Diplomasi
Siyasal İslam konulu forum Abu Dabi’de gerçekleştirildi

TRENDS ev sahipliğinde Abu Dabi’de düzenlenen “Aşırılıkçı İdeolojiyle Mücadele” temalı forum “kapsamlı yol haritası” çağrısıyla sona erdi.
Harici’nin medya partnerlerinden olduğu etkinlikte, uzmanlar ideoloji güdümlü şiddetin ortak kalıplarına dikkat çekti; kapsamlı bir yol haritası ve vatandaşlık değerlerinin güçlendirilmesi çağrısı yaptı.
Abu Dabi – 16 Eylül 2025 — TRENDS Araştırma ve Danışmanlık Merkezi’nin “Bilgiyle, birlikte aşırılığa karşı” temasıyla Fairmont Bab Al Bahr Oteli’nde düzenlediği 5. Siyasal İslam Yıllık Forumu, ideoloji güdümlü şiddetin “ortak şiddet kalıpları”nı ele aldı. Foruma BAE, Suudi Arabistan, Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Fransa, İtalya, Hindistan, Endonezya, Portekiz, Polonya, Mısır ve Ürdün’den üst düzey yetkililer, akademisyenler ve araştırmacılar katıldı.

Birleşik Krallık eski Savunma Bakanı Sir Liam Fox, Fransız Senatör Nathalie Goulet forumda konuşma yapan üst düzey isimler arasındaydı.
Katılımcılar, aşırılıkla mücadelenin güvenlik tedbirleriyle sınırlı kalmaması; entelektüel, toplumsal ve kültürel boyutları da kapsayan çok katmanlı bir yaklaşım gerektirdiğini vurguladı. Demokratik değerlerin ve hukukun üstünlüğünün güçlendirilmesi, gerçek mağduriyetlerin ideolojik istismardan ayrıştırılması, gençlere liderlik ve inovasyon için sivil kanallar açılması ve eğitim kurumlarının siyasallaşmış dindarlığın etkisinden korunması forumun öne çıkan önerileri arasında yer aldı.

Açılışta konuşan TRENDS CEO’su Dr. Muhammed Abdullah Al-Ali, çeşitli aşırıcı akımlar arasında örtük kesişimleri gösteren “yeni entelektüel haritalar”a ihtiyaç bulunduğunu belirterek, dijital çağda örgütlerin propaganda ve istihdam mekanizmalarını çözmeden kalıcı sonuç alınamayacağını ifade etti. Al-Ali, nefret söylemini dağıtmanın ötesine geçip “bu söylemleri mümkün kılan yanılsamaları”nın deşifre edilmesi çağrısı yaptı.
Dr. Al-Ali, ideolojinin tebliğci söylemi şiddet projeleriyle birleştirme kapasitesini gösteren bir örnek olarak Müslüman Kardeşler’e işaret etti; Müslüman Kardeşler’in dijital devrimden yararlanarak çevrimiçi platformlar üzerinden taraftar devşirdiklerini belirtti. Aşırılıkla mücadelenin, nefret söylemini dağıtmanın ötesine geçerek bu tür grupların yeni kuşakları çekmesini mümkün kılan yanılsamaları da ortadan kaldıracak; entelektüel ve siyasi uzmanlık ile ittifakları bir araya getiren küresel bir yol haritası gerektirdiği konusunda uyardı. Sözlerini, ideolojik şiddet yerine birlikte yaşam ve insanlık anlatılarının başlatılacağı bir platforma dönüşmesi için akademik araştırma, kamu politikası, teknoloji ve siyasi iradeyi bütünleştiren kolektif çabalara çağrıda bulunarak tamamladı.
Muhammed Bin Zayid Beşeri Bilimler Üniversitesi (MBZUH), aşırılıkçı ideolojiyle mücadelede ölçülebilir katkılarından dolayı “TRENDS Aşırılıkçı İdeolojiyle Mücadele Küresel Ödülü”nün ilk kazananı oldu. TRENDS Bilimsel ve Akademik Konseyi üyesi Prof. Radvan es-Seyyid, üniversitenin ılımlılık, vatandaşlık ve diyalog değerlerini yaygınlaştırmadaki rolüne dikkat çekti.
Forum tartışmaları boyunca konuşmacılar, farklı aşırılıkçı hareketler arasında kapalı dünya görüşü, biz-onlar ayrımı, lider kültü, komplo söylemi ve şiddeti meşrulaştıran anlatılar gibi benzer zihinsel ve davranışsal yapılar bulunduğunu vurguladı. Dr. Halife Mubarek ez-Zaheri (MBZUH), bu hareketlerin ulusal çerçeveleri reddeden, ittifaklar-dezenformasyon-şiddet sarmalına yaslanan bir strateji izlediğini anlattı.
Sir Liam Fox, “dini aşırıcı” ifadesinin yanıltıcı olduğuna dikkat çekerek, “dini araçsallaştıran siyasal aktörler”le karşı karşıya olunduğunu söyledi; Popper’ın Hoşgörü Paradoksuna atıfla hoşgörü kisvesi altında hoşgörüsüzlüğün yayılmasına müsamaha gösterilmemesi gerektiğini vurguladı. Senatör Nathalie Goulet ise politik İslam ile aşırı sağ arasındaki şiddet ve finansman ortaklıklarına değinerek, şeffaf olmayan fon akışları, hayır kurumlarının kötüye kullanımı ve kripto varlıklara dikkat çekti.
Dijital alanın rolü öne çıkarılarak hükümetler, sivil toplum ve teknoloji şirketleri arasında işbirliği ile çevrim içi aşırılıkçı içeriklere karşı farkındalık kampanyaları yürütülmesi, çoğulculuk ve vatandaşlık temalı alternatif anlatıların güçlendirilmesi istendi. Ayrıca, ideolojik şiddete karışan devlet veya örgüt tüm aktörlerin uluslararası hukuk karşısında hesap vermesi, erken uyarı ağları kurulması ve eski aşırılık yanlılarına yönelik rehabilitasyon programlarının yaygınlaştırılması önerildi.

Oturumlardan öne çıkanlar
ABD West Point bünyesindeki CTC Sentinel Genel Yayın Yönetmeni Paul Cruickshank moderatörlüğünde gerçekleştirilen yüksek düzeyli oturumda, Fiyaz Mughal (Faith Matters) aşırılığın gerçek mağduriyetler ile kimlik krizlerinin birleşiminden beslendiğini; sosyal medyanın yankı odaları yaratarak radikalleşmeyi hızlandırdığını anlattı. H.E. Dherar Belhoul Al Falasi (Al-Majlis Group) ise bazı yapıların boykot kampanyaları üzerinden öğrencileri belirli ağlara yönlendirmeye çalıştığını, böylece eğitim sektöründe nüfuz ve finansman oluşturduklarını kaydetti.
Birinci oturumda; Prof. Alessandro Ferrari (Insubria), demokrasinin düşmanlarıyla mücadelede özgürlükleri koruyan bir araç olarak “militan demokrasi” kavramını sundu. Prof. Radvan es-Seyyid, tarihe yeni bir okuma gerektiğini ve modern ulus-devletin aşırılıkla mücadelede zorunlu çerçeve olduğunu vurguladı. Dr. Vael Salih, farklı akımların ortak duygusal seferberlik, ikili dünya algısı ve sembolik şiddet pratiklerine dikkat çekti. Prof. Patrice Brodeur (Montreal) siyasal-dini-eğitsel-toplumsal bütüncül işbirliğinin şart olduğunu, Dr. Orla Lynch (Cork) ise katılım motivasyonlarına odaklanılması gerektiğini belirtti.
İkinci oturumda; Spasimir Domaradzki (Varşova) Orta ve Doğu Avrupa deneyimlerinden hareketle aşırılığın fikri temellerinin sökümünü, Muhammed Halfan es-Savafi ideolojik aşırılığın milliyetçilik ve neo-Nazizm dahil geniş bir yelpazeye yayıldığını anlattı. Meşari el-Taydi (Asharq Al-Awsat) kaynak araştırmalarının sistematikleştirilmesi çağrısı yaptı. Dr. Anne Speckhard (ICSV) terörün “ölümcül kokteyli”ni grup-ideoloji-toplumsal destek-bireysel motivasyon olarak tanımlayarak, şiddete geçişi tetikleyenin “grup” dinamiği olduğunu vurguladı. Aimen Dean (BK) ise katılım motivasyonlarının pratik okumasına ilişkin yöntemler paylaştı.
Üçüncü oturumda; Dr. José Pedro Zúquete (Lizbon) Avrupa’da kimlik hareketleri ile İslamcı gruplar arasında “karşılıklı radikalleşme” olgusunu inceledi. İmam Muhammed Tevhidi, kutsal metinlerin şiddete meşruiyet için suistimal edilmesine karşı dini liderlikte sorumluluk çağrısı yaptı. Prof. Yon Machmudi (Endonezya), “sert güç” (hukuk-güvenlik) ile “yumuşak güç” (deradikalizasyon-eğitim-toplum güçlendirme) bileşimini önerdi. Dr. Orla Lynch ikinci kez söz alarak eski üyelerin deneyimlerinden hedef kitleye erişim stratejileri çıkarılabileceğini söyledi.
Dördüncü oturumda; Omar el-Beşir et-Turabi (Al-Mesbar) aşırılıkçı düşüncenin “tedarik zinciri”ni; eğitim ve hayır faaliyetleri üzerinden kurulan sosyal tabanı anlattı. Abdullah bin Bijad el-Uteybi aşırılığın tarihsel sürekliliğine dikkat çekti. Hamad el-Husani (TRENDS) bazı yapıların dine, devlete ve topluma bileşik tehdit oluşturduğunu belirtti. Osama el-Delil (El-Ahram) kavramsal netlik için “siyasallaştırılmış din değil, İslamileştirilmiş siyasi suçluluk” terimini önerdi. Em. Tümg. Salih el-Muayta (Ürdün) ise barışçıl düşünce ile şiddetin ayrıştırıldığı bölgesel bir strateji çağrısı yaptı.

Forumun genel sonuç bildirisine göre, dini platformlar ve hayır çalışmaları için etik ilkeler/şartname hazırlanması, eğitimde eleştirel düşünmenin güçlendirilmesi, gençler için sivil liderlik kanallarının açılması ve dijital erken uyarı-izleme ağlarının kurulması yol haritasının temel sütunlarını oluşturuyor. Bu kapsamda, medya-akademi-kamu politikası-teknoloji işbirliğiyle çoğulcu vatandaşlığı güçlendiren alternatif anlatıların yaygınlaştırılması öne çıkıyor.
Etkinlik, Muhammed Bin Zayid Beşeri Bilimler Üniversitesi ve BAE Siber Güvenlik Konseyi iş birliğiyle; The National, Sky News Arabia, Al-Ain News, Harici Medya, Aletihad Haber Merkezi ve Al-Khaleej’in medya desteğiyle gerçekleştirildi.
Harici Medya kurucusu Tunç Akkoç ve gazeteci Sarp Sinan Hacır etkinliğe Türkiye’den katıldı.
TRENDS Hakkında
2014’te Abu Dabi’de kurulan TRENDS Araştırma ve Danışmanlık, bağımsız bir düşünce kuruluşudur. Küresel ortaklarla yürüttüğü araştırma programları, yayınlar ve düzenli etkinliklerle bölgesel ve uluslararası düzeyde etki üretmeyi amaçlar.

Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Amerika6 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4












