Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump’ın planına onay verdi, ‘Gazze’den çekilmeyeceğiz” dedi

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Filistin devletine atıf içermeyen ve İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesine dair süreci belirsiz bırakan Trump’ın planına onay verdi. Duyurunun hemen ardından İbranice basına konuşan Netanyahu, İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesi hakkında “Asla, böyle bir şey olmayacak” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Trump, aralarında Türkiye’nin de olduğu sekiz ülke lideriyle yaptığı temasların ardından hazırlanan metni Netanyahu ile birlikte açıkladı. “Arap ve Müslüman ülkelerin bu sürece yazılı taahhüt verdiğini” belirten Trump, bu ülkelere “Hamas’ın silahsızlandırılması” görevini işaret etti. Netanyahu ise planı “savaş hedeflerimize ulaşıyoruz” sözleriyle onayladığını bildirdi.

21 değil 20 madde

Taslak, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze’nin ABD öncülüğünde uluslararası bir kurulun gözetimine verilmesini öngörüyor. Önce 21 madde olarak anılan teklif, nihai halinde 20 madde şeklinde sunuldu. Zirve sırasında İsrail’in Katar’a yönelik saldırısı nedeniyle özür dilediği; bu çerçevede Katar’ın plana destek vereceği bilgisi paylaşıldı.

Basın toplantısında Trump, Netanyahu’nun planı kabul ettiğini açıkladı. Netanyahu da bunu teyit ederek, Hamas’ın teklifi reddetmesi halinde İsrail’in “işi kendi başına bitireceği” uyarısında bulundu. Trump, “Hamas reddederse, İsrail’in Hamas’ı yok etmesi için tam desteğim var” dedi.

Çekilme takvimi: “Eşikler” ve haritalı aşamalar

İsrail tarafı, ABD’nin ilk taslağındaki çekilme maddelerini kendi lehine revize ettirdi. İlk versiyonda “İsrail güçleri, [ABD özel elçisi Steve] Witkoff’un rehinelerin serbest bırakılması için hazırladığı önerinin sunulduğu tarihten itibaren savaş hatlarına çekilecek” deniyordu. Kabul edilen metinde ise “üzerinde mutabık kalınan hat” ifadesi benimsendi ve eklenen haritayla üç aşamalı bir çekilme takvimi sunuldu.

Beyaz Saray’ın yayınladığı İsrail güçlerinin Gazze’den üç aşamada çekilmesini öngören harita.

Buna göre ilk geri çekilme sonrası dahi İsrail ordusu Gazze’nin büyük bölümünde varlığını koruyabilecek. Arap ve Müslüman ülkelerden oluşacak Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) sahaya inip Hamas’ı etkili biçimde silahsızlandırana kadar mevcut mevziler tutulacak. İkinci aşamada bile ordunun Gazze’nin üçte birinden fazlasında kalması öngörülüyor. Üçüncü aşama tamamlandığında son birlikler ayrılırken, Gazze’nin tüm çevresinde bir güvenlik tamponu inşa edilecek.

Güncellenen metin çekilmeyi İsrail lehine şöyle çerçeveliyor: Ordu, ISF, garantörler ve ABD ile uzlaşmaya bağlanacak “silahsızlandırma standartları, kilometre taşları ve zaman çizelgeleri” doğrultusunda çekilecek. Pratikte, tam çekilme gerçekleşene kadar kontrol ettiği bölgeleri geçiş otoritesiyle birlikte ISF’e kademeli devredecek; yeniden canlanan terör tehdidine karşı “güvenlik çevresi” varlığı sürecek.

Silahsızlandırmaya ilişkin şartlar

Netanyahu’nun Steve Witkoff ve Trump’ın damadı, eski başdanışman Jared Kushner’la yaptığı uzun görüşmelerin ardından silahsızlandırma başlıklarında da değişiklik yapıldığı bildirildi. Önceki versiyonda “barışçıl birlikte yaşamı taahhüt eden Hamas üyelerine af” öngörülürken, yeni metin bu kişilerin silahlarını “kullanım dışı bırakmasını” şart koşuyor.

Plan ayrıca “tüneller ve silah üretim tesisleri dahil tüm askeri, terör ve saldırı altyapısının yok edilmesi ve yeniden tesis edilmemesi” hükmünü içeriyor. Silahsızlandırma, bağımsız denetçilerin gözetiminde yürütülecek; silahların kalıcı olarak devre dışı bırakılması üzerinde uzlaşılan bir tasfiye süreciyle yapılacak, uluslararası fonlu geri satın alma ve topluma kazandırma programlarıyla desteklenecek ve denetçilerce doğrulanacak.

Kademeli çekilme vurgusu

Trump, plan kapsamında İsrail’in Gazze’den “kademeli olarak” çekileceğini belirterek “Hamas’la Arap ve Müslüman ülkeler ilgilenecek” dedi. Gazze ve çevresindeki yerel güvenlik unsurlarının eğitimine bu ülkelerin destek vereceğini aktaran Trump, “Geçiş yönetimiyle birlikte taraflar, İsrail güçlerinin kademeli çekilmesi için bir takvimde uzlaşacak. İsrail aşamalı olarak çekilecek, artık ateş açmayacaklar” ifadesini kullandı.

“Savaş hedeflerine yaklaşıyoruz”

Netanyahu, planın İsrail’i hedeflerine yaklaştırdığını savundu. Gazze’nin “silahsızlandırılması” oranında bölgenin askerden arındırılacağını, ordunun ise belirsiz bir süre güvenlik çeperi içinde bulunacağını söyledi: “Gazze’de barışçıl, sivil bir idare olacak; bu idare Filistin Yönetimi ya da Hamas tarafından yönetilmeyecek.”

“Asla böyle bir şey olmayacak”

Ancak Netanyahu zirveden sonra İbranice yaptığı açıklamada, İsrail askerlerini Gazze’den çekmeye niyeti olmadığını söyledi:

“Bu tarihi bir ziyaret. Hamas’ın bizi tecrit edecekti, işi tersine çevirdik ve Hamas’ı tecrit ettik. Şimdi Arap ve Müslüman dünyası da dahil tüm dünya, Başkan Trump’la birlikte belirlediğimiz koşulları kabul etmesi için Hamas’a baskı yapıyor: Rehinelerimizin hepsinin, hayatta olanların da hayatını kaybedenlerin de serbest bırakılması; bu sırada İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin büyük bölümünde kalması. Buna kim inanırdı? Sonuçta insanlar sürekli ‘Ordu çekilmeli’ diyor… Asla, böyle bir şey olmayacak.”

“Filistin devletine razı oldunuz mu” sorusu üzerine de şunları söyledi: “Kesinlikle hayır. Anlaşmada da böyle bir şey yazmıyor, ama bir şeyi söyledik: Filistin devletine kesin biçimde karşı duracağımızı. Bunu Başkan Trump da söyledi. Anladığını ifade etti. BM’de bunun teröre büyük bir ödül olacağını ve İsrail devleti için bir tehlike teşkil ettiğini de belirtti; doğal olarak buna razı olmayacağız.”

Hamas, savaşın başından beri rehineler karşılığında İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesini talep ediyor. Gazze’de yönetimden çekilmeye istekli olabileceğini belirtse de silah bırakma kırmızı çizgisi olmaya devam ediyor; zira silahların örgütün şeritte etkisini koruması için hayati olduğunu düşünüyor.

Yönetim mimarisi: “Barış Kurulu” ve geçiş otoritesi

Trump, planın kabulü halinde Gazze’de bir geçiş otoritesi kurulacağını; eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de aralarında bulunduğu isimlerin görev alabileceğini söyledi. Uluslararası denetim organının adının “Barış Kurulu” olacağını ve bu kurula kendisinin başkanlık edeceğini açıkladı.

Bölgesel taahhütler ve beklentiler

Trump, Hamas’ın teklifi kabul etmesi halinde İsrailli rehinelerin en geç 72 saat içinde serbest bırakılacağını belirtti: “Bu plan savaşın derhal bitmesi demek. Arap ve Müslüman ülkeler yazılı taahhütte bulundu; Gazze’yi askerden arındırma sözlerine güveniyorum.”

BM Genel Kurulu kapsamındaki temaslarda Suudi Arabistan, Katar, BAE, Ürdün, Türkiye, Mısır, Pakistan ve Endonezya liderlerine övgüde bulunan Trump, Hamas’ın sürece dahil olmayacağını; reddetmesi halinde İsrail’e “tam destek” vereceğini söyledi. Konuşmasında İbrahim Anlaşmalarının sürmesi gerektiğini ve hatta İran’ın bile bu çerçeveye dahil olabileceğini ileri sürdü.

Katar’la kriz başlığında özür ve devam

Beyaz Saray’daki zirve sırasında Netanyahu’nun, Doha’daki saldırı nedeniyle Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’den özür dilediği açıklandı. Beyaz Saray, İsrail ve Katar tarafından doğrulanan bilgiye göre üçlü telefon görüşmesinde Netanyahu, bir Katarlı askerin ölümüne yol açan saldırı için üzüntüsünü iletti, Katar’ın egemenliğinin ihlali nedeniyle özür diledi ve benzer bir saldırının tekrarlanmayacağını taahhüt etti. Katar, bu özrün ardından Trump’ın girişimi çerçevesinde Gazze’deki savaşı sonlandırmaya yönelik çalışmalara katılmaya hazır olduğunu bildirdi.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English