Diplomasi
Siyasal İslam konulu forum Abu Dabi’de gerçekleştirildi

TRENDS ev sahipliğinde Abu Dabi’de düzenlenen “Aşırılıkçı İdeolojiyle Mücadele” temalı forum “kapsamlı yol haritası” çağrısıyla sona erdi.
Harici’nin medya partnerlerinden olduğu etkinlikte, uzmanlar ideoloji güdümlü şiddetin ortak kalıplarına dikkat çekti; kapsamlı bir yol haritası ve vatandaşlık değerlerinin güçlendirilmesi çağrısı yaptı.
Abu Dabi – 16 Eylül 2025 — TRENDS Araştırma ve Danışmanlık Merkezi’nin “Bilgiyle, birlikte aşırılığa karşı” temasıyla Fairmont Bab Al Bahr Oteli’nde düzenlediği 5. Siyasal İslam Yıllık Forumu, ideoloji güdümlü şiddetin “ortak şiddet kalıpları”nı ele aldı. Foruma BAE, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Fransa, İtalya, Hindistan, Endonezya, Portekiz, Polonya, Mısır ve Ürdün’den üst düzey yetkililer, akademisyenler ve araştırmacılar katıldı.

Birleşik Krallık eski Savunma Bakanı Sir Liam Fox, Fransız Senatör Nathalie Goulet forumda konuşma yapan üst düzey isimler arasındaydı.
Katılımcılar, aşırılıkla mücadelenin güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması; entelektüel, toplumsal ve kültürel boyutları da kapsayan çok katmanlı bir yaklaşım gerektirdiğini vurguladı. Demokratik değerlerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, gerçek mağduriyetlerin ideolojik istismardan ayrıştırılması, gençlere liderlik ve inovasyon için sivil kanallar açılması ve eğitim kurumlarının siyasallaşmış dindarlığın etkisinden korunması forumun öne çıkan önerileri arasında yer aldı.

Açılışta konuşan TRENDS CEO’su Dr. Muhammed Abdullah Al-Ali, çeşitli aşırıcı akımlar arasında örtük kesişimleri gösteren “yeni entelektüel haritalar”a ihtiyaç bulunduğunu belirterek, dijital çağda örgütlerin propaganda ve istihdam mekanizmalarını çözmeden kalıcı sonuç alınamayacağını ifade etti. Al-Ali, nefret söylemini dağıtmanın ötesine geçip “bu söylemleri mümkün kılan yanılsamaları”nın deşifre edilmesi çağrısı yaptı.
Dr. Al-Ali, ideolojinin tebliğci söylemi şiddet projeleriyle birleştirme kapasitesini gösteren bir örnek olarak Müslüman Kardeşler’e işaret etti; Müslüman Kardeşler’in dijital devrimden yararlanarak çevrimiçi platformlar üzerinden taraftar devşirdiklerini belirtti. Aşırılıkla mücadelenin, nefret söylemini dağıtmanın ötesine geçerek bu tür grupların yeni kuşakları çekmesini mümkün kılan yanılsamaları da ortadan kaldıracak; entelektüel ve siyasi uzmanlık ile ittifakları bir araya getiren küresel bir yol haritası gerektirdiği konusunda uyardı. Sözlerini, ideolojik şiddet yerine birlikte yaşam ve insanlık anlatılarının başlatılacağı bir platforma dönüşmesi için akademik araştırma, kamu politikası, teknoloji ve siyasi iradeyi bütünleştiren kolektif çabalara çağrıda bulunarak tamamladı.
Muhammed Bin Zayid Beşeri Bilimler Üniversitesi (MBZUH), aşırılıkçı ideolojiyle mücadelede ölçülebilir katkılarından dolayı “TRENDS Aşırılıkçı İdeolojiyle Mücadele Küresel Ödülü”nün ilk kazananı oldu. TRENDS Bilimsel ve Akademik Konseyi üyesi Prof. Radvan es-Seyyid, üniversitenin ılımlılık, vatandaşlık ve diyalog değerlerini yaygınlaştırmadaki rolüne dikkat çekti.
Forum tartışmaları boyunca konuşmacılar, farklı aşırılıkçı hareketler arasında kapalı dünya görüşü, biz-onlar ayrımı, lider kültü, komplo söylemi ve şiddeti meşrulaştıran anlatılar gibi benzer zihinsel ve davranışsal yapılar bulunduğunu vurguladı. Dr. Halife Mubarek ez-Zaheri (MBZUH), bu hareketlerin ulusal çerçeveleri reddeden, ittifaklar-dezenformasyon-şiddet sarmalına yaslanan bir strateji izlediğini anlattı.
Sir Liam Fox, “dini aşırıcı” ifadesinin yanıltıcı olduğuna dikkat çekerek, “dini araçsallaştıran siyasal aktörler”le karşı karşıya olunduğunu söyledi; Popper’ın Hoşgörü Paradoksuna atıfla hoşgörü kisvesi altında hoşgörüsüzlüğün yayılmasına müsamaha gösterilmemesi gerektiğini vurguladı. Senatör Nathalie Goulet ise politik İslam ile aşırı sağ arasındaki şiddet ve finansman ortaklıklarına değinerek, şeffaf olmayan fon akışları, hayır kurumlarının kötüye kullanımı ve kripto varlıklara dikkat çekti.
Dijital alanın rolü öne çıkarılarak hükümetler, sivil toplum ve teknoloji şirketleri arasında işbirliği ile çevrim içi aşırılıkçı içeriklere karşı farkındalık kampanyaları yürütülmesi, çoğulculuk ve vatandaşlık temalı alternatif anlatıların güçlendirilmesi istendi. Ayrıca, ideolojik şiddete karışan devlet veya örgüt tüm aktörlerin uluslararası hukuk karşısında hesap vermesi, erken uyarı ağları kurulması ve eski aşırılık yanlılarına yönelik rehabilitasyon programlarının yaygınlaştırılması önerildi.

Oturumlardan öne çıkanlar
ABD West Point bünyesindeki CTC Sentinel Genel Yayın Yönetmeni Paul Cruickshank moderatörlüğünde gerçekleştirilen yüksek düzeyli oturumda, Fiyaz Mughal (Faith Matters) aşırılığın gerçek mağduriyetler ile kimlik krizlerinin birleşiminden beslendiğini; sosyal medyanın yankı odaları yaratarak radikalleşmeyi hızlandırdığını anlattı. H.E. Dherar Belhoul Al Falasi (Al-Majlis Group) ise bazı yapıların boykot kampanyaları üzerinden öğrencileri belirli ağlara yönlendirmeye çalıştığını, böylece eğitim sektöründe nüfuz ve finansman oluşturduklarını kaydetti.
Birinci oturumda; Prof. Alessandro Ferrari (Insubria), demokrasinin düşmanlarıyla mücadelede özgürlükleri koruyan bir araç olarak “militan demokrasi” kavramını sundu. Prof. Radvan es-Seyyid, tarihe yeni bir okuma gerektiğini ve modern ulus-devletin aşırılıkla mücadelede zorunlu çerçeve olduğunu vurguladı. Dr. Vael Salih, farklı akımların ortak duygusal seferberlik, ikili dünya algısı ve sembolik şiddet pratiklerine dikkat çekti. Prof. Patrice Brodeur (Montreal) siyasal-dini-eğitsel-toplumsal bütüncül işbirliğinin şart olduğunu, Dr. Orla Lynch (Cork) ise katılım motivasyonlarına odaklanılması gerektiğini belirtti.
İkinci oturumda; Spasimir Domaradzki (Varşova) Orta ve Doğu Avrupa deneyimlerinden hareketle aşırılığın fikri temellerinin sökümünü, Muhammed Halfan es-Savafi ideolojik aşırılığın milliyetçilik ve neo-Nazizm dahil geniş bir yelpazeye yayıldığını anlattı. Meşari el-Taydi (Asharq Al-Awsat) kaynak araştırmalarının sistematikleştirilmesi çağrısı yaptı. Dr. Anne Speckhard (ICSV) terörün “ölümcül kokteyli”ni grup-ideoloji-toplumsal destek-bireysel motivasyon olarak tanımlayarak, şiddete geçişi tetikleyenin “grup” dinamiği olduğunu vurguladı. Aimen Dean (BK) ise katılım motivasyonlarının pratik okumasına ilişkin yöntemler paylaştı.
Üçüncü oturumda; Dr. José Pedro Zúquete (Lizbon) Avrupa’da kimlik hareketleri ile İslamcı gruplar arasında “karşılıklı radikalleşme” olgusunu inceledi. İmam Muhammed Tevhidi, kutsal metinlerin şiddete meşruiyet için suistimal edilmesine karşı dini liderlikte sorumluluk çağrısı yaptı. Prof. Yon Machmudi (Endonezya), “sert güç” (hukuk-güvenlik) ile “yumuşak güç” (deradikalizasyon-eğitim-toplum güçlendirme) bileşimini önerdi. Dr. Orla Lynch ikinci kez söz alarak eski üyelerin deneyimlerinden hedef kitleye erişim stratejileri çıkarılabileceğini söyledi.
Dördüncü oturumda; Omar el-Beşir et-Turabi (Al-Mesbar) aşırılıkçı düşüncenin “tedarik zinciri”ni; eğitim ve hayır faaliyetleri üzerinden kurulan sosyal tabanı anlattı. Abdullah bin Bijad el-Uteybi aşırılığın tarihsel sürekliliğine dikkat çekti. Hamad el-Husani (TRENDS) bazı yapıların dine, devlete ve topluma bileşik tehdit oluşturduğunu belirtti. Osama el-Delil (El-Ahram) kavramsal netlik için “siyasallaştırılmış din değil, İslamileştirilmiş siyasi suçluluk” terimini önerdi. Em. Tümg. Salih el-Muayta (Ürdün) ise barışçıl düşünce ile şiddetin ayrıştırıldığı bölgesel bir strateji çağrısı yaptı.

Forumun genel sonuç bildirisine göre, dini platformlar ve hayır çalışmaları için etik ilkeler/şartname hazırlanması, eğitimde eleştirel düşünmenin güçlendirilmesi, gençler için sivil liderlik kanallarının açılması ve dijital erken uyarı-izleme ağlarının kurulması yol haritasının temel sütunlarını oluşturuyor. Bu kapsamda, medya-akademi-kamu politikası-teknoloji işbirliğiyle çoğulcu vatandaşlığı güçlendiren alternatif anlatıların yaygınlaştırılması öne çıkıyor.
Etkinlik, Muhammed Bin Zayid Beşeri Bilimler Üniversitesi ve BAE Siber Güvenlik Konseyi iş birliğiyle; The National, Sky News Arabia, Al-Ain News, Harici Medya, Aletihad Haber Merkezi ve Al-Khaleej’in medya desteğiyle gerçekleştirildi.
Harici Medya kurucusu Tunç Akkoç ve gazeteci Sarp Sinan Hacır etkinliğe Türkiye’den katıldı.
TRENDS Hakkında
2014’te Abu Dabi’de kurulan TRENDS Araştırma ve Danışmanlık, bağımsız bir düşünce kuruluşudur. Küresel ortaklarla yürüttüğü araştırma programları, yayınlar ve düzenli etkinliklerle bölgesel ve uluslararası düzeyde etki üretmeyi amaçlar.

Diplomasi
Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.
Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.
Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.
Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.
Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.
Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.
Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.
Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.
Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.
Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.
Sözcü şöyle devam etti:
“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”
Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.
Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.
Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.
Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.
Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.
Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.
JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.
Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.
“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.
Diplomasi
ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.
Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.
Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.
Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.
Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.
Çin’de bir hafta
Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.
Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.
Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.
İstihdam, enerji ve teknoloji
Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.
Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:
“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”
Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.
Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.
Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.
Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.
“Zamanlama her şeyi anlatıyor”
Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.
Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.
Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.
Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.
Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.
Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.
Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.
Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?
Diplomasi
UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.
The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.
İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.
Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.
En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.
Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.
Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.
The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.
FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.
Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.
Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.
Görüş2 hafta önceTürkiye ve İsrail ilişkilerinin geleceği
Dünya Basını2 hafta önceThe Jerusalem Post: Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan savunma anlaşması İsrail’e tehdit
Ortadoğu2 hafta önceMısır, üçlü pakta neden katılmadı?
Diplomasi2 hafta önce‘İslami NATO’ mu? Yeni savunma paktı Hindistan’ı neden tedirgin ediyor?
Diplomasi2 hafta önceUkrayna, Türkiye’den 70 ATACMS ve diğer ABD menşeli silah satın aldı
Dünya Basını5 gün önceThe Economist, Daron Acemoğlu’nu yerden yere vurdu: “Sığ ve inandırıcılıktan uzak”
Rusya6 gün önceDört AB ülkesi daha Rus pasaportlarına kısıtlama getiriyor
Asya2 hafta önceVietnam, yerli üretim en büyük denizaltı savunma gemisinin inşasına başladı












