Diplomasi
Steve Bannon Yunan medyasına konuştu: Trump’ın Avrasya’da Ankara ve Atina planı

Donald Trump’ın ilk döneminde “baş stratejist” ve ideolog olarak Beyaz Saray’da boy gösterdikten sonra Başkan ile arası bozulan, ama yakın zamanda tekrar “Amerika’yı Yeniden Büyük Yap” (MAGA) hareketinin en önemli isimlerinden biri olarak Trump politikalarından yer edinen Steve Bannon, Yunan gazetesi Kathimerini’ye dikkat çekici bir mülakat verdi.
Muhabir Iliana Magra, Steve Bannon’ın stratejiyi tartışırken ABD Donanmasında subay olarak geçmiş deneyimlerine atıfta bulunduğunu; konuşma para politikasına döndüğünde Goldman Sachs’taki iki yıllık görevini hatırladığını; aşırı sağcı Breitbart News sitesinin kurucularından biri olarak medyadan, Harvard ve Georgetown mezunu olarak da seçkin Amerikan üniversitelerinden bahsettiğini aktarıyor.
Yaklaşık on yıl önce Yunanistan’da çekilen ve Hollywood’da çalıştığı dönemde yapımcılığını üstlendiği bir filmden bahsettiğinde ise Yunanistan’ı tartışmaya başladıklarını vurguluyor.
Bannon, Türkiye konusunda “endişeli”
Atina’yı sevdiğini ve Yunanistan’ın başkentini birçok kez ziyaret ettiğini belirten Bannon, 2015 yılında ülkede çalkantılı bir dönem olduğu söylüyor ama “Çok çalkantılıydı ama daha da çalkantılı olacak. Şu anda Ukrayna ve Türkiye arasındaki istikrarsızlığın tam ortasındasınız. Ve ben Türkiye konusunda çok endişeliyim,” diye ekliyor.
Aralık ayında sosyal medyada dolaşan ve elinde “Özgür Konstantinopolis” logolu bir tişört tutarken görüldüğü bir fotoğrafına dikkat çeken Bannon, 2019 yılında Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı “dünyanın en tehlikeli adamı” olarak nitelendirdiği hatırlatılınca, “Şu anda da yüzde 100 öyle düşünüyorum,” diyor.
Erdoğan’ın, “tabii ki Pekin’de ÇKP’yi yöneten suçlularla, Tahran’da İran’ı yöneten mollalarla, Moskova’yı yöneten KGB ile” rekabet halinde olduğunu, ama yine de onun hâlâ “bireysel olarak en tehlikelisi olduğunu” düşündüğünü ileri sürerek, bunun nedenini “Erdoğan’ın bir vizyona sahip olması” olarak açıklıyor.
Bannon, Erdoğan’ın “Osmanlı İmparatorluğunu yeniden kurmak istediğini” öne sürüyor
Bannon’a göre Erdoğan’ı “tehlikeli” yapan vizyon, “Osmanlı İmparatorluğunu yeniden kurmak.”
Türk liderin stratejisinin, “tıpkı Birinci Dünya Savaşı öncesinde” olduğu gibi, iki kutsal mekanı Suudi Arabistan’dan devralmak olduğunu savunan ABD’li yorumcu, “İşte bu yüzden ABD’de İsrail hakkındaki tüm bu tepkiler asıl meseleyi ıskalıyor. Asıl mesele şu ki, bölgeyi nasıl istikrara kavuşturacağımızı bulamazsak, bölge daha önce hiç olmadığı kadar patlayacak,” iddiasında bulunuyor.
Bannon’a göre bu bölge Balkanlar’dan Yunanistan ve Türkiye’ye, İran’a, Kızıldeniz’e, Arap Denizine, Mısır’a, Suudi Arabistan’a ve Kuzey Afrika’ya kadar uzanıyor.
Trump, yakın dostlarını Türkiye ve Yunanistan’a elçi olarak atadı
“Başkan Trump Yunanistan ve Türkiye hakkında ne düşünüyor?” sorusuna yanıtında Bannon, Amerikan Başkanının bölgede “sorunlar olduğunu” bildiğini ve bu nedenle her iki ülkeye de yakın müttefiklerini seçtiğini vurguluyor.
Trump’ın, “en yakın dostlarından ve müttefiklerinden birini, bu ülkedeki en etkileyici insanlardan biri olan Tom Barrack’ı” Ankara Büyükelçisi olarak atadığına işaret eden Bannon, Atina elçiliğine seçilen Kimberly Guilfoyle’un da “Başkana çok yakın, bize çok yakın ve ABD’deki en parlak ve başarılı kadınlardan biri” olduğunu söylüyor.
Bannon, “Barrack ile birlikte onu büyükelçi olarak atamak ve Steve Witkoff’u [Orta Doğu] özel temsilcisi olarak atamak, başkanın bu işi ne kadar ciddiye aldığını gösteriyor,” diyor.
Guilfoyle, hem Trump’ın oğullarından Don Jr.’ın eski nişanlısı, hem de ünlü Demokrat Kaliforniya Valisi Gavin Newsom’ın da eski eşi olduğuna dikkat çeken Bannon, yeni büyükelçinin Amerikan siyasetinin iki kanadı ile de ilişkisi olduğuna işaret ediyor.
“Üçüncü Dünya Savaşının içindeyiz”
Başkan Trump’ın Yunanistan’a olan ilgisinin “her şeyden önce ülkenin tarihinden” kaynaklandığını savunan ve bu ülkeye “Batının kadim temeli” diyen Bannon, buna rağmen tek nedeninin bu olmadığını belirterek, “ABD’de çok sayıda Yunan arkadaşı ve iş ortağı var,” diyor.
Bannon ısrarla “İnsanlar Üçüncü Dünya Savaşında olduğumuzu anlamalı” diyor ve Ukrayna ve Gazze’deki savaşta, 1939’da Polonya’nın işgalinden sonra ve 1940’ta Almanya’nın Fransa’yı işgalinden önce ölenlerden daha fazla insanın öldüğünü savunuyor.
Trump ve istihbaratına göre Ukrayna’daki savaşta 1,7 milyondan fazla insanın öldüğünü ekleyen Bannon, “Ve Gazze’de olanlara bakın, düpedüz öldürme, katliam; bu İkinci Dünya Savaşı’nın ilk aşamalarının çok ötesinde ve strateji kısmı başladı. Pekin’den Tahran’a ve Moskova’ya uzanan bir Demir Üçgen var. Ben her zaman Erdoğan’ın da buna katılması halinde Avrasya kara parçasının Hindistan ve Yunanistan gibi ülkelerle, oradaki müttefiklerimizle ve Mısır’la birlikte kilitleneceğini savunmuşumdur. İşte bu yüzden Erdoğan çok önemli. İşte bu yüzden bazı büyük hamleler yapacak,” iddiasında bulunuyor.
Amerikalıların, Rusları Çinlilerden uzak tutmak istemesinin nedeninin de bu olduğunu vurgulayan Bannon, İran’la ve Suudi Arabistan ile yaptıkları anlaşmalara bakıldığında, bunların “ABD dolarını kırmak ve BRICS düzeyinde alternatif bir para birimi oluşturmak” için yapıldığını öne sürüyor.
Çin Komünist Partisi’nin en azından 2019’dan beri ABD’ye karşı “sınırsız bir savaş içinde” olduğunu ileri süren ABD’li soyumcu, geçen pazar günkü Financial Times’ın Çin-Amerikan ticaret savaşıyla ilgili baş sayfasını eline alarak, “Bu bir iktisadi savaş” diye belirtiyor.
Trump’ın stratejistine göre Yunanistan’ın varlığı Trump’a bağlı
“Sizler bunun ortasında kalacaksınız,” diye devam eden Bannon, meselenin “sadece taraf seçme zamanı” olmadığını ileri sürerek, “Daha da önemlisi, nereye varmak istediğinizi seçmelisiniz çünkü bu şey yıkıcı olacak. Eğer Başkan Trump karakterinin gücü ve Putin ile bu adamların ondan korkma ve Ukrayna ile Orta Doğu’daki durumu çözme becerisiyle geri dönmeseydi, Yunanistan 10 yıl içinde istila edilirdi, biterdi,” iddiasında bulunuyor.
Ukrayna’dan Balkanlara doğru genişleyen bir savaş olduğunu, bir diğer savaşın da Suriye ve Türkiye üzerinden geldiğini savunan Bannon, “önümüzdeki beş yıl çok riskli olacağını, hiçbir şeyin garanti olmadığını” söylüyor.
Bannon’a göre her şey Trump’ın durumu çözüp çözemeyeceğine bağlı. Bannon, “Bu yüzden Yunanistan’da her gece bir mum yakar ya da Başkan Trump’ın sağlıklı kalması ve odaklanmaya devam etmesi için dua ederim. Yoksa Ukrayna’da sizden çok uzakta olmayan savaş Balkanlar’a sıçrayacak ve sonra da gelecek. Ve Orta Doğu’daki savaş, onu [Yunanistan’ı] Suriye’den yakacak,” diyor.
Mahan’dan Trump’a: ABD’nin denizlerdeki egemenlik arayışı
Trump’ın Grönland, Kanada, Panama, Gazze planlarının “ne emperyalist, ne izolasyonist” olduğunu savunan Bannon, “Başkan Trump’ın yapmak istediği şey anavatanı güvence altına almak. Stratejisini Alfred Thayer Mahan’dan alıyor ama aslında bu strateji Atina ve Sparta savaşından alınma, her şey Peloponez savaşına kadar gidiyor; deniz gücü ve kara gücü,” diye açıklıyor ve ABD stratejisinin arkasındaki fikrin “yüzde yüz” Donald Trump’a ait olduğunu ekliyor.
Amerikalı İç Savaş komutanı ve tarihçi Mahan, 20. yüzyılın başında “Orta Doğu” terimini icat eden ve denizlerdeki egemenlik teorilerine katkı sunan isim olarak biliniyor.
Mahan, The Influence of Sea Power upon History, 1660-1783 [Tarihte Deniz Gücünün Etkisi, 1660-1783] adlı eserinde, İngiliz İmparatorluğunun yükselişinde deniz gücünün önemine dair önemli bir analiz yapmıştı.
Mahan, İngiltere’nin denizlerdeki kontrolünün, Avrupalı rakiplerinin deniz gücündeki düşüşle birleştiğinde, İngiltere’nin dünyanın egemen askeri, siyasi ve iktisadi gücü olarak ortaya çıkmasının yolunu açtığını savunuyordu.
Mahan ve bazı önde gelen Amerikalı politikacılar bu derslerin ABD dış politikasına, özellikle de ABD’nin denizaşırı pazarlarını genişletme arayışına uygulanabileceğine inanıyordu.
Pana ve Grönland: Çin ve Rusya donanmasının birleşmesini Karayipler’de engelleme planı
Panama Kanalından Grönland’a kadar, yapılanın sadece bir deniz stratejisi olduğunu savunan Bannon, Trump’ın Panama Kanalını güvence altına alarak, Çin donanması ve Rus donanmasının Karayipler’de birleşip bağlantı kurmasını engelleyeceğini öne sürüyor.
Murmansk ve Arkhangelsk’teki Rus denizaltı kuvvetlerinin Kuzey Atlantik’e ulaşmak için Grönland, İzlanda üzerinden gelmek zorunda olduğunu kaydeden Bannon, Trump’ın Ariktik adasını ABD’nin İkinci Dünya Savaşında Almanlara karşı yaptığı gibi güvence altına almak istediğini belirtiyor.
Bunu yaptıktan sonra, “Pasifik’e, Tayvan ve Japonya’dan Polinezya ada zincirine, Solomon Adalarına kadar olan ada zincirlerine bakarsanız, ABD’yi hava geçirmez bir şekilde mühürlemiş oluruz,” diyen Bannon, on binlerce mil boyunca uzanan bir deniz stratejilerinin olduğunu ileri sürüyor.
21. yüzyılın en büyük oyununun Kuzey Kutbu olduğunu savunan ABD’li yorumcu, “Alaska’mız var, Grönland ile bir ortaklığımız var, ortada da Kanada var. Kanadalılar donmuş Kuzey nedeniyle eskiden tam bir güvenliğe sahipti. Şimdi en büyük riskleri bu,” diye ekliyor.
ABD’yi “mühürleme” planı: ABD, Arjantin’de Milei ve Brezilya’da Bolsonaro iktidarını istiyor
Bannon daha sonra, diğer güçlerin pazara iktisadi olarak erişemeyeceğinden emin olmak ve stratejik olarak Kuzey Kutbunu “özgür tutmak” için çelik ve alüminyum tarifeleri meselesine dönüyor ve “Bu artık cihat ve terörizme karşı savaşla ilgili değil, bu büyük bir güç mücadelesi,” diyor.
“Jeostratejik olarak” bakıldığında, Bolsonaro ve Brezilya’yı, Milei ve Arjantin’i eklediğinizde Çin Komünist Partisi’ni “Amazon’dan ve Latin Amerika’dan çıkarmış olacaklarını” ve artık Batı yarımküreyi ele geçirerek “anavatanı tamamen mühürlemiş” bulunacaklarını savunan Bannon, “Bunun üzerine bir de demir kubbe eklerseniz, işte o zaman geçilmez oluruz,” iddiasında bulunuyor.
“Önce Amerika” hareketinin “antiemperyalist” olduğunu öne süren ABD’li yorumcu, himayeci devletler istemediklerini savunuyor. Avrupa’nın şu anda ABD’nin “vassalı” olduğunu vurgulayan Bannon, böyle bir şeyi istemediklerini söyleyerek, “Orta Doğu’nun da vasal bir devlet olmasını istemiyoruz. Kuzey Atlantik’te ve Grönland çevresinde bir deniz stratejisine baktığımızda, Avrupa’ya Rus ordusunun sizin sorununuz olduğunu söylüyoruz. Rus ordusunun bizim hayati ulusal güvenlik çıkarlarımıza zarar verme ihtimali yoktur. İşte bu nedenle Başkan Trump NATO ülkelerine ‘Savunma bütçeleriniz yüzde 5 olmalı’ derken bunu rastgele bir rakam olarak ortaya atmıyor,” diyor.
“CIA bir kanserdir”
Kathimerini muhabirine göre Bannon, Trump’ın Gazze stratejisinin ardındaki mantığı açıklamakta çok daha zorlanıyor. Trump’ın “sorunu çözmeye çalıştığını”, “kutunun dışında düşündüğünü” ileri süren Bannon, en nihayetinde, “Dürüst olacağım,” diyor ve gülerek, Trump’ın bu planını ”anlamadığını” kabul ediyor.
Bannon, CIA ve FBI’ın lağvedilmesini istediğini çok açık bir şekilde ifade ediyor. ABD’li yorumcu şöyle diyor:
“Dünyanın her yerinde casuslarımız olsun istemiyoruz, artık bir CIA istemiyoruz. Bu bizi daha az güvenli mi yapacak? Şu anda çok güvensiziz. Çin Komünist Partisi her yerde. KGB tepemizde. Mollalar her yerde. ÇKP Wall Street’in her yerinde, üniversitelerimizdeler. Onların parası her yerde. Katar parası her yerde. Hangi sırları saklıyoruz? Hepsi biliyor. Biz bunu Amerikan halkından saklıyoruz. CIA bir kanserdir.”
MAGA hareketinin Avrupa ayağı güçlenecek
Bannon, MAGA hareketinin Avrupa’da da yıllardır çalıştığını savunuyor.
Bannon, Reform UK lideri Nigel Farage ile Brexit’i kazandıklarını, Almanya’da AfD’yi desteklediklerini, İtalya’da desteklediklerinin hükümette olduklarını, Fransa’da Ulusal Cephe ve Yunanistan’daki “bazı sağcı partiler”i desteklediklerini kabul ediyor.
Avrupa’daki mevcut durumdan memnun olduğunu dile getiren Bannon, “Popülist milliyetçi hareketin orada alev alev yanıyor olmasını seviyoruz. AfD’nin bir hafta sonra çok başarılı olmasını umuyoruz. Nigel Farage’ın Muhafazakâr Parti’yi ele geçireceğini ve bir sonraki İngiliz başbakanı olacağını düşünüyoruz,” diyor.
Yunanistan’daki temaslarını açıklamak istemediğini belirten Bannon, “Sadece çok iyi olduğumuzu söyleyebilirim. Yunanistan’ı seviyoruz. Yunanistan’ın ihtişamıyla ilgili kitabımı her gün burada tutuyorum, böylece ona girip çıkabiliyorum. Eğer ifşa etmek istiyorlarsa, ifşa edebilirler,” diyor.
Diplomasi
NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.
NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.
Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.
Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.
Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.
Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.
Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.
Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.
Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.
Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor
Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.
The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.
Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.
Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.
Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.
AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.
Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.
Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.
Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.
Diplomasi
Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.
Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.
Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.
Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.
Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.
Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak
Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.
Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.
BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.
Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.
Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.
Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor
Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.
Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.
İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.
Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak
Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.
Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.
Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.
Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.
Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak
Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.
Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.
Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.
Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.
İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.
7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.
Diplomasi
Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.
Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.
Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.
Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.
NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.
Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.
Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.
Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.
Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.
Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.
Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.
Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.
NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.
Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.
Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.
Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.
NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.
Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.
Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.
Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.
Dünya Basını2 hafta önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Asya2 hafta önceGüney Kore, Kiev Büyükelçisini geri çağırdı
Amerika2 hafta önceBrezilya’da ikinci tur süreci nasıl işleyecek?
Asya2 hafta önceEndonezya’nın yeni iş yasası işçileri memnun etti, iş dünyasını endişelendirdi
Amerika3 gün önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Dünya Basını2 hafta önceNükleer bilimci Hughes: Bölgesel nükleer savaş bile dünya genelinde üç milyar insanı aç bırakır
Dünya Basını1 hafta önceİngiliz diplomat Crooke: Suudi Arabistan’da asıl çöküş içeriden gelecek
Dünya Basını2 hafta önceBrezilya’da Bolsonaro rüzgarı ve Lulismonun sınırları









