Bizi Takip Edin

Asya

“ŞİÖ kuruluş felsefesine geri döndü”

Yayınlanma

Hindistan’ın ev sahipliğinde düzenlenen Şangay İşbirliği Örgütü (SCO) Liderler Zirvesi zona erdi. Video konferans yöntemiyle yapılan zirvede, İran’ın katılım sürecinin tamamlanmasıyla üye sayısı 9’a yükseldi. Yeni Delhi Bildirgesi’nde örgütün bölgesel sorunların “çatışmacı düşünce” yoluyla çözülmesine karşı olduğu ifade edildi. Hindistan Başbakanı Narendra Modi, terörle mücadele vurgusu yaparken Çin Devlet Başkanı Xi Jinping, “pragmatik işbirliğinin” önemine değindi. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise Wagner isyanına karşı, Rusya’nın birlik olduğunu belirtti.

11-12 Temmuz’da Vilnius’ta toplanacak NATO zirvesi öncesi ŞİÖ, “Başka hiç bir devlete ve uluslararası organizyona karşı karşı değiliz” mesajı veriyor. Sıcak geçen Temmuz ayında Ukrayna’da nükleer provakasyon endişesi arttı. Arabulucuk için Türkiye ve Çin’in girişimleri şimdilik beklemede.

Ortadoğu’da İran, Çin arabuluculuğunda daha sakin bir konum aramasına rağmen temel gerilim nedenleri yerli yerinde duruyor. Yakın gelecekte Doğu – Batı çelişkisinin bir yansıması olarak NATO-ŞİÖ gerilimi ne ölçüde belirginleşebilir ya da ne ölçüde engellenebilir bunu kestirmek zor. Ancak şunu söylemek mümkün: Bir güvenlik örgütü olarak Soğuk Savaş sonrası kurulan ŞİÖ, temel parametresi olan güvenliği bundan sonra daha çok öne alacak. İran’da yaşayan Araştırmacı – Yazar Farshid Bagherian, ŞİÖ’nün “Çin’in yıldızının parlamasıyla” son yıllarda ekonomik yönüyle öne çıktığını ancak son yıllardaki gelişmelerin örgütü yeniden kurucu felsefeye geri dönmeye  zorladığını düşünüyor.

Dün yapılan ŞİÖ liderler zirvesini genel olarak nasıl değerlendiriyorsunuz?

Wagner krizinden bir iki gün önce Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, İran’a ŞİÖ üyeliğinin onaylandığına dair resmi bir mesaj gönderdi. İran’ın ŞİÖ’ye üyeliği kesinleşmişti. Resmi üyelik ise zaman alacaktı. 2 yıl bekleme süresi vardı. İran şu anda ŞİÖ’ye tam üye olarak toplantıya katıldı. Hindistan Başbakanı Narenda Modi, İran’a örgüte “hoş geldin” ifadesini kullandı.

ŞİÖ zaten güvenlik üzerine kurulu. Beş ülke kendi güvenliklerini de sağlamak üzere bir araya geliyorlar. O zamanlar Orta Asya SSCB’nin dağılmasından sonra en tehlikeli bölgeler arasında sayılıyordu. Bu bölgenin güvenlik ihtiyacı vardı ve güvenlik bir milli tehdit unsuru hale dönüşmüştü. O dönemler Kazakistan üzerinde ABD çok etkiliydi ve ABD’yi bölgeden dışlamak için böyle bir örgüt kuruldu. Bu kuruluş felsefesi üyeleri bir araya getirdi.

Sonrasında Çin’in yıldızının parlamasıyla birlikte ve Rusya’nın bir şekilde hammadde ve petrol satışına dayalı olarak ekonomisini toparlamasıyla artık güvenlik sorunu bir nevi ortadan kalktı ve ŞİÖ ekonomi örgütüne dönüştü. Çin’in bölgedeki ekonomi nüfuzuyla birlikte bu örgütün adı değişti. Üyeler ekonomik bağlamda bu örgüte çağrıldı.

Ancak o dönemden bu yana güvenlik sorunu tekrar geri geldi. Hem Çin için hem de Rusya için. Rusya zaten bir savaşa girdi. Kırgızistan’da ve Kazakistan’da darbe teşebbüsleri oldu. Dolayısıyla ŞİÖ kuruluş felsefesine geri döndü. Bununla birlikte ekonomi gündemi başat gidecek. Bu ülkeler güçlenmiş olarak güvenliği sağlamaya çalışıyorlar. Çin’de 411 nükleer başlık var. Dolayısıyla bugünkü ŞİÖ ile kuruluş dönemindeki ŞİÖ arasında büyük fark var.

İran’ın Rusya ve Çin’le yaptığı uzun dönemli stratejik anlaşmalarla birlikte ŞİÖ’de bulunması anlamlıdır. Bundan sonra Türkiye gibi ülkeler doğuya doğru bakışla ekonomi ve güvenlik meselesini ele alacaklar. Bu ŞİÖ toplantısında sadece İran’ın üyeliği değil yeni bir güvenlik çerçevesi ortaya çıktı.

“ŞİÖ, İran için bir akademi niteliğinde”

İran’ın ŞİÖ’deki konumu ne olacak? Tahran’ın beklentileri neler?

İran halihazırda Batı tarafından izole edilmiş bir ülkedir. İran zamanla kendi iletişim ve etkileşim kabiliyetlerini kaybetti. Müzakere kabiliyeti bunlardan birisi. İran ŞİÖ’ye adaylık için hazırlık döneminde 2 yıllık bir stajdan geçti ve tam üyeliğini kazanmış oldu. Şu anda İran Rusya’yla 20 yıllık ve Çin’le 25 yıllık stratejik anlaşmalar imzaladı. İran yıllardır Çin ile işbirliği içinde. Ticarette Çin birinci sırada. İran’ın parası ayrıca Çin bankalarında tutuluyor. Ambargoları delmek için Çin firmaları hayli etkili olmuşlardı.

Söz konusu üyeliğin daha kolay anlayabilmesi için bir şu tabiri kullanabiliriz: Tecrübeli bir zanaatkarsınız ama iş başvurusu yaptığınızda ret yanıtı alıyorsunuz. Çünkü belgeniz yok. Ehliyetiniz yok. ŞİÖ, İran için bir akademi gibi oluyor. Biz zaten Çin ile işbirliği içerisindeyiz ama bu yüksek mertebeli bir okul ya da bir akademidir. İran’ın amacı sadece Çin’e ulaşmak değil. Diğer üyelerle de karşılıklı işbirlikleri gelişecek. Bu tip kurumlar bir yönüyle devletler için eğitim işlevi görür. Dolayısıyla İran dış siyaseti için yeni bir dönemin açıldığını söyleyebiliriz.

“Bölge ile Batı arasındaki seviye farkı ortadan kaldırılmalı”

Hindistan Başbakanı Modi dün yaptığı açıklamada terörizme karşı savaşmak için örgüt üyelerinin el ele vermesi gerektiğini söyledi. Bu vurguyu nasıl değerlendiriyorsunuz? Terörizme karşı anlayış birliği bulunuyor mu ŞİÖ üyeleri arasında? Bu konuda yakın vadede somut adımlar atılmasını beklemek gerçekçi mi?

ŞİÖ güvenlik konseptine dönüş yaptı. Zaten Hindistan nüfus çoğunluğunu Çin’den aldı. İleride gıda ve su krizi nedeniyle iki ülke arasında husumet oluşabilir. Anglo-Sakson dünyası da bunu tetiklemek isteyecek. İki ülke arasından geçen Brahmaputra Nehri, tatlı su meselesi büyük bir sorun olabilir. Ancak bu örgütün içerisinde bu sorunlar çözülebilir. Nüfusun çok olduğu ülkelerde yaşam kalitesi, fakirlik, refah seviyesi, işsizlik her an teröre dönüşebilir. Bu sorunlar Batı tarafından koz olarak kullanılıp merkezi otoriteler aleyhine kullanılabilir. Zaten küreselcilerin istediği budur: Merkezi otoritenin zayıflaması. Sayın Modi’nin teröre karşı işbirliği çağrısında bulunması akılcı bir iştir. Bu örgüt kuruluş felsefesine geri döndü ama güçlü bir şekilde geri döndü.

Dünya nüfusunun yarısından fazlası bu teşkilat içinde. Bu arada yaşam kalitesi seviyesi Avrupa’ya ve ABD’ye nazaran düşüktür. Eğitim seviyesi ve refah seviyesinin yükseltilmesi gerekiyor. İlk etapta eğitim konusunda adımlar atılması gerekiyor.

Ukrayna krizi çözülmezse yakın vadede buğday, tahıl, gübre krizi nüfusu büyük olan ülkeleri riske atabilir.

Uyuşturucu meselesi, silah kaçakçılığı, göçmen meselesi diğer somut konular. Bölge ile Batı arasındaki seviye farkının ortadan kalması gerekiyor. Elbette bu bahsettiğimiz meseleler büyük zaman alacak. Ancak bölge artık bu farkı kaldıramaz. Büyük oyuncuların bir şekilde bu konuya çözüm getirmesi gerekiyor.

“Afganistan için özel komisyon kurulmalı”

Diğer bir gündem Afganistan’daki ekonomik ve insani kriz. Çin’in bu konuda yatırım projeleri olduğunu biliyoruz. ŞİÖ örgütsel olarak Afganistan konusunda projeler geliştirebilir mi?

Afganistan’da sorun sadece fakirlik, uyuşturucu ve suç meselesi değil. Orada Taliban’ın kendisi de bir mesele. Taliban başka devletler tarafından tanınmadığı müddetçe insan haklarına insan hakları konusunda bir çok şeye riayet etmeyebilir. Bu konuya çözüm getirilmesi gerekiyor. İran’ın Afganistan’da su ve sınır sorunları var. Ayrıca Tahran da Taliban’ı tanımıyor.

ŞİÖ içinde özel bir komisyon oluşturulup bu komisyon vasıtası ile Afganistan’ın ele alınması gerekiyor. Sadece Çin’in bazı projeleri ele almasıyla Afganistan sorunu çözülmüyor. Taliban bazı konularda güçlü ve mantıklı adımlar attı. Afyon konusunda adımlar attı, enflasyonu düşürdü. Ama nasıl düşürdü. Baskı yöntemiyle yaptı bunu. ABD, Afganistan’ın varlıklarını dondurdu. Afganistan’a kış gelmeden gıda yardımları gelmezse insani durum felaket boyutuna ulaşabilir.

“NATO’nun doğuya genişlemesi şimdilik askıya alındı”

Diğer yandan haftaya Vilnius’ta NATO zirvesi toplanacak. İki zirvenin birbirine karşı olduğunu söyleyebilir miyiz?

ŞİÖ hiçbir şekilde bir örgütün, bir oluşumun karşıtı değildi. Ancak zaman geçtikçe bu örgütün büyümesiyle birlikte üyeler bazında NATO ya da ABD karşıtı olarak adlandırılabilir. Şu an NATO’ya karşı bir örgüt olduğunu ifade edebiliriz.

Angela Merkel defalarca “Rus gazından kurtulmamız gerekiyor” dedi, ancak bu olmadı. Rahatlıkla ifade edebiliriz ki AB’nin ŞİÖ üyelerine ihtiyacı var. Avrupa Birliği’nin aynı üretim seviyesine ve ticaret hacmine tutunmak istiyorsa ŞİÖ üyelerine ihtiyacı olacak.

Ukrayna savaşı bitmeden Ukrayna’yı alamazlar. NATO’nun doğuya genişlemesi durdu. NATO’nun doğuya daha fazla genişlemesini olası görmüyorum. Bu noktada AB kamuoyu çok önemli. Fransa meselesi farklıdır ancak başka şeyleri tetikleyebilir. NATO karşıtı, savaş karşıtı ve refahın azalmasına itiraz eden sesler yükselebilir Avrupa içinde. Bunların bitmesi için ise savaşın sona ermesi gerekiyor. Ancak Rusya savaşa güçlü bir şekilde devam ediyor.

Her iki savaşan taraf da diğerinin pes etmesini bekliyor. Rusya ve AB. Dolayısıyla doğuya doğru genişlemek projesi şimdilik askıya alındı. Zira doğu aktörlerinin batıya doğru yönelmesi söz konusu, ancak doğuya doğru gidiş sadece ekonomi konuları ve sanayi yatırımı anlamında söz konusu olabilir.

Almanya hükümeti şuan ülkesinde kapanmış sanayisi için uygun bir ortam aramakta. Söz konusu ortam Çin, Hindistan, İran ve Orta Asya’dır. Yani tam anlamıyla ŞİÖ.

Geçen hafta İrlanda devleti belli sebeplerden dolayı 200 bin ineğin imha edileceğini açıkladı. Bu haber, yeni üretim tesislerinin Orta Asya’da olduğu anlamına gelir.

Ben şahsen doğuya doğru genişleme projesinin durdurulduğunu düşünmekteyim. Ayrıca aşırı sağın Avrupa’da yükselmesi ve orta siyasetin yerine geçmesi durumunda, tüm Avrupa Birliği’nde göçmen yasasının değişeceğini ve bunun nüfus azalmasına sebep olabileceğini düşünmekteyim. AB, bundan böyle sanayi üretiminde Reganizm ve Thatcherizm kuramlarını uygulayacaktır.

Asya

Starbucks, Çin’in Sincan bölgesinde ilk şubesini açtı

Yayınlanma

ABD’li kahve zinciri devi Starbucks, salı günü Çin’in kuzeybatısındaki Sincan Uygur Özerk Bölgesi’nde iki mağaza açarak, bu bölgeye ilk kez giriş yaptı ve ABD’den sonra ikinci en büyük pazarı olan Çin’deki en son genişleme hamlesini gerçekleştirdi.

Mağazalar, bölge başkenti Urumçi’de yer alıyor; bunlardan biri simgesel Büyük Çarşı’da, diğeri ise Urumçi Tianshan Uluslararası Havalimanı’nda bulunuyor.

Büyük Çarşı’daki amiral mağaza, bölgenin geleneksel silüetlerinden esinlenen kendine özgü bir tasarıma sahip olup, iç mekanlarında Atlas ipeği ve etnik müzik aletleri gibi Sincan unsurları yer alıyor. Her iki mağaza da yerel esintili menüler ve süt kabuğu aromalı tuzlu süt çayı gibi özel içecekler sunuyor.

Starbucks Çin CEO’su Molly Liu yazılı bir açıklamada, “Sincan’a girmek, sadece mağaza ağımızın daha da genişlemesini sağlamakla kalmıyor, aynı zamanda bu canlı pazarla derin bir bağ kurmamızı ve oradaki müşterilerimizle samimi, kalıcı ilişkiler kurmamızı da sağlıyor,” dedi 

Bölgesel Piyasa Düzenleme İdaresi yetkilisi Zhang Yu, Sincan’ın kentsel ticari canlılığın ve tüketici çekiciliğinin bir göstergesi olan “ilk mağaza ekonomisini”, iç talebi ve tüketimi artırmak için kilit bir araç haline getirdiğini belirtti.

Xinhua’ya konuşan Zhang, Sincan’ın ilk mağazalara yönelik destek politikalarını iyileştirmeye, onay süreçlerinin verimliliğini artırmaya ve iş ortamını optimize etmeye devam edeceğini de sözlerine ekledi.

Bu açılışlar, Starbucks’ın Çin’deki perakende faaliyetlerini yürütmek üzere Çinli risk sermayesi şirketi Boyu Capital ile kurduğu ortaklığın ardından gerçekleşti. Geçen yıl Kasım ayında imzalanan anlaşmaya göre, Boyu ve Starbucks bir ortak girişim kuracak; Boyu, Starbucks’ın Çin’deki perakende faaliyetlerinde yüzde 60’a kadar hisseye sahip olacak, Starbucks ise ortak girişimdeki kalan yüzde 40 hisseyi elinde tutacak ve Starbucks markasının sahibi olmaya devam ederek marka ile fikri mülkiyet haklarını yeni kuruluşa lisanslayacak.

Bu son genişleme, Starbucks’ın Kuzey Amerika işini yeniden yapılandırdığı bir dönemde gerçekleşiyor; şirket geçen hafta, bölgedeki performans göstermeyen 250 kahve dükkanını kapatma planlarını açıklamıştı.

Starbucks, Ocak 1999’da Pekin’de ilk mağazasını açarak Çin anakarasına giriş yaptı. Kahve kültürü kök salıp popülerlik kazandıkça, zincir Çin genelinde varlığını istikrarlı bir şekilde genişletti. 2026 mali yılı verilerine göre, 27 Eylül 2026 itibarıyla Starbucks, Çin anakarasında 8.342 mağaza işletiyordu; bu rakam, 2025 mali yılı sonuna kıyasla 331 artışa tekabül ediyor.

Çin anakarası, şu anda Starbucks’ın ABD’den sonra en büyük ikinci pazarı konumunda; şirketin 2026 mali yılı üçüncü çeyrek sonuçlarına göre, 28 Haziran 2026 itibarıyla ABD’de 16.933 mağaza işletmektedir.

Şirketin uzun süredir devam eden genişlemesi, yabancı markaların Çin’in büyüyen tüketici pazarında nasıl fırsatlar aradığını yansıtmaktadır.

Piyasa Düzenleme Devlet İdaresi, Çin’de 2026 yılının ilk yarısında 35.000 yeni yabancı sermayeli işletmenin kurulduğunu ve bu sayının bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 7 arttığını açıkladı. Ticaret Bakanlığı’nın ayrı verilerine göre, 2026 yılının ilk yarısında yaklaşık 4.800 yabancı sermayeli işletme Çin’deki yatırımlarını artırdı.

Okumaya Devam Et

Asya

Güney Kore’den Ukrayna’ya Kuzey Koreli esirler için özür ültimatomu

Yayınlanma

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e nakledildiğini açıklayan Ukrayna’nın gizlilik anlaşmasını ihlal ettiğini belirterek Kiev yönetimini resmi özür dilemeye çağırdı. Ukrayna tarafının anlaşmayı inkar ettiğini belirten Lee, olguların kabul edilmemesi halinde karşı adımlar atılacağını duyurdu.

Güney Kore Devlet Başkanı Lee Jae-myung, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli savaş esirinin Seul’e teslim edildiğini kamuoyuna duyurarak gizlilik mutabakatını ihlal ettiğini belirtti.

Lee, Kiev yönetiminin olguları kabul etmemesi ve kamuoyu önünde özür dilememesi halinde ülkesinin karşı adımlar atacağını açıkladı.

X hesabı üzerinden açıklamada bulunan Lee, esirlerin iadesi sürecinde Ukrayna tarafının gizlilik talep ettiğini, Seul’ün de bilgilerin açıklanmaması yönünde anlaşmaya vardığını kaydetti. Lee, Ukrayna’nın bu mutabakatı tek taraflı olarak bozduğunu ifade etti.

“Ukrayna bizi yalancı durumuna düşürdü”

Gelişmeler karşısında nezaket çerçevesinde üzüntülerini ilettiklerini belirten Güney Kore Devlet Başkanı, Ukrayna tarafının varılan mutabakatı inkar ederek kendisini yalancı durumuna düşürdüğünü savundu.

Lee, Seul’ün anlaşmanın kabul edilmesini ve özür dilenmesini istemesi üzerine Kiev’in Kuzey ve Güney Kore arasında kaçınılmaz bir çatışma senaryosundan söz ettiğini ve “Kore Yarımadası’nda savaşı kışkırtmaya çalıştığını” öne sürdü.

Lee, açıklamasında “Ukrayna’nın eylemlerinden ciddi üzüntü duyuyoruz. Olguları kabul etmeyi ve kamuoyu önünde özür dilemeyi reddetmeyi sürdürürlerse yeni adımlar atacağız. Bu, Kore Cumhuriyeti vatandaşlarının ve devletinin onur meselesidir, görmezden gelemeyiz” ifadelerini kullandı.

Zelenskiy esir teslimini BM kürsüsünden duyurdu

Tartışma, Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin 23 Eylül’de Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmayla başladı. Zelenskiy, Ukrayna’nın iki Kuzey Koreli askeri esiri Güney Kore’ye teslim ettiğini açıkladı. Lee Jae-myung bu açıklamaya sosyal medya üzerinden tepki göstererek, Ukrayna’yı gizlilik anlaşmasını çiğnemekle suçlamış ve durumu “utanç verici” olarak nitelendirmişti.

Buna karşılık Ukrayna Devlet Başkanlığı Danışmanı Dmitro Litvin, Seul ile Kiev arasında esir takasına ya da teslimine ilişkin herhangi bir gizlilik anlaşması bulunmadığını ileri sürdü. Reuters’ın aktardığına göre, bu açıklamanın ardından Güney Kore Dışişleri Bakanlığı 28 Eylül’de Ukrayna’nın Maslahatgüzarı Andriy Veşkin’i bakanlığa çağırarak diplomatik protesto iletti.

Moskova esir transferine ilişkin bilgisinin olmadığını belirtti

Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Kuzey Koreli savaş esirlerinin teslimine dair ellerinde bir bilgi olmadığını açıkladı. Esir konusunun Rusya Savunma Bakanlığı ve istihbarat servislerinin yetkisinde olduğunu aktaran Peskov, istihbarat kanalları üzerinden temasların sürdüğünü kaydetti.

Rusya ile Kuzey Kore, Ukrayna ordusunun Ağustos 2024 başında sınır bölgelerine girdiği dönemde Kapsamlı Stratejik Ortaklık Anlaşması imzalamıştı. Kuzey Kore birlikleri Kursk bölgesindeki çatışmalarda yer alırken Rusya Genelkurmay Başkanlığı, bölge topraklarının 2025 ilkbaharında Ukrayna ordusundan tamamen temizlendiğini duyurmuştu.

Okumaya Devam Et

Asya

Çin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor

Yayınlanma

Çin, eriyen iç stoklarını takviye etmek için ekim ayı rafine akaryakıt ihracatını askıya alarak küresel arz sıkıntısını büyüttü. Ülkedeki motorin ve gaz yağı açığı 20 milyon varile ulaşırken, yakıt fiyatları yüzde 70 tırmanan ABD acil rezervlerden 40 milyon varil ham petrol çıkarıyor.

Çin, eriyen yerel rezervlerini yeniden doldurabilmek amacıyla ekim ayı boyunca yapılması planlanan rafine akaryakıt ihracatını askıya aldı.

ABD’nin İran ile girdiği savaşın küresel enerji arzını sarstığı günlerde hayata geçen uygulama, dünya genelindeki yakıt tedarik açığını daha da derinleştirme riski taşıyor.

Yetkililer, ülkedeki bir haftalık ulusal tatilin başında büyük rafinerilere Hong Kong ve Makao hariç hiçbir dış pazara sevkiyat izni verilmeyeceğini bildirdi.

Reuters’a konuşan sektör kaynakları, 7 Ekim sonrasında yurt dışına yakıt çıkışına yeniden onay verilip verilmeyeceğinin rafinerilerin üretim hızına ve iç depolardaki doluluk oranına göre netleşeceğini aktardı.

Batı Asya’dan ham petrol akışının savaş nedeniyle kesintiye uğraması üzerine Pekin yönetimi ilk olarak mart ayında ihracata sınırlama getirmiş, temmuz ayında ise motorin, benzin ve jet yakıtı satışlarını aylık izin şartına bağlamıştı.

Oxford Enerji Araştırmaları Enstitüsü bünyesindeki Çin enerji araştırmaları biriminin yöneticisi Michal Meidan, hükümetin temel hedefinin iç pazardaki arzı güvenceye almak olduğunu vurgulayarak, “Uluslararası piyasalar ikinci planda kalıyor” değerlendirmesini yaptı.

İhracat vizesi için ticari rezervlerin savaş öncesindeki seviyelere ulaşması şart koşuluyor.

Enerji veri analitiği kuruluşu Kpler’in verilerine dikkat çeken analist Zameer Yusof, mevcut motorin ve gaz yağı envanterinin savaş öncesi döneme göre 20 milyon varil geride kaldığını, benzin açığının ise yaklaşık 9 milyon varil düzeyinde seyrettiğini kaydetti.

Pekin’in muslukları kapatması, Washington ile Avrupalı müttefikleri arasındaki enerji gerilimini de su yüzüne çıkardı.

Washington yönetimi, acil durum rezervlerini piyasaya sürmemeleri halinde Almanya ve Fransa’ya sağladığı motorin sevkiyatını durdurma uyarısı yaptı. Avrupalı bir yetkili, ABD’nin Avrupa Birliği’nden altı aylık süre zarfında 120 milyon varil motorini dolaşıma sokmasını talep ettiğini ifade etti.

Gelişmeleri değerlendiren ABD Enerji Bakanı Chris Wright, Batı Asya kaynaklı motorin kaybının telafi edilmeye çalışıldığını ancak Çin’den gelen ihracat kanalının da kapandığını kaydetti.

İran savaşının patlak vermesinden bu yana ABD iç pazarında motorin fiyatları yüzde 70, benzin fiyatları ise yüzde 50 civarında yükseldi.

Yaklaşan Kongre ara seçimleri öncesinde artan yakıt maliyetlerini dizginlemeye odaklanan Beyaz Saray, kendi acil durum kaynaklarını devreye sokuyor.

ABD Enerji Bakanlığı, enerji firmalarına ödünç verilmek üzere Stratejik Petrol Rezervinden 40 milyon varil ham petrolün daha kullanıma açılacağını duyurdu.

Daha önce 1982’den bu yana en düşük düzeyine gerileyen ABD rezervleri, bu son tahsisatla birlikte yasalarda tanımlanan asgari güvenlik sınırının altına inecek.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English