Bizi Takip Edin

Avrupa

Çekya’da tartışmalı “Südet Almanları” günü yapıldı

Yayınlanma

Südet Almanları Derneği, Çek Cumhuriyeti topraklarında düzenlediği ilk Südet Alman Günü’nü Almanya’dan da katılımlarla kutladı.

Südet Almanları sözcüsü Bernd Posselt, Çekya’nın Brno kentinde Pentekost (Hamsin Yortusu) hafta sonu düzenlenen derneğin yıllık toplantısı için, “Çok iyimser beklentileri [bile] aştı,” dedi.

Bavyera Başbakanı ve CSU lideri Markus Söder ve Federal İçişleri Bakanı Alexander Dobrindt’in katıldığı bu büyük çaplı etkinliğe karşı Çek Cumhuriyeti’nde protestolar patlak vermişti: Göstericiler, Nazi işgali sırasında Südet Almanları tarafından işlenen suçlara dikkat çekti.

Bohemya ve Moravya Komünist Partisi’nden (KSČM) Avrupa Parlamentosu Üyesi Kateřina Konečná, kamuoyuna, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin, Çekoslovakya topraklarında yasal selefi tarafından işlenen kitlesel suçlar için ne tazminat ne de bireysel tazminat ödediğini hatırlattı.

1938’de “Südet Almanları” meselesi Çekoslovakya’nın parçalanmasının önünü açmış, “model Sudetenland”da Yahudi nüfus terörize edilmiş ve Südet Almanları Almanya’ya yerleştirildikten sonra atalarının topraklarının “geri alınmasını” talep etmişti.

Nazi işgalinde Südet Almanlarının rolü

Südet Almanları (esas olarak o dönem Çekoslovakya’nın sınır bölgelerinde yaşayan Almanca konuşan Çekoslavakya vatandaşları) çok erken bir aşamada Nazi davasına katılmışlardı.

1920’lerin başlarında, Alman Ulusal Sosyalist İşçi Partisi (DNSAP) Almanların yaşadığı bölgelerde güç kazandı ve 1930’ların başlarında üye sayısı 100.000 civarına ulaştı.

Partinin feshedilmesinden sonra, yerini ilk olarak Südet Alman İç Cephesi aldı; bu örgüt 1935’te adını Südet Alman Partisi olarak değiştirdi ve Mayıs 1938’deki Çekoslovak parlamento seçimlerinde tüm Südet Alman oylarının yaklaşık üçte ikisini kazandı.

German Foreign Policy’nin aktardığına göre tarihçi Eva Hahn, Nasyonal Sosyalizmin yükselişinin nihayetinde “ağırlıklı olarak Almanca konuşan insanların yaşadığı Çekoslovakya’nın sınır bölgelerindeki tüm kamusal yaşamın siyasi istikrarsızlığına” yol açtığını belirtiyor. 

Südet Alman Freikorps’un da yardımıyla, Südet Alman faşistleri 1938’de bölgedeki kargaşayı körükledi; Nazi Reich’ı ise bunu nihayetinde, Büyük Britanya, Fransa ve İtalya’yı 30 Eylül 1938’de Münih Antlaşmasını kabul etmeye ikna etmek için kullandı.

1 Ekim gibi erken bir tarihte, Wehrmacht sayısız Südet Almanının tezahüratları eşliğinde Çekoslovakya’nın sınır bölgelerine girdi.

Bu, Çekoslovak devletinin tamamen ortadan kaldırılmasının başlangıcıydı.

Südet bölgesinde Nazizmin yerleşmesi

Alman işgali altında, Çekoslovakya’nın işgal altındaki sınır bölgeleri (Gauleiter Konrad Henlein yönetimindeki “Sudeten Gau”) bir “model Gau” (Alm. “bölge”) olarak görülüyordu.

İşgalden önce bile, Çekoslovakya’nın Almanca konuşmayan vatandaşlarına, özellikle de Yahudilere karşı bir şiddet dalgası başlamıştı.

Tarihçi Jörg Osterloh’un bir çalışmasında, “Mart 1938’den itibaren Yahudi işletmelere ve Yahudilere karşı düzenli şiddet olayları yaşanıyordu” deniyor. 1938’in ağustos ve eylül aylarında bile birçok Yahudi İç Bohemya’ya kaçmak zorunda kalmış, ilk kasabalar kendilerini açıkça “Yahudilerden arındırılmış” ilan etmeye başlamıştı.

Wehrmacht’ın işgalinden sonra, antisemitik terör tırmandı. Osterloh, “Reich’ın neredeyse hiçbir başka bölgesi,” diye belirtiyor, “1938’in sonunda Sudetenland kadar ‘Yahudilerden arındırılmış’ hale gelmemişti.”

Südet Almanları, kendileri tarafından da “aşağı” olarak görülen Yahudi olmayan Çekoslovaklara karşı da defalarca acımasız güç kullandılar.

Nisan 1944’e kadar bile, üst düzey SS ve NSDAP yetkilileri, “Bohemya ve Moravya’daki Çeklerin tamamen yeniden yerleştirilmesi”nin yanı sıra “ırksal olarak kabul edilemez Çeklerin ve Reich karşıtı entelijansiyanın tüm yıkıcı unsurlarının yeniden yerleştirilmesi” olasılığını tartıştılar.

Fakat savaş nedeniyle bu plan hiçbir zaman hayata geçirilemedi.

Südet Almanlarının Çekoslavakya’dan sürülmesi

Çekoslovakya’nın parçalanmasının hazırlanmasında üstlendikleri önemli rol, Çekoslovak sınır bölgelerinin işgali sırasındaki faaliyetleri ve sayısız diğer suçları nedeniyle, İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra çoğunlukla bugünkü Federal Almanya Cumhuriyeti’ne yeniden yerleştirilen Südet Almanları, kısa sürede kendilerini yeniden örgütlemeye başladılar.

“Sürgündeki bir etnik grup” olarak, “Südet Almanları Derneği” adıyla örgütlenenler arasında en başından itibaren saflarında çok sayıda Nazi yetkilisi vardı ve bunlar defalarca liderlik pozisyonlarına getirildi.

Batı Almanya’ya yerleştirilen Südet Almanlarının ilk faaliyetleri arasında, yeniden yerleştirilme sonucunda uğradıkları –gerçek ya da iddia edilen– kayıpları hesaplamak vardı; böylece fırsat bulur bulmaz tazminat talep edebileceklerdi.

1954 yılında, Bavyera eyaleti, Südet Almanları üzerinde resmi olarak himayesini üstlendi; bu, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin onların arkasında ne kadar net bir şekilde durduğunun kanıtıydı.

“Vatan hakkı” ve “vatanın geri kazanılması” talepleri, yoğun devlet himayesine rağmen, ancak 2015 yılında Südet Alman Derneği tüzüğünden kaldırıldı.

Tartışmalı “vatan hakkı” meselesi hâlâ gündemde

Haftasonu Çek Cumhuriyeti’nin Brno kentinde düzenlenen Südet Alman Günü’nde, tüzüğün 2015’teki değişikliğine atıfta bulunularak, Derneğin köken bölgelerinin herhangi bir şekilde geri kazanılması ve yeniden yerleşim sırasında uğranılan kayıpların tazmin edilmesi yönündeki önceki taleplerinden vazgeçtiği belirtildi.

Öte yandan bu, yalnızca kısmen doğru. Dolayısıyla, “geri alma” terimi mevcut tüzükte artık yer almamasına rağmen, tüzükte “sürgünler” gibi hukuki ihlallerin (ki bu, Südet Almanları için yeniden yerleştirilmelerini de içerir) “kınanması” ve “adil tazminat temelinde telafi edilmesi” gerektiği belirtiliyor.

Ayrıca, “vatan hakkı”nın “korunması ve güvence altına alınması” gerektiği söyleniyor. “Vatan hakkı”, uluslararası hukukta genel olarak tanınan bir ilke değil, daha çok Alman uluslararası hukukçularına özgü bir kavram.

2017 yılında, o dönem Etnik Alman Yeniden Yerleşimciler ve Ulusal Azınlıklar ile İlgili Konulardan Sorumlu Federal Hükümet Komiseri olan Hartmut Koschyk, bunun ne anlama geldiğini şöyle açıklamıştı: “Vatan hakkı… elbette maddi tazminat meselesi de dahil olmak üzere birçok soruyu gündeme getirir.”

Derneğin tüzüğünde belirtildiği üzere, “yıllık Südet Alman Günü”, “derneğin amacının gerçekleştirilmesine” hizmet eder; bu amaç, “vatan hakkını” da içerir.

Almanya ile Çekya arasında “Südet Almanları” gerilimi

Çek Parlamentosu, Südet Almanları etkinliğine karşı

Südet Almanları Derneği, yıllardır “vatan hakkı” iddia ettiği Çek Cumhuriyeti bölgelerinde Südet Alman Günü’nü düzenlemek için sistematik bir şekilde çalışıyor.

Dernek bu yıl Brno’da bunu başardı ve Çekya’daki protestolar görmezden gelindi. Örneğin, 14 Mayıs tarihli bir kararda Çek Parlamentosu, “Çek Cumhuriyeti topraklarında 76. Südet Alman Günü’nün düzenlenmesine karşı olduğunu” ilan etti ve Südet Almanları arasında “savaş sonrası anlaşmayı sorgulayan tutumların uzun süredir var olduğunu” açıkça belirtti.

Haftasonu boyunca göstericiler, Nazi işgali sırasında Südet Almanları tarafından işlenen toplu suçları andılar.

Komünist Avrupa Parlamentosu Üyesi Kateřina Konečná, Federal Almanya Cumhuriyeti’nin bugüne kadar Nazi suçları için hiçbir tazminat ödemediğini belirtti ve Südet Almanlarının “uzlaşma” çağrısına ilişkin olarak, ancak Alman tarafı tazminat ödediğinde bunun “ciddi bir niyet” olduğuna inanacağını ifade etti.

Alman devletinin ağır topları Çekya’daydı

Bavyera Başbakanı Markus Söder (CSU), Çekya’da düzenlenen ilk Südet Almanları kongresini tarihi bir an olarak nitelendirerek, bu günü umut, uzlaşma ve sevinç günü olarak tanımladı

Brno’da konuşan Söder, etkinliğin Çek-Alman ilişkilerindeki sembolik önemini vurguladı. Çoğu Bavyera’da yaşayan Südet Almanlarını ise “köprü kurucular” olarak nitelendirdi.

Südet Almanları Derneği Başkanı Bernd Posselt, katılımcıların nefretten ziyade sevgi mesajıyla geldiklerini söyledi.

Sudeten Almanları sözcüsü ve Söder’in Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU) üyesi Bernd Posselt, grubun net bir mesajı olduğunu söyledi:

“Bu mesaj bir nefret mesajı değil, sevgi mesajı. Buraya bir şey talep etmeye gelmedik; bir şey vermeye geldik.”

Sosyalist Çekoslovakya’da muhalif olarak faaliyet gösteren Çek yazar ve siyasetçi Milan Uhde, uzlaşma ve Avrupa birliğine yaptığı katkılardan dolayı grubun Avrupa Şarlman Ödülü’nü aldı.

Posselt, Uhde’yi “Südet Almanlarının yakın bir dostu ve büyük bir Avrupalı” olarak nitelendirdi.

Avrupa

Almanya, Litvanya sınırına 5 bin asker konuşlandırıyor

Yayınlanma

Almanya, NATO’nun doğu kanadını güçlendirmek amacıyla Litvanya’nın Belarus sınırına yaklaşık 5 bin askerden oluşan bir tugayı kalıcı olarak konuşlandırmaya hazırlanıyor. Litvanya Savunma Bakanı Robertas Kaunas, altyapı çalışmalarının planlanandan on ay önce tamamlandığını ve hazırlıkların ikinci aşamasına erken başlanacağını açıkladı.

Almanya, NATO’nun doğu kanadını güçlendirmek amacıyla Litvanya’nın Belarus sınırına yaklaşık 5 bin askerden oluşan bir birliği kalıcı olarak konuşlandıracak. Bild gazetesinin haberine göre, bölgedeki askeri hareketlilik ve altyapı çalışmaları hız kazandı.

Litvanya Savunma Bakanı Robertas Kaunas, Alman savunma bakanlığının ziyareti öncesinde yaptığı açıklamada, Alman tugayının konuşlandırılmasına yönelik hazırlıkların planlanandan daha hızlı ilerlediğini belirtti.

Kaunas, “Alman tugayının inşasında her şey planlandığı gibi gidiyor. İnşaatın ilk aşamasında takvimin on ay önündeyiz. Bu durum, altyapı çalışmalarında çok ilerlediğimizi ve ikinci aşamaya daha erken başlayabileceğimizi gösteriyor” ifadelerini kullandı.

Şu anda Litvanya’da yaklaşık 1800 Alman askeri görev yapıyor.

Bu askerler, Belarus sınırına 20 kilometre mesafedeki Pabrade bölgesinde doğu kanadında caydırıcılık ve savunma operasyonlarını içeren Freedom Shield (Özgürlük Kalkanı) tatbikatını yürütüyor.

Alman askerlerinin Litvanya’da kalıcı olarak konuşlandırılmasına yönelik planlar ilk olarak Mayıs 2026’da dile getirilmişti.

Litvanya topraklarında kurulmaya başlanan 45. Tank Tugayı’nın Komutanı General Christoph Huber, birliğin ittifak yükümlülükleri çerçevesinde bölgenin savunmasını üstleneceğini açıklamıştı.

  1. Tank Tugayı, Augustdorf’tan gelen 203. Tank Taburu ve Oberficht’ten gelen 122. Motorize Piyade Taburu unsurlarıyla takviye edilecek.

Her iki taburun da gelecek yıl kalıcı olarak Litvanya’ya nakledilmesi planlanıyor. Plan doğrultusunda 2027 yılı sonuna kadar yaklaşık 5 bin Alman askerinin Litvanya’da kalıcı olarak konuşlandırılması hedefleniyor.

Almanya Kara Kuvvetleri Komutanlığı idari süreç yöneticisi Tümgeneral Christian Freuding, tugayın tam muharebe gücüne ulaşması için sadece gönüllülük esasına bağlı kalınmayacağını, zorunlu askerlik mekanizmalarının da devreye alınabileceğini belirtti.

Freuding, “Ordu açısından nihai hedef, Litvanya Tugayı’nın gelecek yıl tam savaşa hazır duruma gelmesini sağlamaktır. Gönüllülük ilkesine bağlı kalacağız ancak gerektiğinde bunu zorunlu tedbirlerle tamamlayacağız” dedi.

Diğer yandan, 6-26 Haziran tarihleri arasında Litvanya, Polonya ve Fransa, Rusya ve Belarus sınırlarına yakın konumdaki Suwalki Koridoru bölgesinde “Cesur Yelpaze” adlı bir askeri tatbikat gerçekleştiriyor.

Belarus ile Rusya’nın Kaliningrad bölgesi arasında yer alan ve Polonya-Litvanya sınırı boyunca uzanan yaklaşık 100 kilometrelik Suwalki Koridoru, Baltık ülkelerini diğer NATO üyelerinden ayırıyor. Litvanya, bu koridoru Rus sivil ve askeri taşımacılığına açık tutmakla yükümlü.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Dört Avrupa ülkesi vatandaşlık kurallarını sıkılaştırıyor

Yayınlanma

Avrupa ülkeleri vatandaşlık alma şartlarını ardı ardına zorlaştırırken, Norveç hükümeti de asgari ikamet süresini 3 yıldan 7 yıla çıkarmayı teklif etti. Finlandiya, İsveç ve Portekiz’in ardından kuralları sıkılaştırmaya hazırlanan ülkede dil yeterliliği sınırının da yükseltilmesi öngörülüyor.

Avrupa ülkeleri vatandaşlık alma kurallarını ardı ardına sıkılaştırıyor. Son olarak Norveç hükümeti, vatandaşlık alabilmek için gereken asgari ikamet süresini 3 yıldan 7 yıla çıkarmayı öngören bir yasa teklifi hazırladı.

Vatandaşlık yasasında yapılması planlanan değişiklikler, ülkenin Çalışma ve Sosyal Kapsayıcılık Bakanlığı tarafından sunuldu.

Tasarıya göre, Norveç’te doğan vatansız kişiler veya ülkeye çocuk yaşta gelenler için en az 5 yıl ikamet etme şartı aranacak.

Ayrıca, Norveç vatandaşlarıyla evli olan veya ortak yaşayan yabancıların da ikamet sürelerinin artırılması planlanıyor.

Dil gereksinimlerinin de zorlaştırılacağı taslak kapsamında, sözlü Norveççe yeterlilik seviyesinin A2’den B1’e çıkarılması öngörülüyor. Yeni düzenlemeler 18 ila 67 yaş arasındaki başvuru sahiplerini kapsayacak.

Çalışma ve Sosyal Kapsayıcılık Bakanı Kjersti Stenseng konuyla ilgili açıklamasında, “Norveç vatandaşlığı almak ve buna sahip olmak bir ayrıcalık olmalıdır” ifadesini kullandı.

Hükümet, prosedürlerin basitleştirilmesiyle birlikte şartların zorlaştırılmasının, ülkede biriken çok sayıdaki işleme alınmamış dosya yükünü azaltacağını ve başvuru değerlendirme sürelerini kısaltacağını öngörüyor.

Norveç, vatandaşlık kurallarını revize edeceğini açıklayan son Avrupa ülkesi oldu.

Finlandiya’da 1 Ekim 2024 itibarıyla vatandaşlık için gereken asgari ikamet süresi 5 yıldan 8 yıla çıkarıldı.

Ülkede ayrıca 2027 yılının başından itibaren 18 ila 64 yaş arasındaki başvuru sahipleri için zorunlu vatandaşlık sınavı getirilmesi planlanıyor.

Finlandiya İçişleri Bakanı Mari Rantanen, “Vatandaşlık sınavının getirilmesi, vatandaşlık alma şartlarını zorlaştıracak kapsamlı reformun son parçasıdır” dedi.

İsveç’te de ilgili reform onaylandı. Haziran 2026’dan itibaren vatandaşlık için gereken temel ikamet süresi 5 yıldan 8 yıla yükseltilecek. Yetkililer, başvuru sahipleri için finansal bağımsızlık şartı getirirken güvenlik soruşturmalarının kapsamını da genişletiyor.

Göç Bakanı Johan Forssell değişikliklerin gerekçesini açıklarken, “Tek bir kelime bile İsveççe bilmeden, İsveç toplumu hakkında hiçbir şey öğrenmeden ve hatta kendi gelir kaynağına sahip olmadan, ülkede 5 yıl yaşadıktan sonra vatandaş olmak mümkündü” ifadelerini kullandı.

En radikal değişiklikler ise Portekiz’de gerçekleştirildi. Portekiz Cumhurbaşkanı Antonio Jose Seguro, vatandaşlık almak için gereken asgari ikamet süresini 5 yıldan 10 yıla çıkaran yasayı imzaladı.

Avrupa Birliği ve Portekizce Konuşan Ülkeler Topluluğu vatandaşları için ise bu süre 7 yıl olarak belirlendi.

Süre hesabı artık başvuru tarihinden değil, oturum izninin alındığı tarihten itibaren başlatılacak. Yeni kurallar göçmen çocuklarını da etkileyecek.

Daha önce ebeveynlerinin oturum izni olması halinde doğumdan bir yıl sonra vatandaşlık alabilen çocuklar için artık ebeveynlerden en az birinin ülkede en az 5 yıl yasal olarak ikamet etmesi şartı aranacak.

Yasa ayrıca Portekiz tarihi, kültürü, değerleri ve toplumsal yapısına yönelik zorunlu bir sınavı da yürürlüğe koyuyor.

Avrupa Birliği genelinde de göç politikaları sıkılaşıyor. Avrupa Parlamentosu, 17 Haziran’da kabul ettiği düzenlemeyle, AB’de sığınma talebi reddedilen ancak kendi ülkelerine geri gönderilemeyen düzensiz göçmenlerin üçüncü ülkelere sınır dışı edilmesini onayladı.

Yeni AB düzenlemesi, birlik sınırları dışında göçmen gözaltı merkezlerinin kurulmasına izin veriyor. Bu kapsamda Afrika ülkelerinin de seçenekler arasında tartışıldığı belirtiliyor.

Okumaya Devam Et

Avrupa

İngiltere’de Burnham adım adım başbakanlığa yürüyor

Yayınlanma

Andy Burnham, Wes Streeting’in de destek vermesiyle istifa eden Başbakan Starmer’ın koltuğuna oturmaya bir adım daha yaklaştı.

Geçen hafta Makerfield ara seçimlerini kazanmasının ardından milletvekili seçilen eski Büyük Manchester Belediye Başkanı Burnham, X’te İşçi Partisi liderliğine aday olduğunu ilan etti.

Paylaştığı gönderide Burnham, Starmer’ın istifa edeceğini duyurmasının “bir geçiş sürecinin başlangıcını işaret ettiğini ve bu sürecin düzenli ve sorumlu bir şekilde yürütülmesinin önemli olduğunu” belirterek, “Bu sürecin bir parçası olarak adaylığımı koyacağım,” diye ekledi.

Burnham yaptığı açıklamada, Starmer’a “böylesine zorlu bir dönemde gösterdiği liderlik ve özveri” için teşekkür etti.

Sözlerine şöyle devam etti:

“Ülke istikrar, ciddiyet ve en önemli meselelere odaklanmaya devam edilmesini bekliyor; işte tam da bunu elde edecek. İlerlerken önceliğimiz, ülkeyi hepimizin istediği noktaya geri getirmek için birlikte çalışmak olmalıdır. Halk, iktisadi büyüme, yaşam maliyeti, kamu hizmetleri, konut ve gelecek nesil için fırsatlar konusunda ilerleme görmek istiyor. Siyasi değişim, insanların yaşamlarını iyileştirme sorumluluğundan asla uzaklaştırmamalıdır. İşçi Hareketi, her zaman güven ve kararlılıkla geleceğe baktığında en güçlü halini almıştır. Bundan sonra da bunu yapacağız ve bu geçiş sürecinin partimiz ve ülkemiz için olumlu bir yenilenme süreci olmasını sağlayacağız.”

Birkaç dakika sonra, geçen ay Starmer hükümetinden istifa eden eski sağlık bakanı Streeting, X’te bir paylaşımda, Burnham’ın “kapsayıcı bir parti” kurmayı umduğunu ve İşçi Partisi liderliği için yarışmayacağını kendisine ilettiğini belirtti.

Streeting, bunun için gerekli olan 81 milletvekili sayısına (parlamento grubunun %20’si) sahip olup olmadığı konusunda bazı şüpheler olsa da, liderlik yarışına gireceğine dair defalarca söz vermişti.

Açıklamasında Starmer’ı da öven Streeting, Burnham’ın Makerfield’daki zaferinin “bölünme ve nefrete karşı birlik ve umudun zaferi” olduğunu söyledi.

“Ülkenin her köşesinde milliyetçilere karşı mücadelemizi kaybediyorduk” diyerek hükümetten istifa ettiğini belirten Streeting, sonraki haftaları ülkeyi değiştirmek için planlar hazırlamakla geçirdiğini söyledi.

Streeting sözlerine şöyle devam etti:

“Son günlerde Andy ile uzun uzun konuştuktan sonra, bu fikirlerin onun liderliği altında yer bulacağına; siyasi geleneklerimizin en iyi yanlarından beslenen kapsayıcı bir parti kurmaya kararlı olduğuna; ve milliyetçilik güçlerine karşı hayatımızın mücadelesini kazanabileceğine ikna oldum. Yaz boyunca küçük farklılıkları abartarak zaman geçirebiliriz ya da kolları sıvayıp, partimizin ve ülkemizin ihtiyaç duyduğu değişimi gerçekleştirmesi için ona yardım edebiliriz. Benim yaptığım seçim budur ve umarım herkes de Andy’yi destekler.”

Bu gelişme, Starmer’ın milletvekilleri ve bakanlarından gelen artan baskıya boyun eğip genel seçimlerde ezici bir zafer kazandıktan iki yıldan az bir süre sonra istifa etmek için hızlı bir takvim belirleyeceğini açıklamasının ardından geldi.

Starmer, İşçi Partisi’nin iktidardaki ulusal yürütme komitesinden, adaylıkların 9 Temmuz’da açılacağı bir yarış için bir takvim belirlemesini isteyeceğini söyledi.

İşçi Partisi üyelerinin oy kullanacağı bir yarış olması halinde, bu süreç parlamento yaz tatili sırasında tamamlanacak ve Starmer o zamana kadar görevde kalacak.

Fakat Streeting’in aday olmama kararıyla Burnham rakipsiz olarak aday olacak gibi görünüyor ve böylece Avam Kamarası’nın 16 Temmuz’da tatile girmesiyle birlikte görevi devralabilir.

Başka bir bakanın da yarışa girmesi mümkün; bazı İşçi Partisi milletvekilleri, bir yarışın Burnham’ın fikir ve planlarına karşı çıkılmasına yardımcı olacağına inanıyor. 

Fakat pek çok kişi, taç giyme töreninin, 10 yıl içinde Birleşik Krallık’ın yedinci başbakanının göreve başlamasından önce yaşanacak kargaşayı ve kaos hissini en aza indireceğine inanıyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English