Diplomasi
‘Trump-Putin görüşmesinden sonra, diyalog somut bir zemine taşındı’

Rusya Devlet Başkanı Putin ve ABD Başkanı Trump, 18 Mart akşamı bir saatten uzun süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Görüşmede, Ukrayna’daki çatışmanın barışçıl çözümü, enerji altyapısına yönelik saldırıların durdurulması, esir takası ve Karadeniz’de ateşkes konuları ele alındı. İki lider, Ukrayna’da çözüm için Rus ve Amerikalı uzmanlardan oluşan iki ayrı grup kurulması konusunda anlaştı. Ayrıca, Orta Doğu’daki durum ve ikili ilişkilerin normalleştirilmesi konuları da görüşüldü.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile ABD Başkanı Donald Trump, Türkiye saatiyle 18 Mart akşamı bir saatten uzun süren bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi.
NBC televizyonu, haberinde görüşmenin detaylarını aktardı. Görüşmenin ardından Kremlin ve Beyaz Saray, sonuçlara ilişkin resmi açıklamalar yayımladı.
Rusya’nın açıklaması, ABD’nin açıklamasından iki kat daha uzun ve ayrıntılıydı.
Kremlin’in internet sitesinde yayınlanan açıklamaya göre, Moskova, Ukrayna’daki çatışmanın barışçıl çözümüne olan ilkesel bağlılığını ve ABD ile olası çözüm yollarının kapsamlı bir şekilde ele alınması için işbirliğine hazır olduğunu teyit etti.
Açıklamada, çatışmanın tırmanmasının önlenmesi ve siyasi-diplomatik yollarla (yani ABD tarafından önerilen 30 günlük ön ateşkes aşamasında değil) çözüme yönelik çalışmaların temel koşulunun, Kiev’e yönelik dış askeri yardımın ve istihbarat paylaşımının tamamen durdurulması gerektiği vurgulandı.
Trump’ın, Kursk oblastında kuşatılan Ukrayna askerlerinin hayatlarının bağışlanması talebine ilişkin olarak Putin, Moskova’nın insani kaygılarla hareket etmeye hazır olduğunu teyit etti.
Ukrayna ordusu askerlerinin teslim olmaları halinde, hayatlarının ve onurlu muamelenin garanti edileceğini belirtti.
Rusya Devlet Başkanı, yakın zamanda her iki taraftan 175 savaş esirinin takas edileceğini ve iyi niyet göstergesi olarak 34 ağır yaralı Ukraynalı esirin teslim edileceğini açıkladı.
Son olarak Putin, Trump’ın çatışmanın taraflarının enerji altyapılarına yönelik 30 gün boyunca saldırı düzenlememe girişimine olumlu yanıt verdi ve karşılıklı olarak bu tür saldırıları durdurma emri vermeye hazır olduğunu belirtti.
Liderler ayrıca, Ukrayna’da çözüme ulaşmak için ikili formatta çabaları sürdürme konusunda anlaştılar. Bu amaçla, Rus ve Amerikalı uzmanlardan oluşan iki ayrı grup kurulacak. ABD’nin açıklamasında, grupların yakın zamanda Orta Doğu’da çalışmaya başlayacağı belirtildi.
Kremlin’in açıklamasına göre, taraflar Orta Doğu’daki durumu ele aldı ve ikili ilişkilerin normalleştirilmesine yönelik karşılıklı ilgilerini dile getirdi.
Trump ayrıca, Putin’in Rusya ve ABD’de KHL ve NHL arasında hokey maçları düzenleme fikrini destekledi.
Beyaz Saray’ın açıklamasına göre, Trump ve Putin, barışa doğru ilerlemenin “enerji ve altyapı sektörlerinde ateşkes ve Karadeniz’de deniz ateşkesinin uygulanmasına yönelik teknik görüşmelerle” başlayacağı konusunda anlaştı.
Liderler ayrıca, “gelecekteki çatışmaları önlemek için potansiyel bir işbirliği bölgesi olarak Orta Doğu’yu” görüştüler.
“ABD ve Rusya arasındaki gelişmiş ikili ilişkilerin, büyük ekonomik anlaşmalar ve barış sağlandıktan sonra jeopolitik istikrar da dahil olmak üzere önemli faydalar sağlayabileceği” konusunda mutabık kaldılar.
Görüşmenin gündeminde başka neler olması bekleniyordu?
Liderlerin görüşmesinden birkaç saat önce Bloomberg, Putin’in 30 günlük ateşkes karşılığında Ukrayna’ya silah sevkiyatının tamamen durdurulmasını talep etme niyetinde olduğunu bildirdi.
Bloomberg‘e konuşan Avrupalı bir kaynak, AB ülkelerinin yetkililerinin bu tür koşulları kabul etmeye hazır olmadığını belirtti.
Bu konuların, Beyaz Saray’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steven Witkoff’un 14 Mart’ta Putin ile yaptığı görüşmede ele alındığı iddia edildi.
Liderlerin, Rusya’nın kontrolü altında bulunan Zaporojye Nükleer Santrali’nin olası kullanımını da görüşmeleri bekleniyordu.
17 Mart’ta Trump, Reuters muhabirinin görüşmenin konularına ilişkin sorusuna yanıt olarak “toprak” (bölgesel çözüm) ve “nükleer santraller”den söz etmişti. Ayrıca, Kiev ve Moskova ile “bazı varlıkların paylaşımı” hakkında daha önce konuştuğunu vurguladı.
Witkoff ise daha önce, “Rusların hedef aldığı” bölgeleri bildiğini söylemişti.
Witkoff, “Orada (Zaporojye Nükleer Santrali’nde) Ukrayna’ya oldukça fazla elektrik sağlayan bir nükleer reaktör var. Bununla ilgilenilmesi gerekiyor. Limanlara erişim. Karadeniz’de potansiyel bir anlaşma,” ifadelerini kullanmıştı.
Yine 17 Mart’ta ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, müzakerelerin çatışmayı sona erdirmenin tek yolu olduğunu belirtti. Rubio’ya göre, ne Rusya ne de Ukrayna maksimalist askeri hedeflerine ulaşabilir.
Rubio, genel olarak müzakerelerin her iki taraftan da tavizler gerektirdiğini vurguladı. Fakat Rubio’ya göre, öncelikle ateşkes sağlanması gerekiyor.
Bundan önce, 11 Mart’ta Suudi Arabistan’ın Cidde kentinde yapılan ABD-Ukrayna görüşmelerinin ardından Kiev, tarafların karşılıklı rızasıyla uzatılabilecek 30 günlük bir ateşkese hazır olduğunu açıklamıştı.
Amerikalılar, bu açıklamalar karşılığında, Mart ayı başında kısmen askıya alınan askeri yardım ve istihbarat sevkiyatlarını yeniden başlatma kararı aldı.
14 Mart’ta ise Putin, Rusya’nın çatışmaları durdurma önerisini kabul ettiğini, ancak bu önerinin uzun vadeli bir barışı öncelemsi gerektiğini belirtti.
Putin, ABD ve Ukrayna’nın bir aylık ateşkes ilan etme önerisi hakkında konuşurken, “Biz ‘evet’ diyoruz, ancak bazı nüanslar var,” ifadelerini kullandı.
Bu nüanslar arasında, Rus birliklerinin başarılı bir şekilde ilerlediği Kursk oblastı, ateşkes durumunda Kiev’e silah sevkiyatının ve Ukrayna’daki seferberliğin devam etmesi yer alıyordu.
Rusya lideri, çözülmesi gereken bir diğer önemli konunun, ateşkesin sürdürülmesi ve kontrolü için mekanizmaların varlığı olduğunu söyledi.
Trump: Putin ile görüşme ‘iyi ve verimli’ geçti, ateşkes süreci başladı
Görüşmeler neden önemli
Moskova merkezli Yüksek Ekonomi Okulu (VŞE) Öğretim Üyesi Dmitriy Novikov, Vedomosti gazetesine verdiği demeçte yapılan görüşmelerdeki en önemli noktanın, bakanlar ve yardımcılar düzeyine delege edilmeden, en üst düzeyde temasların sürdürülmesi olduğunu açıkladı.
Novikov’a göre bu, hem Moskova ve Washington’da Ukrayna konusunda pozisyonları yakınlaştırma hem de genel olarak ilişkileri normalleştirme yönünde siyasi iradenin korunduğunu gösteriyor.
Fakat Novikov, hem birkaç yıllık çatışma hem de mevcut durumla ilgili olarak yüksek beklentilerin olduğuna dikkat çekti.
Novikov, “Bu görüşmenin ana sonucunun, Amerikan tarafının Rus liderliğini Ukrayna’daki barış sürecinin geri döndürülemezliği ve Avrupa’ya yönelik yeni rotanın istikrarı konusunda ikna etme çabası olduğunu düşünüyorum,” dedi.
Novikov’a göre, çatışmanın “hemen şimdi” sona ermesi konusunda bir atılım beklenmemeli, ancak Washington, Ukrayna’ya silah sevkiyatı ve uzun vadeli barışçıl çözümün parametreleri konusunda net bir pozisyon sunmalı. Bu koşullar altında, bu görüşmeler ileriye doğru bir hareket olarak değerlendirilebilir.
Rusya Stratejik Araştırmalar Enstitüsü Direktör Danışmanı İlya Kravçenko ise söz konusu görüşmenin Moskova ile Washington arasındaki diyaloğun tam anlamıyla yeniden başladığının bir teyidi olduğunu belirtti.
Kravçenko, Putin ile Trump arasındaki bu görüşmenin öneminin, sadece Ukrayna’nın değil, ikili ilişkilerin diğer konularının da ele alınmasıyla vurgulandığını belirtti.
Kravçenko, tarafların Ukrayna’daki çatışmanın diplomatik çözümüne yönelik kararlılığının, ABD ve Rusya’da olası anlaşmaların ayrıntılarını ele alacak uzman gruplarının kurulması açıklamasıyla ortaya konduğunu belirtti.
Bunun yanı sıra Vedomosti‘ye konuşan siyaset bilimci Malek Dudakov, neredeyse üç yıl sonra en üst düzeyde temasların olmasının her durumda olumlu bir gelişme olduğunu söyledi.
Dudakov, “Trump, Ukrayna’daki çatışmayı sona erdirmek ve ABD için daha önemli gördüğü diğer konularla ilgilenmek için acele ediyor,” diye konuştu.
Dudakov, bu konular arasında Orta Doğu’daki gelişmeler, İran ile yaşanan gerilim (Beyaz Saray açıklamasında, her iki liderin de İran’ın İsrail’i tehdit edecek bir konumda olmaması gerektiği konusunda hemfikir olduğu belirtiliyor; Kremlin açıklamasında İran’dan bahsedilmiyor) ve Çin ile olan rekabetin yer aldığını kaydetti.
Ayrıca Dudakov’a göre, Trump’ı motive eden bir diğer faktör de Amerikan toplumunun çatışmanın çözümüne vereceği olası olumlu tepki.
VŞE Avrupa ve Uluslararası Çalışmalar Merkezi Müdür Yardımcısı Dmitriy Suslov da tarafların ilişkileri iyileştirme ve Ukrayna konusunda ikili formatta müzakere etme isteklerini teyit etmeleri nedeniyle görüşmeleri olumlu olarak değerlendirdi.
Suslov, Rusya’nın enerji altyapısına yönelik saldırıları 30 gün boyunca karşılıklı olarak durdurmaya ve Karadeniz’de ateşkesin uygulanmasına yönelik teknik görüşmelere başlama konusundaki istekliliğinin ciddi bir iyi niyet göstergesi olduğunu vurguladı.
Suslov, “Bu, Trump ile yapıcı etkileşime hazır olunduğunun bir göstergesi. Bu, önemli bir adım,” dedi.
Suslov ayrıca, uzman grupları kurma niyetine ilişkin açıklamaların önemini vurguladı, zira bu tür gruplar sorunlu konuların ele alınması konusunda somut çalışmalar yürütüyor.
Suslov, “Bu diyalogdan sonra, diyalog somut bir zemine taşındı,” dedi. Ancak Suslov, Kiev ve bazı Avrupa ülkelerinden kaynaklanabilecek ve müzakereleri baltalamak isteyen bazı risklerin devam ettiğini vurguladı.
Diplomasi
Almanya ile Avusturya arasında BMGK kavgası

Almanya ile Avusturya arasında, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ne (BMGK) kimin üye olacağı konusunda sert bir tartışma yaşanıyor.
POLITICO’da yer alan habere göre BMGK üyeliği için girişilen rekabette Avusturyalı yetkililer, “alaycı bir diplomasi ve basit bir mesaja” başvuruyor.
Üst düzey bir Avusturyalı diplomatın ifadesiyle, Viyana “tam da Alman olmadığımız için” kendilerine oy verilmesini istiyor.
Habere göre bu alaycı esprinin ardında, normalde yakın müttefikler olarak görülen iki ülke arasında gerçek bir rekabet ve şiddetli bir çekişme yatıyor.
Almanya, Avusturya ve Portekiz olmak üzere üç AB ülkesi, bugün (3 Haziran) yapılacak Genel Kurul oylamasında BM’nin en güçlü organındaki iki geçici üye koltuğu için yarışıyor.
Portekiz, Portekizce ve İspanyolca konuşulan ülkelerle olan güçlü bağları sayesinde, 2027’de başlayacak iki yıllık dönem için genel olarak kesin aday olarak görülüyor.
Bu durumda, yakın tarihi ve kültürel bağlarla birbirine bağlı, ancak zaman zaman gerginlikler de yaşayan Almanya ve Avusturya, son koltuk için rekabet ediyor.
Almanya bu yarışta devasa bir güç olsa da, bu durum Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul’un Berlin’in adaylığını agresif bir şekilde savunmasını engellemedi.
Bu durum, Şansölye Friedrich Merz’in, Almanya’nın ihracat odaklı ekonomisini desteklemek ve küresel sahnedeki etkisini güçlendirmek için her türlü uluslararası etki kaynağını güvence altına alma kararlılığını yansıtıyor.
Wadephul, geçen hafta sonu Almanya’ya oy vermeleri için ülkelere lobi yapmak üzere New York’a uçtu.
Wadephul, varışının hemen ardından, “Küresel krizler söz konusu olduğunda Almanya, etkisini ortaya koymak istiyor. Bu, dünyanın üçüncü büyük ekonomisi için gayet uygun bir tutum,” dedi.
Buna karşılık Avusturyalı diplomatlar, nispeten küçük olmalarını bir erdem olarak sunuyorlar.
Bir Avusturyalı diplomat, “Bağlantısız ve askeri açıdan tarafsız küçük bir ülke olarak çok özel bir rol oynayabiliriz: Çünkü mesele siyasi ağır topların hakları değil, tüm devletler arasındaki hak dengesi,” dedi.
Öte yandan Alman ve Avusturyalı liderler, birbirlerini alt etmek için ne kadar çaba harcadıkları konusunda alışılmadık derecede açık sözlü davrandılar.
Merz salı günü Berlin’de, Almanya’nın adaylığını destekleyeceğini belirten Macaristan Başbakanı Péter Magyar’ın yanında yaptığı açıklamada, “Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’ndan geçici üye koltuğu için onay alabilmek amacıyla elimizden gelen her şeyi yaptık: federal dışişleri bakanı ve şahsım dahil olmak üzere kabinedeki birçok meslektaşımız da bu çabaya katıldı,” dedi.
Avusturyalı bir diplomata göre, Avusturya başbakanı ve dışişleri bakanı da yarışmayı kazanmak için “elinden geleni yaptı.”
Avusturya’nın BM Büyükelçisi Gregor Kössler, Avusturya haber kuruluşu Die Presse’ye verdiği röportajda, “perde arkasında sert müzakereler yapıldığını” söyledi:
“İnsanlar oyları kendi lehlerine çevirmeye ve destekçileri kendi saflarına çekmeye çalışıyor. Özellikle geride kaldığınızda, mevcut anlaşmaları bozmak için biraz daha fazla baskı yapmaya çalışabilirsiniz.”
Avusturyalı diplomatlar, tarafsızlıkları ve NATO üyeliği olmamalarının Afrika, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerinde kendilerine avantaj sağladığını söylüyor.
Avusturya tarafının bir başka açık avantajı da, Almanya’dan birkaç yıl önce 2027-2028 koltuğu için yarışa girmiş olması ve kısmen bu nedenle, oylamada Almanya’yı yenme şanslarının gerçekçi olduğuna inanıyorlar.
Böyle bir sonuç Merz için bir “aşağılanma” olur. Berlin, on yıllardır her sekiz yılda bir Güvenlik Konseyi üyeliğini kazanmayı başardı.
Avusturya’ya karşı alınacak bir yenilgi, sadece acı verici bir diplomatik gerileme anlamına gelmekle kalmayacak, aynı zamanda Avrupa içinde Almanya’nın liderlik rolünü yeniden tesis etme vaadiyle seçimlere katılan Merz’e yönelik iç eleştirilerin daha da artmasına yol açacak.
Bu durum, Wadephul’un New York’ta neden yoğun bir kampanya yürüttüğünü açıklamaya yardımcı oluyor.
Wadephul’un çabalarına aşina olan temsilcilere göre, bakan cuma gününden bu yana BM’de yaklaşık 80 bakan veya büyükelçi ile yüz yüze görüştü. Hangi teşvikleri sunduğu ise belirsiz.
Bu tür durumlarda diplomatlar genellikle oy takası yaparlar; şimdiki desteği karşılığında gelecekte destek vaat ederler.
Geniş bir uluslararası etki alanına sahip önde gelen bir BM bağışçısı olan Almanya’nın, Avusturya’dan daha fazla etki gücü olabilir.
Wadephul ayrıca yumuşak güç yoluyla ikna etmeye çalıştı. Pazartesi gecesi, Alman dışişleri bakanı BM Meydanı’nda bir caz grubu, Alman sosisleri ve bir dondurma standının yer aldığı büyük bir resepsiyon düzenledi.
191 BM üye ülkesi arasında yapılacak oylama, iki ülke Güvenlik Konseyi üyeliği için gerekli olan üçte iki çoğunluğu elde edene kadar turlar halinde gerçekleştirilecek.
Oylama gizli şekilde yapılacak; bu durum, hem Berlin hem de Viyana’dan gelen diplomatların, kimsenin itibarını zedelemeden son dakikaya kadar ülkeleri ikna etme şansı gördükleri için rekabeti kızıştırıyor gibi görünüyor.
Oylamada belirleyici olabilecek faktörlerden biri, İran’daki savaşın başlangıcında Merz’in uluslararası hukuka yönelik aşağılayıcı sözleri.
Bir diğeri ise, birçok üye ülkenin, Almanya’nın, İsrail’in Gazze ve Lübnan’daki askeri operasyonları sırasında sivil kayıpları kınamakta isteksiz olduğunu düşünmesi.
Fakat Avusturya da geleneksel olarak İsrail’in Avrupa’daki en güçlü destekçilerinden biri.
Fakat Wadephul, son günlerde Lübnan’daki İsrail operasyonunu daha sert bir dille eleştirdi ve pazar günü yaptığı bir açıklamada, İsrail ordusunun ülkenin güneyine ilerlemesinden duyduğu “ciddi endişeyi” dile getirerek, İsrail liderlerine “sivilleri ve sivil altyapıyı korumaları” çağrısında bulundu.
Salı günü ise Almanya’nın “uluslararası hukukun savunucusu” olacağını söyledi.
Fakat nihayetinde çarşamba günkü yarışın sonucu, yarış öncesinde süren kıyasıya diplomasi mücadelesinde hangi tarafın daha iyi performans göstereceğine bağlı olarak belirlenebilir.
Salı günü New York’ta Wadephul, Avusturya’nın öfkesini kesin olarak uyandıracak bir argüman ortaya attı: “BMGk’da iki küçük AB ülkesinin (Portekiz ve Avusturya) yer almasını istemiyorsanız, bunun yerine bizi seçin.”
BM genel merkezinin önünde gazetecilere yaptığı açıklamada, “Birçok ülke için, Güvenlik Konseyi’nde daha küçük bir Avrupa ülkesinin ve Almanya’nın yer alması gibi karma bir yaklaşım doğru çözüm olabilir,” dedi.
Diplomasi
ABD, Somaliland’in bağımsızlığını tanımayacak

ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından Kongre’ye sunulan raporda, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğu vurgulandı. Kongre kaynakları, Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Washington yönetimi, Somali’nin egemenliğine ve toprak bütünlüğüne destek verdiğini ilan etti. Bu hamle, tek taraflı bağımsızlık ilan eden Somaliland ile geçen yıl bu bölgeyi resmi olarak tanıyan ilk devlet olan İsrail’e yönelik büyük bir darbe olarak değerlendiriliyor.
ABD Dışişleri Bakanlığı tarafından hazırlanan ve “Somaliland ile Geliştirilmiş ABD İlişkileri İçin Potansiyel Alanlar” başlığını taşıyan rapor, 1 Haziran’da Kongre’ye sunuldu ve 2 Haziran’da basına sızdı.
Bakanlık raporda, Somaliland’in net bir şekilde Somali Federal Cumhuriyeti’nin bir parçası olduğunu vurguladı.
Raporda ilişkilerin çerçevesine dair şu ifadelere yer verildi:
“Bu yasal çerçeve dahilinde ABD, Somaliland ile olumlu ve yapıcı ilişkilerini sürdürmekte ve Somaliland makamlarıyla işbirliği için ek fırsatları araştırmaya devam etmektedir. Ancak bölgedeki güvenlik kaygıları ve Somaliland’in statüsüne ilişkin anlaşmazlıklar ile yerel yönetimin ulusal makamlarla işbirliği yapmayı reddetmesi; yatırım, bankacılık ve ticaret alanlarında ciddi zorluklar teşkil etmektedir.”
Trump yönetimi tanımaya sıcak bakmıyor
ABD Kongresi’nden bir kaynak, salı günü Middle East Eye (MEE) haber sitesine yaptığı açıklamada, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Somaliland’ı bağımsız bir devlet olarak tanıma niyetinde olmadığını belirtti.
Söz konusu kaynak, “Eski Trump dönemi yetkilileri Tibor Nagy ve Peter Pham’ın da aralarında bulunduğu bazı lobiciler, Somaliland tarafında ABD’nin kendilerini tanıyacağına dair umutları artırmış olsa da Başkan Trump’ın bu yönde bir adım atacağına dair hiçbir zaman somut bir işaret yoktu” dedi.
Konuyla ilgili değerlendirmede bulunan ve ismini açıklamak istemeyen bir Somali politika danışmanı ise, Kongre’ye sunulan bu yeni raporun Washington tarafından tanınma beklentilerine ağır bir darbe indirdiğini söyledi.
Danışman, bu gelişmeyi “Somaliland’in ABD tarafından tanınmasına yönelik süregelen tüm umutları tamamen boşa çıkarabilecek, son derece kritik ve bağlayıcı bir ilan” olarak nitelendirdi.
İsrail ile Somaliland arasındaki güvenlik ortaklığı
Somaliland, 1991 yılında tek taraflı bağımsızlık ilan etmesinden bu yana, hiçbir Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devlet tarafından tanınmasına ve Somali hükümetinin sürekli muhalefetine rağmen, kendi yönetim kurumları ve güvenlik yapılarıyla de facto (fiili) bir devlet olarak faaliyet ediyordu.
Ancak geçen yılın sonlarında İsrail, Somaliland’i bağımsız bir devlet olarak resmi olarak tanıyan ilk ülke oldu. Somali hükümetinin yanı sıra Türkiye dahil bölgedeki birçok ülke İsrail’in bu hamlesini kınadı.
Nisan ayında Somali, İsrail’in Somaliland’e bir büyükelçi atamasını da kınayarak karşılık verdi. Aynı ay içinde Mogadişu yönetimi, İsrail bandıralı veya İsrail bağlantılı gemilerin Babülmendep Boğazı’ndan geçişini yasakladığını duyurdu.
Yemen’deki Ensarullah hareketi liderliğindeki silahlı kuvvetler de Somali’deki her türlü İsrail varlığını hedef alma sözü verdi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu, haftalar önce yayımladığı bir haberde, Somaliland’in Yemen’den gelen bu tehditlere karşı Tel Aviv ile bir güvenlik ortaklığı arayışında olduğunu aktardı. Bu çerçevede, İsrailli yetkililerin son aylarda Somaliland’e ziyaretler gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomasi
AB, Trump’ın yeni tarife tehditlerine tepki gösterdi

Avrupa Komisyonu, Trump yönetiminin, Brüksel’in zorla çalıştırma yoluyla üretilen malların ithalatını yasaklamadığını tespit etmesinin ardından, AB’ye yüzde 10’luk yeni bir gümrük vergisi uygulama planlarını eleştirdi.
Komisyonun Baş Sözcüsü Yardımcısı Olof Gill yaptığı açıklamada, “Komisyon, soruşturmanın ön bulgularını dikkatle inceleyecek ve ABD yönetimi ile diyaloğunu sürdürecektir. Bununla birlikte, AB bu gerekçelerle uygulanan gümrük vergilerini haksız bulmaktadır,” dedi.
ABD Ticaret Temsilciliği Ofisi, salı günü geç saatlerde yayınlanan bir raporda, Avrupa Birliği, Kanada ve Meksika dahil olmak üzere başlıca ticaret ortaklarına yüzde 10’luk gümrük vergisini yeniden uygulamak istediğini belirtti.
Ofis, bu ülkelerin zorla çalıştırma yoluyla üretilen malları yasaklayan yasaları uygulamadıklarını tespit etmişti.
Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın şubat ayında ABD Yüksek Mahkemesi tarafından iptal edilen küresel gümrük vergilerini yeniden yürürlüğe koymak amacıyla, yönetimin bu bahar 1974 Ticaret Yasası’nın 301. maddesi kapsamında başlattığı iki geniş kapsamlı ticaret soruşturmasından biri.
Şu anda yürürlükte olan yüzde 10’luk geçici gümrük vergisi temmuz ayında uygulanacak ve ardından 301. maddeye dayalı gümrük vergisi devreye girecek.
Avrupa Parlamentosu Ticaret Komitesi Başkanı Bernd Lange, Yüksek Mahkemedeki yenilginin ardından Washington’un “gümrük vergisi politikasını sürdürmek için yeni yasal dayanaklar arayışında olduğunu” savundu.
Lange, X’te yayınladığı bir yazıda şunları söyledi:
“AB’yi zorla çalıştırmaya karşı yeterince önlem almamakla suçlamak saçma. AB, zorla çalıştırılarak üretilen ürünlere karşı dünyanın en katı kurallarını benimsemiştir. Bu, daha önce karara bağlanmış olan gümrük vergileri için gerçekleri yasal bir gerekçeye uydurmaya çalışmak gibi görünüyor.”
Gill, AB’nin 2024 yılında zorla çalıştırma ile üretilen ürünleri yasaklayan bir yönetmelik kabul ettiğini ve “tedarik zincirlerinde zorla çalıştırmanın ortadan kaldırılması” şeklindeki bu ortak hedefin, Turnberry anlaşmasını detaylandıran geçen ağustos tarihli AB-ABD ortak bildirisinde de yer aldığını vurguladı.
Fakat AB’nin zorla çalıştırma yönetmeliği, ancak Aralık 2027’den itibaren geçerli olacak. ABD Ticaret Temsilciliği, bloktan gelen mallara yüzde 10 gümrük vergisi uygulamak için bu gerekçeyi öne sürüyor.
Raporda, “Avrupa Birliği zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklamış olsa da, bu yasak 14 Aralık 2027’ye kadar yürürlüğe girmeyecek. Yukarıdakiler ışığında, USTR, Avrupa Birliği’nin zorla çalıştırma içeren ürünlerin ithalatını yasaklayan düzenlemesini etkili bir şekilde uygulamadığını tespit etmiştir,” deniyor.
Geçen temmuz ayında İskoçya’da varılan anlaşma uyarınca, AB, ABD’den gelen sanayi ürünlerine yönelik ithalatı kaldırmayı kabul ederken, çoğu Avrupa ürününe yüzde 15’lik bir gümrük vergisi tavanı uygulanacaktı.
Avrupa Parlamentosu, 16 Haziran’da Turnberry anlaşmasını yürürlüğe koyacak yasa tasarısı üzerinde nihai oylamayı gerçekleştirecek ve Trump’ın son gümrük vergisi hamlesi, Avrupa Parlamentosu üyelerinin anlaşmaya karşı muhalefetini sertleştirebilir.
Washington’dan gelen son açıklama, AB Ticaret Bakanı Maroš Šefčovič’in Paris’teki OECD bakanlar toplantısı sırasında ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer ile görüşmesinden birkaç saat önce geldi.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı









