Ortadoğu
Suudi Arabistan Hürmüz ablukasının kaldırılması için ABD’ye baskı yapıyor

Suudi Arabistan, Hürmüz Boğazı’na yönelik ABD ablukasının İran’ı daha sert karşılıklar vermeye itmesinden ve gerilimi tırmandırmasından endişe ediyor. Riyad yönetimi, bu durumun Kızıldeniz’deki Babülmendep Boğazı’nı da tehlikeye atarak Körfez’in enerji sevkiyatını risk altına sokabileceği konusunda Washington’a uyarılarda bulunuyor.
Wall Street Journal’ın (WSJ) bölge yetkililerine dayandırdığı haberine göre Suudi Arabistan, Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) Hürmüz Boğazı’na yönelik uygulanan ablukayı kaldırması ve yeniden müzakere masasına dönmesi yönünde baskı uyguluyor.
Arap yetkililer, Riyad’ın ABD Başkanı Donald Trump’ın boğazı kapatma yönündeki hamlesinin İran’ı gerilimi daha fazla tırmandırmaya ve diğer kritik deniz ticareti güzergâhlarını hedef almaya itmesinden kaygı duyduğunu ifade etti.
Söz konusu abluka, halihazırda ağır darbe almış olan İran ekonomisi üzerindeki baskıyı daha da artırmayı amaçlıyor.
Ancak yetkililer, Suudi Arabistan’ın bu girişime dair bir risk tablosu çizdiğini kaydetti. Buna göre Riyad, İran’ın misilleme olarak krallığın mevcut petrol ihracatının sürdürülebilirliği açısından kritik önem taşıyan Kızıldeniz’deki Babülmendep Boğazı’nı kapatabileceği yönünde uyarılarda bulundu.
Bu itirazlar, ABD’nin Hürmüz Boğazı’nı açmaya yönelik girişimlerinin taşıdığı riskleri ve operasyonel sınırları da yeniden gündeme taşıdı. İran, savaşın başlangıç safhalarında bu su yolundaki gemilere yönelik saldırılar düzenleyerek Hürmüz’ü fiilen kapatmıştı.
Bu durum, günlük yaklaşık 13 milyon varil petrolün sevkiyatını kesintiye uğratmış ve vadeli petrol fiyatlarının varil başına 100 doların üzerine çıkmasına neden olmuştu.
İran limanlarına yönelik abluka uygulaması pazartesi günü itibarıyla resmen yürürlüğe girdi. Hafta sonu boyunca Başkan Trump tarafından dile getirilen bombardıman tehditleri ve yürütülen diplomatik temaslar, Tahran yönetimini Hürmüz Boğazı üzerindeki baskısını gevşetmeye ikna etmeye yetmedi.
Suudi Arabistan, stratejik önemi haiz bu boğazdaki engellemelere rağmen, son dönemde petrol ihracatını savaş öncesindeki seviye olan günlük yaklaşık 7 milyon varile yeniden çıkarmayı başardı.
Riyad yönetimi bu kapasiteye, ham petrolü çölü aşan boru hatları aracılığıyla Kızıldeniz kıyılarına taşıyarak ulaştı.
Ancak uzmanlar, Kızıldeniz’in güney çıkış kapısı olan Babülmendep Boğazı’nın da kapanması durumunda, bu stratejik sevkiyatların doğrudan risk altına gireceğini belirtti.
“İran Husiler üzerinden Babülmendep’i hedef alabilir”
Yemen’de Husiler olarak bilinen Ensarullah Hareketi, Babülmendep Boğazı çevresindeki geniş kıyı şeridini denetiminde tutuyor.
Grup, Gazze’deki savaş sırasında bu su yolundaki trafiği uzun süre ve ciddi biçimde aksatmıştı. Arap yetkililer, İran’ın söz konusu gruba boğazı yeniden kapatması yönünde baskı yaptığına dair bilgileri paylaştı.
Washington merkezli düşünce kuruluşu New America bünyesinde görev yapan Yemen uzmanı Adam Baron, konuya ilişkin değerlendirmesinde, İran’ın Babülmendep’i kapatmak istemesi halinde Husilerin bu hedefe giden en açık ortak olduğunu ifade etti. Baron, grubun Gazze savaşı sırasındaki tutumunun, bu tür bir eylemi gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olduklarını kanıtladığını dile getirdi.
İran Devrim Muhafızları’na yakınlığıyla bilinen yarı resmi Tesnim Haber Ajansı da benzer bir mesaj yayımladı. Ajans, mevcut ablukaların Tahran yönetimini Kızıldeniz’in giriş kapısını kapatmaya yöneltebileceğini aktardı.
Bölge ülkeleri diplomatik çözüm için yoğun çaba harcıyor
Körfez ülkeleri, çatışma sürecinin sonunda İran’ın kendi ekonomik can damarı olan Hürmüz Boğazı üzerinde tam denetim kurduğu bir tabloyla karşı karşıya kalmak istemiyor.
Ancak bölge yetkilileri, Suudi Arabistan dahil olmak üzere birçok ülkenin sorunun askeri yöntemlerle değil, müzakere masasında çözülmesi için ABD’ye baskı yaptığını bildirdi. Habere göre, görüşmelerin yeniden başlaması için diplomatik kanallar yoğun şekilde zorlanıyor.
Yetkililer, hem ABD hem de İran tarafının kamuoyu önünde sergilediği sert tutuma karşın, arabulucular üzerinden aktif ve doğrudan temasların sürdüğünü belirtti. Açıklamalarda, tarafların yeterli esneklik gösterilmesi koşuluyla resmî görüşmelere açık oldukları bilgisi verildi.
Babülmendep Boğazı, Yemen ile Afrika Boynuzu arasında konumlanan dar bir geçit olarak Kızıldeniz’i Hint Okyanusu’na bağlıyor.
Yerel dilde adı “Gözyaşı Kapısı” anlamına gelen bu stratejik boğaz, Süveyş Kanalı’na açılan yolu kontrol etmesi nedeniyle Asya ile Avrupa arasındaki deniz ticaretinin en önemli bağlantı noktalarından biri olarak kabul ediliyor.
Wall Street Journal’daki haberde, Tahran’ın ABD üzerindeki baskıyı artırmak amacıyla elinde tuttuğu en önemli caydırıcı unsurlardan birinin Husiler olduğu vurgulandı. Husiler de daha önce yaptıkları açıklamalarda, Babülmendep’i kapatmanın masadaki seçeneklerden biri olduğunu duyurmuştu.
Suudi Arabistan, ABD ve İsrail’in 28 Şubat tarihinde İran’a karşı operasyon başlatmasından birkaç gün sonra, Basra Körfezi’ndeki ana tesis olan Ras Tanura’dan yaptığı petrol ihracatının büyük bir kısmını Kızıldeniz kıyısındaki Yenbu Limanı’na yönlendirmişti.
Suudi enerji yetkilileri, WSJ’ye yaptıkları açıklamada Husilerden krallık topraklarına ya da Babülmendep Boğazı’ndan geçen Suudi bandıralı gemilere saldırı düzenlenmeyeceği yönünde taahhüt aldıklarını bildirdi.
Fakat Arap yetkililer, durumun son derece değişken olduğunu ve İran’ın üzerindeki baskıyı artırması halinde Husilerin çatışma sürecine çok daha sert bir biçimde dahil olabileceğini Washington’a iletti. Yetkililer, Husilerin bölgeden geçen gemilerden geçiş ücreti talep etmeye başlayabileceği ihtimalini de bir risk faktörü olarak sundu.
İsveçli banka SEB’in gelişmekte olan piyasalar baş stratejisti Erik Meyersson, Tahran’ın bu stratejisini bir misilleme mekanizması olarak tanımladı.
Meyersson, bu hamlenin İran’ın, “Siz bizim petrol ihracatımızı kısıtlarsanız, biz de sizin Yenbu terminali üzerinden gerçekleştirdiğiniz sevkiyatları aksatırız” şeklinde bir mesaj verme yöntemi olduğunu ifade etti.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Ortadoğu2 hafta önceKörfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri










