Diplomasi
Uluslararası Filistin Konferansı İstanbul’da gerçekleştirildi

İstanbul’da düzenlenen “Soykırımdan Filistin Devleti’nin İnşasına” başlıklı uluslararası konferans, Filistin, Türkiye, İran, Mısır, Suudi Arabistan, Rusya, Almanya, Fransa, İngiltere, Norveç ve Danimarka’dan önde gelen uzmanları bir araya getirdi. Konuşmacılar, Gazze’de yaşanan ve soykırım olarak nitelendirdikleri insani krizi, Filistin’in devletleşme sürecindeki zorlukları ve uluslararası toplumun rolünü değerlendirdi. Konferansta, Filistin’deki iç bölünmüşlüğün aşılması ve İsrail’e karşı diplomatik baskının artırılması gerektiği vurgulandı.
Farklı ülkelerden Filistinli kanaat önderleri, akademisyenler ve bölge uzmanları, “Soykırımdan Filistin Devleti’nin İnşasına” başlıklı uluslararası konferansta bir araya geldi.
İstanbul’da Harici Medya, Filistin Diyalog Grubu ve Milletlerarası İlişkiler ve Diplomasi Merkezi (MID) tarafından ortaklaşa düzenlenen konferansta, Gazze’de yaşanan insani kriz, Filistin’in devletleşme süreci ve uluslararası toplumun rolü çok yönlü olarak ele alındı.
Konferansın açılış konuşmasını yapan Harici Genel Yayın Yönetmeni Tunç Akkoç, Filistin meselesinin iki zıt yönüne dikkat çekti.
Akkoç, “Bir yanda, Filistin halkının tarihindeki belki de en büyük trajedi. Diğer yanda, meşru Filistin devletinin uluslararası tanınmasına yönelik kritik adımlar atılıyor,” dedi.
Dünyanın en yakıcı sorunlarından biri olarak tanımladığı Filistin meselesini farklı açılardan ele alacaklarını belirten Akkoç, “Medyanın ve çevrimiçi yayınların gücüyle geniş kitlelere ulaşarak çözüme küçük de olsa bir katkı sunmayı hedefliyoruz,” diye konuştu.
Düzenleyicilerden, Filistin Diyalog Grubu Başkanı Sadeq Abu Amer, açılış konuşmasında “Filistin halkı yüzyıldır soykırım, etnik temizlik ve kimliğini yok etme girişimleriyle yüzleşiyor; bugün bu trajedi Gazze’de en tehlikeli aşamasına ulaştı” dedi. Uluslararası sistemin çifte standardına dikkat çeken Abu Amer, “ancak dünyadaki benzeri görülmemiş halk dayanışması yeni bir siyasi baskı aracına dönüşebilir” değerlendirmesini yaptı. “Filistin davası sadece Filistinlilerin değil, özgürlüğe ve adalete inanan herkesin ortak insani sorumluluğudur” diye vurguladı.
Milletlerarası İlişkiler ve Diplomasi Merkezi (MID) Bilgi Üretim ve Yayın Koordinatörü Mehmet Rakıpoğlu ise İsrail’in soykırımının uluslararası kurumlarca tescillendiğini belirterek, “Biz artık ‘sonrasında ne yapabiliriz, Filistin’in devletleşmesi nasıl sağlanabilir’ sorusuna odaklanmalıyız,” ifadelerini kullandı.
Rakıpoğlu, İsrail’in sadece askeri gücünün değil, ürettiği bilgi ve düşünce düzeninin de yıkılması gerektiğini savunarak, “Bu yüzden epistemolojik bir Aksa Tufanı inşa etmeliyiz,” dedi.

“Avrupa artık kenarda kalmamalı”
Konferansa çevrimiçi katıln, Avrupa Üniversitesi Enstitüsünden Prof. Kalypso Nicolaidis, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu öncesinde düzenlenen toplantının kritik önem taşıdığını söyledi.
Nicolaidis, “Fransa ve İngiltere dâhil birçok ülke, Filistin’i tanıyan 147 devlete katılıyor. Bu adım, Güvenlik Konseyi’nde dengeyi değiştirecek niteliktedir,” dedi.
Avrupa’nın artık kenarda kalmaması ve İsrail-Filistin çatışmasına daha kararlı bir planla yaklaşması gerektiğini belirtti.
Nicolaidis ayrıca, eski Avrupa Birliği Yüksek Temsilcisi Joseph Borrell’in konferansa selamlarını ilettiğini söyledi.

“İsrail’in hedefi Filistinlileri sürmek”
Filistin Politika Araştırmaları ve Stratejik Çalışmalar Merkezi (MASARAT) Direktörü Khalil Shaheen, İsrail’deki siyasi dönüşümün hedeflerini analiz etti.
Shaheen, “İsrail’de üç on yıldır süren dönüşüm, dini Siyonist sağın yükselişiyle Filistinlilerin zorla sürülmesini hedefliyor. Gazze’de zorunlu göç ve demografik dengeyi bozma girişimi, Batı Şeria’da da aynı derecede tehlikeli biçimde sürdürülüyor,” diye konuştu.
Filistinli araştırmacı-gazeteci Sameer Al Zapen, Filistin meselesinin Hamas ve El Fetih arasındaki bitmeyen bölünme nedeniyle anlaşılmaz hale geldiğini ifade etti.
Al-Zapen, “Bugün Filistin meselesi kavranamaz hale geldi; siyasi söylem artık gerçek anlamlardan kopmuş durumda. Al-Aksa Tufanı sonrası Filistin davası ya tasfiye edilme ya da 1948 Nekbesi benzeri bir dönüşümle karşı karşıya,” dedi.
“Türkiye’nin arabuluculuğu İsrail tarafından reddedildi”
Gazze Ümmet Üniversitesinden Prof. Husam Aldajani, arabuluculuk çabalarına değindi. Aldajani, “Türkiye’nin arabuluculuk girişimi İsrail tarafından kesin bir şekilde reddedildi. Arabuluculuk dairesi Mısır, Katar ve ABD arasında kaldı; Washington ise süreci İsrail’in onayı olmadan ilerletmiyor,” bilgisini paylaştı.
Aldajani, önceki arabuluculukların sorunun kökeni olan işgali tartışmadığını ve her çözümün soykırımın durdurulmasıyla başlaması gerektiğini söyledi.
“Kelimeler Gazze’yi anlatmaya yetmiyor”
Avrupa Dış İlişkiler Konseyinden (ECFR) Muhammed Shehada, Gazze’deki durumu tarif edecek kelime kalmadığını belirtti. Shehada, “Gazze’yi tarif etmeye kelimeler yetmiyor; felaket, kıyamet, distopya bile olanları anlatmaya yetmiyor. BM raporları Gazze’yi önce ‘çocuk mezarlığı’, sonra ‘felaket bölgesi’ diye tanımladı ve sonunda ‘artık kelime yok’ dedi,” ifadelerini kullandı.
İsrail’in “soykırım” gibi kelimelerin içini boşaltarak anlamsızlaştırdığını söyleyen Shehada, uluslararası aktivizmin önemine dikkat çekti.
Shehada, “Avrupalı bir yetkili bana ‘bizi harekete geçirmek istiyorsanız bakanlığımızın önünde gece gündüz protesto edin, bizi mahkemeye verin’ dedi. Aktivizm yavaşlarsa, onlar da soykırımı unutturmak için zaman kazanır,” diye ekledi.

“Mesele Filistin değil, İsrail sorunu”
Milli Savunma Üniversitesinden Prof. Dr. Mehmet Özkan, sorunun adının doğru konulması gerektiğini belirterek, “Artık bölgemizde Filistin meselesi değil, doğrudan bir İsrail sorunu konuşulmalı; agresif ve yayılmacı politikalar net bir şekilde ortaya çıktı,” dedi.
Özkan, Türkiye’nin başından beri İsrail’e karşı en sert tepkiyi gösteren ülkelerden biri olduğunu hatırlattı.
Suudi Arabistanlı akademisyen Dr. Khalil A. Alkhalil, Filistin davasının evrensel bir nitelik taşıdığını ve İsrail’in uluslararası alanda giderek daha fazla izole olduğunu söyledi.
İran, Mersad Stratejik Araştırmalar Merkezinden Hamid Azimi ise Filistin devletinin tanınmasının bir araç olduğunu, asıl önemli olanın halkın ve toprakların varlığı olduğunu kaydetti.
“Avrupa’da kamuoyu tepkisi politikalara yansımadı”
Royal United Services Institute’tan (RUSI) Dr. H.A. Hellyer, Birleşik Krallık ve pek çok Avrupa ülkesinin Filistin devletini tanıma hazırlığında olduğunu ancak bunun bir ödül veya ceza olarak görülmemesi gerektiğini belirtti.
Hellyer, “Avrupa’da kamuoyu İsrail’in Gazze’de yaptıklarına açıkça karşı çıkıyor; fakat bu tepki henüz devlet politikalarına ve uygulamalara tam olarak yansımış değil,” ifadelerini kullandı.
Almanya, Schiller Enstitüsünden Stephan Ossenkopp, dünyanın çok kutuplu bir düzene geçişinin Filistin için adil bir çözüm fırsatı sunduğunu, ancak Almanya’nın İsrail’e tam destek politikasını değiştirmediğini ifade etti. “Benim ülkem Almanya Filistin konusunda çok kötü bir sınav verdi. Almanya Netanyahu hükümetiyle aynı safta kalmayı tercih ediyor” ifadelerini kullandı.
“Almanya ‘Bir daha asla’ yeminini ihlal ediyor”
Eski Almanya Federal Meclisi üyesi Zaklin Nastic, Almanya’nın Gazze’de işlenen soykırıma silah sevkiyatları ve siyasi destekle ortaklık ederek “Bir daha asla!” yeminini açıkça ihlal ettiğini söyledi.
Nastic, “‘Bir daha asla!’ derken, soruyoruz: Peki, kimin için? Evrensel insan hakları ve mazlumların korunması sorumluluğu bugün Almanya’da suistimal ediliyor,” şeklinde konuştu.
Rus akademisyen ve diplomat Aleksandr Sotnichenko, liberal ütopyaların çöktüğünü ve Gazze ablukasının 1941-44 Leningrad kuşatmasıyla karşılaştırılabileceğini belirtti.
Başkent Üniversitesinden Prof. Dr. Hasan Ünal ise dünyanın artık Batı hâkimiyetinde olmayan çok kutuplu bir düzene geçtiğini ve bu durumun Batı’nın İsrail’e verdiği desteği zamanla zayıflatacağını öngördü.
Ünal, “İsrail’in herkesi düşman ilan eden politikası sürdürülebilir değil,” diye ekledi.

Diplomasi
Ermenistan’da balık üreticileri ihracat krizi nedeniyle ayakta

Ermenistan’daki balık üreticileri, Rusya pazarının kapanması ve AB pazarına ihracatın henüz fiilen mümkün olmaması nedeniyle hükümet binası önünde protesto düzenledi. Ellerinde kalan 15 bin ton canlı balık ve Rusya sınırından dönen ürünler için vize başvurusunda bulunan üreticiler, acil destek talep ediyor.
Ermenistan’da faaliyet gösteren balık üreticileri, Rusya pazarının tamamen kapanması ve yeni açıldığı duyurulan Avrupa Birliği (AB) pazarına fiilen ihracat yapılamaması gerekçesiyle başkent Erivan’daki hükümet binası önünde protesto gösterisi başlattı.
Taleplerini iletmek üzere başbakan yardımcılarından biriyle görüşmek isteyen üreticiler, sektörün büyük bir çıkmaza girdiğini belirtiyor.
Ermenistan Balıkçılık Birliği Başkanı Gor Grigoryan, konuya ilişkin yaptığı açıklamada, AB pazarının kendileri için şu aşamada ulaşılamaz olduğunu kaydetti.
Grigoryan, “Elimizde şu anda 15 bin ton canlı balık stoğu var ve bu hacmin Avrupa pazarında eritilmesi gerçekçi değil. Ayrıca Rusya sınırından geri çevrilen ve soğuk hava depolarında bekletilen ürünlerimiz bulunuyor” dedi.
Yeni pazarlara açılma adımlarını olumlu bulduklarını ancak bu pazarlarda kalıcı olana kadar ayakta kalabilmek için devlet desteğine ihtiyaç duyduklarını belirten Grigoryan, Avrupa’daki tüketicilerin Ermenistan balığını hazırda beklemediğini ve bunun için titiz bir çalışma yürütülmesi gerektiğini vurguladı.
Grigoryan, bazı balıkçılık işletmelerinin 2025 yılında AB pazarına ihracat yapabilmek amacıyla başvuru gerçekleştirdiğini, fakat şu ana kadar herhangi bir tescil veya onay işleminin yapılmadığını aktardı.
Ermeni ihracatçıların uzun yıllar boyunca yaptıkları pazar analizleri sonucunda Rusya yönüne odaklandıklarını belirten birlik başkanı, bu ana rotanın artık tamamen kapalı olduğunu hatırlattı.
Rusya Federal Veterinerlik ve Bitki Sağlığı Gözetim Servisi (Rosselhoznadzor), haziran ayı başında Ermenistan’dan yapılan balık ve balık ürünleri ithalatına yönelik sertifikasyon işlemlerini geçici olarak askıya almış, 26 Haziran itibarıyla da kısıtlamaları sektörün tamamını kapsayacak şekilde genişletmişti.
Rusya Tüm Balıkçılık İşletmeleri, Girişimcileri ve İhracatçıları Birliği Başkanı German Zverev, Ermenistan’ın Rusya için önemli bir alabalık tedarikçisi olduğunu ancak bu kısıtlamaların Rusya içinde bir arz sıkıntısı yaratmayacağını belirtmişti. Zverev, Erivan için ise Rusya pazarının hayati önem taşıdığına dikkat çekmişti.
Buna karşın Ermenistan Ekonomi Bakanı Gevorg Papoyan, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, AB pazarının Ermeni balıklarına açıldığını ve Ermeni şirketlerin tarihte ilk kez AB ülkelerine balık ile balık ürünleri gönderme hakkı elde ettiğini duyurmuştu.
Ermenistan, son yıllarda AB ile yakınlaşma politikasını sürdürüyor. Ülke parlamentosu 2025 yılında Avrupa entegrasyon sürecini başlatan yasayı kabul etmiş olsa da hükümet yetkilileri, üyeliğin ülke ekonomisi için taşıdığı önem nedeniyle Avrasya Ekonomik Birliği’nden (AEB) şu aşamada çıkmayı planlamadıklarını defalarca yineledi. Başbakan Nikol Paşinyan ise AB üyeliğini stratejik bir hedef olarak tanımlamaya devam ediyor.
Ermenistan’ın Batı ile entegrasyon adımlarının hız kazanması, Moskova ile ilişkilerde soru işaretlerini beraberinde getirdi.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Ermenistan tarafının AB ile AEB arasında bir an önce net bir seçim yapması gerektiğini belirterek, bu durumda “yumuşak ve medeni bir ayrılığın” mümkün olabileceğini ifade etmişti.
Mayıs ayında ise AEB üyesi Rusya, Belarus, Kazakistan ve Kırgızistan liderleri, Ermenistan’a AB ile birlik arasında seçim yapacağı bir referandumu gecikmeden düzenlemesi çağrısında bulunmuştu.
Rusya, son aylarda balık ürünlerinin yanı sıra Ermenistan’dan ithal edilen taze sebze, meyve, çiçek ve alkollü içecekler gibi diğer ürün gruplarına da çeşitli kısıtlamalar getirdi.
Rosselhoznadzor Başkanı Sergey Dankvert, bu kararların arkasında siyasi nedenler bulunmadığını, sorunun Ermenistan’daki üretim süreçlerindeki yapısal aksaklıklardan kaynaklandığını savundu.
Dankvert, ülkede çok sayıda küçük üretici bulunmasına rağmen etkin bir kooperatifleşme ve iç denetim mekanizmasının bulunmadığını işaret etti.
Avrupa Komisyonu ise Rusya’nın attığı bu adımları “ekonomik baskı” olarak nitelendirerek, Ermenistan için bir destek paketi hazırladıklarını ve Ermeni ürünlerinin Avrupa pazarına erişimini kolaylaştıracak önlemler üzerinde çalıştıklarını açıkladı.
Reuters’ın aktardığı resmi istatistiklere göre, 2025 yılında Ermenistan’ın dış ticaretinin yaklaşık yüzde 35’i Rusya ile gerçekleştirilirken, Avrupa Birliği’nin payı yüzde 11 civarında kaldı.
Diplomasi
Panama ile Çin denizcilik anlaşmasını yeniliyor

Panama, Çin limanlarında kendi bandırasını taşıyan gemilere gümrük tarifelerinde öncelik ve bürokratik kolaylık sağlayan deniz taşımacılığı anlaşmasını yenilemek üzere Pekin yönetimiyle uzlaştı. Panama Dışişleri Bakanlığının resmi açıklamasıyla duyurulan gelişme, Panama Kanalı’ndaki iki limanın işletme hakkına sahip Hong Kong merkezli bir şirketin imtiyaz sözleşmesinin iptal edilmesinin ardından yaşanan gerilimi takip ediyor.
Panama hükümeti, Çin limanlarında Panama bandıralı gemilere çeşitli avantajlar sunan deniz taşımacılığı anlaşmasının yenilenmesi konusunda Çin yönetimiyle mutabakata varıldığını açıkladı.
Söz konusu uzlaşı, Panama Kanalı bünyesindeki iki limanın işletme imtiyazına sahip olan Hong Kong merkezli bir şirketin sözleşmesinin iptal edilmesini takiben, Panama bandıralı gemilerin Çin limanlarında daha sıkı denetimlerle karşı karşıya kaldığı yönündeki şikayetlerin ardından geldi.
Panama Dışişleri Bakanlığı tarafından yapılan yazılı açıklamada, geçen hafta Pekin’de gerçekleştirilen müzakerelerin ardından iki ülkenin “uzlaşıya vardığı” ve anlaşmanın “yenilenme prosedürlerinin başlatılacağı” ifade edildi.
Bu yıl süresi dolacak olan mevcut anlaşma, Çin limanlarında Panama bayrağı taşıyan gemilere yönelik gümrük tarifelerinde tercihli kolaylıklar ve daha sade bürokratik kurallar sunuyor.
Yerel basında çıkan haberlere göre, 2026 yılında yaklaşık 500 Panama gemisi Çin limanlarında denetlenmek üzere alıkonulmuştu.
Ancak Dışişleri Bakan Vekili Carlos Hoyos pazartesi günü yaptığı açıklamada, bu denetim sayılarının artık “tarihi seviyelere” geri döndüğünü belirtti.
Çin’in Panama gemilerine yönelik denetimleri sıkılaştırması, Orta Amerika ülkesindeki bir mahkemenin, kanal bünyesindeki iki terminali işleten Hong Kong merkezli CK Hutchison şirketinin iştiraki Panama Ports Company’nin sözleşmesini iptal etme kararının ardından yoğunlaşmıştı.
Öte yandan, ABD Başkanı Donald Trump, Panama Kanalı’nın Çin tarafından yönetildiği argümanıyla bu kritik su yolu üzerinde kontrol sağlama girişimlerinde bulunmuştu.
Buna karşın Panama Kanalı, Panama hükümetinden özerk olan bağımsız bir devlet kurumu tarafından idare ediliyor.
Diplomasi
Ukrayna askeri komutasında idari kriz

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete dönmeyi reddetmesi üzerine askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya kaldı. Financial Times’ın batılı yetkililere dayandırdığı habere göre, Kiev’e destek veren ülkeler orduda acilen istikrar sağlanmasını ve güvenilir isimlerin göreve getirilmesini talep ediyor.
Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, eski Savunma Bakanı Mihaylo Fedorov’un hükümete geri dönmeyi kabul etmemesiyle birlikte askeri komuta kademesinde derinleşen bir krizle karşı karşıya.
Financial Times (FT) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, bu durum Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Oleksandr Sırskiy’nin geleceğine yönelik karar alma sürecini daha da zorlaştırıyor.
Ukrayna’ya destek veren batılı ortaklar, Zelenskiy yönetimine silahlı kuvvetlerle ilgili sorunları bir an önce çözüme kavuşturma çağrısı yaptı. Gazeteye konuşan batılı bir yetkili, “Biz sizin ana finansörünüzüz ve bize istikrar gerekiyor. Tanıdığımız, güvendiğimiz ve birlikte çalışabileceğimiz insanlara ihtiyacımız var” ifadesini kullandı.
Protestolar 16 şehre yayıldı
Fedorov’a destek amacıyla 16 Temmuz Perşembe günü Kiev’de başlayan protestolar en az 16 şehre yayıldı. Yaşanan bu süreç, Zelenskiy’nin Genelkurmay Başkanı Sırskiy ile ilgili kararsızlığını derinleştirdi.
FT, bu düzeyde bir askeri yöneticinin görevden alınmasının devletin savunma kabiliyetine zarar verme riski taşıdığını, ancak değişim taleplerinin yanıtsız bırakılmasının da Zelenskiy’nin halk desteğini daha fazla düşürebileceğini belirtiyor.
Ayrıca, Rusya ile yaşanan silahlı çatışma döneminde kariyer basamaklarını tırmanan genç subayların üst kademelerde görev alma talebi her geçen gün artıyor.
Gazeteye konuşan kaynaklar, bu yeni nesil komutanların muharebe sahasının değişen gerçeklerini ve yeni teknolojileri daha iyi kavradığını aktarıyor.
Zelenskiy’nin Fedorov’a geniş yetkiler sunmak istediği, ancak eski bakanın sadece Savunma Bakanlığı görevine dönmeye sıcak baktığı ifade ediliyor.
Ukrayna lideri, Fedorov’a doğrudan devlet başkanına bağlı çalışabileceği, savunmada inovasyon ve askeri reform süreçlerini denetleyebileceği Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyi (SNHB) bünyesinde bir pozisyon önerdi.
Bu formüle göre Fedorov, Savunma Bakanlığı ve ordunun idari yapısı dışında kalarak savunma teknolojileri programlarını yönetebilecek, uzun menzilli silah üretimini artırma çabalarını koordine edebilecek ve askeri sanayiye yabancı yatırım çekme görevini üstlenebilecekti.
Kaynaklar, Zelenskiy’nin Fedorov ile hafta sonu görüştüğünü ve istifasından bu yana kendisiyle neredeyse her gün temas halinde olduğunu belirtiyor. Devlet başkanının sunduğu diğer alternatif görevlerin tamamı da Fedorov tarafından geri çevrildi.
Sırskiy ve Fedorov arasındaki doktrin ayrılığı
Eski Savunma Bakanı Fedorov geçen hafta görevinden ayrılmış, yerine bu yılın başından beri Ukrayna Güvenlik Servisini (SBU) yöneten Yevgeniy Hmara atanmıştı.
İstifasının ardından Fedorov, Genelkurmay Başkanı Sırskiy’i yolsuzluk ve “stratejik öngörüsüzlükle” suçlayarak görevden alınması çağrısı yapmıştı. Fedorov ayrıca, genelkurmay başkanının Zelenskiy’e bir “ültimatom” vererek kendisinin görevden alınmasını talep ettiğini öne sürmüştü.
FT’nin analizine göre iki isim arasında ciddi bir askeri doktrin ayrılığı bulunuyor. Sırskiy ordunun “mümkün olduğunca uzun süre mevzilerini koruması ve daha fazla insanı seferber etmesi” gerektiği yönündeki yaklaşıma dayanırken, Fedorov askeri yapıda teknolojik inovasyonların uygulanmasını, robotik sistemlerin ve insansız hava araçlarının kullanımına öncelik verilmesini ve ordunun genel bir reform sürecinden geçirilmesini savunuyordu.
Ukrayna merkezli Insider.ua internet sitesi ve gazeteci Vitaliy Glagola, 20 Temmuz’da devlet başkanlığı ofisi ile savunma bakanlığındaki kaynaklarına dayanarak Sırskiy’nin o gün görevden alınacağını iddia etmişti.
Ukrayna Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanlığı ise daha sonra yaptığı açıklamada generalin görevden alındığı yönündeki iddiaların gerçeği yansıtmadığını ve Sırskiy’nin görevine devam ettiğini duyurmuştu.
Ukrayna’da kabine revizyonu: Savunma Bakanı Fedorov görevden alındı
Görüş2 hafta önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Diplomasi2 hafta önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Amerika2 hafta önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Asya2 hafta önceXi, bilim ve teknoloji inovasyonuyla Çin modernleşmesinin ilerletilmesi çağrısı yaptı
Diplomasi1 hafta önceFT: Çin’e bağımlılığı azaltmanın Batı’ya maliyeti 23 trilyon doları aşabilir
Diplomasi2 hafta önceNATO liderleri Ankara Deklarasyonu’nu kabul etti
Diplomasi2 hafta önceAnkara’daki NATO zirvesinde hangi silah anlaşmaları yapıldı?
Görüş1 hafta önceTahran’da iki kritik isimle konuştum: İran kendisini nasıl görüyor?












