Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump başkanlığındaki Barış Kurulu Gazze için 17 milyar dolarlık taahhüt açıkladı

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump başkanlığında toplanan Barış Kurulu, Gazze’nin yeniden inşası ve insani yardım faaliyetleri için 17 milyar dolarlık mali taahhüt toplandığını duyurdu. Toplantıda, aralarında Endonezya ve Fas’ın da bulunduğu beş ülkenin bölgeye asker göndereceği açıklanırken, Hamas’ın silahsızlandırılmasına yönelik yeni bir müzakere çerçevesi üzerinde uzlaşıldığı bildirildi.

ABD Başkanı Donald Trump, perşembe günü Washington’da düzenlenen Barış Kurulu’nun (Board of Peace) ilk toplantısında, Gazze için acil insani yardım ve yeniden inşa amacıyla yaklaşık 17 milyar dolarlık taahhüt aldıklarını duyurdu. Trump, açılış konuşmasında 10 milyar doların ABD tarafından sağlanacağını, Batı Asya ülkeleri ve diğer bağışçıların ise 7 milyar dolar daha katkı sunacağını belirtti.

Toplantıda ayrıca Endonezya, Fas, Arnavutluk, Kosova ve Kazakistan’ın, İsrail askerlerinin yerini kademeli olarak alması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü’ne (ISF) binlerce personel göndermeyi kabul ettiği açıklandı. İsrail tarafı ise Hamas silahsızlandırılmadan Gazze’den çekilmeyeceğini bildirdi ve bunun bile geri çekilme için yeterli olmayabileceğini kaydetti. Trump da Hamas’ın silah bırakmaması halinde örgütün “sert şekilde karşılık göreceği” uyarısını yineledi.

Silahların devre dışı bırakılması için yeni çerçeve oluşturuldu

Trump’ın ardından söz alan Barış Kurulu Gazze Yüksek Temsilcisi Nikolay Mladenov; ABD, Mısır, Katar ve Türkiye’nin silahların devre dışı bırakılmasına yönelik bir çerçeve üzerinde uzlaştığını ve teklifin yakında Gazze’deki militan gruplara sunulacağını açıkladı. ISF’ye katkı sunmaya istekli ülkelerin, katılımlarını sınır devriyeleri ve insani yardım güvenliği gibi sınırlı görevlerle şartlandırması nedeniyle, henüz teşkil edilmemiş Filistin polis gücünün de planın başarısı için kritik önem taşıdığı vurgulandı.

Perşembe günkü toplantıdan kısa süre önce, Gazze’nin yönetiminde Hamas’ın yerini alması planlanan Gazze Yönetimi Ulusal Komisyonu (NCAG), polis teşkilatında görev almak isteyen Filistinliler için internet sitesinde iş ilanı yayımladı. Mladenov, saatler içinde binlerce kişinin başvuru yaptığını belirtirken, NCAG Başkanı Ali Şaat da etkinlikte yaptığı konuşmada hedeflerinin 60 gün içinde 5 bin polisi sahaya konuşlandırmak olduğunu söyledi. Söz konusu polislerin, İsrail’in güvenlik incelemesinden geçirildikten sonra Mısır ve Ürdün’de eğitim alacağı, teşkilatın ilerleyen süreçte 12 bin personele çıkarılmasının planlandığı aktarıldı.

Toplantıda Trump’ın seçim kampanyası atmosferi hakimdi

Trump, etkinliğin sonunda yaptığı açıklamada taahhütleri içeren belgeyi göstererek, “Gazze’ye yardım edeceğiz. Düzeni sağlayacağız. Başarılı hale getireceğiz” dedi. Açıklamanın ardından salonda Trump’ın seçimlerde kullandığı “YMCA” şarkısı çalınırken, koltuklara bırakılan “USA” yazılı kırmızı şapkalarla toplantı siyasi miting atmosferinde geçti. Yaklaşık 50 ülkeden üst düzey temsilcinin katıldığı toplantıya birçok dünya lideri katılım göstermedi. Batı Asya’dan devlet başkanı düzeyinde katılan tek lider Bahreyn Kralı Hamad bin İsa bin Salman El Halife oldu.

İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu, Hamas’a yakın gördüğü Katar ve Türkiye’ye kurulda önemli rol verilmesi nedeniyle toplantıya katılmayarak yerine Dışişleri Bakanı Gideon Saar’ı gönderdi. Buna karşın organizatörler, aile fotoğrafında Saar’ı Katar Başbakanı’nın hemen yanına yerleştirdi. Trump, bir saati aşan konuşmasında Batı Asya’daki faaliyetlerini öne çıkararak Barış Kurulu’nun şimdiye kadar oluşturulmuş en etkili dünya liderleri platformu olacağını belirtti.

Avrupa ülkeleri Birleşmiş Milletler vurgusuyla mesafeli kaldı

Kurula 28 ülke katılırken, Avrupa ülkelerinin büyük bölümü Birleşmiş Milletler’in (BM) devre dışı kalması ve Trump’a geniş yetkiler tanınması endişesiyle oluşuma mesafeli durdu. Trump ise BM ile çalışacağını ve Genel Sekreter Antonio Guterres ile görüşeceğini ifade etti. Avrupa Birliği içinde kurula tam üye olan tek ülke olan Macaristan’ın Başbakanı Viktor Orban toplantıda yer alırken, bazı Avrupa ülkeleri gözlemci statüsünde katılım sağladı.

Trump, Gazze’de savaşın büyük ölçüde sona erdiğini ancak düşük yoğunluklu çatışmaların sürdüğünü ifade etti. Gazze Sağlık Bakanlığı, Ekim 2025’teki ateşkesten bu yana 570’ten fazla Filistinlinin hayatını kaybettiğini açıkladı. Hamas’ın silah bırakmayacağı yönündeki beyanlarına rağmen Trump, örgütün silah bırakacağını kaydederek, “Dünya şimdi Hamas’ı bekliyor. Şu anda önümüzdeki tek engel bu” diye konuştu.

Körfez ülkelerinden milyarlarca dolarlık bağış sözü

Trump; Kazakistan, Azerbaycan, Birleşik Arap Emirlikleri, Fas, Bahreyn, Katar, Suudi Arabistan, Özbekistan ve Kuveyt’in önemli mali katkı taahhütlerinde bulunduğunu duyurdu. BAE, Katar, Suudi Arabistan ve Kuveyt’in her birinin 1 milyar doların üzerinde bağış yapacağı bildirildi. BM İnsani İşler Koordinasyon Ofisi’nin 2 milyar dolarlık ek fon topladığı, FIFA’nın ise spor tesisleri için 75 milyon dolar katkı sağlayacağı açıklandı.

Trump, Japonya ve Norveç’in sonraki toplantılara ev sahipliği yapacağını ifade etse de Oslo yönetimi bu iddiayı yalanlayarak kurula katılmayacağını bildirdi. Norveç, bunun yerine Filistin’e yardım konulu Geçici İrtibat Komisyonu (AHLC) toplantısına ev sahipliği yapacağını duyurdu. Dünya Bankası, AB ve BM’nin ortak raporuna göre Gazze’nin yeniden inşasının maliyetinin 53 milyar doları aşması bekleniyor.

Yardım hacmi artarken yağmalama olayları azaldı

ABD’nin BM Daimî Temsilcisi Mike Waltz, ateşkesten bu yana haftada ortalama 4 bin 200 yardım kamyonunun Gazze’ye girdiğini ve bunun son yılların en yüksek hacmi olduğunu belirtti. Waltz, artan yardım akışının yardımların yönlendirilmesi ve yağmalanmasında önemli düşüş sağladığını ifade etti. Yardım kuruluşları ise İsrail’in kısıtlamalarının barınma ve altyapı malzemelerinin girişini halen zorlaştırdığına dikkat çekiyor.

NCAG Başkanı Ali Şaat, Gazze’de binaların üçte ikisinden fazlasının yıkıldığını belirterek önceliklerinin güvenlik ve temel hizmetlerin yeniden tesisi olduğunu söyledi. Mladenov, yeniden inşanın başlaması için Gazze’de tüm silahların tamamen devre dışı bırakılması gerektiğini vurguladı.

32 bin kişilik uluslararası güç planlanıyor

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’ndan Tümgeneral Jasper Jeffers, Uluslararası İstikrar Gücü’nün 20 bin askerden oluşacağını ve beş tugaya bölüneceğini açıkladı. İlk konuşlandırmanın Refah’ta yapılacağı, Endonezya’nın 8 bin askerle en büyük katkıyı sağlayarak komutan yardımcılığı görevini üstleneceği belirtildi. Plan kapsamında 70 milyon tondan fazla enkazın temizlenmesi ve Refah’ta ilk aşamada 100 bin konut inşa edilmesi öngörülüyor.

Mısır Başbakanı Mustafa Medbuli, Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkını desteklediklerini ve Gazze ile Batı Şeria arasındaki bütünlüğün korunmasının önemini vurguladı. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye’nin insani yardımların yanı sıra ISF’ye asker katkısı yapmaya hazır olduğunu ifade etti; ancak İsrail bu öneriye karşı çıktığını yineledi. Toplantı, mali şeffaflık ilkelerini belirleyen kararın oy birliğiyle kabul edilmesi ve Trump’ın kararı imzalamasıyla sona erdi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English