Bizi Takip Edin

Asya

Şanghay Üniversitesi’nde Türkiye’nin BRICS başvurusu tartışıldı

Yayınlanma

24 Eylül’de Şanghay Üniversitesi Küresel Çalışmalar Enstitüsü, “Türkiye’nin Yeniden Asya Girişimi” ile ilgili bir çalıştay düzenledi.

Şanghay Üniversitesi Türk Çalışmaları Merkezi Direktörü Prof. Guo Changgang’ın moderatörlüğünde düzenlenen çalıştayda, Çin ve Türkiye’nin dış politikalarının yanı sıra, yükselen Küresel Güney, BRICS gündemi ve Türkiye’nin üyelik talebi konuşuldu.

Etkinliğin açılışını yapan Prof. Guo Changgang, “Ankara BRICS’e katılmak için başvururken, Türkiye’nin Asya politikasını konuşmak için iyi bir zaman” dedi ve Yeniden Asya Girişimi’ne vurgu yaptı.

Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi’nden Prof. Dr. Gürol Baba, “Türkiye’nin Şanghay İşbirliği Örgütü’ne (ŞİÖ) katılma ve ASEAN’da yer alma çabaları, Türkiye’nin Batı ve Doğu arasında bir ‘sarkaç’ pozisyonu sergilediğini gösteriyor” dedi. Türkiye’nin BRICS’e katılım adımının onu bölgede daha “görünür” bir aktör haline getireceğini söyleyen Gürol Baba, “Türkiye aktif bir orta güçtür. Benzer düşüncedeki güçlerle çalışması gerekir. Örneğin, Türkiye MIKTA grubunun kurucu üyesidir. BRICS de Türkiye’nin benzer düşüncedeki ülkeleri bulabileceği bir yerdir” değerlendirmesini yaptı. Baba, Türkiye’nin Doğu ve Batı’yı dış politikasında birlikte tutmak istediğini söyledi.

Fudan Üniversitesi’den Prof. Zou Zhigiang, “Türkiye, Asya politikasını dönüştürüyor. Bunun nedeni, ekonomik ve teknolojik açıdan kendine güvenen, rekabetçi ve her anlamda yükselen bir Asya’nın göz ardı edilememesidir. Türkiye, şu anda bölgedeki etkileşimini artırmayı hedefliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2022’de bir NATO ülkesi olarak ilk kez Şanghay İşbirliği Örgütü zirvesine katıldı. Ayrıca, Türkiye’nin BRICS’e katılmak için başvuruda bulunduğu da doğrulandı” dedi. Prof. Zou, Türkiye’nin neden Asya’ya bu kadar büyük bir önem verdiğini ise 4 maddede özetledi:

  1. Batı ve Avrupa Birliği ile biriken hayal kırıklığı. Türkiye’nin AB üyeliğinin yakın gelecekte gerçekleşmeyeceği artık açık.
  2. Türkiye, stratejik özerkliğe bağlıdır. Dünya üzerinde merkezi bir güç olmak ve dengeli bir politika izlemek istiyor. Doğu ile Batı arasında bir merkez olmak, NATO üyeliğinden de vazgeçmemek istiyor.
  3. Dünyada ŞİÖ ve BRICS’in artan küresel etkisi ve cazibesi.
  4. Türkiye’nin iç ekonomisi zorluklarla karşı karşıya. Yeni ekonomik pazarlar ve sermaye girişi, Türkiye için hayati öneme sahip.

Şanghay Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nden Prof. Zhou Shixin ise Çin’in Asya politikasını ilişkin değerlendirmelerde bulundu:

“Çin, ABD tarafından en büyük tehdit olarak görülüyor ve bu nedenle ABD ve bazı müttefikleri tarafından engelleniyor ve dışlanıyor. Çin ve ABD arasındaki ilişkiler, Asya-Pasifik bölgesel güç kayması ve düzen geçişini iten en büyük unsurlardan biridir. Çin, Asya Pasifik’teki varlığını genişletiyor ve etkisini artırıyor. Çin, modern ve egemen bir ülke olarak hareket ediyor, toprak bütünlüğünü ve egemenlik bağımsızlığını savunmaya ve ulusal yeniden birleşmeyi sağlamaya büyük çaba gösteriyor. Çin ayrıca ABD ile barışçıl ve eşit şekilde bir arada yaşamaya ve etkileşimde bulunmaya çalışıyor, ancak ABD’yi zorlamaya çalışmıyor. Çin, “dostluk; samimiyet; karşılıklı fayda ve kapsayıcılık” ilkelerine dayalı olarak daha fazla bölgesel ülke ile güvenlik ve ekonomik ilişkileri güçlendirmeye çalışıyor. Çin, komşularıyla toprak anlaşmazlıklarını ilk olarak ikili diplomatik istişareler ve müzakereler yoluyla yönetmeye ve çözmeye çalışıyor.”

Türkiye’nin Asya Yeniden Girişimi’ni de değerlendiren Prof. Zhou, Ankara’nın Stratejik Derinlik Doktrini’ne dayalı olarak çok boyutlu dış politika istekliliğini sergilediğini söyledi ve şu önerilerde bulundu: “Türkiye, Güney Asya ve Kuzeydoğu Asya’dan daha fazla Güneydoğu Asya’ya odaklanabilir, Türkiye, Asya-Pasifik ülkeleri ile bir NATO üyesi olarak değil, egemen bir ülke olarak etkileşimde bulunabilir, hatta Japonya ve Güney Kore ile bile. Türkiye, güvenlik işbirliğinden ziyade daha fazla ekonomik işbirliğini teşvik edebilir, Türkiye, bir Asya ülkesi olarak Asean Bölgesel Forumu’na katılmak için başvurabilir ve AB’ye katılmadan önce Asya-Pasifik ülkeleri ile Güney Kore (1 Mayıs 2013), Malezya (1 Ağustos 2015) ve Singapur’un (1 Ekim 2017) ötesinde daha fazla STA müzakere edebilir. Sonuç olarak, Çin, Türkiye’nin bazı bölgesel ülkelerle daha fazla koordinasyon sağlamasına yardımcı olmaya isteklidir.”

Şanghay Uluslararası Çalışmalar Enstitüsü’nden Prof. Zhou Yiqi, Çin’in Orta Doğu politikası üzerine konuştu:

Orta Doğu’da dört önemli taraf var: Arap ülkeleri, İsrail, İran ve Türkiye. Çin, buradaki büyük güçlerin çoğuyla ilişkilerini güçlendirdi. Ancak, Türkiye şu ana kadar Çin ile ortaklık anlaşmasına varmamış tek taraf olarak kalıyor. İki taraf arasındaki diplomatik ilişki: Stratejik işbirliği ilişkisi. Çin-İsrail ilişkisi oldukça kötü olmasına rağmen, hâlâ bir yenilikçi ortaklık ilişkisi mevcut. Dahası, Çin, İran ve Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı başarıyla müzakere etti. Çin’in bu iki ülke arasındaki ortaklığı, onları bir araya getiren bir köprü haline geldi.

Geleneksel klişe, Çin’in sadece ekonomik meselelere ilgi duyduğu ve bölgedeki güvenlik konusunda bedavacı olduğu yönündedir. Ancak, İran ve Suudi Arabistan arasındaki arabuluculuğu ve Gazze’ye barış getirme çabaları sonrasında, Çin, Orta Doğu’daki güvenlik meselelerinde aktif bir aktör haline geldi. Ancak yine de, ABD’nin ittifakı pazarlık kozu olarak kullandığı çabalardan farklıdır. Çin, Orta Doğu’da her zaman oldukça adil olmuştur, bu yüzden güven kazanmıştır. Ancak aynı zamanda adaletin yanında durmaktadır, örneğin Filistin konusunda..

Türkiye’nin Yeniden Asya Girişimi hakkında da değerlendirmelerde bulunan, Prof. Zhou Yiqi, “Türkiye’nin Çin ile ilişkilerini geliştirmesi hayati önem taşıyor diye düşünüyorum. Çünkü Çin-Türkiye ilişkileri, Çin-İsrail ilişkilerinden bile daha zayıf. Çin, görünen belirsizlik karşısında istikrar arayışında. Ancak neden Dışişleri Bakanı’nın Türkiye’ye geri dönüp aniden Çin’den ithal edilen elektrikli araçlara vergi artırımı yaptığını anlamıyorum. Bu tür meseleler Çin sosyal medyasında gündem oldu ve bu, halklar arası anlayış için kesinlikle olumlu değil” dedi.

Boğaziçi Üniversitesi’nden Dr. Selçuk Aydın, Türkiye’nin Asya ile ilişkilerine dair şu değerlendirmeleri yaptı:

“Modern Türkiye’nin kökenleri 19. yüzyılın başlarına kadar uzanır. O dönemdeki en büyük olay Yeniçerilerin kaldırılmasıydı. Yani Osmanlı İmparatorluğu bir dönüşüm geçirirken bu süreç “yeni” bir terimle ifade ediliyordu. 1920’lere baktığımızda yine “Yeni Türkiye” üzerine tartışmalar yapılıyordu. Erdoğan iktidara geldiğinde de tüm haberler “Yeni Türkiye” hakkındaydı. Aslında, Asya Türkiye için yeni bir şey değil; tarihsel, kültürel ve dini açıdan zaten bağlantıları var. Doktor Serdar’ın Uygur ve Sincan konularında çalıştığını düşünüyorum. Tarihsel olarak, bu bölge Türkiye ile oldukça bağlı ve etkileşim halindeydi.

İkinci olarak, Kuşak ve Yol Girişimi’ne Türkiye’nin katılımı büyük bir girişimdir. Türkiye’de Çin’e dair, Çin’de de Türkiye’ye dair bir gizem var. Türkiye burada nasıl algılanıyor peki? Çin için Türkiye kavramı muhtemelen NATO ile sınırlı. Sonrasında ise Sincan meselesi geliyor. Türkiye’nin Çin ile işbirliğini engelleyen iki önemli mesele var.

İlk olarak tartışmamız gereken adım, Türkiye’nin ABD’nin Orta Doğu’da yapmasını zorladığı şeylerden memnun olmaması. Özellikle Suriye olayı. Bu, diplomaside bir dönüm noktasıydı. Diğer bir örnek ise FETÖ olayıdır. Gülen’in ABD ile yakın ilişkisi vardı ve darbe girişimi yaşandı. Bu olaydan sonra Türkiye’nin diplomatik yönü değişti. Arap Baharı’ndan sonra Türkiye, ABD’nin Orta Doğu’daki liberal hareketleri desteklemediğini, sadece kendi çıkarlarına odaklandığını fark etti. Bunun ardından Türkiye, Orta Doğu meselelerine daha fazla dahil olmaya başladı; örneğin, yurtdışındaki askerî hareketleri Suriye, Azerbaycan ve benzeri yerlerde harekete geçti.

Türkiye’nin dış politikasını bu açılardan analiz etmeliyiz. Birincisi tarih, ki bu aynı zamanda dinle iç içedir. Osmanlı İmparatorluğu, Halifeliğin merkezindeydi. İkincisi ise ırksal boyuttur, bu da geç Osmanlı İmparatorluğu’ndan izler taşır. Bu yüzden Türk konsoloslukları, Türkiye’nin dış politikasının temel dayanağıdır. Türk politikasının üçüncü ayağı ise batı-dışı yaklaşımı desteklemektir. Bu, modern Türkiye’nin temelleriyle ilgilidir ve oldukça anti-sömürgecidir. Aynı zamanda Türkiye, coğrafi olarak batı ülkelerine yakındır ve tarihsel olarak onlarla işbirliği yapmıştır.

Türkiye’nin komşu ülkeleri, çoğunlukla iç savaş ya da çatışmalar içinde. Bu yüzden Türkiye Asya’ya yönelmek zorunda çünkü Çin’in bu bölgede inanılmaz dersleri var. Orta Doğu’da barışı isteyen tek süper güç belki de Çin olabilir.”

Türkiye-Çin ilişkilerine dair değerlendirmelerde bulunan Dr. Serdar Yurtçiçek şunları söyledi:

“Profesör Yiqi Ortadoğu’da dört önemli güç (Türkiye, Arabistan İran ve İsrail) olduğunu ve bunlardan üçüyle Çin’in çok iyi ilişkilere sahip olmasına rağmen Türkiye ile ilişkilerini bir türlü geliştiremediğinden bahsetti. Bunun nedeni biraz önce Selçuk hocanın ifade ettiği gibi Uygur sorunudur. 2016 yılından beri Çin’de yaşıyorum ve Türkiye’nin Çin politikasını araştırıyorum. Bu süre boyunca birçok Çinli akademisyen ve politikacı ile karşılaştım. Deneyimlerimden ve çalışmalarımdan çıkardığım sonuç Türkiye ve Çin arasındaki en önemli sorunun Uygur sorunu olduğu ve bu sorun çözülmedikçe diğer bütün işbirliği alanlarının karşılıklı güven ilişkisi içerisinde inşa edilemeyeceğidir. Geçtiğimiz yıl eski büyükelçi Emin Önen “Türkiye-Çin ilişkilerinde 99 noktada karşılıklı anlayış var bir noktada da anlaşamayalım. Bu ikili ilişkilerin gelişmesini engellememeli” demişti. Prof. Yang Chen ise Çin’in Türkiye ile ilişkilerini geliştirmek istediğini ancak bu noktanın diğer 99 nokta kadar önemli olduğunu, iki ülkenin verdiği karşılıklı sözleri tutması gerektiğini ifade etmişti. Bu nokta Uygur sorunudur. Ve açıkça görülüyor ki Türkiye akademisi ve politikası Xinjiang sorununun Çin için ne kadar önemli ve ulusal egemenlik bakımından tartışılamaz bir konu olduğunun farkında değil.

Türkiye Çin ilişkileri İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra büyük ölçüde ABD’nin çizdiği dış politika sınırları içerisinde gelişti. Özellikle Kore İç Savaşı’nda Çin’e karşı savaşılması ve sonunda Türkiye’nin NATO’ya katılması, İsa Yusuf Alptekin ve Mehmet Emin Buğra gibi Uygur figürlerin Türkiye’ye iltica etmesiyle sonuçlandı ve Türkiye’yi ayrılıkçı Çin karşıtı Uygur örgütlerin merkezi haline getirdi. Türkiye ile Çin arasındaki diplomatik ilişkiler bile ABD’nin Çin ile diplomatik ilişkiler kurmasından sonra başlayabildi.
İkinci dünya savaşı öncesinde de durum farklı değildi. Türkiye dış politikasında Sovyetlerle dostluğunu öncelemişti ve Sovyetler’i kızdıracak hamlelerden çekiniyordu. Örneğin 1944’te Türkiye ve Çin Cumhuriyeti neredeyse bir dostluk antlaşması imzalayacak seviyeye gelmiş ancak Türkiye son dakikada Sovyetleri kızdırmamak için antlaşmayı imzalamaktan vazgeçmişti. Çünkü Türkiye’nin Boğazlar sözleşmesi konusu başta olmak üzere Sovyetlerle ciddi sorunlar yaşıyordu. Benzer bir durum Çin için geçerliydi. Xinjiang büyük ölçüde Sovyetlerin kontrolündeydi. Bir Türk diplomata göre eğer bir Çin yetkilisi Xinjiang’a gitmek istiyorsa önce Sovyetler Birliği’nin Kaşgar’daki konsolosundan izin almak zorundaydı.

Bugün ilk defa Çin ve Türkiye arasında üçüncü bir ülkenin gölgesi olmadan stratejik ilişkiler kurulabilme ihtimali belirmektedir. Türkiye’nin BRICS üyeliği talebi de bu çerçevede değerlendirilmelidir.”

Asya

“Hamam böceği” protestolarının başarısı Modi hükümetine yönelik eleştirileri güçlendirdi

Yayınlanma

Hindistan’da Modi hükümeti yeni meydan okumalarla karşı karşıya. İktidardaki BJP’nin etanol katkılı yakıtı zorunlu tutmasına karşı çıkanlar, öğrencilerin öncülük ettiği hareketten esinlenerek yeni bir kampanya başlattı.

Hindistan’da gençlerin öncülük ettiği ve büyük yankı uyandıran protestoların yankısı devam ediyor.

Yeni kurulan Cockroach Janta Party (CJP-Hamam Böceği Halk Partisi), yalnızca 36 gün içinde sınav sistemindeki aksaklıklara karşı yüz binlerce öğrenciyi harekete geçirdi. Hareket, Başbakan Narendra Modi’yi nadir görülen bir geri adım atmaya zorladı ve Eğitim Bakanı Dharmendra Pradhan’ın istifasını sağladı.

Hindistan’da protestoların yıllarca büyük ölçüde görmezden gelindiği veya bastırıldığı, Modi’nin ise siyasi söyleme hâkim olduğu bir dönemin ardından CJP’nin hükümeti geri adım atmaya zorlaması, şimdiden benzer bir protesto hareketine ilham verdi. Analistler, başka hareketlerin de ortaya çıkmasını bekliyor.

Modi hükümeti benzine etanol karıştırılması nedeniyle tepkiyle karşı karşıya

Adını yüzde 20 etanol içeren yeni yakıt karışımından alan E20 Janta Party, pazar günü sosyal medya platformu X’te ortaya çıkmasının ardından 24 saat içinde 34 bin takipçiye ulaştı. Hareket, daha fazla yakıt tüketimine yol açacağı ve eski motorlara zarar vereceği yönündeki endişelere rağmen hükümetin bu yakıtı ülke genelinde zorunlu tutmasına yönelik kamuoyu tepkisinden yararlanmayı hedefliyor.

CJP gibi E20 Janta Party de hükümet politikasının değiştirilmesini istiyor. Hareket, tüm akaryakıt istasyonlarında uygun fiyatla yüzde 100 benzin seçeneği sunulmasını ve ilgili bakanın istifa etmesini talep ediyor.

E20 Janta Party, X’teki profilinde kendisini “Halkın Sesi” olarak tanımlıyor ve adalet, şeffaflık, hesap verebilirlik ile “halkın hakları” çağrısında bulunuyor.

Hint siyaset bilimci ve Princeton Üniversitesi öğretim görevlisi Pratap Bhanu Mehta, gençlerin yürüttüğü “hamam böceği” kampanyasının, “devletten taleplerde bulunmanın yeni bir yoluna ilişkin model” sunduğunu ve başkalarına da ilham vereceğini söyledi.

Mehta, “Bu E20 Janta Party’nin ne kadar ivme kazanacağını bilmiyorum ancak bu, tam da bu tür hareketlere bir örnek. İnsanlar taleplerini resmî kurumsal kanallar üzerinden dile getirebileceklerine şüpheyle yaklaşıyor. Bu nedenle ne zaman önemli bir talep ortaya çıksa, bir kamuoyu protesto hareketi oluşturma girişimi de olacaktır” dedi.

E20 kampanyası, oğulları etanol üreten bir aile şirketi işleten Modi hükümetinin Ulaştırma Bakanı Nitin Gadkari’yi hedef alıyor. Gadkari herhangi bir çıkar çatışması bulunduğunu reddetti ve oğullarının Hindistan’daki etanol pazarının yüzde 0,5’inden daha azına sahip olduğunu söyledi.

Yeni etanol karışımına açıkça karşı çıkan siyasi analist Tehseen Poonawalla, cuma günü Gadkari’nin evine yönelik bir “otomobilli yürüyüş” çağrısında bulundu. Delhi’deki taksi şoförleri de geçen hafta yakıt meselesi nedeniyle 4 Ağustos’ta parlamentoya yürüyeceklerini duyurdu.

CJP liderleri, hükümeti taviz vermeye zorlayan başarılarının ardından hareketi yeniden yapılandırırken yakıt protestolarını destekleyip desteklemeyeceklerini henüz değerlendirmedi. Hükümetin verdiği tavizler arasında sınav sisteminin yeniden düzenlenmesi ve Hindistan’ın ulusal tıp fakültesi giriş sınavının iptal edilmesinin ardından intihar eden öğrencilerin ailelerine tazminat ödenmesi sözü de bulunuyor.

Ancak CJP’nin başsözcüsü ve hükümetle yürütülen görüşmelerde yer alan isimlerden Saurav Das, “Hükümet artık uyanmalı ve gerçeği görmeli” dedi.

Das, “İnsanlar artık hiçbir tartışma, görüşme veya müzakere yapılmadan politika ve yasaların kendilerine dayatılmasını kabul etmeyecek” ifadelerini kullandı.

Etanol katkılı yakıt politikasına yönelik öfke, CJP’nin hükümetle anlaşmaya varmasından bir gün sonra, pazar günü Mumbai’de de ortaya çıktı. Hindistan’ın finans merkezinde binlerce kişi Pradhan’ın istifasını kutlamak için bir araya geldi.

Mitinge katılan Hindistan Öğrenciler Federasyonu Mumbai Başkanı Aamir Kazi, protestocular arasında etanol katkılı yakıtın zorunlu tutulmasına karşı bir muhalefet bulunduğunu ve hükümetin eğitim politikasına karşı “mücadelenin devam ettiğini” söyledi.

Kazi, başka gösteriler planlanıp planlanmadığı sorusuna, “Bunun üzerinde çalışıyoruz” yanıtını verdi.

BJP, 2024’te parlamentodaki çoğunluğunu kaybetmesini fazla önemsememiş, art arda eyalet seçimlerini kazanmış ve muhalefet milletvekillerini saf değiştirmeye ikna etmişti.

Eleştirmenler, iktidar partisinin son on yılda gücünü artırmasıyla birlikte mahkemeler, seçim kurumu ve ana akım medya gibi kurumların giderek BJP’nin iradesine boyun eğdiğini ve muhalefet alanını daralttığını savunuyor.

Hindistan’daki gençlik hareketleri üzerine çalışan London School of Economics Profesörü Shakuntala Banaji, “Yalnızca Delhi’de değil, farklı yerlerde benzer meseleler etrafında başka hareketler de yükseliyor” dedi.

Banaji, E20 yakıt protestolarının da yayılabileceğini belirterek, “Çünkü insanlar, özellikle orta sınıf BJP seçmenlerini ve onların çocuklarını doğrudan etkileyen meselelerin kamuoyunda gerçekten karşılık bulduğunu fark etti” ifadelerini kullandı.

Öğrenci protestoları, özellikle kendi çocukları da gösterilere katılan BJP üyeleri arasında huzursuzluğa yol açtı.

Kamuoyunda geniş yankı uyandıran bir olayda, ülkenin kuzeydoğusundaki Assam eyaletinde BJP öncülüğündeki hükümette görev yapan bir bakanın kızı, sosyal medyada yayımlanan videolarda bir CJP protestosu sırasında Modi’ye öfkesini dile getirirken görüldü.

Bazı BJP üyeleri, çoğunlukla barışçıl geçen gösterilerde öğrenci protestocuların polis tarafından dövülmesi ve göz yaşartıcı gaza maruz bırakılması karşısında yaşadıkları şaşkınlığı özel görüşmelerde dile getirdi.

Muhalefetteki Aam Aadmi Party’nin öğrenci kanadından Eeshna Gupta, CJP kampanyasının Hindistan’da “kültürü değiştirdiğini” söyledi.

Gupta, “Bu hareket, Z kuşağının siyasi olamayacağı veya sesini yükseltemeyeceği yönündeki klişeyi ortadan kaldırdı” dedi.

“Hareket başladığında bile insanlar bizi ciddi biçimde küçümsüyordu” diyen Gupta, “Benim kişisel görüşüm, bu hareketin burada sona ermeyeceği yönünde” ifadelerini kullandı.

CJP sözcüsü Das ise durumu şöyle özetledi:

“Bir sonraki genel seçime kadar önümüzdeki üç yıl boyunca Modi hükümetinin insanları dinlemeye başlaması kendi açısından daha iyi olur.”

Okumaya Devam Et

Asya

Çin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı

Yayınlanma

Çin, tamamen yerli immersion DUV çip üretim makinelerinin seri üretimine başladı.

Konu hakkında bilgi sahibi bir kaynağın Reuters’a aktardığına göre Çin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik öneme sahip, tamamen yerli imkânlarla geliştirilen immersion derin ultraviyole (DUV) litografi makinelerinin seri üretimine başladı. Bu gelişme, Pekin’in yabancı teknolojilere bağımlılığını azaltma çabalarında önemli bir ilerlemeye işaret ediyor.

Kaynak, konunun hassasiyeti nedeniyle adının açıklanmaması koşuluyla, üretim çalışmalarına kamuoyunda pek tanınmayan Çinli devlet şirketi Shanghai Aishengna Electronic Technology Group’un öncülük ettiğini söyledi. Şirketin, Çin’in önde gelen litografi girişimlerinin ekiplerini bünyesine kattığı belirtildi.

Bu gelişme, Devlet Başkanı Xi Jinping’in en önemli önceliklerinden biri olan Çin’in ülke çapındaki yarı iletkenlerde kendi kendine yeterlilik girişimi açısından bir başarı niteliği taşıyor.

DUV litografi sistemleri, uzun süredir ASML’nin hakim olduğu, çip üretiminin temel teknolojilerinden biri olarak kabul ediliyor. Ancak bunun Hollandalı tedarikçi ASML açısından kısa vadede ticari bir tehdit oluşturması beklenmiyor.

Teknoloji sektörüne odaklanan haber kuruluşu The Information, Çin’in bu teknolojiyi geliştirdiğini ilk kez pazartesi günü duyurmuştu. Haberde, Şanghay merkezli ve adı açıklanmayan devlet destekli bir şirketin makinelerin üretimine başladığı, bu yıl yaklaşık beş, 2027’de ise yaklaşık 20 makine üretmeyi planladığı belirtilmişti.

Kaynağa göre Aishengna’nın DUV makinesinin daha fazla teste tabi tutulması gerekiyor ve sistem, Hollandalı şirketin rakip modellerinin performansına ulaşmaktan hâlâ oldukça uzak.

Bununla birlikte makinelerin başarıyla devreye alınması, Batılı hükümetlerin yabancı litografi ekipmanlarının ihracatına veya bakım hizmetlerine yönelik kısıtlamaları daha da artırması halinde Çinli çip üreticilerine alternatif bir ekipman kaynağı sağlayacak.

The Information’ın konu hakkında bilgi sahibi iki kişiye dayandırdığı haberine göre Çin yapımı DUV makinelerinin bu yıl ülkenin önde gelen çip üreticileri Semiconductor Manufacturing International Corp (SMIC), Hua Hong Semiconductor ve bellek çipi üreticisi ChangXin Memory Technologies’e (CXMT) teslim edilmesi bekleniyor.

Immersion DUV makinelerinde, projeksiyon merceği ile silikon plaka arasına bir su tabakası yerleştiriliyor. Böylece geleneksel kuru sistemlere kıyasla daha küçük devre desenleri basılabiliyor.

Bu makineler geniş bir çip yelpazesinin üretiminde kullanılıyor. Aynı katmanın tekrar tekrar pozlanmasını gerektiren çoklu desenleme yöntemi sayesinde daha ileri düzey yarı iletkenlerin üretiminde de kullanılabiliyor.

The Information’ın pazartesi günü yayımladığı haberin ardından yüzde 8 düşen ASML hisseleri, salı günü TSİ 12.06 itibarıyla yüzde 1,6 geriledi. Hisselerin performansı Avrupa’daki diğer çip sektörü şirketleriyle paralel seyrederken, Avrupa genelindeki STOXX 600 endeksinin gerisinde kaldı.

Aishengna, Şanghay sermayesi ve teknolojisiyle destekleniyor

Kurumsal kayıtlara göre Aishengna, Ağustos 2023’te 7 milyar yuan, yani yaklaşık 1 milyar dolar kayıtlı sermayeyle kuruldu. Şirketin yalnızca iki devlet kuruluşuna ait hissedarı bulunuyor: Shanghai Electric Holding ve Shanghai International Trust’ın bir iştiraki.

İnternet sitesi bulunmayan ve faaliyetleri hakkında kamuoyuna herhangi bir açıklama yapmayan şirketle ilgili çok az şey biliniyor. Kaynak, Aishengna’nın geçen yıl bir DUV prototipini test etmeye başlayan litografi girişimi Yuliangsheng ile Shanghai Micro Electronics Equipment’ın (SMEE) ekiplerini bünyesine kattığını söyledi.

Huawei destekli ekipman üreticisi SiCarrier’ın iştiraki olan Yuliangsheng ile SMEE, Pekin’in yarı iletkenlerde kendi kendine yeterlilik çalışmalarında önemli roller üstleniyor.

ASML’ye yetişme arayışı

ABD, Çin’in ASML’nin en gelişmiş aşırı ultraviyole (EUV) litografi sistemlerini satın almasını engelliyor. Hollanda’nın uyguladığı ihracat kontrolleri de Çin’in bazı gelişmiş DUV makinelerine erişimini kısıtlıyor.

Pekin kendi kendine yeterlilik politikasını ilerletmeye çalışsa da Çin, ASML açısından önemli bir gelir kaynağı olmayı sürdürüyor. Çin, yılın ilk yarısında Hollandalı şirketin net satışlarının yaklaşık yüzde 16’sını oluşturdu. Çinli çip üreticileri, gelişmiş EUV sistemlerini satın alamamalarına rağmen daha düşük teknolojili DUV makinelerini yoğun biçimde tedarik etmeye devam ediyor.

Reuters, aralık ayında kaynaklara dayandırdığı haberinde Çin’in dünyanın en gelişmiş çiplerinin üretiminde kilit rol oynayan bir EUV sisteminin prototipini geliştirmeyi başardığını bildirmişti. Ancak sistemin seri üretime geçmesine hâlâ yıllar olduğu belirtilmişti.

Okumaya Devam Et

Asya

Tayvan çip kaçakçılığı soruşturmasında Nvidia çalışanını tutukladı

Yayınlanma

Tayvan’da savcılar, ABD’li teknoloji devi Nvidia’nın ürettiği yapay zeka çiplerinin Çin’e kaçırılmasına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında bir şirket çalışanını tutukladı. Keelung Bölge Savcılığı, zanlının evine ve iş yerine yapılan baskınların ardından Ceza Kanunu uyarınca ticari belgede sahtecilik suçlamasıyla tutuklandığını bildirdi. Soruşturmada tutuklu sayısı, Super Micro Computer ve Albatron Technology çalışanlarının da aralarında bulunduğu yedi kişiye ulaştı.

Tayvan’daki savcılar, ABD’li teknoloji devi Nvidia’ya ait yapay zeka çiplerinin Çin’e kaçırılmasına yönelik yürütülen soruşturma çerçevesinde bir Nvidia çalışanını tutukladı.

Konuya vakıf bir kaynak salı günü AFP’ye yaptığı açıklamada, söz konusu çalışanın soruşturmanın parçası olarak gözaltına alındığını aktardı.

Keelung Bölge Savcılığı tarafından yapılan açıklamada, ismi belirtilmeyen zanlının, müfettişlerin 24 Temmuz’da evine ve iş yerine gerçekleştirdiği baskınların ardından tutuklandığı bildirildi.

Açıklamada Nvidia şirketinin adına yer verilmezken, şüphelinin “Ceza Kanunu kapsamında ticari belgelerde sahtecilik” suçlamasıyla soruşturulduğu kaydedildi.

ABD, sektör lideri Nvidia tarafından tasarlanan ve yapay zeka sistemlerini çalıştırmak için kullanılan en gelişmiş silikon çiplerin Çin’e ihracatını kısıtlıyor.

Resmi yetkililer mayıs ayında yaptıkları açıklamada, Nasdaq’ta işlem gören Super Micro Computer tarafından üretilen ve gelişmiş Nvidia çipleri içeren “üst düzey” yapay zeka sunucularının ABD ihracat kontrollerini ihlal ederek Çin, Makao ve Hong Kong’a gönderilmesini incelediklerini duyurmuştu.

AFP’ye konuşan kaynak, “Bu Nvidia çalışanı, müfettişlerin Super Micro’yu hedef alan önceki arama dalgasının ardından ilgili kanıtları analiz etmesiyle olaya karışan bir kişi olarak tespit edildi” dedi.

Ajansa bir Nvidia sözcüsü de “kaçakçılığın kabul edilemez bir durum olduğunu” söyledi. Sözcü şöyle konuştu:

“Ürünlerimizi öncelikle, tüm satışların ABD ihracat kontrol kurallarına uygunluğunu sağlamamıza yardımcı olan orijinal ekipman üreticileri (OEM) de dahil olmak üzere tanınmış ortaklara satıyoruz. Nispeten küçük ihracatçılar ve sevkiyatlar bile kürenin her iki tarafında kapsamlı inceleme ve denetime tabidir; yönü değiştirilen hiçbir ürün hizmet, destek veya güncelleme alamaz.”

Çin, teknoloji şirketlerinin Nvidia’nın yapay zeka çiplerini satın almasını yasakladı

Savcılar, tutuklanan kişinin “suçları işlediğine dair güçlü şüphe bulunduğunu, kaçma, delilleri karartma, suç ortakları veya tanıklarla işbirliği yapma riski taşıdığını” belirtti.

Yürütülen geniş kapsamlı soruşturmada, Nvidia çalışanıyla birlikte Super Micro Computer şirketinden iki kişi ve Tayvan borsa listesindeki Albatron Technology şirketinden bir kişi dahil olmak üzere toplam yedi kişi tutuklu bulunuyor.

Zanlılar, Super Micro tarafından üretilen yaklaşık 50 sunucuyu Çin’e sevk etmek amacıyla belgelerde sahtecilik yapmakla suçlanıyor.

Daha önce AFP’ye isminin açıklanmaması kaydıyla konuşan bir yetkili, sunucuların bir kısmının Tayvan gümrüğünden geçtiğini ve Japonya üzerinden Çin’e gönderildiğini bildirdi.

Tayvanlı savcılar, mevcut dosyanın ABD ve Singapur’daki Super Micro Computer çalışanlarını içeren başka bir Nvidia çip kaçakçılığı vakasıyla bağlantılı olup olmadığını söylemek için henüz erken olduğunu ifade etti.

Soruşturmaların uluslararası ayağında Singapur polisi, yapay zeka çiplerinin yasa dışı transferi iddiasıyla bağlantılı dolandırıcılık soruşturmaları kapsamında bu ay 40 milyon dolardan fazla değere sahip lüks bir malikaneye el koydu.

Mart ayında gizliliği kaldırılan bir ABD iddianamesi ise şirket çalışanlarının, ihracat kontrollerini ihlal ederek Nvidia yapay zeka çiplerini Çin’e yönlendirmek suretiyle milyarlarca dolar haksız kazanç elde ettiklerini ortaya koymuştu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English