Bizi Takip Edin

Amerika

Silikon Vadisi Çin yapay zekâsına yönelik ABD yasaklarına neden karşı çıkıyor?

Yayınlanma

ABD’de Trump yönetimi, Çin menşeli açık ağırlıklı yapay zekâ modellerini yasaklama fikrini gündeme getirdiğinde, Çinli teknoloji şirketleri ve Çin hükümeti daha tepki göstermeden Silikon Vadisi itiraz etmeye başladı.

Yalnızca bir hafta içinde, irili ufaklı ABD’li teknoloji şirketleri tarafından Çin modellerine yönelik bir yasağa karşı çıkan iki açık mektup yayımlandı.

Nvidia CEO’su Jensen Huang’ın X platformundaki ilk paylaşımında yer verdiği mektuplardan biri; Google, Microsoft, OpenAI ve Meta’nın da aralarında bulunduğu 100’den fazla sektörün önde gelen ismi tarafından imzalandı.

Mektupta, “Bu riske verilecek doğru yanıt, açık ağırlıkları yasaklamak değildir” denildi ve politika yapıcılara kapsamlı bir yasaktan kaçınmaları, “erken kısıtlamalardan uzak durarak yapay zekâ alanındaki çeşitliliği korumaları” çağrısında bulunuldu.

Diğer mektup ise yaklaşık 200 girişim ve yatırımcıdan oluşan Little Tech Association tarafından doğrudan Trump yönetimine gönderildi. Mektupta böyle bir yasağın “rekabeti boğacağı, mevcut büyük oyuncuların konumunu güçlendireceği ve zekâ üzerinde bir vergi işlevi göreceği”, aynı zamanda Amerikan şirketlerinin maliyetlerini artırıp seçeneklerini daraltacağı belirtildi.

Washington ile Silikon Vadisi arasında yapay zekâ konusunda yaşanan ayrışmayı tetikleyen gelişme, Çinli girişim Moonshot AI’ın son modeli Kimi K3’ü piyasaya sürmesi oldu. Bu model, geçen yıl DeepSeek’in büyük çıkışının ardından yönetimin başlattığı tartışmayı yeniden alevlendirdi: Çin yapay zekâ modelleri nasıl sınırlandırılmalı?

Özellikle Kimi K3’ün piyasaya sürülmesiyle birlikte ABD ve Çin modelleri arasındaki fark giderek daralıyor. Bazıları bu gelişmeyi “yeni bir DeepSeek anı” olarak nitelendirirken, model Silikon Vadisi’nde yeni bir sarsıntı yarattı. Temmuz ayında Claude ve GPT’nin son modelleri, Artificial Analysis’in küresel zekâ sıralamasının zirvesinde yer aldı. Kimi K3 kısa süreliğine dördüncü sıraya yükseldi, ardından yedinciliğe geriledi. Buna rağmen en yüksek sıralamaya sahip Çin modeli olmayı sürdürdü.

Çin yapay zekâ modellerine doğrudan yasak getirilmesini karmaşıklaştıran temel unsur, bu modellerin çoğunun açık ağırlıklı olması.

Açık ağırlıklı bir model yayımlandığında herkes bu modeli çalıştırabilir, ince ayar yapabilir ve üzerine ürünler geliştirebilir. Ancak modelin eğitildiği verilere erişemez. Açık kaynaklı modeller ise buna karşılık eğitim verilerini ve kodlarını da yayımlar.

DeepSeek ve Kimi K3 dâhil olmak üzere tartışmanın merkezindeki Çin modellerinin hiçbiri tam anlamıyla açık kaynaklı değil. Çünkü tamamı eğitim verilerini gizli tutuyor. Bu durum, modellerin önyargılı biçimde eğitilmiş olabileceği ya da Pekin yönetimine gizli erişim sağlayabilecek “arka kapılar” gibi uyuyan işlevler barındırabileceği yönündeki iddialara alan açıyor.

ABD’li teknoloji şirketlerinin Çin yapay zekâ modellerine ve daha genel anlamda açık ağırlıklı ve açık kaynaklı yapay zekâ modellerine yönelik bir yasağa karşı çıkma nedenleri farklılık gösteriyor. Ancak Silikon Vadisi’nden yükselen geniş çaplı tepki, yapay zekâ değer zincirindeki hemen herkesin bir şekilde bu modellerin piyasada kalmasına ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.

Nvidia’nın öncülük ettiği çip üreticileri, yasağa neden karşı çıktıkları konusunda oldukça açık.

Huang geçen hafta Axios’a verdiği röportajda, “Bu Çin modelleri mükemmel. Mükemmel olan açık kaynaklı modeller kullanılmalı” dedi.

Huang, “Ücretsiz yapay zekâ donanım sektörü için harika olmalı. Ücretsiz yapay zekâ çipler için harika olmalı. Ücretsiz yapay zekâ veri merkezleri için harika olmalı” ifadelerini kullandı.

Başka bir deyişle, açık olsun ya da olmasın, yeni modeller eğitildikçe ve devreye alındıkça özellikle Nvidia’nın ürettiği gelişmiş yapay zekâ çiplerine olan talep artıyor.

Çin yapay zekâ modellerinin yapay zekâ çıkarım maliyetlerini düşürmesiyle birlikte daha fazla girişim bu modellerin üzerine ürün geliştirebiliyor. Bu da Nvidia ve diğer şirketlerin çiplerine yönelik talebi artırıyor.

Stratejik ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi bünyesindeki Wadhwani Yapay Zekâ Merkezi Direktörü Aalok Mehta, “Bir çip sağlayıcısıysanız, piyasada daha fazla rakibin bulunmasından ve dolayısıyla çiplere yönelik toplam talebin artmasından elbette fayda sağlarsınız” dedi.

Nvidia yalnızca açık mektubu imzalamak ve paylaşmakla yetinmedi.

Şirket pazartesi günü, güvenli ve emniyetli yapay zekâ için açık kaynaklı araçlar geliştirmeyi amaçlayan Open Secure AI Alliance’ı duyurdu. Yaklaşık 40 şirketten oluşan koalisyonda Microsoft, Cisco, SpaceX ile Güney Koreli SK Telecom ve Naver da yer alıyor.

Google, Microsoft ve Amazon gibi büyük bulut hizmeti sağlayıcıları ise Çin’in açık ağırlıklı yapay zekâ modellerini destekleyenler arasında daha çelişkili bir konumda bulunuyor. Bu şirketler model düzeyinde Çinli oyuncularla rekabet etmek zorunda. Ancak hangi model kazanırsa kazansın, söz konusu model kendi bulut altyapılarında çalıştığı sürece ücret geliri elde ediyorlar.

Teknoloji stratejisti ve “Tech Money” kitabının yazarı Igor Pejic, “Bu büyük bulut sağlayıcıları yapay zekâ alanında mümkün olduğunca fazla faaliyet olmasını istiyor” dedi.

Pejic, “Diyelim ki Gemini en iyi model olmadı. Google yine de kazançlı çıkacaktır. Çünkü kendi bulut hizmetinde çok sayıda açık kaynaklı ya da açık ağırlıklı model barındıracaktır. Dolayısıyla her durumda kazanıyorlar” ifadelerini kullandı.

Bunun somut bir örneği çarşamba günü yapılan bilanço görüşmesinde görüldü. Microsoft CEO’su Satya Nadella, geçen hafta OpenAI modellerinin yapay zekâ platformu Hugging Face’in veri tabanına sızdığı bir olayı gündeme getirdi. Hugging Face, saldırıyı analiz etmek ve kontrol altına almak için Çinli Zhipu AI’ın açık ağırlıklı GLM-5.2 modelini kullandı.

Nadella görüşmede, “Buradan çıkarmamız gereken en önemli ders, tek bir modele bağımlı olamayacağınızdır” dedi.

Silikon Vadisi ve hatta OpenAI gibi öncü yapay zekâ laboratuvarlarının Çin’in açık ağırlıklı modellerine yönelik bir yasağa karşı çıkmasının daha temel ve yaygın bir nedeni ise böyle bir adımın Washington’ın yapay zekâyı daha sert biçimde düzenlemesinin önünü açabileceği endişesi.

Trump yönetimi bugüne kadar yapay zekâ alanında katı sınırlamalar getirmiş değil. Başkan haziran ayında, Amerika’nın Çin’le yapay zekâ yarışını daha fazla değil, daha az düzenlemeyle kazanacağı varsayımına dayanan bir başkanlık kararnamesi imzaladı.

Meta CEO’su Mark Zuckerberg bu hafta Financial Times’a verdiği röportajda, Çin modellerini tamamen yasaklamanın ABD’yi önde tutmak için “etkili bir çözüm olmadığını” söyledi. Zuckerberg, Washington’ın bunun yerine kendi yapay zekâ sektörünün önündeki “darboğazları” ortadan kaldırmaya odaklanması gerektiğini belirtti.

Zuckerberg çarşamba günü yapılan bilanço görüşmesinde, Meta’nın yapay zekâ ekibinin en zeki modelleri geliştirirken “engellenmemesini” istediğini ifade etti ve şirketin yakında bazı açık kaynaklı modeller yayımlayacağını söyledi.

Pejic, “Zuckerberg hükümetin açık biçimde müdahaleden uzak durmasını istiyor. Dolayısıyla onun açısından yasağa karşı çıkmak son derece mantıklı” dedi. Pejic, OpenAI gibi yapay zekâ geliştiricilerinin de Washington’ın açık ağırlıklı modelleri sınırlandırması hâlinde hükümet müdahalesinden endişe duyabileceğini ekledi.

Analistler ve sektör temsilcilerine göre, teknoloji hisselerinde son dönemde yaşanan satışlarla birlikte olası bir yatırım balonuna ilişkin endişeler artarken, düşük maliyetli Çin yapay zekâ modelleri ABD için son derece gerekli bir uyarı niteliği taşıyor.

ABD’nin önde gelen yapay zekâ laboratuvarlarından birinde çalışan bir araştırmacı Nikkei Asia’ya, “Çin modelleri bizi şu soruyla yüzleşmeye zorluyor: Gerçekten doğru yolda mı ilerliyoruz?” dedi.

Araştırmacı, “Yapay zekâyı geliştirmek için daha düşük maliyetli ve daha verimli yöntemler olabilir. Bugüne kadar inşa ettiklerimiz konusunda fazla rehavete kapılmamalıyız” ifadelerini kullandı.

Jefferies analisti Edison Lee, Çin’in açık kaynak yaklaşımının “bir taşla iki kuş vurabileceğini” söyledi. Lee’ye göre bu yaklaşım yalnızca ABD’nin kapalı kaynaklı modelleri üzerinde fiyat baskısı yaratmakla kalmayabilir, aynı zamanda Çin modellerini diğer gelişmekte olan pazarlar için de erişilebilir hâle getirebilir.

Wadhwani Yapay Zekâ Merkezi’nden Mehta’ya göre Silikon Vadisi yapay zekâ şirketleri, açık ağırlıklı modellere yönelik bir yasağa karşı çıkarak “bu tür modelleri geliştirme ve dünyanın dört bir yanına yayma seçeneklerini ellerinde tutmak istiyor.”

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English