Bizi Takip Edin

Ortadoğu

“Suudi Arabistan, ABD’ye rağmen Suriye ile normalleşmeye öncülük ediyor”

Yayınlanma

“Arap yurdunda, özellikle de Suriye’de at koşturan ülkelerin yolunu kesmek amacıyla Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesine ilişkin talep, milli bir Arap talebi haline geldi. Suudi Arabistan Krallığı, ABD’nin buna karşı olduğunu bildiği halde Suudi Arabistan-Suriye ilişkilerini yeniden tesis etme hareketine öncülük etti.”

Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönüşü konusunda yürütülen uzun diplomasi maratonu, 7 Mayıs’ta, Mısır’ın başkenti Kahire’de düzenlenen Arap Birliği Dışişleri Bakanları Toplantısı’nda nihayete erdi. Son iki yıldır Suriye’nin birliğe geri dönüşüne itiraz eden Arap devletlerinin de sessiz onayıyla Suriye, 12 yıl aradan sonra Arap Birliği’ne döndü.

Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad, bugün Arap Birliği’nin Liderler Zirvesi’ne katılacak.  Suriye’nin Birliğe dönüş sürecini, bölge için ne anlama geldiğini ve bundan sonra atılması beklenen adımları Independent Türkçe’nin Genel Koordinatörü Muhammed Zahid Gül ile konuştuk.

Eski ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın “yaratıcı kaos” çağrısını hatırlatan ve Suriye’nin Arap Birliği’nden çıkarılması sürecinde ABD’nin rolüne işaret eden Gül, gelinen noktada “Beşar Esad’ın devrilmesi” politikasının dayanaklarını kaybettiğine dikkat çekiyor.  “Suudi Arabistan Krallığı, ABD’nin Suriye’nin geleceği konusundaki vizyonunun Suriyelilerle Arapların menfaatine olmayabileceğinin farkında” diyen Gül, kötü ilişkiler ve kopuşun Arap ülkeleri ile Suriye arasındaki normal ilişkilerin tabiatına aykırı olduğunu söylüyor. Gül, Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşünün bazılarıyla geç de olsa Suriye’nin tüm Arap ülkeleriyle ilişkilerini yeniden kurması için kapıyı aralayacağını belirtiyor.

Muhammed Zahid Gül’ün Harici’nin sorularına verdiği yanıtlar şöyle:

“Suriye’deki yabancı askerler Arap yurdunun zaafı”

  • Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü kuşkusuz Şam yönetiminin elini güçlendiriyor. Peki Arap ülkeleri Şam’ın masaya dönmesinden ne kazanacak. Suudi Arabistan başka olmak üzere Şam’la ilişkilerini normalleştirmeye başlayan ülkelerin beklentisi ne?

Hiç şüphe yok ki Suriye’nin Arap Devletleri Ligi (Arap Birliği)’ne dönüşü ve Arap ülkeleriyle ilişkilerini yeniden normalleştirmesi hem Suriye hem de istisnasız tüm Arap ülkeleri için bir kazançtır. Bununla birlikte Suriye’de on yıldan fazla bir süredir devam eden çatışmanın koşulları, çoğu Arap ülkesinin Esed rejimine karşı tutumunu değiştirmesinin önemli bir nedeniydi. Özellikle de Esed, orduyu ve askerî güçlerini, başlangıçta barışçıl bir değişim talep eden halk kesimlerine karşı kullanmaya başladıktan sonra.

Arap ülkelerini 2012 yılında Suriye’yi Arap Birliği’nden çıkarmaya teşvik eden şey, ABD’nin tutumuydu. ABD, o dönemde ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton’ın başkanlığında 2012 yılı ortalarına gelinmeden önce Cenevre 1 ve Cenevre 2 konferanslarında ve sonrasında somutlaşan devlet çabalarına öncülük etti. Hedef, iddialarına göre Suriye’de siyasi iktidarın geçişini, Libya’da olduğu gibi dramatik bir çöküş veya ardından gelebilecek ve bölge ülkelerini etkileyecek bir kargaşa ile değil de ABD’nin uluslararası gözetimi altında siyasi olarak sağlamaktı. Önce Katar, bu ABD yönelimlerini destekledi, sonra da Suudi Arabistan Krallığı. Ama Arap ülkeleri, Esed rejimini değiştirme konusunda ABD’den ciddiyet görmedi. Ardından İran, 2012 yılı sonunda Esed rejimi lehine olacak şekilde Suriye’ye askerî müdahalede bulundu. 2015 yılı sonunda Rusya’nın askerî müdahalesiyle de Suriye toprakları üzerindeki güç dengesi değişti ve Esed rejimine karşı askerî çaba, dayanaklarını kaybetti. Böylece Suriye; ABD, Rusya, İran, Türkiye ve diğerlerinin geniş askerî varlığından ötürü tüm Arap yurdunda bir zaaf noktası haline geldi.

Bu durum, genel olarak Arap zayıflığının tezahürlerinden biri oldu. Küresel planda güç dengelerini değiştirme yönelimlerinin ve Ukrayna, Tayvan, Yemen, Libya ve diğer yerlerde büyük uluslararası çekişmelerin ortaya çıkmasıyla bilgelik, kendini göstererek Suriye ya da başka yerde umutsuz çatışmaları beslemenin hiçbir faydası olmadığını öğütledi. Arap yurdunda, özellikle de Suriye’de at koşturan ülkelerin yolunu kesmek amacıyla Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönmesine ilişkin talep, milli bir Arap talebi haline geldi. Suudi Arabistan Krallığı, ABD’nin buna karşı olduğunu bildiği halde Suudi Arabistan-Suriye ilişkilerini yeniden tesis etme hareketine öncülük etti. Bu, ilan edilemeyecek koşullar altında olmalıydı. Suudi Arabistan Krallığı da Rusya, İran ve Irak ile ilişkilerini iyileştirme konusunda gerçekten bilgece bir diplomasi yürüttü. Bu, Suudi Arabistan Krallığı ile Arap ülkelerinin çıkarlarına hizmet eden bir şeydir.

“Karşı çıkanlar muhalif grupların destekçileri”

  • Arap Birliği’nin normalleşmedeki fonksiyonu ne olacak? Birliğe üye birçok devletin itirazları da sürüyor. Katar gibi, Fas gibi… Bunu da göz önüne alırsak normalleşmenin belirli limitleri olduğunu söyleyebilir miyiz? Suriye ile ilişkiler tek tek devletler düzeyinde mi ilerleyecek?

Arap Birliği’nin, Şam’la ilişkilerin normalleştirilmesinde rolü büyüktür. Arap Birliği, Suriye ile ilişkilerini kesmemiş olsaydı Suriye’nin Arap ülkeleriyle anlaşmazlıklarından bahsetmeye gerek olmazdı. Suriye’nin Arap Birliği’ne dönüşü, Suriye’nin bazılarıyla geç de olsa tüm Arap ülkeleriyle ilişkilerini yeniden kurması için kapıyı açacak.

Suriye’nin Arap Birliği’ne dönmesine ya da Esed rejimiyle ilişkilerin normalleştirilmesine karşı çıkan Arap ülkeleri, 2011 yılından bugüne dek süren silahlı, siyasi ve diplomatik çatışma yıllarında ABD’nin teşvikiyle Suriyeli muhalif grupları destekleyen Arap ülkelerinin ön saflarında yer aldı.

ABD, gerek ABD Kongresi’nin aldığı Sezar Yasası gerekse diğer uluslararası yaptırımlar adına Esed rejimi ile rejimin üst düzey güvenlik, askerî ve ekonomik yetkililerine yönelik uluslararası ve Amerikan yaptırımlarının uygulanması için sesini yükselttikten sonra Arap ülkeleri, Suriye’nin dönüşünün engellenmesi için sadece bazı Arap ülkelerinin tutumlarıyla karşı karşıya kalmadı. Artık, Suriye’nin geleceğine dair siyasi vizyonunu yıllar sonra da gerçekleşse hem ABD hem de İsrail’e hizmet edecek şekilde dayatmaya çalışan ABD tutumuyla da karşı karşıyaydı. Suriye’deki çatışmanın sonraki on yıllar boyunca devam etmesi ABD’nin umurunda değil. Bu durum, hele de ABD’nin Suriye’yi bölmeye ya da geniş bir uluslararası askerî varlık, özellikle de ABD, Rusya, İran ve Türkiye askerî varlığı altında tutmaya çalışan politikaları gün yüzüne çıkmışken, Arap Birliği’nin çıkarlarına ters düşüyor.

Bazı Arap ülkeleri, Suriye’nin Arap Birliği’ne geri dönüşünün oy birliğiyle olması konusunda ısrar ederse o zaman Suudi Arabistan da dahil olmak üzere diğer bazı Arap ülkeleri için, her ne kadar geri dönüşün tüm Arap ülkeleri düzeyinde gerçekleşmesini tercih etseler de Suriye ile ilişkilerini bireysel olarak geliştirmeye çalışmaları kaçınılmaz olur.

“ABD çıkarlarıyla çatışırsa Krallık, Arapların çıkarından yana olur”

  • Washington, Esad’la normalleşmeye sayısız kez itiraz etti ancak Riyad, normalleşme diplomasisini yürüttü ve buna liderlik etti. ABD yaptırımları devam ederken Suriye’nin yeniden inşası veya Şam’ın beklentisi olan ekonomik ilişkilerin kurulması ne kadar mümkün?

Suudi Arabistan Krallığı, yolunu ve siyasetini senelerdir kendine has ve bağımsız bir Suudi politik kararıyla belirliyor. Bu, Suudi Arabistan Krallığı’nın ABD’nin petrole ilişkin vizyonuna aykırı ya da zararlı da olsa petrol fiyatları ve ihracat düzeyleri konusundaki bağımsız siyasetiyle kendini gösterdi. Aynı şekilde Suudi Arabistan Krallığı, İran ile çatışma hızını artırmayı reddetti. Bunun yanı sıra Rusya-Ukrayna savaşındaki tutumunu tarafsız kıldı, Çin ile ekonomik ilişkilerini iyileştirdi ve Filistin meselesinde adil ve kapsamlı bir siyasi çözüme varma taahhüdünde bulunmadıkça İsrail’le ilişkilerini normalleştirmeyi kabul etmedi.

Suudi siyaseti bugün başka başkentlerde değil, Riyad’da şekilleniyor. Suudi Arabistan Krallığı’nın Suriye ile ilişkilerin normalleşmesindeki çıkarları, ABD’nin özel çıkarlarıyla çatışırsa o zaman Suudi Arabistan, Krallığın ve Arapların çıkarına uygun olacak şeyi yapacaktır. Suudi Arabistan Krallığı, ABD’nin Suriye’nin geleceği konusundaki vizyonunun Suriyelilerle Arapların menfaatine olmayabileceğinin farkında. Krallık, Suriye meselesinde ABD’ye karşı çıkmamakla birlikte bu vizyonunun tüm detaylarında ona ortak da olmuyor. Özellikle de krizi, sınırsız bir süreye kadar devam ettirme konusunda.

Esed rejimi, Arap ulusal güvenliğini koruyan sorumlulukları üstlenmeden sadece Suriye’nin yeniden inşa edilmesi için Suudi Arabistan’la ekonomik ilişkiler kurmayı arzuluyorsa şayet bilinsin ki Krallık; uluslararası veya Amerikan yaptırım yasalarına karşı çıkmayacak ve imar, Suudi Arabistan’ın Esed rejimiyle ilişkilerini normalleştirme vizyonunun önceliği olmayacaktır.

“Yaratıcı Kaos’ tesadüf değil”

  • Bölge ülkeleri arasında anlaşmazlıklar devam etse de eskinin çatışmayı önceleyen ilişki biçimi yerini diplomasiye bırakıyor. Bu değişim, bölgede nasıl bir değişikliğe kapı aralayabilir?

Kötü ilişkiler ve kopuş ne Arap ülkeleri ile Suriye ne de Suudi Arabistan Krallığı ile Suriye arasındaki normal ilişkilerin tabiatına uygundu. Bu, daha on yıl önce ortaya çıkan bir şey ve sebebi de Suriye’de ortaya çıkan bir iç savaş. Suudi Arabistan Krallığı, bu savaşın barışçıl ve siyasi bir şekilde çözülmesini umuyordu. Ancak Esed rejiminin Suriye’de savaşmaları için İran ile Devrim Muhafızları’nı getirip Arap ulusal güvenliğini tehdit etmesi, Suudi Arabistan Krallığı ile Arap Birliği’ni öfkelendirdi. ABD ve İsrail’in planları, Suriye ve başka yerlerdeki bu çatışmaya kendi çıkarları doğrultusunda yatırım yapmaktan uzak değildi. Bu çatışmalar, on yılın ardından bir çıkmaz yola girdi. Zira ABD stratejisi, politikalarını tükenmiş ülkelerde ve helak eden iç savaşlarda çizmeye çalıştı. ABD Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice’ın 2006 yılında “yaratıcı kaos” çağrısı yapmasının ardından birçok Arap ülkesinde iç savaşların gerçekleşmesi tesadüf değildir. Başarısız iç çatışmalarla geçen tam on yılın ardından Arap yöneticiler, buna bir son verme kararı aldılar. ABD’nin, İsrail’in ya da başkalarının çıkarlarıyla çatışsa da ya bölge ve Arap ülkeleri, yiyip bitiren ve diğer Arap ülkelerini tehdit eden askerî çatışmalar ve iç savaşlar içinde bırakılacak ya da bunlara bir son verilecekti.

“İsrail ile normalleşmenin şartı Filistin”

  • Bölgenin normalleşme sürecinin en büyük kaybedeni, Suudi Arabistan başta olmak üzere bölge ülkeleriyle normalleşme umudunu koruyan İsrail gibi duruyor. İsrail’in Suudi Arabistan’la normalleşmesi mümkün mü?

Kral Abdullah girişimi başlatılıp bu girişim Beyrut ve diğer yerlerdeki Arap zirvelerinde benimsendiğinden beri Suudi Arabistan Krallığı, İsrail’le barışa karşı olmadığını ortaya koydu. Ancak bir şartla: İsrail devleti, Filistin meselesi için adil ve kapsamlı bir çözüme bağlı kalacak ve Arap ülkeleriyle barışçıl ilişkileri normalleştirmeye çalışacak. Krallık, İsrail ile ilişkileri bireysel olarak ve Filistinlilerin haklarını ihlal edecek şekilde normalleştirmeyi kabul etmiyor. Ayrıca İsrail’in Arap bölgesine yönelik hırslarına da bir son vermesi gerek. Suudi Arabistan’ın Suriye ile ilişkileri normalleştirme çabaları da bu bağlamdaki diplomatik çabalardır. Arap ülkelerinin tutumlarının güçlendirilmesi, özellikle İsrail ile Arap ilişkilerinin normalleştirilmesi konusunda tüm Arap ülkelerinin yararına olacaktır. İsrail, Arap ülkelerinin parçalanmasının ve tutumlarının zayıflığının, bilhassa Suriye-Suudi Arabistan ilişkilerinin normalleşmesini engellemede kendi çıkarlarına daha çok hizmet ettiğine inanıyor. Zira Suriye ile Suudi Arabistan arasındaki bu normalleşme, İran dahil olmak üzere son on yılda Esed rejimini destekleyen ülkelerin onayını gerektiriyor ki bu, İsrail’in karşı olduğu bir şey.

  • Tel Aviv’in, İran’a yönelik stratejisinde örneğin doğrudan çatışmayı göze almak gibi bir değişiklik bekliyor musunuz?

İran, İsrail’in derinliklerini balistik füzelerle vurabilecek askerî yeteneklere sahip olduğu sürece İsrail, İran’a saldırmaya cesaret edemez. İsrail, sadece İran’ın reaktörlerine saldırırsa da bundan önce ABD’nin askerî desteğini sağlamaya başvuracaktır. Böyle bir şey de mevcut koşullarda ABD’nin itirazıyla karşılaşıyor. Çünkü ABD’nin askerî varlığı Irak’ta, Basra Körfezi sularında, Suriye ve diğer yerlerde İran ateşi altında.

Ortadoğu

Musk, Pentagon için “savaş danışmanlığı” yapacak

Yayınlanma

Dünyanın en zengin adamı Elon Musk, savaşın geleceğine odaklanan ve “Project Meridian” olarak bilinen bir Pentagon girişiminin eş direktörlüğünü üstlendi.

Musk’ın yeni görevini ABD Savunma Bakanı Pete Hegseth duyurdu.

Savaşların eninde sonunda otonom insansız hava araçlarıyla yapılacağına dair inancını uzun süredir dile getiren Musk, savunma alanında faaliyet gösteren startup Anduril’in kurucusu Palmer Luckey ve eski Temsilciler Meclisi Başkanı Newt Gingrich ile birlikte eş direktör olarak projeye danışmanlık yapacak.

Hegseth, Pentagon’da yayınladığı bir notta, grubun “geleceğin savaş alanlarını inceleyeceğini” ve “savaşçıların bu ortamlarda üstünlük sağlamak için hangi silah ve teknolojileri kullanmaları gerektiğini belirleyeceğini” belirtti.

Hegseth, Quantico Deniz Piyade Üssü’nde yaptığı “Kuvvetlerin Durumu” konuşmasında şunları söyledi:

“Gelecekteki çatışmaları en iyi öngörenler yalnızca Pentagon’da bulunmuyor. Hem soruları sormayı hem de bunlara cevap vermeyi kendimize yüklerken, bariz önyargılar ve riskler söz konusudur.”

Hegseth, bu girişimin derhal başlayacağını ve konuşmasının ardından güvenli bir mekânda Musk, Luckey ve Gingrich ile bir araya geleceğini söyledi.

Meridian Projesi, “savaşların, alanların ve teknolojilerin gidişatını acımasızca haritalandırmak” için 120 gün süreye sahip olacak ve bu süreç, bulgularının kamuoyuna duyurulması ve gizli bir ek ile sonuçlanacak.

Hegseth, “Yeryüzünün altından Ay’ın ötesine” uzanan kapsamlı bir görev tanımını açıkladı.

Grup, yeni askeri stratejiler veya politikalar geliştirmek yerine, “ele geçirmemiz gereken alanları ve ustalaşmamız gereken yetenekleri” belirlemeye çalışacak ve gelecek nesil Amerikan askerlerinin ihtiyaç duyabileceği silah ve sistemleri “keşfetmeye, geliştirmeye ve sahaya sürmeye” odaklanacak.

Grubun, Ocak ayı sonuna kadar kendisine öneriler içeren bir rapor sunması bekleniyor.

Musk, 2024 yılında “Gelecekteki savaşlar tamamen insansız hava araçları ve hipersonik füzelerle ilgili olacak,” demişti. Bu, son yıllarda yaptığı benzer açıklamalardan sadece biriydi.

Hükümet Verimliliği Departmanı’ndaki (DOGE) denetim görevi kargaşayla sona eren ve Başkan Donald Trump’ın harcama tasarısı nedeniyle Trump ile bir anlaşmazlığa dönüşen Musk için, bu paneldeki görev, herhangi bir sıfatla hükümete resmi şekilde geri dönüşünü işaret ediyor.

Musk ve Trump sonunda barıştılar ve Musk, bu hafta Beyaz Saray’da diğer teknoloji liderleriyle birlikte yapay zeka güvenliği konulu bir toplantıya katıldı.

Meridian, Hegseth’in duyurduğu, ordunun otonom savaş ve hızla gelişen teknolojiler etrafında yeniden yapılandırılmasına yönelik daha geniş kapsamlı bir girişimin parçası.

Hegseth, müşterek kuvvetler genelinde otonom ve robotik yetenekleri yaygınlaştırmak üzere, kendi ifadesiyle “hizmet kolu benzeri yetkiler”e sahip yeni bir dört yıldızlı muharebe komutanlığı olan Otonom Savaş Komutanlığı’nın (AUTOWARCOM) kurulduğunu duyurdu.

Savaş Bakanlığı ayrıca, Hegseth’in “yeni nesil otonom savaşçılar” olarak adlandırdığı kişiler için özel kariyer yolları oluşturmak üzere, tüm askeri birimlerde yeni mesleki çerçeveleri aşamalı olarak uygulamaya başlayacak.

“Otonom Savaş Komutanlığı’nı on yıl önce düşünmüş olmalıydık,” diyen Hegseth, Meridian’ın, ordunun geride kalmadan bir sonraki teknolojik dönüşümü öngörebilecek kadar ileriye bakmayı amaçladığını açıkladı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Reuters: Suriye hükümeti yetkilileri ile Hizbullah Türkiye’de gizli görüşmeler yaptı

Yayınlanma

Suriye hükümeti temsilcileri ile Lübnan Hizbullahı’nın, aralarındaki gerilimi azaltmak amacıyla Türkiye’de yüz yüze görüşmeler yaptığı iddia edildi. Suriye iddiaları reddetti.

Reuters’a konuşan ve görüşme hakkında bilgi sahibi altı kaynak, bunun uzun süredir karşı karşıya olan taraflar arasında bilinen ilk toplantı olduğunu söyledi.

İki Suriyeli yetkili, bir ABD’li yetkili ve Hizbullah’a yakın üst düzey bir Lübnanlı güvenlik kaynağının da aralarında bulunduğu altı kaynak, Suriye yetkilileri ile Hizbullah yetkililerinin geçen ay en az bir kez gizlice bir araya geldiğini belirtti.

Esad’ın 2024’ün sonlarında devrilmesinin ardından Suriye’nin yeni hükümeti ile Hizbullah arasındaki gerilim artmıştı. Şam yönetimi, grubu Suriye üzerinden İran’a silah transfer etmekle suçlarken, ABD de Suriye ordusuna Hizbullah’la savaşmak üzere Lübnan’a asker göndermesi için baskı yapıyor.

Altı kaynağa göre geçen ayki görüşmeye Hizbullah temsilcileri ile Suriye istihbaratı ve dışişleri bakanlığından yetkililer katıldı. Toplantı, gerilimi düşürme amacıyla Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının daveti üzerine gerçekleştirildi.

Kaynakların tamamı, daha önce kamuoyuna yansımayan hassas görüşmeyi anlatabilmek için isimlerinin açıklanmaması koşuluyla konuştu.

Suriye Dışişleri Bakanlığı, Türkiye Dışişleri ve Savunma bakanlıkları ile ABD Dışişleri Bakanlığı, Reuters’ın toplantıyla ilgili sorularına hemen yanıt vermedi. Hizbullah’ın medya ofisi ise yorum yapmayı reddetti.

Kaynaklara göre taraflar karşılıklı güvenlik kaygılarını görüştü

ABD’li yetkili, Suriyeli yetkililer ve Lübnanlı kaynak, görüşmenin iki taraf arasındaki gerilim başlıklarını çözmeye odaklandığını ve olumlu geçtiğini söyledi.

Suriyeli yetkililerden biri, iki tarafın birbirine karşı düşmanlık beslemediği konusunda mutabık kaldığını ve Suriye’nin Hizbullah’a, grubun silahsızlandırılması amacıyla Lübnan’a askeri müdahalede bulunmayacağı güvencesini verdiğini aktardı.

Buna karşılık Suriyeli yetkililer, Hizbullah’tan sınır ötesi kaçakçılık girişimlerinin durdurulmasına yardımcı olmasını ve özellikle Suriye’nin güneyinde kalan uyuyan hücrelerini dağıtmasını istedi.

Suriye, salı günü ülkenin güneyinde roket fırlatmaya hazırlanan bir Hizbullah hücresinin yakalandığını açıklamıştı. Hizbullah ise çarşamba günü olaya karıştığını reddederek, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik ya da askeri faaliyete dahil değiliz,” açıklamasını yaptı.

Görüşme ve sonuçları hakkında doğrudan bilgi sahibi Lübnanlı kaynak iki tarafın “güvenlik meselelerinde büyük ilerleme kaydettiğini” belirtti.

Kaynak, Hizbullah’ın Lübnan içinde Suriye kaynaklı olası bir saldırıya ilişkin endişelerine atıfta bulunarak, “Hizbullah kendi cephesini güvence altına almak istiyor,” dedi.

Hem Suriyeli yetkili hem de Lübnanlı kaynak, nihai bir anlaşmaya varılmadığını ve herhangi bir açıklama yapılmasının planlanmadığını söyledi.

Lübnanlı kaynak, iki taraf arasında Türkiye aracılığıyla temasların yaklaşık iki ay önce başladığını da Reuters’a aktardı.

Suriye hükümeti enformasyon bakanlığına bağlı X hesabı böyle bir görüşme olduğu yönündeki iddiaları reddetti.

Toplantı için Türkiye bastırdı, İran yer almadı

Hem Hizbullah hem de Suriye hükümeti, daha önce birbirleriyle görüşmeye açık olduklarının sinyalini vermişti.

Temmuz ayında Suriye Dışişleri Bakanı Esad Hasan Şeybani, Şam’ın Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söylemişti. Bir ay sonra Hizbullah lideri Naim Kasım da televizyonda yaptığı konuşmada grubun Suriye yönetimiyle görüşmeye itirazı olmadığını belirtmişti.

Üç kaynak, Suriye Devlet Başkanı Ahmed Şara’nın önemli müttefiklerinden olan Türkiye’nin, bu çabalara doğrudan dahil olmak istediği için toplantının yapılması yönünde bastırdığını söyledi.

Ancak toplantılarda İran yer almadı.

Lübnanlı güvenlik kaynağına göre ise Hizbullah, İran’ın bilgisi dahilinde toplantıya katıldı. Ancak Tahran’ın, doğrudan görüşmelerde yer almamasından ve Şara’nın şimdilik İran’la doğrudan ilişki kurulması fikrini geri çevirmesinden rahatsız olduğu iddia edildi.

Kaynağa göre nihai anlaşmaya varılamamasının ve toplantıyla ilgili herhangi bir açıklama yapılmamasının temel nedeni de bu rahatsızlıktı.

İran’ın Cenevre’deki daimi temsilciliğinden konuya ilişkin hemen bir açıklama gelmedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

FlyDubai uçağında kokpit krizi: İsrail saldırı ihtimalini inceliyor

Yayınlanma

Dubai’den Tel Aviv’e giden ve yaklaşık 150 İsrailli yolcuyu taşıyan FlyDubai uçağı, kokpitte çıkan kavga ve ani irtifa kaybının ardından Suudi Arabistan’a indi. Uçaktan kaçırma kodu iletilmesi üzerine İsrail Hava Kuvvetleri alarma geçerken, Tel Aviv yönetimi olayın saldırı girişimi olma ihtimalini incelemeye aldı.

Dubai’den Tel Aviv’e giden FlyDubai yolcu uçağında kokpitte çıkan arbede ve ani irtifa kaybı üzerine acil durum ilan edildi.

İsrailli makamlar, uçağın Suudi Arabistan’a zorunlu iniş yaptığı hadiseyi olası bir saldırı girişimi veya intihar teşebbüsü ihtimaliyle incelemeye aldı.

FlyDubai’ye ait FZ1073 sefer sayılı Boeing 737 MAX tipi uçak, 30 Eylül’de İsrail hava sahasına yaklaştığı sırada rotasını değiştirerek Suudi Arabistan’ın kuzeybatısında yer alan Tebük Havalimanı’na teker koydu.

Yaklaşık 150 İsrailli yolcunun yer aldığı uçuşta bir “hadise” yaşandığını doğrulayan havayolu şirketi, tüm yolcuların güvende olduğunu duyurdu.

Uçuş takip platformu Flightradar24 verilerine göre, seyir halindeki uçak kısa süre içinde yaklaşık 33-34 bin feet seviyesinden 14-16 bin feet irtifaya kadar sert bir düşüş yaşadı.

Uçaktan ilk olarak 7700 genel acil durum kodunun, hemen ardından ise kısa süreliğine “yasa dışı müdahale veya olası uçak kaçırma” anlamına gelen 7500 kodunun gönderildiği tespit edildi. Bu sinyal üzerine İsrail Hava Kuvvetleri teyakkuza geçti.

İsrail basınında yer alan iddialarda, Umman vatandaşı yardımcı pilotun uçuş sırasında kaptana saldırarak kumandayı ele geçirmeye çalıştığı öne sürüldü.

Ynet ve Reuters’a değerlendirmede bulunan İsrailli yetkililer, soruşturmanın sürdüğünü belirtmekle birlikte ilk tespitler ışığında olayın “terör saldırısı girişimi” ya da bir intihar eylemi olma ihtimali üzerinde durulduğunu aktardı.

Uçaktaki bazı yolcuların kokpite girerek saldırgan olduğu ileri sürülen personele müdahale ettiği ve bu kişiyi etkisiz kıldığı iddia edildi.

Sosyal medyaya yansıyan ve henüz bağımsız kaynaklarca doğrulanmayan paylaşımlarda, kabinde panik yaşandığı ve zeminde kan izlerinin yer aldığı öne sürüldü. Tebük Havalimanı yetkilileri ise uçağın kaptanı ile yardımcı pilotunun yaralı halde hastaneye kaldırıldığını açıkladı.

Gelişmenin ardından İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu güvenlik yetkilileriyle olağanüstü bir değerlendirme toplantısı yaptı. Başbakanlık Ofisi durumun kontrol altında olduğunu ve yolcuların tahliyesi için temasların sürdüğünü açıkladı.

Muhalefet lideri Yair Lapid’e de süreç hakkında bilgilendirme yapıldı.

Yaklaşan seçimler öncesinde dün hasım aktörlerin saldırı hazırlığında olabileceğini savunan Netanyahu’nun aksine, İsrail güvenlik kaynakları seçim sürecine dönük somut bir istihbarat olmadığını dile getirmişti.

Yaşanan hadise Tel Aviv’de siyasi tepkilere de yol açtı. İsrail Ulaştırma Bakanı Miri Regev, FlyDubai şirketinin İsrail uçuşlarının durdurulmasını talep etti.

The Times of Israel’ın aktardığına göre Regev, İsrail Sivil Havacılık Dairesinden Birleşik Arap Emirlikleri ile yapılan havacılık anlaşmasının şartlarını denetlemesini istedi.

Anlaşmanın, İsrail’e uçan personelin Tel Aviv ile diplomatik bağı olan ülke pasaportlarını taşımasını şart koştuğu ileri sürülüyor.

Suudi Arabistan ile İsrail arasında resmi diplomatik temas kurulmamış olsa da Riyad yönetimi, acil durumlarda hava sahasını İsrail bağlantılı seferlere açıyor.

Hadiseye ilişkin FlyDubai bünyesinde inceleme başlatılırken, Birleşik Arap Emirlikleri ve Umman makamları henüz ayrıntılı bir açıklama yayımlamadı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English