Bizi Takip Edin

Diplomasi

Trump’ın planına onay verdi, ‘Gazze’den çekilmeyeceğiz” dedi

Yayınlanma

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, Filistin devletine atıf içermeyen ve İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesine dair süreci belirsiz bırakan Trump’ın planına onay verdi. Duyurunun hemen ardından İbranice basına konuşan Netanyahu, İsrail ordusunun Gazze’den çekilmesi hakkında “Asla, böyle bir şey olmayacak” ifadesini kullandı.

ABD Başkanı Trump, aralarında Türkiye’nin de olduğu sekiz ülke lideriyle yaptığı temasların ardından hazırlanan metni Netanyahu ile birlikte açıkladı. “Arap ve Müslüman ülkelerin bu sürece yazılı taahhüt verdiğini” belirten Trump, bu ülkelere “Hamas’ın silahsızlandırılması” görevini işaret etti. Netanyahu ise planı “savaş hedeflerimize ulaşıyoruz” sözleriyle onayladığını bildirdi.

21 değil 20 madde

Taslak, Hamas’ın silahsızlandırılmasını ve Gazze’nin ABD öncülüğünde uluslararası bir kurulun gözetimine verilmesini öngörüyor. Önce 21 madde olarak anılan teklif, nihai halinde 20 madde şeklinde sunuldu. Zirve sırasında İsrail’in Katar’a yönelik saldırısı nedeniyle özür dilediği; bu çerçevede Katar’ın plana destek vereceği bilgisi paylaşıldı.

Basın toplantısında Trump, Netanyahu’nun planı kabul ettiğini açıkladı. Netanyahu da bunu teyit ederek, Hamas’ın teklifi reddetmesi halinde İsrail’in “işi kendi başına bitireceği” uyarısında bulundu. Trump, “Hamas reddederse, İsrail’in Hamas’ı yok etmesi için tam desteğim var” dedi.

Çekilme takvimi: “Eşikler” ve haritalı aşamalar

İsrail tarafı, ABD’nin ilk taslağındaki çekilme maddelerini kendi lehine revize ettirdi. İlk versiyonda “İsrail güçleri, [ABD özel elçisi Steve] Witkoff’un rehinelerin serbest bırakılması için hazırladığı önerinin sunulduğu tarihten itibaren savaş hatlarına çekilecek” deniyordu. Kabul edilen metinde ise “üzerinde mutabık kalınan hat” ifadesi benimsendi ve eklenen haritayla üç aşamalı bir çekilme takvimi sunuldu.

Beyaz Saray’ın yayınladığı İsrail güçlerinin Gazze’den üç aşamada çekilmesini öngören harita.

Buna göre ilk geri çekilme sonrası dahi İsrail ordusu Gazze’nin büyük bölümünde varlığını koruyabilecek. Arap ve Müslüman ülkelerden oluşacak Uluslararası İstikrar Gücü (ISF) sahaya inip Hamas’ı etkili biçimde silahsızlandırana kadar mevcut mevziler tutulacak. İkinci aşamada bile ordunun Gazze’nin üçte birinden fazlasında kalması öngörülüyor. Üçüncü aşama tamamlandığında son birlikler ayrılırken, Gazze’nin tüm çevresinde bir güvenlik tamponu inşa edilecek.

Güncellenen metin çekilmeyi İsrail lehine şöyle çerçeveliyor: Ordu, ISF, garantörler ve ABD ile uzlaşmaya bağlanacak “silahsızlandırma standartları, kilometre taşları ve zaman çizelgeleri” doğrultusunda çekilecek. Pratikte, tam çekilme gerçekleşene kadar kontrol ettiği bölgeleri geçiş otoritesiyle birlikte ISF’e kademeli devredecek; yeniden canlanan terör tehdidine karşı “güvenlik çevresi” varlığı sürecek.

Silahsızlandırmaya ilişkin şartlar

Netanyahu’nun Steve Witkoff ve Trump’ın damadı, eski başdanışman Jared Kushner’la yaptığı uzun görüşmelerin ardından silahsızlandırma başlıklarında da değişiklik yapıldığı bildirildi. Önceki versiyonda “barışçıl birlikte yaşamı taahhüt eden Hamas üyelerine af” öngörülürken, yeni metin bu kişilerin silahlarını “kullanım dışı bırakmasını” şart koşuyor.

Plan ayrıca “tüneller ve silah üretim tesisleri dahil tüm askeri, terör ve saldırı altyapısının yok edilmesi ve yeniden tesis edilmemesi” hükmünü içeriyor. Silahsızlandırma, bağımsız denetçilerin gözetiminde yürütülecek; silahların kalıcı olarak devre dışı bırakılması üzerinde uzlaşılan bir tasfiye süreciyle yapılacak, uluslararası fonlu geri satın alma ve topluma kazandırma programlarıyla desteklenecek ve denetçilerce doğrulanacak.

Kademeli çekilme vurgusu

Trump, plan kapsamında İsrail’in Gazze’den “kademeli olarak” çekileceğini belirterek “Hamas’la Arap ve Müslüman ülkeler ilgilenecek” dedi. Gazze ve çevresindeki yerel güvenlik unsurlarının eğitimine bu ülkelerin destek vereceğini aktaran Trump, “Geçiş yönetimiyle birlikte taraflar, İsrail güçlerinin kademeli çekilmesi için bir takvimde uzlaşacak. İsrail aşamalı olarak çekilecek, artık ateş açmayacaklar” ifadesini kullandı.

“Savaş hedeflerine yaklaşıyoruz”

Netanyahu, planın İsrail’i hedeflerine yaklaştırdığını savundu. Gazze’nin “silahsızlandırılması” oranında bölgenin askerden arındırılacağını, ordunun ise belirsiz bir süre güvenlik çeperi içinde bulunacağını söyledi: “Gazze’de barışçıl, sivil bir idare olacak; bu idare Filistin Yönetimi ya da Hamas tarafından yönetilmeyecek.”

“Asla böyle bir şey olmayacak”

Ancak Netanyahu zirveden sonra İbranice yaptığı açıklamada, İsrail askerlerini Gazze’den çekmeye niyeti olmadığını söyledi:

“Bu tarihi bir ziyaret. Hamas’ın bizi tecrit edecekti, işi tersine çevirdik ve Hamas’ı tecrit ettik. Şimdi Arap ve Müslüman dünyası da dahil tüm dünya, Başkan Trump’la birlikte belirlediğimiz koşulları kabul etmesi için Hamas’a baskı yapıyor: Rehinelerimizin hepsinin, hayatta olanların da hayatını kaybedenlerin de serbest bırakılması; bu sırada İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin büyük bölümünde kalması. Buna kim inanırdı? Sonuçta insanlar sürekli ‘Ordu çekilmeli’ diyor… Asla, böyle bir şey olmayacak.”

“Filistin devletine razı oldunuz mu” sorusu üzerine de şunları söyledi: “Kesinlikle hayır. Anlaşmada da böyle bir şey yazmıyor, ama bir şeyi söyledik: Filistin devletine kesin biçimde karşı duracağımızı. Bunu Başkan Trump da söyledi. Anladığını ifade etti. BM’de bunun teröre büyük bir ödül olacağını ve İsrail devleti için bir tehlike teşkil ettiğini de belirtti; doğal olarak buna razı olmayacağız.”

Hamas, savaşın başından beri rehineler karşılığında İsrail’in Gazze’den tamamen çekilmesini talep ediyor. Gazze’de yönetimden çekilmeye istekli olabileceğini belirtse de silah bırakma kırmızı çizgisi olmaya devam ediyor; zira silahların örgütün şeritte etkisini koruması için hayati olduğunu düşünüyor.

Yönetim mimarisi: “Barış Kurulu” ve geçiş otoritesi

Trump, planın kabulü halinde Gazze’de bir geçiş otoritesi kurulacağını; eski İngiltere Başbakanı Tony Blair’in de aralarında bulunduğu isimlerin görev alabileceğini söyledi. Uluslararası denetim organının adının “Barış Kurulu” olacağını ve bu kurula kendisinin başkanlık edeceğini açıkladı.

Bölgesel taahhütler ve beklentiler

Trump, Hamas’ın teklifi kabul etmesi halinde İsrailli rehinelerin en geç 72 saat içinde serbest bırakılacağını belirtti: “Bu plan savaşın derhal bitmesi demek. Arap ve Müslüman ülkeler yazılı taahhütte bulundu; Gazze’yi askerden arındırma sözlerine güveniyorum.”

BM Genel Kurulu kapsamındaki temaslarda Suudi Arabistan, Katar, BAE, Ürdün, Türkiye, Mısır, Pakistan ve Endonezya liderlerine övgüde bulunan Trump, Hamas’ın sürece dahil olmayacağını; reddetmesi halinde İsrail’e “tam destek” vereceğini söyledi. Konuşmasında İbrahim Anlaşmalarının sürmesi gerektiğini ve hatta İran’ın bile bu çerçeveye dahil olabileceğini ileri sürdü.

Katar’la kriz başlığında özür ve devam

Beyaz Saray’daki zirve sırasında Netanyahu’nun, Doha’daki saldırı nedeniyle Katar Başbakanı Şeyh Muhammed bin Abdurrahman Al Sani’den özür dilediği açıklandı. Beyaz Saray, İsrail ve Katar tarafından doğrulanan bilgiye göre üçlü telefon görüşmesinde Netanyahu, bir Katarlı askerin ölümüne yol açan saldırı için üzüntüsünü iletti, Katar’ın egemenliğinin ihlali nedeniyle özür diledi ve benzer bir saldırının tekrarlanmayacağını taahhüt etti. Katar, bu özrün ardından Trump’ın girişimi çerçevesinde Gazze’deki savaşı sonlandırmaya yönelik çalışmalara katılmaya hazır olduğunu bildirdi.

Diplomasi

OECD raporu: Uzun süreli enerji kesintisi küresel ekonomiyi resesyona sürükleyebilir

Yayınlanma

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) tarafından yayımlanan küresel ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaşa bağlı olarak enerji arzında yaşanacak uzun süreli kesintilerin dünya ekonomisine ağır bir darbe vurabileceğini ortaya koydu. Raporda, böylesi bir krizin ülkeleri resesyona sürükleme ve işsizliği artırma riski taşıdığı belirtilirken, çatışmanın küresel ekonomik görünümü şekillendiren temel unsur haline geldiği vurgulandı.

Çarşamba günü yayımlanan yeni bir ekonomik görünüm raporu, İran’daki savaştan kaynaklanacak uzun süreli bir enerji arzı kesintisinin küresel ekonomiye ağır bir darbe indireceğine işaret etti.

Araştırma verileri, bu tür kesintilerin ülkeleri resesyona sürükleme olasılığının yüksek olduğunu ve işsizlikte artışa yol açabileceğini gösterdi.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD), söz konusu savaşın etkilerini “küresel ekonomik görünümü şekillendiren baskın güç” olarak tanımladı.

Aksaklıkların kalıcı olması halinde, küresel büyümenin 2026 yılındaki yüzde 2,1 seviyesinden 2027 yılında yüzde 1,8’e gerileyerek önemli ölçüde yavaşlayabileceği kaydedildi. Bu yavaşlama, dünya ekonomisini Kovid-19 pandemisi ve Büyük Resesyon döneminden bu yana görülmemiş seviyelere düşürebilir.

OECD Başekonomisti Stefano Scarpetta raporda, “Yüksek emtia fiyatlarından kaynaklanan yukarı yönlü baskıların, zayıflayan nihai talep tarafından kısmen dengelenmesiyle birlikte, küresel enflasyon 2026’da 0,4 yüzde puan, 2027’de ise 1,3 yüzde puan yükselecektir” ifadesine yer verdi.

Gelişmekte olan ve enerji rezervleri sınırlı olan ekonomilerin, ham petrol, akaryakıt ve doğal gaza bağımlı Asya ekonomileriyle birlikte bu durumdan en ağır darbeyi alacak kesimler arasında yer alacağı aktarıldı.

Alternatif bir kısa vadeli senaryo üzerinde duran araştırmacılar, enerji üretiminin ve Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların çatışma öncesindeki seviyelere yeniden ulaşması durumunda, büyümenin 2027 yılında yüzde 3,1’e geri dönebileceğini bildirdi.

Küresel ekonominin “tek bir tıkanma noktasına” karşı olan hassasiyetinin arz zincirlerini güçlendirme ve daha çeşitli bir enerji arzı yaratma ihtiyacını ortaya koyduğunu belirten araştırmacılar, fosil yakıt ithalatına olan bağımlılıktan kurtulmak amacıyla daha fazla yatırım yapılması gerektiğinin her zamankinden daha acil olduğunu vurguladı.

Raporda ayrıca, bu yıl artan savunma harcamalarının, inovasyon yoluyla savunma dışı sektörlerde yayılma etkileri yaratmadığı sürece üretim kapasitesini muhtemelen genişletmeyeceğine dikkat çekildi.

Scarpetta, politika yapıcıların zor kararlarla karşı karşıya olduğunu belirterek, “Merkez bankaları, enflasyon beklentileri iyi çıpalanmış kaldığı ve ikinci tur etkiler kontrol altında tutulduğu sürece, arz kaynaklı fiyat artışlarını görmezden gelebilir. Ancak fiyat baskılarının genişlemesi veya büyümenin önemli ölçüde zayıflaması halinde bir politika hamlesi gerekli hale gelebilir” değerlendirmesinde bulundu.

İran’ın Hürmüz Boğazı’nı kapatması, ABD ve İsrail’in şubat ayı sonunda İran’a yönelik ilk saldırıları düzenlemesinden bu yana petrol fiyatlarının yüksek kalmasına neden oldu.

ABD’deki ortalama akaryakıt fiyatları, çatışmayı sona erdirecek bir anlaşmaya yönelik son görüşmelerin etkisiyle düşüş gösterse de AAA’in çarşamba günü açıkladığı verilere göre 4,26 dolar ile yüksek seyrini korudu.

Geçen yıl 3,14 dolar olan ortalamanın ardından, geçen haftaki ortalamanın da 4,50 dolar seviyesinde gerçekleşerek yüksek kalmaya devam ettiği bildirildi.

Çatışmanın başlangıcından bu yana yapılan kamuoyu yoklamaları, yaşam maliyeti üzerindeki etkilerin uzaması nedeniyle Amerikalıların çoğunun savaşı desteklemediğini ortaya koydu.

Politico tarafından cuma günü yayımlanan son anket, katılımcıların yüzde 60’ından fazlasının Başkan Trump’ın Amerikalıları savaşın ekonomik etkilerinden korumak için yeterli çabayı göstermediğine inandığını gösterdi.

Ankete katılanların yüzde 53’ü yaşam maliyetinin hatırlayabildikleri en kötü seviyede olduğunu ifade ederken, çoğunluk Trump’ın göreve dönmesinden bu yana mali durumlarının kötüleştiğini dile getirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

İran, ABD’ye dört aşamalı barış anlaşması planı sundu

Yayınlanma

İran, ABD ile olası bir barış anlaşması için dört aşamalı bir çerçeve plan sundu. ABD Başkanı Donald Trump Tahran ile bir hafta içinde ateşkes sağlanabileceğini belirtirken, ABD Temsilciler Meclisi İran’a yönelik askeri operasyonlar için kongre onayı şartı getiren bir kararı kabul etti.

İran, ABD’ye olası bir barış anlaşmasına zemin oluşturabilecek dört aşamalı bir çerçeve yapı önerdi.

Fars haber ajansının İran müzakere heyeti üyesi Said Acarlu’ya dayandırdığı habere göre öneri, çatışmaların sonlandırılması ve yaptırımların kaldırılmasına yönelik kademeli bir takvimi içeriyor.

Planın ilk aşaması, İran, ABD ve “direniş cephesi” dahil olmak üzere tüm tarafların katılımıyla savaşın durdurulmasını ve bütün askeri operasyonların tamamen tam zamanlı olarak askıya alınmasını öngörüyor.

Olası anlaşmanın ikinci aşaması ise başta boğazla ilgili meseleler olmak üzere pratik adımlara, ablukaların kaldırılmasına, petrol yaptırımlarının iptal edilmesine ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının bir kısmının serbest bırakılmasına odaklanıyor.

Üçüncü aşamada daha geniş kapsamlı yaptırımlar ve nükleer meseleler ele alınırken, son aşama ise anlaşmanın uygulanmasını denetlemek ve tarafların yükümlülüklerine bağlılığını güvence altına almak için bir izleme komitesi kurulmasını içeriyor.

İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi, konuya ilişkin değerlendirmesinde, ABD ile İran arasındaki savaşın ancak “Lübnan’da da sona erdiğinde” biteceğini ifade etti.

ABD Başkanı Donald Trump, 3 Haziran tarihinde New York Post gazetesinin podcast yayınında Ortadoğu’daki savaş ortamını değerlendirdi. Trump, İran’ın nükleer silahtan vazgeçmeyi kabul ettiğini belirtti ancak “fikirlerini değiştirebilecekleri” yönünde bir ihtiyat payı bıraktı.

Bu açıklamadan bir gün önce ABC News televizyonuna konuşan Trump, İran ile bir ateşkes anlaşmasına “önümüzdeki hafta içinde” ulaşılabileceğini kaydetmişti.

Ancak aynı gün Tesnim haber ajansı, İran’ın, İsrail’in Lübnan’daki askeri faaliyetlerini protesto etmek amacıyla aracılar vasıtasıyla yürütülen müzakereleri askıya aldığını bildirdi.

Tüm bu diplomatik hareketlilik sürerken, ABD Temsilciler Meclisi askeri operasyonlara yönelik kısıtlayıcı bir adım attı. Temsilciler Meclisinde yapılan oylamada, Kongre’nin onayı alınmadığı takdirde Trump’ın İran ile savaşı sonlandırmasını zorunlu kılan karar tasarısı kabul edildi.

Söz konusu tasarı, aralarında 4 Cumhuriyetçi temsilcinin de bulunduğu 215 kongre üyesinin kabul oyuna karşılık 208 ret oyuyla yasalaştı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Tayvan muhalefet lideri ABD gezisinde boğazlar arası barış çağrısı yaptı

Yayınlanma

Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wun, Pekin, Taipei ve Washington’da yakından izlenen iki haftalık ABD ziyaretinin başlangıcında San Francisco’da bulunuyor.

Tayvan muhalefet lideri Cheng Li-wun, San Francisco’da, Pekin ve Washington’ın “uzlaşma ve işbirliği” peşinde koşması ve savaştan kaçınması gerektiğini söyledi. Bu sözlerinin ABD ziyaretinin ana temasını oluşturduğunu vurguladı.

Tayvan’ın ana muhalefet partisi Kuomintang’dan (KMT) bir heyete liderlik eden Cheng, pazartesi akşamı San Francisco’ya vararak Pekin, Taipei ve Washington’da yakından izlenen iki haftalık ABD ziyaretine başladı.

Salı günü San Francisco’nun Chinatown bölgesinde Cheng, Çin ve ABD’nin “dostluk ve işbirliği ilişkisi” kurması gerektiğini ve Washington, Pekin ve Taipei birlikte çalışırsa “dünyanın barış ve refahı için yeni başarılar” yaratacaklarını söyledi.

KMT’ye göre Cheng, salı öğleden sonra Stanford Üniversitesi’nin Hoover Institution kurumundan akademisyenlerle kapalı kapılar ardında bir toplantı da yaptı.

KMT açıklamasına göre Cheng, Çin ana karasının daha geniş Pasifik’e en yakın denizlerini işaretleyen birinci ada zincirinin “jeopolitik rekabetin ön hattından kademeli olarak bir barış ve refah zincirine dönüşmesini” umduğunu söyledi.

Açıklamaya göre Cheng ayrıca Taipei ve Washington’ın savunma ve güvenlik, tedarik zinciri dayanıklılığı ve uluslararası katılım gibi alanlarda ortaklıklarını derinleştirmeyi sürdürmesini sabırsızlıkla beklediğini ekledi.

Açıklamada Cheng’in şu sözlerine yer verildi: “Tayvan’ın boğazlar arası durumla yüzleşmedeki güveni, büyük ölçüde ABD’nin Tayvan’a uzun süredir devam eden ve sağlam desteğinden geliyor.”

KMT açıklamasında Cheng’in ABD’nin Tayvan’a silah satışları ve adanın savunma bütçesi gibi hassas konuları gündeme getirip getirmediğinden bahsedilmedi.

ABD de dahil olmak üzere çoğu ülke Tayvan’ı bağımsız bir devlet olarak tanımıyor, ancak Washington adayı Çin’e karşı bir koz olarak kullanarak silahlandırıyor.

ABD Başkanı Donald Trump, Pekin’i kızdırma riski taşıyan bir adım olan adaya yönelik 14 milyar ABD dolarlık silah paketini henüz onaylamadı. Taipei ise anlaşmanın sonunda onaylanacağından emin olduğunu ısrarla belirtti.

Washington ayrıca Taipei’ye özel bir savunma bütçesini kabul etmesi için defalarca baskı yaptı, ancak KMT ve daha küçük bir başka muhalefet partisi olan Tayvan Halk Partisi daha küçük bir versiyonu destekledi.

Cheng salı akşamı Tayvanlı Amerikalıların katıldığı bir ziyafette de boğazlar arası barışın ancak KMT’nin 2028 liderlik seçimlerinde yeniden iktidarı kazanması halinde gerçekleşebileceğini söyledi. Tayvan’ın bağımsızlık yanlısı Demokratik İlerleme Partisi’nin 2016’da iktidara gelmesinden bu yana boğazlar arası ilişkiler kötüleşti.

Yemekte Cheng ayrıca nisan ayında Pekin’de Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ile yaptığı görüşmenin ABD gezisine ağırlık kazandırdığını söyledi. Cheng, Xi’nin “tam bir samimiyet ve iyi niyetine, boğazlar arası barış ve istikrar için en büyük çabayı gösterme isteğinin bir ifadesine” ihtiyaç duyduğunu söyledi.

“Ancak o zaman ABD’ye gelişim farklı bir anlam taşıyacaktı,” dedi.

Cheng, Xi ile görüşmemiş olsaydı yalnızca “Tayvan’dan, hiçbir katma değeri olmayan bir muhalefet lideri” olacağını söyledi. Cheng ile nisan ayındaki görüşmesinde Xi, yeniden birleşme konusunda sabır çağrısında bulundu ve daha fazla boğazlar arası değişim çağrısı yaptı.

Bu, Komünist Parti ve KMT başkanları arasındaki on yıl içindeki ilk görüşmeydi. Günler sonra Pekin, Tayvan ile değişimleri teşvik etmeyi amaçlayan ve Cheng’i siyasi olarak güçlendirmek için tasarlanmış gibi görünen 10 maddelik bir tedbir paketi açıkladı.

Cheng’in ABD gezisi ayrıca Xi’nin Pekin’de Trump ile görüşmesinden ve ABD başkanını Tayvan meselesinin yanlış ele alınmasının “son derece tehlikeli bir duruma” yol açabileceği konusunda uyarmasından iki haftadan biraz fazla bir süre sonra gerçekleşiyor.

Cheng çarşamba günü Boston’a varacak; burada Harvard Üniversitesi ve Massachusetts Institute of Technology’de uluslararası ilişkiler akademisyenleriyle kapalı kapılar ardında toplantılar yapması bekleniyor.

Katılımcılar arasında, Harvard Üniversitesi John F. Kennedy School of Government’ın kurucu dekanı ve “Thucydides Tuzağı” teorisini popülerleştiren Graham Allison’ın da yer alması bekleniyor.

Yükselen bir güç ile yerleşik bir hegemonun savaşa mahkûm olduğu teorisi, Xi tarafından Trump ile görüşmesi sırasında alıntılanmıştı.

Cheng ayrıca New York, Washington ve Los Angeles’ı da ziyaret edecek.

Büyük Güç Rekabetinden Stratejik İstikrara: Çin-ABD İlişkilerinde Yeni Yönelim

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English