Bizi Takip Edin

Avrupa

Ukrayna, Nazi işbirlikçisi Melnyk için resmi tören yaptı

Yayınlanma

Geçen hafta, Nazi işbirlikçisi Andriy Melnyk’in naaşı Lüksemburg’dan Ukrayna’ya nakledildi ve Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy’in huzurunda yeniden toprağa verildi.

Melnyk, Ukraynalı Nazi işbirlikçilerinden oluşan ve çoğu Waffen-SS Galiçya Tümenine katılan OUN(M) (Ukraynalı Milliyetçiler Örgütü-Melnyk) örgütünün lideriydi.

Ayrıca Zelenskiy, Ukrayna özel kuvvetleri birliğine “UPA Kahramanları” unvanını verdi. İkinci Dünya Savaşı sırasında UPA (Ukrayna İsyancı Ordusu), yaklaşık 100.000 Polonyalıyı ve sayısız Yahudiyi katletmişti.

Bu hamlelere karşı protestolar Polonya ve İsrail’den gelirken Alman hükümeti sessiz kalmayı tercih etti.

Kiev şu anda bir “Seçkin Ukraynalılar Panteonu” kurmayı planlıyor ve bu amaçla daha fazla Nazi işbirlikçisini yeniden gömmek niyetinde.

Münih’te gömülü olan ikisinin naaşlarının nakliyle ilgili görüşmeler sürüyor. Alman yetkililerin bu nakli onaylaması gerekecek.

Ukrayna milliyetçiliğinin Nazi işbirlikçisi “kahramanları”

Nazi işbirlikçilerini devletin onurlandırması Ukrayna’da yeni bir olgu değil. Bu, Batı yanlısı Cumhurbaşkanı Viktor Yuşçenko (2005-2010) döneminde başlamıştı.

Yuşçenko, 2007’de Roman Şuheviç’i, 2010’da ise Stepan Bandera’yı “Ukrayna Kahramanı” ilan etmişti.

Şuheviç, UPA’nın liderlerinden biriydi ve 1945’ten sonra bile Sovyetler Birliği’ne karşı savaşı yeraltında sürdürdü.

Bandera ise Melnyk’in OUN(M)’sine rakip olan OUN(B)’nin lideriydi ve 1959 yılında Sovyetler Birliği tarafından Münih’te öldürülmüştü.

Şubat 2014’te Kiev’de Batı yanlısı darbenin ardından, buradaki Nazi işbirlikçilerinin yüceltilmesi yoğunlaştı.

Nisan 2015’te Ukrayna parlamentosu, OUN ve UPA üyelerini “Ukrayna bağımsızlığı için savaşanlar” olarak sınıflandırdı; o zamandan beri, parlamento kararına göre, onların Ukrayna’nın bağımsızlığı için mücadelelerinin “meşruiyetini” sorgulamak yasaklandı.

Ayrıca, 2015’ten beri UPA’nın kuruluş günü olan 14 Ekim ulusal bayram olarak kutlanıyor.

Ukrayna milliyetçilerinin Waffen-SS Galiçya Tümenindeki rolü

Şu anda, Ukraynalı Nazi işbirlikçilerinin itibarının iadesi yeni bir ivme kazanıyor.

Melnyk’in naaşının 19 Mayıs’ta Lüksemburg’da mezardan çıkarılması, Kiev’e getirilmesi ve ardından Ukrayna başkentinin yakınlarındaki Ulusal Askeri Mezarlığı’nda düzenlenen devlet töreniyle defnedilmesi sağlandı.

Törene, Zelenskiy ile yılın başından beri Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkanı olarak görev yapan ve bu girişimin arkasındaki itici güç olduğu bildirilen Kyrylo Budanov da katıldı.

Melnyk ve OUN(M), Ukrayna’yı Sovyetler Birliği’nden koparmak ve faşizmi örnek alan otoriter bir devlete dönüştürmek amacıyla Nazi Reich’ı ile yoğun bir işbirliği içindeydi.

Öte yandan Sovyetler Birliği’nin işgalinin ardından Ukrayna devletini somut bir şekilde kurmaya çalıştıklarında, buna karşı çıkan Nazi yetkilileri Melnyk’i tutukladı.

OUN(M) üyeleri, Waffen-SS Galiçya Tümeni olarak bilinen SS 14. Waffen Grenadier Tümeninin (No. 1 Galiçya) kurulmasında kilit rol oynadılar.

Bu tümen, Volhınya ve Doğu Galiçya’daki Polonyalı nüfusa yönelik katliamlara karışmış ve bu katliamlar sonucunda binlerce kişi hayatını kaybetmiştir.

Polonyalılara ve Yahudilere karşı işlenen suçlar

Şubat 1943’ten savaşın sonuna kadar toplam 100.000’e yakın Polonyalı sivilin öldürüldüğü Volhınya ve Doğu Galiçya’daki katliamlarda ölenlerin çoğundan UPA sorumlu.

Waffen-SS Galiçya Tümeninden farklı olarak, UPA üyelerini esas olarak OUN(B)’den devşirilmişti.

Bu üyeler arasında, 1941 Haziran sonlarında Lemberg’de (bugün Lviv) olduğu gibi, işgal altındaki Sovyetler Birliği’nde Yahudi nüfusa yönelik pogromlara ve katliamlara daha önce katılmış olanlar da bulunuyor. Orada, OUN milisleri, Alman işgalcilerle birlikte yaklaşık 4.000 Yahudiyi öldürmüştü.

1943’ten itibaren devam eden UPA’nın Polonyalı sivillere yönelik katliamları, Volhınya ve Doğu Galiçya’da, savaşın bitiminden sonra bir Ukrayna devletinin kurulacağı, yalnızca Ukraynalıların yaşadığı bir bölge yaratmayı amaçlıyordu.

Sayısız Yahudi de UPA katliamlarının kurbanı oldu ve bu şekilde Ukrayna milisleri soykırıma dahil oldu.

Geçen salı, Zelenskiy’in Ukrayna Özel Kuvvetlerine bağlı bir birime “UPA Kahramanları” unvanını verdiği bir kararname yürürlüğe girdi.

Zelenskiy’e göre bu, “ulusal silahlı kuvvetlerin tarihi geleneklerini canlandırmak amacıyla” yapıldı.

İsrail ve Polonya’dan protesto

Melnyk’in yeniden gömülmesi ve özel kuvvetler birimine “UPA Kahramanları” unvanının verilmesi uluslararası protestolara yol açtı.

İsrail Dışişleri Bakanlığı yaptığı açıklamada, “Nazilerle işbirliği yapan OUN lideri Melnyk için resmi bir devlet cenaze töreni düzenleme kararını üzüntüyle karşıladığını”; “tarihsel gerçeği ve Naziler ile işbirlikçileri tarafından öldürülen kurbanların anısını görmezden gelmeye yer olmaması gerektiğini” söyledi.

Yad Vaşem Holokost Müzesi, Melnyk’in yeniden gömülmesinin “büyük endişe kaynağı” olduğunu belirtti ve “Milyonlarca Yahudinin zulüm gördüğü ve öldürüldüğü dönemde Nazi Almanyası’nı destekleyen bir hareketin liderini onurlandırmanın”, Holokost’un anılması için vazgeçilmez olan “ahlaki bütünlüğü” zedeleyceğini savundu.

UPA’ya yeniden onur verilmesi ise, özellikle Polonya’da öfkeye neden oluyor. 28 Mayıs’ta Dışişleri Bakanlığı, Ukrayna büyükelçisine bu önlemi “derin hoşnutsuzlukla” karşıladığını iletti.

29 Mayıs’ta ise Polonya’nın Kiev maslahatgüzarı, Ukrayna Dışişleri Bakanlığı’nda yapılan bir toplantı sırasında bunu yineledi.

Yine 29 Mayıs’ta Polonya Cumhurbaşkanı Karol Nawrocki, Ukraynalı mevkidaşı Zelenskiy’in Beyaz Kartal Nişanı’ndan mahrum bırakılmasını sağlayacağını açıkladı.

Zelenskiy, Polonya devletinin en yüksek onuru olan bu nişanı Nisan 2023’te almıştı. Dönemin Polonya Cumhurbaşkanı Andrzej Duda, Zelenskiy’in “Ukrayna tarihinin en zorlu döneminde ülkesini yüzüstü bırakmayan” “olağanüstü bir şahsiyet” olarak bu ödülü aldığını açıklamıştı.

Nişanın geri alınmasına ilişkin kararın önümüzdeki pazartesi Varşova’da alınması bekleniyor.

 Başbakan Donald Tusk şu anda durumu yatıştırmaya çalışıyor. Bu amaçla, OUN ve UPA tarafından işlenen kitlesel suçları önemsizleştiriyor.

Tusk geçen hafta sonu yaptığı açıklamada, Polonya ve Ukrayna’nın ortak bir düşmanı olduğunu belirterek Rusya’ya atıfta bulundu.

Tusk’a göre “tarihsel duygular” üzerine bir tartışmaya girilmesi durumunda, “Moskova’nın sevinmek için bir nedeni olur.” ve bundan kaçınılmalı.

Almanya, Nazi işbirlikçilerinin onurlandırılması karşısında sessiz

Ukraynalı Nazi işbirlikçilerinin kurbanlarının akrabaları ve torunlarının yaşadığı ülkelerden protestolar gelse de, Ukrayna’nın en güçlü destekçisi olmakla övünen Alman hükümetinden herhangi bir tepki gelmedi.

Ukraynalı Holokost araştırmacısı Marta Havrışko Berlin’in tutumundan duyduğu hayal kırıklığını gizlemeyenlerden. Havrışko, Melnyk’in yeniden gömülmesini “bir zamanlar ‘Bir Daha Asla’ sloganının bugünün Ukrayna’sında hâlâ bir anlam taşıdığına inanan herkes için bir aşağılama” olarak nitelendirdi.

Alman yetkililerin de yakında aynı türden adımlara katılacağı giderek daha açık hale geliyor. Haberlere göre, Kiev hükümeti, “Ukrayna halkının değerlerinin pekiştirilmesi için özel bir yer” olması amaçlanan bir “Seçkin Ukraynalılar Panteonu” kurmayı planlıyor.

Bu amaçla, başka Ukraynalı milliyetçilerin naaşlarının mezardan çıkarılmasına yönelik hazırlıklar şu anda devam ediyor. Örneğin, Rotterdam’da gömülü olan OUN kurucusu Yevhen Konovalets’in naaşının nakli zaten onaylandı.

İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinden sonra Batı Almanya’daki sürgünden OUN’u yönetmeye devam eden Yaroslav Stetsko’nun yanı sıra OUN(B) lideri Stepan Bandera’nın da yeniden gömülmesi de düşünülebilir.

Stetsko ve Bandera, Münih Waldfriedhof’ta gömülü. Kalıntılarının nakli için Alman hükümet yetkililerinin onayı gerekiyor.

Avrupa

Alman hükümetinden emeklilik sisteminde kapsamlı reform taahhüdü

Yayınlanma

Alman Şansölyesi Friedrich Merz, ideolojik açıdan bölünmüş koalisyonunu, yılın ikinci yarısında Almanya’nın emeklilik sisteminde kapsamlı bir reform yapmaya ikna edeceğine söz verdi.

“Hızlı hareket etmeliyiz, çünkü karşı karşıya olduğumuz sorunlar ertelenemez,” diyen Merz, akademisyenler ve milletvekillerinden oluşan bir uzman komisyonunun, Almanya’nın emeklilik sistemini reform etmek için 33 öneri sunmasının ardından Berlin’de gazetecilere konuştu.

Merz şunları söyledi:

“Aslında çoktan geç kalmış durumdayız. Bunların hepsini yıllar, hatta on yıllar önce halletmiş olmalıydık… Şimdi bu süreci çok hızlı bir şekilde başlatmak ve yılın ikinci yarısında bu reformu hayata geçirmek için gerekli kararları almak istiyorum.”

Merz’in hızla uygulamaya koyacağına söz verdiği 33 öneri arasında, İsveç sistemini örnek alan zorunlu sermaye fonlu emeklilik tasarruf planı ve emeklilik yaşı ile ortalama yaşam süresi arasında bir bağlantı kurulması yer alıyor.

Bu bağlantı uyarınca emeklilik yaşı, 2032’den itibaren her on yılda yaklaşık altı ay artacak.

Raporda yer alan bir özet, “Emeklilik yaşı en erken 2092’den itibaren 70 olacak” ifadesini içeriyor.

Bu reform, Merz ve hükümetin liderlerinin önümüzdeki haftalarda üzerinde anlaşmaya varmayı taahhüt ettikleri, vergi politikası, emeklilik ve uzun süreli bakım sigortasını kapsayan bir dizi acil ve uzun süredir ertelenen önlemden biridir.

Amaç, ana muhalefet partisi Almanya için Alternatif’e (AfD) verilen desteğin artmaya devam etmesi karşısında, popüler olmayan ve zaman zaman iç çekişmelerin yaşandığı koalisyonun hâlâ yönetme kapasitesine sahip olduğunu göstermek.

Merz’in partisi CDU ile koalisyon ortağı SPD’nin liderlerinden Bärbel Bas da komisyonun önerilerinin hızlı bir şekilde uygulanacağına söz verdi.

Bas, önerilerin kapsamlı bir paket oluşturduğunu ve ideolojik tercihlere göre tek tek önlemlerin seçilemeyeceğini savundu.

“Burada şunu açıkça belirtmek istiyorum: Bu paketi uygulamak istiyorum,” diyen ve aynı zamanda çalışma bakanı olarak bu konudan sorumlu olan Bas, Merz’in yanında yaptığı açıklamada şunları ekledi:

“Bunu gerçekleştirmek için, kendi saflarımızdaki parlamento gruplarının desteğini almamız kesinlikle gerekecek. Bu önemli çünkü sonuçta paketin Alman Federal Meclisi tarafından onaylanması gerekiyor.”

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB, Ukrayna ve Moldova müzakere süreçlerini ayırma aşamasında

Yayınlanma

Avrupa Birliği, üyelik şartlarını yerine getirme hızlarındaki farklılıklar nedeniyle, ilk müzakere faslının açılmasının ardından Ukrayna ve Moldova’nın katılım süreçlerini ayırmaya hazırlanıyor. Euronews’in haberine göre, Brüksel’deki AB yetkilileri iki ülkenin müzakere yollarının ayrılmasını kaçınılmaz bir süreç olarak değerlendiriyor.

Daha önce Ukrayna ve Moldova’nın Avrupa Birliği’ne üyelik başvurularını birlikte ele alan AB makamları, ilk müzakere faslının açılmasının ardından iki ülkenin katılım süreçlerini ayırmak için zemin hazırlamaya başladı.

Euronews’in haberine göre, Brüksel’de düzenlenen AB-Moldova Zirvesi’nin sonunda birliğin üst yönetimi bu ayrışmanın yakın zamanda kaçınılmaz hale gelebileceğine işaret etti.

Zirvede konuya ilişkin değerlendirmede bulunan Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, “İlk küme açıldıktan sonra, her aday ülke kendi sürecinden sorumludur. Çünkü hangi aday ülkeden bahsettiğimize bağlı olarak farklı reformların gerçekleştirilmesi gerekmektedir” ifadelerini kullandı.

Avrupa Konseyi Başkanı Antonio Costa ise Moldova hükümetinin reformları çok hızlı bir şekilde onaylamasını takdirle karşıladığını belirterek, bu hızın korunması halinde Moldova’nın kalan beş fasıl grubunun önündeki engelleri de hızla kaldırabileceğini öngördü.

Costa ayrıca, “Genişleme, en önemli jeopolitik yatırımdır” şeklinde konuştu.

AB katılım süreci, altı tematik küme altında toplanan 33 fasıldan oluşuyor. Moldova ve Ukrayna haziran ayında, yargı reformu, hukukun üstünlüğü, temel haklar ve yolsuzlukla mücadele gibi konuları kapsayan “Temeller” adlı ilk fasıl grubunu açmış bulunuyor.

Sürece çok dar bir çerçeveden bakılmaması gerektiğini belirten von der Leyen, bir aday ülkenin Moldova gibi çalışması durumunda ilerlemeyi hak ettiğini vurguladı.

Von der Leyen, “Liyakata dayalı süreç, yavaşlama anlamına gelmez, adalet anlamına gelir” diyerek, ülkenin taahhütlerini yerine getirmesi durumunda AB’nin de kendi üzerine düşeni yapması gerektiğini ekledi.

Moldova Cumhurbaşkanı Maia Sandu ise düzenlediği basın toplantısında, kalan beş fasıl grubunun gecikmeksizin hemen açılması gerektiğini ifade ederek, “Biz hazır olduğumuz sürece bunun gerçekleşeceğinden eminim” dedi.

Euronews’e göre, Moldova’nın AB’ye katılım süreci Ukrayna’nın gölgesinde kalmaya devam ediyor ve daha az tartışma yaratıyor. AB liderler zirvesinde Macaristan’ın yeni başbakanı Peter Magyar, Ukrayna için tüm müzakere fasıllarının en kısa sürede açılması ifadesine karşı çıkarken, Moldova için benzer bir çekince dile getirmedi.

Brüksel’deki kaynaklar, iki ülkenin yollarının ayrılmasının an meselesi olduğunu belirtiyor. Birçok yetkili, barış dönemindeki bir ülke ile çatışma halindeki bir ülke arasında yanlış bir eşdeğerlik kurulmaması adına Moldova’nın Ukrayna’ya bağlı tutulmasını adaletsiz buluyor.

Diğer yandan, Ukrayna için bu ayrışmanın son derece hassas bir konu olduğu ve Brüksel’in, Kiev’in geride kaldığı, Kişinev’in ise öne geçtiği bir tablodan kaçınmaya çalıştığı kaydediliyor.

AB Moldova Delegasyonu tarafından aktarılan açıklamada von der Leyen, “Moldova’nın yeri Avrupa Birliği’dir. Halkının cesareti, kararlılığı ve özverisi ülkeyi her geçen gün birliğimize daha da yakınlaştırıyor. Avrupa; reformlar, fırsatlar ve barış, özgürlük, demokrasi ve refah içinde ortak bir gelecek için Moldova’yı destekliyor” dedi.

Ukrayna ve Moldova, Rusya’nın askeri operasyonunun başlamasının ardından, sırasıyla Şubat ve Mart 2022 tarihlerinde AB üyeliği için başvuruda bulunmuş, ardından Gürcistan da katılım talebini iletmişti.

Kiev yönetimi, AB üyeliğini devletin temel hedeflerinden biri olarak nitelendirerek 2027 yılına kadar hızlandırılmış bir katılımla birliğe girmeyi talep ediyordu. AB yetkilileri ise Kiev’in 36 aşamalı zorlu katılım sürecindeki yükümlülükleri henüz tamamlamamış olması sebebiyle 2027 hedefini imkansız görüyor.

Ukrayna Başbakan Yardımcısı Yuliya Sviridenko, mart ayında ülkesinin katılım için nihai şartları aldığını açıklamıştı.

AB tarafı ise Ukrayna ile üyelik konferansı öncesinde, ülkenin entegrasyon kararlılığını ve zorlu koşullara rağmen kaydettiği önemli ilerlemeyi takdir ettiğini belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Çin’in madencilikteki ihracat kontrolleri, AB’nin yeniden silahlanmasını zora sokuyor

Yayınlanma

AB’nin savunma kapasitesini artırma planları, Çin’in kritik hammaddelere uyguladığı ihracat kontrolleri ve satış kısıtlamaları nedeniyle aksıyor.

Bu durum karşısında AB liderleri, ülkeleri tedarik zincirlerinin çeşitlendirilmesini hızlandırmaya çağırıyor.

Nikkei Asia’nın aktardığına göre Avrupa Komisyonu, geçen hafta Çin’in adını açıkça belirtmemekle birlikte, iktisadi dengesizlikleri gidermek amacıyla bloktaki şirketlerin tedarikçi yelpazesini genişletmelerini zorunlu kılacak yeni bir yasa önerisi sunacağını açıkladı.

Ukrayna savaşı ve Washington’un güvenlik garantilerine ilişkin artan belirsizlik, Avrupa’daki hükümetleri askeri harcamaları ve üretimi artırmaya itti. 

Öte yandan AB’nin dışişleri, güvenlik ve savunma politikası analizinden sorumlu kurumu olan AB Güvenlik Çalışmaları Enstitüsü’nün (EUISS) politika analisti Joris Teer’in mayıs ayında yayınladığı bir rapora göre, AB tarafından kritik olarak sınıflandırılan 34 malzemeden 17’sinde, küresel madencilik veya arıtma faaliyetlerinin en az %70’i Çin’e ait. Bu 34 malzemeden 8’i Çin’in ihracat kontrollerine tabi.

Teer, “Çin, Avrupa’nın yeniden silahlanma çabalarının altını oyma sürecinde. Çin, sadece bu silahı devreye sokarak zaten etkisini artırmış ve istediği herhangi bir anda arzı kısıtlama kapasitesini ve istekliliğini göstermiştir,” diye yazdı.

Avrupa Havacılık, Güvenlik ve Savunma Sanayileri Birliği de jeopolitik gelişmelerin ve kritik hammaddeler için küresel rekabetin yoğunlaşmasının, Avrupa’nın tedarik zincirlerini güçlendirme ihtiyacını giderek daha da vurguladığını belirtti.

Bu kuruluş, İngiltere’den BAE Systems, Fransa’dan Thales ve Almanya’dan Rheinmetall dahil olmak üzere 4.000’den fazla şirketi temsil ediyor.

Avrupalı savunma üreticileri, dikey entegrasyon, geri dönüşüm, çeşitlendirme ve stoklama gibi çeşitli stratejiler izliyor.

Rheinmetall, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada “herhangi bir bağımlılığı olmadığını” ve “kritik mineraller konusunda iyi hazırlandığını” belirtti.

Bir sözcü, “Rheinmetall, birkaç yıl yetecek kadar önemli hammadde stokladı. Grup genelinde hammadde tüketimini merkezi olarak ve hassas bir şekilde izleyip kontrol etmemizi sağlayan BT sistemlerini hayata geçirdik,” dedi.

Fakat analistler, sadece stoklamanın yeterli olmayacağı konusunda uyarıyor. Uluslararası Stratejik Araştırmalar Enstitüsü araştırmacısı Maria Shagina, “Stoklama, ani kesintilere karşı önemli bir tampon görevi görür fakat tek başına uzun vadede yapısal hasarı azaltması olası değildir,” dedi.

Shagina, Pekin’in kontrolündeki kritik minerallerin hacmini veya çeşitliliğini alternatif kaynaklarla ikame etmenin yıllar alacağını belirtti.

2024 yılında AB, bu tür mineraller için yerel tedarik zincirlerini yeniden kurmayı amaçlayan Avrupa Kritik Hammadde Yasası’nı yürürlüğe koydu.

Yasa, yerli maden çıkarma, işleme ve geri dönüşüm için 2030 hedefleri belirlerken, herhangi bir üçüncü ülke tedarikçisine olan bağımlılığı %65 ile sınırlandırıyor.

Stratejik projeleri hızlandırmak amacıyla geçen yıl 3 milyar avro (3,5 milyar dolar) tutarında bir fon oluşturuldu.

Ne var ki Avrupa Sayıştayı, 2030 hedeflerinin bağlayıcı olmadığını ve AB’nin bu hedeflere ulaşmaktan hâlâ çok uzak olduğunu belirtiyor.

Sektör grupları, politika tutarsızlıklarının ilerlemeyi daha da yavaşlatabileceğini söylüyor.

Jet motorları, gelişmiş bataryalar ve savunma alaşımları için hayati öneme sahip bir sektörü temsil eden Kobalt Enstitüsü, kimyasallarla ilgili önerilen AB kurallarının sektörü çökertme riski taşıdığını belirtti.

Londra merkezli enstitünün hükümet ve kamu ilişkileri başkanı Michael Blakeney, “Avrupa bir ayağı içeride, bir ayağı dışarıda. Doğru şeyleri söylüyor, ancak yaptıkları tutarsız,” dedi.

Avrupa’nın bu çabaları, kritik mineral tedarik zincirlerini güvence altına almak için ABD’nin izlediği agresif yaklaşımla aynı zamana denk geliyor.

Shagina şunları söylüyor:

“ABD, kapasiteyi güvence altına almak ve geliştirmek için daha fazla sermaye yatırıyor, daha büyük finansal riskler alıyor ve bazı durumlarda hisse satın alıyor. Buna karşılık, Avrupa genel olarak daha temkinli davranıyor… bu da kritik mineraller için rekabet ederken [Avrupa’yı] nispeten dezavantajlı bir konuma sokuyor.”

Nisan ayında AB, kritik mineral tedarikini koordine etmek üzere ABD ile bir anlaşma imzaladı. Anlaşmanın bloğun stratejik özerkliğini zayıflatabileceği endişesiyle başlangıçta direnç gösterilse de, üye devletler haziran ayı başlarında Komisyona, yatırım ve ihracat kontrol politikalarını koordine eden ABD öncülüğündeki “Pax Silica” girişimine katılma yetkisi verdi.

Teer, Avrupa’yı, devlet desteği, asgari fiyatlar ve tedarik kurallarıyla desteklenerek Çin dışındaki kritik mineral üretimini finansal açıdan sürdürülebilir hale getirmek için devam eden ABD-AB-Japonya müzakerelerini daha geniş bir koalisyonun “çekirdeği” olarak kullanmaya çağırdı:

“Özellikle Malezya, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Brezilya ve Endonezya gibi hammadde üreticileri veya maden yataklarına sahip ülkeler ile Hindistan gibi geniş nitelikli işgücü potansiyeline sahip ülkeler büyük önem taşıyor.”

Teer, Çin’in daha fazla kısıtlama getirmesini engellemek için AB’nin, blok dışındaki ülkelerin iktisadi baskısına yanıt olarak gümrük vergileri ve kısıtlamalar uygulamasına olanak tanıyan zorlama önleme aracını da devreye sokması gerektiğini belirtti.

Avrupa Komisyonu sözcüsü, bloğun “AB’nin kritik hammaddelere bağımlılığıyla ilgili riskleri uzun zamandır farkında olduğunu” belirtti.

Sözcü, “Hedef açık: Endüstriyel ve savunma kapasitemizi artırırken, aksaklıkları erken öngörmek ve AB’nin kırılganlıklarını azaltmak,” dedi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English