Ortadoğu
“Trump’ın tehdidinden korkmuyoruz çünkü Gazze’de zaten cehennemi yaşıyoruz”

Trump’ın Ortadoğu temsilcisi, ateşkes ve rehine anlaşmasının tamamlanmak üzere olduğunu belirtti.
ABD’nin seçilmiş başkanı Donald Trump’ın Orta Doğu Özel Temsilcisi Steven Witkoff, 20 Ocak’taki yemin törenine kadar Gazze’de ateşkese ulaşabilmek için çabaladıklarını kaydederek “Bir anlaşmanın eşiğinde olduğumuza inanıyorum” dedi.
Witkoff, Trump’ın Florida’daki yerleşkesi Mar-a-Lago’da düzenlediği basın toplantısında, Gazze’de ateşkes müzakerelerindeki son durumu değerlendirdi.
“Gerçekten büyük bir ilerleme kaydettik ve (20 Ocak’taki) yemin törenine kadar Başkan adına açıklayacak güzel şeylerimiz olacağı konusunda ümitliyim” diyen Witkoff, Katar’ın başkenti Doha’daki müzakerelerde çok iyi iş çıkardıklarını belirtti.
Müzakerelere katılmak için Doha’ya döneceğini söyleyen Witkoff, “Umarım her şey yolunda gider ve bazı hayatları kurtarırız. Bir anlaşmanın eşiğinde olduğumuza inanıyorum” şeklinde konuştu.
Bugüne kadar görüşmeleri neyin geciktirdiği sorulduğunda Witkoff ayrıntılara girmeyi reddetti, “Bunu neyin geciktirdiğini tartışmak istemiyorum- herhangi bir şekilde olumsuz olmanın anlamı yok” dedi.
Tarafların anlaşma için Trump’ın göreve gelmesini beklemek isteyip istemediği sorusu üzerine Witkoff şu yanıtı verdi: “Hayır, bence onu yüksek sesle ve net bir şekilde duydular. Bu iş 20 Ocak’a kadar bitse iyi olur.”
Trump söze girerek Hamas’a yönelik tehdidini yineledi. Trump, “Orta Doğu’da kıyamet kopacak ve bu Hamas için iyi olmayacak, açıkçası hiç kimse için de iyi olmayacak” dedi.
Hamas Trump’ı daha ‘diplomatik’ olmaya çağırdı
Bu arada İsrail ve Hamas birbirlerini anlaşmayı engellemekle suçladı.
Hamas, tüm rehineleri ancak İsrail’in savaşı sona erdirmeyi ve tüm askerlerini Gazze’den çekmeyi kabul etmesi halinde serbest bırakacağını söyledi. İsrail ise Hamas tasfiye edilmeden ve tüm rehineler serbest bırakılmadan savaşı sona erdirmeyeceğini söylüyor.
İsrail Dışişleri Bakanlığı Genel Direktörü Eden Bar Tal gazetecilere verdiği brifingde “Rehinelerin kurtarılmasının önündeki tek engel Hamas” dedi ve İsrail’in bir anlaşmaya varmak kararlı olduğunu söyledi.
Cezayir’de bir basın toplantısı düzenleyen Hamas yetkilisi Usame Hamdan ise anlaşma çabalarının baltalanmasından İsrail’in sorumlu olduğunu söyledi. Müzakerelerin son turu hakkında ayrıntı vermeyeceğini söyleyen Hamdan, Hamas’ın “saldırganlığın tamamen sona erdirilmesi ve işgalcinin işgal ettiği topraklardan tamamen çekilmesi” şartını yineledi.
Trump’ın yemin töreninden önce tüm rehinelerin serbest bırakılmaması halinde “cehennem azabı” yaşanacağı tehdidini de yorumlayan Hamdan, “Bence ABD Başkanı daha disiplinli ve diplomatik açıklamalar yapmalı” dedi.
Hamdan, Hamas ve Gazze’deki destekçilerinin Trump’ın tehditlerinden korkmadıklarını çünkü Gazze’de “zaten cehennemde yaşadıklarını” da sözlerine ekledi.
Hamas uzun süredir kalıcı bir ateşkes için bastırırken, görüşmeler hakkında bilgi sahibi olan yetkililer Times of Israel’e, Hamas’ın son haftalarda görüşülmekte olan üç aşamalı anlaşmanın ilk aşamasına öncelik vermeye istekli olduğunu belirtti.
Üst düzey bir Arap diplomat pazar günü yaptığı açıklamada Hamas’ın anlaşmanın bir parçası olarak serbest bırakmaya hazır olduğu 34 rehineden oluşan bir listeyi onayladığını söyledi. Reuters’ın bir Hamas yetkilisine dayandırdığı haberine göre listede kadın İsrail askerlerinin yanı sıra yaşlı, kadın ve küçük yaştaki siviller de yer alıyor.
Daha sonra bir Suudi haber kuruluşu da söz konusu listeyi yayınladı. Netanyahu’nun ofisi Hamas’tan henüz herhangi bir liste almadığını ve bunun herhangi bir anlaşmanın ilerlemesi için ön koşul olduğunu söyledi.
Arap medyasında yayınlanan listedeki bazı isimler öldürülen rehinelere aitti. Hamas rehinelerin tamamının nerede olduğunu bilmediğini, ancak İsrail’in kısa süreli bir ateşkesi kabul etmesi halinde yerlerini ve durumlarını öğrenebileceğini söylüyor. İsrail ise bunu reddederek Hamas’ın tüm rehinelerin nerede olduğunu bildiğinde ısrar ediyor.
Kim, ne istiyor?
İsrail anlaşmanın bir parçası olarak serbest bırakılacak canlı rehine sayısını en üst düzeye çıkarmaya çalışırken Hamas, İsrail geçici ateşkes sona erdiğinde savaşa devam etmeyi planladığı sürece mümkün olduğunca çok sayıda rehineyi elinde tutmaya çalışıyor. İsrail istihbaratı rehinelerin yarısı kadarının hala hayatta olduğunu değerlendiriyor.
Görüşülmekte olan anlaşma, yüzlerce Filistinli güvenlik mahkûmuna karşılık kadın, yaşlı ve yaralı rehinelerin serbest bırakılmasını ve İsrail ordusunun Gazze’den kısmen çekilmesini öngörüyor.
Netanyahu, rehinelerin tamamı karşılığında savaşın kalıcı olarak sona erdirilmesinin Hamas’ın Gazze’nin kontrolünü yeniden ele geçirmesine yol açacağını savunuyor. Dolayısıyla geçici bir ateşkeste ısrar ediyor. İsrail güvenlik kurumlarının çoğu ise Netanyahu’nun savaşı sürdürmesinin bir çıkış stratejisi içermediğini çünkü Hamas’ın yönetimine karşı uygulanabilir bir alternatif geliştirmeyi reddettiğini savunuyor. Güvenlik kurumları rehinelerin serbest bırakılması için daha kapsamlı anlaşmaya destek vererek İsrail ordusunun gerektiğinde Gazze’ye dönebileceğini ve geçici bir anlaşmanın serbest bırakılmayan rehineler için ölüm fermanı olacağını savunuyor.
ABD’li, Katarlı ve Mısırlı arabulucuların ilerletmeye çalıştığı ateşkes hala üç aşamalı bir çerçevede, ancak İsrail bu kez ikinci ve üçüncü aşamaların birincinin hemen ardından gelmemesi konusunda çok daha açık.
Hamas, kalıcı bir ateşkes istediği için arabuluculardan ilk ve sonraki aşamalar arasında bir bağlantı olacağına dair güvence talep ediyor. Katar, hafta sonu İsrail ve Hamas heyetlerini görüşmeler için ağırladı ancak herhangi bir ilerleme kaydedilmedi.
KAN anlaşmanın detaylarını yayınladı
Bu arada İsrail kamu yayıncısı KAN, Doha’da müzakere edilen anlaşmanın temelini oluşturduğunu iddia ettiği bir belge yayınladı. Belgede, “Anlaşmanın amacı, Gazze’de tutulan tüm İsrailli rehinelerin -sivil ve asker, canlı olsun ya da olmasın- herhangi bir zamanda serbest bırakılması, buna karşılık İsrail hapishanelerinde tutulan Filistinli mahkûmların üzerinde mutabık kalınan sayıda serbest bırakılması ve kalıcı bir ateşkes, İsrail güçlerinin Gazze Şeridi’nden çekilmesi ve Şerit’in rehabilitasyonu ile sonuçlanacak kalıcı bir sükûnetin tesis edilmesidir” ifadeleri yer aldı.
Belge müzakere edilen anlaşmanın ayrıntılarını da ortaya koyuyor. Belgede İsrail’in “özellikle Netzarim koridoru” başta olmak üzere Gazze’nin merkezinden nasıl çekileceği ve askeri karakolları nasıl tamamen kaldırılacağı belirtiliyor.
Belgede ayrıca İsrail’in anlaşma yürürlüğe girer girmez Gazze’ye insani yardım girişine nasıl izin vereceği ve Hamas’ın kadınlardan başlayarak rehineleri serbest bırakmayı nasıl kabul edeceği de anlatılıyor.
Belgede “İlk gün üç İsrailli kadın rehine, yedinci gün dört kadın rehine daha ve daha sonra her yedi günde bir üç rehine -hayatta olanlardan başlamak üzere- serbest bırakılacak” deniyor.
Ortadoğu
İran, ABD’yi taviz vermeye zorlamak için baskı kampanyasını nasıl genişletiyor?

Körfez yetkilileri ve analistlere göre İran, Orta Doğu’daki ticaret yollarını, deniz taşımacılığı güzergâhlarını ve enerji altyapısını, çatışmanın maliyetini düzenli biçimde artıran baskı noktalarına dönüştürerek Washington’dan daha uzun süre dayanabileceği hesabını yapıyor.
Tahran, tam kapsamlı bir savaşı tetiklemeden çatışmayı lehine çevirmek amaçlayan kontrollü bir tırmanma stratejisi izliyor.
Yetkililere göre bu stratejinin amacı, ABD ile müttefiklerini, krizi kontrol altında tutmanın İran’ın Hürmüz Boğazı’na ilişkin taleplerini kabul etmekten daha maliyetli olduğuna ikna etmek.
Tahran’ın Washington’a verdiği mesaj, İran’a Hürmüz’de daha büyük bir rol tanıyan yeni bir statüko kabul edilmediği takdirde çatışmanın Körfez’in ötesine yayılabileceği yönünde.
İran, birden fazla deniz geçiş noktasını ve enerji tesisini risk altına sokarak gelecekteki olası müzakerelerde elini güçlendirebileceğine inanıyor.
Washington Enstitüsünden Michael Knights, Reuters’a yaptığı açıklamada, “İran en başından beri, tırmanma seçeneklerini zamana yayarak ABD’den daha ileri gitmeye çalıştı. Böylece her hafta gündeme getirebileceği yeni bir unsuru oldu: yeni bir coğrafya, yeni bir silah türü, yeni bir hedef türü,” dedi.
Knights, “İran’ın en büyük avantajı Amerika’ya ya da İsrail’e zarar verebilmesi değil. Asıl büyük avantajı, bölge ülkelerine ve küresel ekonomiye zarar verebilmesi” diye ekledi.
Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişliyor
Savaş öncesinde küresel petrol tüketiminin yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki trafiği aksatabildiğini gösteren Tahran, hiçbir stratejik deniz geçiş noktasının dokunulmaz olmadığı mesajını verdi.
Kızıldeniz’e ve Suudi Arabistan’ın enerji altyapısına yönelik tehditler, Washington’ın kesintilere ne ölçüde tahammül edeceğini sınarken küresel ticareti korumanın maliyetini artırmaya dönük daha geniş bir çabaya işaret ediyor.
İran’ın yaklaşımı, bir Körfez kaynağının Devrim Muhafızları komutanları arasında hâkim olduğunu söylediği, “daha fazlasını elde edebilecekleri” inancını yansıtıyor.
İranlı yetkililer, ABD Başkanı Donald Trump’ın kasım ayındaki ara seçimler öncesinde Orta Doğu’daki yeni bir çatışmaya derinlemesine sürüklenmek istemediğini düşündükleri için bir fırsat gördüklerine inanıyor.
Reuters’a konuşan Körfez kaynağı, “İranlılar, savaşı genişleterek ve baskıyı artırarak Trump’ın sonunda geri adım atacağına inanıyor,” dedi.
Financial Times: İran, ABD karşısında inisiyatifi ele geçirdi
Taviz koparmak için tırmandırma
Analistlere göre, Tahran’ın müzakere stratejisinin temelinde bu hesap yatıyor.
Trump, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılmasını sağlayacak bir anlaşma umuduyla yakın bir saldırıyı iptal ettiğini söylemesinin ardından, İran’la görüşmelerin pazartesi günü yapılacağını açıkladı. Ancak Tahran, şu anda ABD ile görüşme yürütmediğini bildirdi.
Üst düzey bir İranlı kaynak, Tahran yönetiminin daha önce sergilediği esnekliğin Washington’dan yalnızca daha fazla baskı getirdiği sonucuna vardığını söyledi. Bu değerlendirme, anlamlı müzakereler başlamadan önce güçlü bir pazarlık kozunun oluşturulması gerektiği görüşünü pekiştirdi.
Kaynağa göre Tahran, Trump’ın verilen tavizleri zayıflık olarak yorumladığını ve yalnızca baskıya karşılık verdiğini düşünüyor.
Washington Enstitüsü kıdemli uzmanı Michael Singh, Trump yönetiminin askeri açıdan ne kadar ileri gitmeye hazır olduğu konusunda kararsız görünmesinin de etkisiyle Tahran’ın hâlâ inisiyatifi elinde tuttuğuna inandığını söyledi.
Singh, “İranlılar avantajlarını sonuna kadar kullanmaya çalışıyor,” dedi. “Boğaz üzerinde egemenlik kurmak ve suyolu üzerinde seçici denetim uygulamak istiyorlar.”
Eski ABD diplomatı ve İran uzmanı Alan Eyre, Tahran’ın Washington’ı ablukayı kaldırmaya ve askeri saldırıları durdurmaya zorlamayı amaçlayan bir caydırıcılık stratejisi izlediğini söyledi.
Eyre, “Olayların hızını ABD’nin belirlemesini istemiyorlar,” dedi.
Anlaşmazlığın merkezinde Hürmüz Boğazı’nın gelecekte nasıl yönetileceği bulunuyor. Bölgesel kaynaklara göre Umman, suyolunun yönetilmesine ilişkin Körfez ülkelerinin desteklediği ve gönüllü kullanıcı ücretlerini de içeren bir öneriyi İran’a sundu.
Ancak Tahran, boğaz üzerinde idari yetki ve gemilerden hizmet bedeli tahsil etme hakkı istiyor. Washington ise her türlü ücreti reddederek Hürmüz’ün İran’ın denetiminden uzak, uluslararası bir suyolu olarak kalması gerektiğini savunuyor.
Dayanıklılık üzerine kurulu kumar
İran’ın kampanyası, izlediği stratejinin mantığını yansıtan bir sonuç doğurdu. Tehditler Hürmüz’ün ötesine genişledikçe, bölgesel ve Batılı güçler İran üzerindeki baskıyı artırmak yerine ticaret yolları ile enerji altyapısını korumaya giderek daha fazla odaklanmaya başladı.
Suudi Arabistan öncülüğünde şekillenen deniz koalisyonu bu yönelimin bir örneğini oluşturuyor. Körfez kaynakları koalisyonu, İran’la doğrudan karşı karşıya gelmek yerine ticari gemilere refakat etmeye, istihbarat paylaşımına ve deniz yollarını korumaya odaklanan savunma amaçlı bir yapı olarak tanımlıyor.
Knights, bu girişimi Avrupa’nın Kızıldeniz’deki Aspides misyonuna benzetiyor. Söz konusu misyon, askeri dengeyi değiştirmekten ziyade ticari gemi trafiğini korumak amacıyla kurulmuştu.
Bu dinamik Tahran açısından belirli ölçüde başarı anlamına geliyor. İran, ABD’nin askeri gücüyle doğrudan boy ölçüşemese de hükümetleri ve donanmaları savunma pozisyonuna geçmeye zorlayarak maliyet yaratabiliyor.
Hürmüz’de, Kızıldeniz’i Aden Körfezi’ne bağlayan Babülmendep’te ya da başka yerlerde ortaya çıkan her yeni tehdit, küresel ticaretin akışını sürdürmek için gereken kaynakları artırıyor.
Mücadelenin özünde bir dayanıklılık yarışı bulunuyor. İranlı liderler, ekonomik baskıya, ABD öncülüğündeki bir koalisyonun küresel ticaret ve enerji piyasalarındaki sürekli kesintilere tahammül edebileceğinden daha uzun süre dayanabileceklerine inanıyor gibi görünüyor.
Bu stratejinin diplomatik bir amacı da var. Tahran, gerektiğinde krizi genişletebileceğini göstererek gelecekte yapılabilecek müzakerelerin şartlarını şekillendirmeyi umuyor.
ABD Dışişleri Bakanlığında İran konusunda eski danışmanlardan olan ve Dış İlişkiler Konseyinde görev yapan Ray Takeyh, “Müzakereler olacaksa şartları onlar belirleyecek,” dedi.
Öte yandan Washington ile Tahran birbirlerinin kararlılığını sınamayı sürdürürken, pazarlık gücünü en üst düzeye çıkarmak amacıyla tasarlanan bu stratejinin, iki tarafın da tamamen kontrol edemeyeceği bir çatışmaya dönüşme riski devam ediyor.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Avrupa7 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı










