Ortadoğu
Tahran’ın menzilindeki ABD üsleri
ABD Başkanı Trump’ın İran’a doğrudan saldırı seçeneğini gündeme alması durumunda İran’ın hedef alabileceği ABD üsleri bölgenin dört bir yanına yayılmış durumda. İran’ın Katar’ı bu ülkedeki ABD üssünün meşru hedef olduğu yönünde uyardığı belirtiliyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik doğrudan saldırıları gündeme almasıyla, Ortadoğu’daki Amerikan üsleri misilleme tehdidiyle karşı karşıya kaldı. Tahran yönetimi, saldırı durumunda hızla karşılık vereceğini net bir şekilde duyurdu.
İran Savunma Bakanı Aziz Nasirzadeh, “ABD saldırırsa, bölgedeki tüm ABD üsleri menzilimizde ve cesurca hedef alınacaklar” dedi. İran’ın dini lideri Ayetullah Ali Hamaney de sosyal medyadan yaptığı açıklamada, “Eğer ABD bu çatışmaya askeri olarak girerse, uğrayacağı zarar kesinlikle telafi edilemez olacak” ifadelerini kullandı.
Şu anda Ortadoğu’da on binlerce Amerikan askeri konuşlanmış durumda.

Washington Post’un yaptığı derlemeye göre İran’ın olası misillemesinin hedefi olabilecek Ortadoğu’daki Amerikan askeri üsleri şöyle:
Irak’ta Ayn’ül Esad Hava Üssü, başkent Bağdat’ın 240 kilometre batısında yer alıyor ve ABD ile Irak hava kuvvetlerinin ortak kullanımında. Binlerce Amerikan askerine ev sahipliği yapan üs, ülkedeki en büyük ABD konuşlanması olarak öne çıkıyor. İran ve Irak’taki milis güçler tarafından son yıllarda defalarca hedef alındı.
ABD’nin Ocak 2020’de İranlı General Kasım Süleymani’yi öldürmesinin ardından, İran bu üsse 16 füze fırlatmış; 11’i isabet etmiş, onlarca ABD askeri yaralanmıştı. Aynı saldırı sırasında Irak’ın kuzeyindeki Erbil’de bulunan başka bir ABD üssü de hedef alınmıştı.
Irak’taki direniş örgütleri Ayn’ül Esad üssüne en son ağustos ayında füze ve İHA saldırısı düzenledi.
Suriye’deki ABD varlığı da dikkat çekiyor. Trump yönetimi, bu ay yaptığı açıklamada ülkedeki 8 ABD üssünden yalnızca birinin, güneydeki Tanf Üssü’nün korunacağını duyurdu. Ancak çekilme takvimi belirsizliğini koruyor. Tanf’ın 20 kilometre güneyinde yer alan Ürdün’deki Tower 22 adlı ABD ileri karakolu, Ocak 2024’te düzenlenen bir İHA saldırısında üç ABD askerinin hayatını kaybettiği, onlarcasının da yaralandığı olayla gündeme gelmişti.
Basra Körfezi’ndeki stratejik konuşlanmalar
ABD’nin Körfez bölgesindeki en büyük deniz gücü konuşlanması, Bahreyn’deki Deniz Destek Tesisi. ABD 5. Filosu’nun karargâhı olan bu üste yaklaşık 8 bin 300 ABD askeri görev yapıyor. Katar’da bulunan El-Udeyd Hava Üssü ise Ortadoğu’daki en büyük ABD askeri varlığına sahip tesis. Doha’nın güneybatısında yer alan üs, 10 binden fazla askeri ağırlayabiliyor ve ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) için ileri komuta merkezi işlevi görüyor.
Kuveyt’teki Kamp Buehring ve Ali El-Salem Hava Üssü, ayrıca Birleşik Arap Emirlikleri’nde yer alan El-Dafra Hava Üssü, ABD Hava Kuvvetleri’nin 380. Hava Görev Kanadı’na ev sahipliği yapıyor.
Avrupalı bir yetkiliye göre, İranlı yetkililer bu hafta Katar’a ABD üslerinin olası ABD saldırısına karşılık olarak “meşru hedef” olacağı uyarısını yaptı.
Diplomatik noktalar ve sivil tehditler
Bölgede bulunan ABD büyükelçilikleri ve diplomatik misyonları da potansiyel hedefler arasında yer alıyor. ABD, Irak ve İsrail’deki bazı diplomatik personel ve aile bireylerini tahliye etti.
İran’taki direniş örgütlerinin bölgedeki ABD personeline ve çıkarlarına saldırı düzenleyebileceği iddia ediliyor. Haşdi Şabi bileşenlerinden Hizbullah Tugayları’nın (Ketaib Hizbullah) güvenlik yetkilisi Ebu Ali el-Askeri, “Amerikan üsleri, ördek avına dönüşecek… Gökyüzünde uçaklarını bekleyen sürprizlerden bahsetmeye bile gerek yok” dedi.
Bu gelişmelerin ardından Fransa’nın ulusal havayolu şirketi Air France ve Hollanda Kraliyet Havayolları (KLM) çarşamba gecesi Dubai Uluslararası Havalimanı’na yapılan tüm uçuşları iptal etti. Air France, gerekçe olarak “bölgedeki güvenlik durumunu” gösterdi.
ABD’nin olası saldırı noktaları: Whiteman ya da Diego Garcia
ABD’nin İran çevresindeki üsleri saldırı gerçekleştirebilecek kapasiteye sahip olsa da uzmanlara göre büyük çaplı bir operasyon daha çok bölge dışından desteklenecek.
ABD Hava Kuvvetleri’ne ait B-2 hayalet bombardıman uçağı, İran’ın yeraltındaki Fordo nükleer tesisi gibi hedefleri vurabilecek “sığınak delici” bombaları taşıyabilen tek uçak türü. Bu uçaklar, Missouri’deki Whiteman Hava Üssünden kalkarak Ortadoğu’ya 30 saatten uzun sürede havada yakıt ikmali yapılan uçuşlarla ulaşabiliyor.
Pazar günü ABD, ana karadan Avrupa’ya en az 30 yakıt ikmal uçağı konuşlandırdı.
Olası saldırılar ayrıca, Hint Okyanusu’ndaki Diego Garcia Adası’nda bulunan Deniz Destek Tesisinden de yapılabilir. İngiltere’ye ait olan bu askeri adada ABD ve İngiliz donanması ortak operasyon yürütüyor. Analistlere göre B-2 uçakları buradan İran’a 5-6 saat içinde ulaşabiliyor. ABD daha önce buradan Irak ve Afganistan’a yönelik saldırılar gerçekleştirmişti.
Pentagon ayrıca, bu hafta USS Nimitz uçak gemisini Orta Doğu’ya yönlendirdi. Gemi, bölgede halihazırda görev yapan USS Carl Vinson ile birlikte iki ABD uçak gemisinden biri olacak.
Ortadoğu
Katar, ABD LNG’sinin en büyük alıcısı olmaya hazırlanıyor

Katar, önümüzdeki on yılın başlarında dünyanın en büyük ABD sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) alıcısı olma yolunda ilerliyor.
QatarEnergy, Ekim ayı sonunda uluslararası müşterilerine satabileceği ABD LNG miktarını yılda 7 milyon ton artıran iki anlaşma imzaladı.
Teksas’taki Golden Pass projesindeki üretim payıyla birleştirildiğinde –bu projede %70 hisseye sahip– QatarEnergy, araştırma şirketi Wood Mackenzie’ye göre 2033 yılına kadar ABD’den yıllık 23,7 milyon ton kontrol altına almaya doğru ilerliyor ve bu da onu en büyük ABD LNG alıcısı haline getirecek.
Gaz üretim maliyetinin hâlâ dünyanın en ucuzları arasında yer aldığı Katar’a bu LNG’nin hiçbiri ulaşmayacak.
Bunun yerine, bu gaz yeniden satılarak, elektrik üretimi ve sanayi yakıtı için yurt dışından sıvılaştırılmış gaz satın alan ülkelere sevk edilecek ve böylece Hürmüz Boğazı’ndaki darboğazdan kaçınılmış olacak.
Bu değişim, bir zamanlar dünyanın en büyük LNG tedarikçisi olan Körfez ülkesinin ihracatının, ABD ve İsrail’in İran’la sürdürdüğü savaştan ne kadar etkilendiğini ortaya koyuyor.
Enerji ve nakliye komisyoncusu Poten & Partners’ın küresel iş zekası başkanı Jason Feer, “Küresel portföylerinin genişletilmesi, Orta Doğu dışında önemli bir tedarik portföyü oluşturarak Katar’daki sistemlerine aşırı bağımlı oldukları algısını giderme çabasının bir parçası,” dedi.
Bu durumun, savaş öncesinde hiçbir sevkiyatı aksatmamış olan şirketin güvenilir bir tedarikçi olarak itibarını yeniden kazanmasına yardımcı olacağını belirten Feer, şirketin ABD’de iki veya üç anlaşma daha yapmasının ve muhtemelen başka yerlerde de anlaşmalar gerçekleştirmesinin muhtemel olduğunu ekledi.
İran’ın Hürmüz’e yönelik ablukası, Katar’ın Körfez dışındaki müşterilerine ulaşmak için kullandığı tek güzergâh olan boğazdan geçen gemilerin sayısını keskin bir şekilde azalttığı için, Katar’ın LNG ihracatı bu yıl normal seviyesinin üçte birinin altına düştü.
Orta Doğu’dan yapılan LNG sevkiyatları, petrol sevkiyatlarına kıyasla daha fazla etkilendi; zira ihracat tesislerini Körfez dışındaki tesislere bağlayan boru hatları bulunmuyor.
Ayrıca, gemiler arasında LNG’nin aktarımı petrolden daha zor olduğundan, boğazdan taşınabilecek sıvılaştırılmış gaz miktarı sınırlı kalıyor.
QatarEnergy, Şubat ayı sonunda savaşın patlak vermesinden birkaç gün sonra LNG üretimini durdurdu ve etkilenen alıcılarına mücbir sebep bildirimi yaptı. Çoğunluğu Asya’da bulunan ana alıcıları, alternatif tedarik kaynakları aramak zorunda kaldı.
QatarEnergy CEO’su Saad al-Kaabi, 29 Ekim’deki imza töreninde, “Son tedarik anlaşmaları, dünya çapındaki müşterilerimize hizmet verme kapasitemizi güçlendiriyor,” dedi.
Yeni imzalanan sözleşmeler, QatarEnergy’ye 2030 ve 2031 yıllarından itibaren ABD menşeli LNG’ye erişim imkânı sağlayacak.
Dolayısıyla Orta Doğu’da şu anda yaşanan tedarik kesintileriyle karşı karşıya kalan müşterilerine pek bir fayda sağlamayacak.
Fakat bu anlaşmalar, gelecekte Katar’ın ihracatında yaşanabilecek olası kesintilere karşı bir tampon görevi görebilir.
Wood Mackenzie, “Kendi üretiminin yanı sıra coğrafi olarak çeşitlendirilmiş bir tedarik portföyünü pazarlama yeteneği, QatarEnergy’nin müşteri tabanına güven verecektir,” dedi.
Katar, ihracat kapasitesine büyük yatırımlar yapan ABD tarafından 2023 yılında dünyanın en büyük LNG tedarikçisi konumundan indirildi.
O zamandan beri bu Körfez ülkesi, bir zamanlar hakim olduğu pazardaki etkisini sürdürme zorluğuyla karşı karşıya kaldı.
Bunu başarmak için izlediği yollardan biri, ticaret faaliyetlerini genişletmek oldu.
Wood Mackenzie’ye göre, QatarEnergy 2020 yılında bir ticaret birimi kurdu ve geçen yıl 20 milyon metrik tondan fazla ticaret gerçekleştirdi.
Feer, kendisini tahtından eden ülkeden LNG satın almanın, Katar’ın ikinci ana hedefi olan küresel bir gaz işini kurmasına da yardımcı olduğunu belirtti.
Ortadoğu
Körfez ülkeleri daha sert İran misillemelerinden korkuyor

Körfez ülkeleri, İran’a yönelik yeni bir ABD-İsrail saldırısının bölgede çok daha yıkıcı bir savaşı tetikleyebileceğinden endişe duyuyor.
Bloomberg’in aktardığına göre, Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) liderinin diplomatik danışmanı Enver Gergeş, pazar günü Bahreyn’de düzenlenen IISS Manama Diyaloğu’nda, “Diplomatik olarak önlemek için çok çaba sarf ettiğimiz bir krizin içine çekildiğimizi görüyoruz. Açıkça siyasi bir çıkış yolu arıyoruz,” dedi.
Başkan Donald Trump, ABD ve İsrail’in İran’da “işi bitireceğini” defalarca dile getirdi.
Trump, yarınki (3 Kasım) ABD ara seçimlerinden önce yeni saldırıların yapılmasını dışladı fakat barış görüşmeleri çıkmaza girmişken saldırıların yeniden başlaması olasılığını açık bıraktı.
Pazar günü Right Side Broadcasting Network’e konuşan Başkan, “Ya bir anlaşmaya varacaklar ya da biz bu işi bitireceğiz,” dedi.
Axios’un, Trump’ın İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’ya, İran’a yönelik saldırıları yeniden başlatmadan önce diplomasiye daha fazla zaman tanımak istediğini söylediğini bildirmesinin ardından, petrol fiyatları pazartesi günü erken saatlerde yaklaşık %3 düştü ve Brent ham petrolü varil başına 110 doların altına geriledi.
Küresel referans fiyat, bu yıl içinde hâlâ yaklaşık %80 artış kaydetmiş durumda.
Sekiz aydan fazla süren savaşın ardından yeni çatışmaların Körfez bölgesine daha fazla zarar vereceği düşünülürken, İran’ın Hürmüz Boğazı’ndaki gemilere yönelik saldırılarını yoğunlaştırması halinde enerji fiyatlarının daha da artacağı öngörülüyor.
Tahran, bu yıl Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Katar gibi ülkelere binlerce füze ve insansız hava aracı fırlatarak petrol tesisleri, havaalanları ve elektrik santralleri gibi hedefleri vurdu.
Uluslararası Para Fonu (IMF), Irak dahil Körfez Arap devletlerinin bu yıl dünyanın en kötü performans gösteren ekonomileri arasında yer alacağını öngörüyor.
Fonun açıklamasına göre, Suudi Arabistan’ın gayri safi yurtiçi hasılası %3,3 oranında daralırken, Katar ve Kuveyt’te daha da keskin daralmalar bekleniyor.
Britanya merkezli düşünce kuruluşu Royal United Services Institute’ta araştırmacı olan Mohammed al-Basha, “Körfez’den hiçbir yetkili veya sivilin İran’a yönelik yeni ABD-İsrail saldırılarını desteklediğini duymadım ama çoğunluk yeni bir saldırı dalgasının yakında gerçekleşeceğini hissediyor. Bu sefer İran’ın daha agresif olacağını ve daha önce uyulan çatışma kurallarına uymayacağını hissediyorlar,” dedi.
Bölge genelinde yetkililer, 28 Şubat’ta başlayan ve Nisan başında ateşkes ilan edilene kadar süren çatışmalara benzer yeni bir çatışma dalgasının son derece yıkıcı sonuçlar doğurabileceğinden endişe duyuyor.
Mısır Dışişleri Bakanı Bedr Abdülati, Bahreyn’deki forumda yeni çatışmalar konusunda “son derece endişeli” olduğunu belirtti ve “İkinci dalga daha tehlikeli, daha yıkıcı olacak ve hiçbir sonuca varmayacaktır. Geçmişten ders çıkarmalıyız,” dedi.
İran, yıkıcı bir misilleme yapacağına dair yeni tehditlerle bu endişeleri daha da artırdı. Dini lider Mücteba Hamaney cumartesi günü komutanlara derhal karşı saldırılara hazırlanmalarını ve potansiyel ABD ve İsrail hedefleri listesini genişletmelerini emretti.
İran ordusu, bir başka ABD-İsrail saldırısının savaşı daha geniş bir alana yayacağı uyarısında bulundu.
Hamaney, Telegram’da yayınladığı bir açıklamada, “Düşmanlar askeri veya terörist saldırılara yeniden başlarsa, bunun sona erme zamanını ve koşullarını belirleyecek olan İslam Cumhuriyeti’nin silahlı kuvvetleri ve İran halkıdır,” dedi.
İran medyası pazar günü, Hamaney’in ordunun yeni saldırılara “coğrafi sınırlama olmaksızın” yanıt vermesi yönündeki emrini öne çıkardı.
ABD’nin yoğun hava saldırıları, İran’ın füze ve insansız hava aracı üretim kapasitesini ortadan kaldıramadı.
Batılı yetkililer Ekim ayında Bloomberg’e verdikleri demeçte, Tahran’ın silah cephaneliğini yenilemek için yeterli üretim kapasitesini koruduğunu belirtti.
Yetkililerden biri, İran’ın balistik füzeler ve bazı gemi savar silahları konusunda hâlâ iyi bir stokta olduğunu ve Rusya’nın da füze tedarik ettiğini söyledi.
Bloomberg Economics’e göre, 28 Şubat’ta savaşın başlamasından bu yana Ekim ayı başlarına kadar İran, 4.000’den fazla Şahid insansız hava aracı ve en az 2.000 balistik füze ateşlemişti.
Haziran ayında yapılan Batılı istihbarat değerlendirmeleri, Tahran’ın savaş öncesi mühimmatının yaklaşık dörtte üçüne hâlâ sahip olduğunu gösteriyordu ama mevcut stok miktarı belirsiz.
Öte yandan, cuma günü IISS tarafından yayınlanan bir rapora göre, Körfez ülkeleri, küresel kıtlığın yaşandığı ve ABD ile İsrail’in kendi tedariklerine öncelik verdiği bir dönemde hava savunma önleme füzelerinin stoklarını yenilemeyi hedefliyor.
Savaş, ucuz İran insansız hava araçlarını düşürmek için gelişmiş füzeler kullanmanın muazzam maliyetini de ortaya çıkardı.
Körfez güçleri bunun yerine giderek daha fazla saldırı helikopteri, avcı uçağı, uçaksavar silahları ve elektronik bozucu cihazlar kullanmaya başladı.
Saldırılar, başlatmadıkları bir çatışmanın bedelini ödeyen Körfez ülkeleri arasında da öfkeyi körükledi.
BAE ve Suudi Arabistan’ın da dahil olduğu altı ülkeden oluşan Körfez İşbirliği Konseyi’nin (KİK) genel sekreteri Casim el-Budaivi, cumartesi günü forumda yaptığı açıklamada, “KİK ülkeleri savaşın tarafı değildi ve savaşı istemedi,” dedi.
Manama’daki bölge yetkilileri, kamuoyu önünde ABD’yi büyük ölçüde övdü ama özel görüşmelerinde Washington’un askeri ve diplomatik tutumuna yönelik hayal kırıklıklarını dile getirdi.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü’nün (IISS) Orta Doğu politikası kıdemli araştırmacısı Hasan Alhasan, “Savaşın akılsızlığı, Washington’un askeri ve diplomatik tutumunun tutarsızlığı ve Körfez ortaklarının savunması yerine İsrail’in savunmasına öncelik verme kararı nedeniyle, bölge genelinde ABD’ye yönelik yaygın bir hayal kırıklığı var,” dedi ve şöyle devam etti:
“1991’de ABD’nin Kuveyt’i kurtarması, Amerika’nın bölgedeki rolünü pekiştiren bir an olmuştu; 2026 savaşı ise bu rolü ortadan kaldıran an olarak hatırlanabilir.”
Körfez ülkeleri, İran’a yönelik bir başka ABD-İsrail saldırısını önlemek için diplomatik çabalarını yoğunlaştırıyor.
Suudi Arabistan, Türkiye ve Pakistan’dan üst düzey yetkililer geçen hafta Tahran’a giderken, Katarlı arabulucular da Tahran ve Doha’da İranlı yetkililerle görüşmeler gerçekleştirdi.
Çatışan taraflar arasında hâlâ önemli görüş ayrılıkları bulunuyor. İran, Hürmüz Boğazı’nı yeniden açmadan önce ABD’nin deniz ablukasının kaldırılmasını, yaptırımların hafifletilmesini ve dondurulmuş varlıkların serbest bırakılmasını isterken, Washington ise nükleer alanda tavizler talep ediyor.
İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı pazar günü yaptığı açıklamada, arabulucuların ABD’nin Tahran’ın koşullarını yerine getirmesi halinde iki gün içinde su yolunun yeniden açılmasına yönelik bir planı tartıştıklarını ama bir anlaşmanın “karşı tarafın sorularımıza vereceği yanıtlara bağlı” olduğunu belirtti.
BAE danışmanı Gergeş, diplomasinin başarısız olması halinde ortaya çıkacak sonuçlar konusunda uyarıda bulundu ve “Bu görüş ayrılıkları giderilemezse, en kötüsünden endişe etmemiz gerekecek,” dedi.
Ortadoğu
Eisenkot’tan koalisyon için üç şart

İsrail muhalefet lideri Gadi Eisenkot, İsrail’i “Yahudi devleti” olarak tanıma şartıyla koalisyon kapısını açarken Avigdor Liberman henüz başbakanlık desteği vermedi. Netanyahu cephesinin 53, muhalefetin 48 sandalye kazandığı 120 üyeli mecliste, 19 milletvekili çıkaran Arap partilerine yönelik vetolar hükümet kurma çoğunluğuna ulaşılmasını tıkıyor.
İsrail’de muhalefet blokunun lideri Gadi Eisenkot, belirlediği şartları kabul eden her parti veya seçilmiş temsilciyle meclis çoğunluğu oluşturmak amacıyla işbirliği yapabileceğini açıkladı.
Amacının geniş tabanlı, “Siyonist ve devlet sorumluluğuyla hareket eden bir hükümet” kurmak olduğunu belirten Eisenkot, bu ilkeleri benimseyen herkesin potansiyel ortak sayıldığını söyledi.
Eisenkot hükümet ortaklığı için İsrail’in “Yahudi ve demokratik devlet” olarak tanınması, zorunlu askerlik hizmetinin desteklenmesi ve Hamas’ın Gazze’deki altyapısının yok edilmesi gereken bir “terör örgütü” olarak kabul edilmesi şartlarını öne sürdü.
Muhalefet lideri, “Kuracağımız hükümetin kapısı, bu ilkeleri kabul eden her seçilmiş temsilciye açık.” dedi.
İsrail vatandaşı Filistinlileri temsil eden partiler ve 1948 topraklarında yaşayan çok sayıda Filistinli ise Yahudi devleti tanımına karşı çıkarak bütün yurttaşların eşit haklara sahip olduğu bir devlet düzeni talep ediyor.
Sandık sonuçlarının Başbakan Binyamin Netanyahu hükümetine karşı açık bir çoğunluğu kanıtladığını savunan Eisenkot, “Rakamlara nasıl bakarsanız bakın, İsrail vatandaşlarının çoğunluğu, yarım milyondan fazla oy farkıyla, 7 Ekim ve askerlikten kaçış hükümetine karşı, değişimden yana oy verdi.” ifadelerini kullandı.
Hükümetin meclis iradesine dayandığını hatırlatan Eisenkot, “Kimsenin sizi yanıltmasına izin vermeyin: İsrail’de hükümete güvenoyu veren meclistir, tersi değil.” değerlendirmesini yaptı.
Eisenkot, İran’a yönelik askeri saldırıları desteklediğini ancak bu hamlelerin yalnızca İsrail’e yönelik doğrudan, acil ve beklemeye tahammülü olmayan somut tehditler karşısında geçerlilik taşıyacağını kaydetti.
Liberman hükümet kurma görevi için Eisenkot’a garanti vermedi
İsrail devlet televizyonu KAN’ın aktardığına göre, yedi milletvekiline sahip İsrail Evimiz Partisinin lideri Avigdor Liberman, Eisenkot ile bir araya geldi.
Liberman’ın, Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ile yapacağı istişarede başbakanlık görevi için Eisenkot’un ismini önereceğine dair herhangi bir taahhütte bulunmadığı bildirildi.
Aynı süreçte Birlikte Partisi lideri Yair Lapid ile de görüşen Liberman, partisinden Oded Forer’in meclis başkanlığı koltuğuna oturmasını şart koşuyor.
Arap partilerinin Forer’in meclis başkanlığına karşı çıkması öngörülürken muhalefet bloku, Liberman’ın başka bir adayın meclis başkanı seçilmesini de engelleyebileceği endişesini taşıyor.
Siyasi tutumunu netleştiren Liberman, bünyesinde Arap partilerinin yer aldığı bir koalisyona katılmayı da Netanyahu ile masaya oturup hükümet kurmayı da reddediyor.
Meclis başkanlığı pazarlıkları birlik hükümeti arayışını tıkıyor
Cumhurbaşkanı Herzog, hükümeti kurma görevi konusunda hangi ismi desteklediklerini belirlemek amacıyla çarşamba günü parti liderleriyle resmi görüşmelere başlayacak.
Herzog, muhalefet partilerinin Netanyahu ile bir araya gelerek ulusal birlik hükümeti kurması yönündeki desteğini daha önce kamuoyuna duyurmuştu.
İktidar kanadından Likud Milletvekili ve koalisyon grup yöneticisi Ofir Katz ise kurulabilecek ortak bir hükümette başbakanlık makamının dönüşümlü yürütülmesi seçeneğini peşinen geri çevirdi.
KAN’ın ulaştığı bilgilere göre Netanyahu cephesi, mevcut Meclis Başkanı Amir Ohana’nın değiştirilmesi veya görevden alınması yönünde adım atılması durumunda birlik hükümeti müzakerelerinin başlamadan biteceğini Eisenkot’a iletti.
Bu hamleyle muhalefetin meclis başkanını değiştirme planı, Netanyahu ile kurulması muhtemel hükümet pazarlıklarının ana düğüm noktası haline geldi.
Arap partileri dışlandığında koalisyon çoğunluğu sağlanamıyor
Ülkede 27 Ekim’de yapılan genel seçimlerde Netanyahu bloku 53 sandalye kazanırken Eisenkot liderliğindeki muhalefet bloku 48 sandalyede kaldı.
Her iki siyasi kanat da 120 sandalyeli İsrail meclisinde tek başına hükümet kurabilmek için zorunlu olan 61 sandalye eşiğine ulaşamadı.
Seçim yarışından 19 milletvekili çıkararak tarihi bir başarı elde eden İsrail vatandaşı Filistinlilerin partileri kilit konuma yerleşti.
Muhalefet bloku ile Arap partilerinin toplam sandalye sayısı 67’ye ulaşsa da Arap partileriyle ortaklık kurulmasına yönelik siyasi vetolar alternatif bir koalisyonun kurulmasını zorlaştırıyor.
Seçim komitesi iktidarın usulsüzlük suçlamalarını geri çevirdi
Netanyahu’nun partisi Likud, sandıktan güçlenerek çıkan Arap partilerinin başarısını Türkiye ve Katar’dan aktarılan mali kaynaklara ve seçimlerde hile yapıldığı iddiasına dayandırdı.
Katar yönetimi bu ithamı tehlikeli olarak nitelerken Filistinli siyasi partiler de usulsüzlük iddialarını kesin bir dille yalanladı.
İsrail Merkez Seçim Komitesi Genel Müdür Vekili Dean Livne, 29 Ekim Perşembe günü yaptığı resmi açıklamada hile iddialarını reddederek “Meclis seçimleri hukuka uygun biçimde gerçekleştirildi.” dedi.
Diplomasi1 hafta önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Görüş2 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Dünya Basını2 hafta önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Söyleşi2 hafta önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”
Dünya Basını2 hafta önceAmerika inkâr girdabında: Üç düşünürden sistemin çöküşüne dair uyarılar
Asya1 hafta önceMao gafı krize yol açtı: Mbappe özür diledi, Çin’de boykot başladı
Asya2 hafta önceÇinli matematikçi Sun çözülmemiş bin hipotez için ödül koydu
Dünya Basını2 hafta önceSavaş, petrolde varil başına 65 dolarlık bir savaş primi oluşturdu












