı problemlerin kanıtı için maaşından ödül vadetti. Yapay zekayı araştırmalarında yardımcı olarak kullanan Sun, meslektaşlarına panik yapmama çağrısında bulunurken 25 Fields Madalyası sahibi matematikçi modellerin sektöre zarar verebileceği uyarısında bulundu.

Çin’deki Nankin Üniversitesi profesörlerinden matematikçi Sun Zhiwei, binden fazla çözülmemiş hipotezi içeren 400 sayfalık derleme yayımlayarak bilim dünyasına bu problemleri kanıtlama çağrısı yaptı.

South China Morning Post gazetesinin haberine göre Çinli araştırmacı, bu yıl çıkan derlemedeki bazı problemlerin çözümü için kendi maaşından para ödülü vadetti.

Yapay zekayı araştırmalarında rutin hesaplamaları otomatikleştiren, yeni yöntem ve teoriler geliştirmeye odaklanmayı sağlayan faydalı bir yardımcı olarak niteleyen Sun, sistemi “oldukça bilgili, çalışkan ve akıllı bir yüksek lisans öğrencisine” benzetti.

Karmaşık matematiksel problemleri çözerken teknolojiyi bizzat yönlendirdiğini belirten profesör, modelin üzerinde çalıştığı problemin henüz çözülmediğini anlayıp işlemi reddetmesini önlemek için sistemin internet bağlantısını kapalı tuttuğunu kaydetti.

Hesaplama araçlarına 2005 yılında ilgi duymaya başlayan ve 2009’da binlerce özel durumu test etmesine imkan tanıyan Mathematica programında uzmanlaşan Sun, bilimsel gelişimin yalnızca cevap bulmaya değil, merak duygusuna ve yeni sorular ortaya koyma becerisine dayandığı değerlendirmesini yaptı.

Hakikati aramak amacıyla çalışan matematikçilerin yapay zekadaki ilerlemeden endişe duymaması gerektiğini vurgulayan Sun, “Yapay zekanın her matematiksel problemi çözmeye gücü yetmez, dolayısıyla matematikçilerin paniğe kapılması gerekmiyor” dedi.

Madalya sahibi 25 matematikçi ortak uyarı mektubu yayımladı

Akademik dünyadaki tartışmalar ise farklı bir boyutta sürüyor. Fields Madalyası sahibi 25 matematikçi, eylül ayında yayımladıkları açık mektupta yapay zekadaki kontrolsüz yönelimin matematik bilimine zarar verebileceği uyarısını dile getirdi.

Geliştirici şirketlerin modelleri yalnızca bilinen problemleri çözme performansı üzerinden ölçtüğünü savunan araştırmacılar, bilim insanları için asıl değerli olan unsurun yeni yöntem ve fikirler geliştirmek olduğunu kaydetti.

Yapay zekanın araştırmaları hızlandırabileceğini kabul eden bilim insanları, sistemler aracılığıyla elde edilen sonuçların aceleyle yayımlanmasının içeriklerin sağlıklı analizini zorlaştırabileceğine, yazarlık hakkının tespitini güçleştirebileceğine ve intihallerin ortaya çıkarılmasını engelleyebileceğine dikkat çekti.

Mektuptaki itirazların öncesinde OpenAI, geliştirdiği dahili modelin “milenyum problemleri” arasında sayılan Navier-Stokes denklemlerinin çözümlerinin varlığı ve pürüzsüzlüğü problemini çözdüğünü açıklamıştı.

New York Üniversitesi Profesörü Tristan Buckmaster, OpenAI şirketini, Anthropic bünyesinde görev yapan matematikçi Levent Alpöge ile yürüttükleri ortak projenin çıktılarını kullanmakla itham etti.

Buckmaster, OpenAI şirketinin kendilerine sonucu yayımlamak için çeşitli seçenekler sunduğunu ve Alpöge’nin yazar kadrosundan çıkarılmasını iki kez talep ettiğini öne sürdü.

Şirketin iddia ettiği kanıtı görmediğini ve OpenAI Codex sistemindeki taslaklarının izinsiz kullanıldığını doğrudan iddia etmediğini de ekleyen Buckmaster, “Ben yalnızca bana ne söylendiğini, ne zaman ve ne teklif edildiğini aktarıyorum” açıklamasını yaptı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English