Diplomasi
Uzmanlar uyardı: ABD-İran savaşı, net bir sonu olmaksızın onlarca yıl sürecek istikrarsızlık riski taşıyor

Uluslararası ilişkiler uzmanlarından oluşan heyet, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik askeri faaliyetine dair çarpıcı değerlendirme sundu. Uzmanlar, “yanlış gerekçelerle” başlatılan çatışmanın belirgin stratejik hedefi olmadığını ve küresel düzeni onlarca yıl boyunca yeniden şekillendirebilecek büyük güçleri kapsamlı çatışmaya sürükleyebileceğini belirtti.
Harici Medya’nın ev sahipliğinde düzenlenen “Kırılma Noktasındaki Ortadoğu: Gerilimi Yükseltme Senaryoları ve Gelecek Projeksiyonları” başlıklı panelde; Umman, ABD ve Almanya’dan üç analist, bölge halklarının seçmediği bir savaşın ortasında kalan bölge tablosunu çizdi. Analistler, hedefleri en yakın gözlemciler için bile belirsizliğini koruyan güçlerin yürüttüğü bu süreci mercek altına aldı.
Heyetin moderatörlüğünü, Başkent Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Yeni Dünya Araştırmaları Merkezi Direktörü Prof. Dr. Hasan Ünal üstlendi.

“Savaş kararı Tel Aviv ve Washington arasında alındı, bedelini biz ödüyoruz”
Waseda Üniversitesi Katar İslami Araştırmalar Kürsüsü Üyesi ve Ummanlı Abdullah Baaboud, Körfez İşbirliği Konseyi ülkeleri perspektifinden sert eleştirilerde bulundu. İran’ın en yakın komşularından biri olan Umman’dan konuşan Baaboud, savaşın “komşu ülkeye karşı yasa dışı şekilde kararlaştırıldığını” ve uydurma gerekçelerle başlatıldığını ifade etti.
Baaboud, “Savaşa girmek için geçerli hiçbir mazeret yok. Dünyanın en güçlü ülkesi, Ortadoğu’nun bir diğer güçlü ülkesiyle savaşıyor. Her ikisi de nükleer güce sahip ve bu savaşı nükleer silahlar, rejim değişikliği, bölgesel politika veya füze teknolojisi gibi yanlış gerekçelerle komşu devlete karşı yürütüyorlar” diye konuştu.
Savaşın mimarlarının bile tutarlı hedefler ortaya koyamadığını belirten Baaboud, “Savaşı yaratan ve ona dahil olan insanlar bile savaş hedefleri ve nedenleri konusunda net değil” dedi.
Baaboud, çatışmalar başlamadan önce -tıpkı geçen yılki “On İki Gün Savaşı”nda olduğu gibi- Umman’ın Washington ve Tahran arasında yoğun arabuluculuk faaliyeti yürüttüğünü açıkladı. Baaboud’un aktardığına göre Umman Dışişleri Bakanı, İran’ın 2015’teki nükleer anlaşmanın ((Kapsamlı Ortak Eylem Planı – KOEP) ) “çok ötesine” geçerek ABD’nin neredeyse tüm taleplerini kabul ettiğine işaret etmişti. Tahran; zenginleştirme ve stoklama konusundaki şartları kabul etmiş, füze teknolojisi ile bölgesel politikaları görüşmeye hazır olduğunu bildirmişti. Karşılığında ise yaptırımların kaldırılacağına ve komşularıyla serbestçe ticaret yapabileceğine dair güvence istemişti.
Baaboud, “Bölgeyi yıkıcı savaştan kurtaracağımıza dair hepimiz çok umutluyduk. Şimdi neler olduğunu hepiniz biliyorsunuz” dedi. Sadece askeri tesislerin değil; sivil altyapıların, okulların ve lider isimlerin de hedef alındığı çatışma ortamını tarif eden Baaboud, İran’ın da buna karşılık ABD üslerine, İsrail’e ve Amerikan kuvvetlerine ev sahipliği yaptığından şüphelendiği Körfez ülkelerine misilleme yaptığını kaydetti. Baaboud, “Kendi seçmediğimiz bu savaşın kurbanı olduk” diye konuştu.
Geleceğe dair öngörülerini paylaşan Baaboud, çatışmanın Körfez’in Asya’ya yönelmesini hızlandıracağını belirtti. Baaboud, “Bölgedeki politikaları bizim için o kadar kafa karıştırıcı ki bizi Çin’e ve Asya’ya daha fazla itiyorlar” dedi. Savaşın, Gazze’deki “soykırım ve etnik temizliğin” hemen ardından gelmesinin ABD’ye olan güveni derinden sarstığını vurgulayan Baaboud, “Ciddi bir kırılma noktasındayız, işler değişiyor. Bu bir çılgınlık ve biz bu çılgınlığın bedelini çok ağır ödüyoruz” uyarısında bulundu.
“Başkan Trump’ı manipüle etmek o kadar zor değil”
Quincy Sorumlu Devlet Yönetimi Enstitüsü Ortadoğu Programı Başkan Yardımcısı Adam Weinstein, mevcut yangına yol açan politika hatalarının detaylı dökümünü sundu. Çatışmanın kökenlerini nükleer anlaşmanın bozulmasına dayandıran Weinstein, Obama yönetiminin bile bazı yaptırımları kaldırırken yenilerini ekleyerek anlaşmanın ruhuna zarar verdiğini kaydetti.
Weinstein, Washington’daki politika çevrelerinin uyarıları dikkate almamasını sert dille eleştirdi. Weinstein, “Bunun potansiyel savaşa zemin hazırladığı konusunda uyarıda bulunan azınlıktaki seslerden biriyseniz, mübalağa yapmakla veya felaket tellallığıyla suçlanarak kenara itiliyordunuz” dedi. Saldırılar başlamadan birkaç hafta önce bile Washington’daki genel havanın, Trump yönetiminin kısıtlı operasyonları “zorlayıcı müzakere taktiği” olarak yürütebileceği ancak asla tam ölçekli savaşa girişmeyeceği yönünde olduğunu belirtti.
İran’ın hesap hataları konusunda da açık konuşan Weinstein, merhum Dini Lider Ali Hamaney’in muhatap olduğu yönetimin doğasını yanlış değerlendirdiğini ifade etti. Weinstein, kışkırtıcı sosyal medya paylaşımlarının dengeyi müzakereden işgale kaydırabildiğine dikkat çekti.
İsrail’in rolüne de değinen Weinstein, “Birçok kişi İsraillilere gereğinden fazla pay biçiyor. İsraillilerin Trump’ı manipüle ettiğini veya onu bu rejim değişikliği savaşına ittiğini söylüyorlar. Oysa Başkan Trump’ı manipüle etmek o kadar da zor değil. Bunu ustalıkla başardıklarını düşünüyorum ama bu çok da zor bir iş değil” ifadelerini kullandı.
Weinstein, muhafazakâr çevrelerin Venezuela Devlet Başkanı Maduro’nun kaçırılmasını İran için bir model olarak gördüğünü ancak bu yaklaşımın hatalı olduğunu belirtti: “Sorun şu ki, İran bir Venezuela değil. İran rejimi bu ana ve lider kadrosunun tasfiyesine onlarca yıldır hazırlanıyor.”
Savaşın en büyük ironisini ise şöyle tarif etti: Ülke inşasına karşı seçim faaliyeti yürüten başkan, şimdi kendini kaçınılmaz olarak bu sürecin içinde buldu. Weinstein, “İran gibi büyük bir ülkenin başkentini ve hükümet tesislerini sebepsiz yere bombaladığınızda, isteseniz de istemeseniz de artık ülke inşası işine girmişsiniz demektir. Yeni bir nesiller boyu sürecek kriz yarattık” dedi.
“Tek kutuplu dünyanın sonu geldi; gerçekten sonu geldi”
Üçüncü panelist Alman analist Rahr, İran çatışmasını geniş jeopolitik çerçeveye oturttu. Savaşın nükleer güçler arasında daha geniş çatışma riski taşıdığı uyarısında bulunan Rahr; ABD, İsrail, Çin veya Rusya’nın dahil olduğu doğrudan veya dolaylı çatışmaların “en azından akla yatkın” olduğunu ifade etti.
Rahr, ABD’nin dile getirilmeyen stratejik hedeflerinden birinin Çin’i Ortadoğu’nun dışına itmek ve Basra Körfezi enerji kaynakları üzerindeki etkisini sınırlamak olduğunu belirtti. Avrupa konusunda ise karamsar bir tablo çizen Rahr, kıtanın “çok kutuplu dünyada özerk bir güç merkezi oluşturamayacak kadar zayıf ve bölünmüş” olduğunu kaydetti.
Rahr, Kuzey Avrupa ülkelerinin İran’a karşı savaşı “ticari bir hesapla” desteklediğini ifade etti: Ortadoğu’da Trump’a destek vererek karşılığında Ukrayna’da Rusya’ya karşı Amerikan desteğini almak. Avrupa’da hammadde sıkıntısı sanayisizleşmeyi tetiklerken, Amerikan enerji ve silah endüstrilerinin “benzeri görülmemiş bir patlama” yaşadığını belirtti.
“Pax Americana’yı yaşadık ve sonuca bakın”
Soru-cevap bölümünde Baaboud, Körfez güvenliğinin İngilizlerin çekilmesinden “Pax Americana” olarak adlandırdığı sürece kadar olan tarihsel seyrini özetledi. Baaboud, hem İran’ın hem de Suudi Arabistan’ın bu işlevi yerine getirmeyi bırakmasının ardından ABD’nin şimdi İsrail’i bölgesel güvenlik garantörü olarak konumlandırdığını ve bir “Büyük İsrail” projesinin “zorla kabul ettirilmeye çalışıldığını” belirtti.
Savaşın nasıl bitebileceği sorulan Weinstein ise temkinli bir öngörüde bulundu. Weinstein, “Tahminde bulunmam gerekirse savaşın bir tür çıkmazla veya yenilenmiş bir İran rejimiyle varılacak müzakere edilmiş çözümle sona ereceğini söyleyebilirim. Bu rejim insan hakları konusunda daha iyi olmayacaktır ancak savaşı durdurmak için Trump yönetimine birkaç taviz vermeye razı olabilir” dedi. Gelecek birkaç yıl içinde neler olacağını bildiğini söyleyen herkesin -ABD hükümetindekiler dahil- yalan söylediğini de sözlerine ekledi.
Rahr, Soğuk Savaş sonrası tek kutuplu düzenin sona erdiğini ilan ederek tartışmayı kapattı: “Tek kutuplu dünya bitti. Gerçekten bitti. Artık yeni bir şeyin, muhtemelen yeni bir Yalta’nın inşa edilmesi gerekiyor. Boşluk henüz kimin tarafından doldurulacağını anlamadığım bir şeyle dolacak ama mutlaka dolacak.”
Diplomasi
BP net kârını Ortadoğu’daki savaşla ikiye katladı

İngiliz enerji devi BP, Ortadoğu’daki savaşın petrol ve doğalgaz piyasalarını sarsmasıyla ikinci çeyrek net kârını iki katından fazla artırdı. Şirket, nisan-haziran döneminde 3,91 milyar dolar net kâr elde ederken Kuzey Denizi’ndeki varlıklarını ve ABD’deki biyogaz işini satmayı planladığını duyurdu. ABD-İran savaşıyla fosil yakıt fiyatlarının yükselmesi, Batılı beş büyük enerji devinin toplam kârını 47 milyar dolara yaklaştırdı.
İngiliz enerji devi BP, nisan-haziran dönemini kapsayan ikinci çeyrekte net kârını iki katından fazla artırarak 3,91 milyar dolara çıkardığını duyurdu.
Şirket, geçen yılın aynı döneminde 1,62 milyar dolar net kâr açıklamıştı. Fosil yakıt fiyatlarının yıllık bazda keskin yükseliş kaydetmesi, BP’nin mali sonuçlarına doğrudan yansıdı.
ABD ile İran arasındaki savaşın etkisiyle kazançlarını katlayan Batılı en büyük beş enerji şirketi BP, Chevron, ExxonMobil, Shell ve TotalEnergies, ikinci çeyrekte toplam yaklaşık 47 milyar dolar net kâr bildirdi.
Nisan ayında göreve gelen BP Üst Yöneticisi (CEO) Meg O’Neill, bilanço açıklamasında son finansal dönemin “küresel enerji piyasasındaki en çalkantılı dönemlerden biri olarak kaydedildiğini” belirtti.
Dünya genelindeki enerji devleri, Ortadoğu’daki savaşa dair son haberlerle petrol ve doğalgaz vadeli işlem sözleşmelerinin sert dalgalanmalar yaşamasından ve ticaret hacimlerinden yüksek kazanç sağlıyor.
Küresel fosil yakıt arzındaki aksamalarla birlikte BP’nin toplam geliri ikinci çeyrekte geçen yılın aynı dönemine kıyasla yüzde 47 artarak 70 milyar dolara ulaştı.
Performansı son yıllarda rakiplerinin gerisinde kalan BP, O’Neill’ın atanması öncesinde temiz enerji yatırımlarında kesintiye gitmiş ve daha kârlı olan petrol ile doğalgaz faaliyetlerine yeniden ağırlık vermeye başlamıştı.
Ancak şirket, İngiltere’deki Kuzey Denizi operasyonlarını bu geleceğin parçası olarak görmüyor. Cuma günü yapılan duyuruda, Kuzey Denizi’ndeki işlerin satılmasının planlandığı bildirilmişti.
O’Neill, bilançoyla birlikte yaptığı açıklamada, “Potansiyelimizin tamamını kullanamıyoruz. Son birkaç yıldaki performansımız, hissedarlarımızın beklentilerini bir kenara bırakın, kendi beklentilerimizi bile karşılamadı” ifadelerini kullandı.
Salı günü çeyreklik temettü ödemesini yüzde 4 artıracağını duyuran BP’nin hisseleri, bilanço açıklamasının ardından Londra piyasasındaki ilk işlemlerde yüzde 0,5 değer kazandı.
Şirket, belirli kalemleri dışarıda bırakan temel kâr göstergesinin de beklentileri aşarak iki katından fazla artışla 5,7 milyar dolara yükseldiğini kaydetti.
Bilanço yapısını güçlendirme konusunda iyi bir ilerleme kaydettiklerini belirten O’Neill, şu bilgileri verdi:
“Son haftalarda Almanya’daki Gelsenkirchen rafinerimizi sattık, Avusturya’daki perakende işimizi satmak için anlaşmaya vardık ve İngiltere’deki Kuzey Denizi faaliyetlerimizi satma niyetimizi duyurduk. Bugün ise ABD’deki biyogaz şirketimiz Archaea’yı satma niyetimizi açıklıyoruz.”
O’Neill, şirketi son dönemde yaşanan iç çalkantılardan uzaklaştırmayı da hedefliyor.
BP, nisan ayındaki yıllık genel kurul toplantısında yatırımcıların iklim raporlama gerekliliklerini azaltacak karar tasarısını reddetmesiyle hissedar tepkisiyle karşılaşmıştı.
Bu gelişmeden bir ay sonra şirket, kurumsal yönetim standartları, denetim ve yürütülen faaliyetlere ilişkin “ciddi endişeleri” gerekçe göstererek BP Yönetim Kurulu Başkanı Albert Manifold’u beklenmedik şekilde görevden aldı. Manifold ise hakkındaki suçlamaları reddetti.
ExxonMobil’de 23 yıl görev yapan ve daha önce Avustralyalı Woodside Energy grubunu yöneten Amerikalı O’Neill, BP’nin 117 yıllık tarihinde dışarıdan atanan ilk CEO oldu.
O’Neill, görevde iki yıldan az bir süre kaldıktan sonra istifa eden Murray Auchincloss’un yerini almıştı.
Diplomasi
AstraZeneca-Bristol Myers birleşme görüşmeleri şaşkınlık yarattı

AstraZeneca hisseleri, şirketin Bristol Myers Squibb ile olası bir birleşme konusunda görüşmeler yaptığına dair haberlerin ardından %7’ye varan bir düşüş yaşadı.
Analistler, bu anlaşmanın ilaç sektörünün en güçlü büyüme hikayelerinden biri için şaşırtıcı bir stratejik hamle olacağını belirtti.
Anlaşma gerçekleşirse, şirketlerin toplam değeri yaklaşık 400 milyar dolara ulaşabilir ve bu, tarihteki en büyük ilaç sektörü birleşmeleri arasında yer alabilir.
Görüşmelerin ayrıntıları henüz netleşmemiş ve kaynaklar Financial Times’a (FT) bir anlaşmanın “asla gerçekleşmeyebileceğini” belirtmiş olsa da, analistler, güçlü ilaç geliştirme portföyü sayesinde CEO Pascal Soriot yönetiminde piyasa değeri hızla artan AstraZeneca’nın neden böyle bir işlemi peşinde olduğunu sorguladılar.
Londra Borsası’nda işlem gören AstraZeneca hisseleri son olarak %4,7 düşüşle işlem gördü ve büyük ölçüde yatay seyreden İngiltere’nin önemli endeksi FTSE 100 üzerinde baskı yarattı.
Bristol Myers hisseleri ise ABD piyasa açılış öncesi işlemlerde %6 değer kazandı.
Pazartesi günkü işlem seansına girerken, AstraZeneca’nın piyasa değeri 264 milyar dolardı.
Bu rakam, şirketin sağlam bir yeni ilaç portföyü geliştirmesiyle birlikte, son on yılda ve CEO Pascal Soriot’un 2012’de göreve gelmesinden bu yana istikrarlı bir şekilde yükseldi.
Şirket, geçen yılki 58,7 milyar dolardan 2030 yılına kadar 80 milyar dolarlık satış hedefliyor.
Bristol Myers’ın piyasa değeri yaklaşık 133 milyar dolar ve şirket birçok ilacın tekel hakkını kaybetme riskiyle karşı karşıya.
Patentlerin süresi doldukça ve kan inceltici Eliquis ile kanser ilacı Opdivo gibi en çok satan ilaçlar jenerik ilaçlarla rekabet etmeye başladıkça, şirketin büyüme oranının gelecek yıldan itibaren düşüş göstermesi bekleniyor.
Analistler, hem haberin kendisi hem de zamanlaması karşısında şaşkınlıklarını gizleyemedi.
Jefferies analistleri pazartesi sabahı yaptıkları açıklamada şunları söyledi:
“AZ’nin büyüme ve inovasyon profilinin gücü göz önüne alındığında, biraz şaşkın durumdayız. Elbette finansal değer artışı iyi görünebilir ve belki de daha fazla nakit akışı, daha fazla Ar-Ge’ye olanak sağlayabilir. Fakat finansal mühendisliğe ihtiyaç duymayan bir şirket varsa, o da AZ’dir.”
RBC Capital Markets analistleri, Bristol Myers’ın yeni kan inceltici ilacı milvexian için önemli klinik deneme sonuçlarının açıklanmasının yaklaştığını ve şizofreni ilacı Cobenfy’nin kullanım alanının genişletilmesinin de iki şirket arasındaki ürün yelpazesi sinerjisini belirsiz hale getirdiğini belirtti.
Birleşme görüşmelerinin ardındaki gerekçelerden biri, AstraZeneca’nın bu yılın başlarında önceki ADR programının yerine New York Borsası’nda doğrudan halka arz işlemini tamamlamasının ardından, kilit öneme sahip ABD pazarına daha fazla yaklaşma yönündeki stratejik isteği olabilir.
AstraZeneca’nın 2026 yılının ilk yarısındaki toplam satışlarının %42’sini ABD satışları oluşturdu ve şirket, büyüme hedeflerini gerçekleştirmek için açıkça ABD pazarını hedefliyor.
Öte yandan, New Jersey’nin Princeton kentinde bulunan Bristol Myers Squibb, son çeyrekte gelirlerinin %69’unu ABD pazarından elde etti.
Jefferies, odak noktasının muhtemelen daha da büyük bir onkoloji devi oluşturma potansiyeli üzerinde olacağını ve AstraZeneca ile Bristol Myers’ın birleşik kanser ilacı portföyünün sektördeki en geniş portföy olmasının, potansiyel olarak antitröst incelemesine yol açabileceğini belirtti.
Şirketlerin onkoloji, kardiyovasküler hastalıklar ve immünoloji alanlarında çakışmalar olsa da, ürün geliştirme programları büyük ölçüde birbirini tamamlayıcı nitelikte.
AstraZeneca katı tümörlerde daha güçlüyken, Bristol Myers Squibb ise kan kanserleri ve hücre tedavilerine daha fazla odaklanıyor.
Citi analistleri, birleşme görüşmeleriyle ilgili haberlerin doğru olması halinde, AstraZeneca’nın “sınıfının en iyisi” ürün yelpazesi göz önüne alındığında bunun bir “sürpriz” olacağını belirtti.
Bununla birlikte AstraZeneca, bir kalp hastalığı ilacına yönelik geç aşama klinik denemenin bu ayın başlarında hedefine ulaşamaması nedeniyle nadir görülen bir aksilik yaşadı.
Sonuçlar açıklanmadan önce yönetimin sergilediği güven göz önüne alındığında, bu durum yönetimin güvenilirliği konusunda bazı soru işaretleri doğurdu.
Buna rağmen çoğu analist, 80 milyar dolarlık satış hedefinin on yılın sonuna kadar ulaşılabilir olduğunu düşünmeye devam ediyor.
Diplomasi
Zelenskiy büyükelçilere talimatı verdi: Herkes ülkeye silah getirecek

Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, diplomatik misyon şefleriyle yaptığı yıllık toplantıda büyükelçilerin performansının artık sağladıkları askeri ve finansal desteğe göre ölçüleceğini açıkladı. Büyükelçilere bulundukları ülkelerden silah ve hava savunma füzesi temin etme talimatı veren Zelenskiy, Avrupa ortaklığıyla yürütülen FREYJA füze projesinin ve Drone Deal girişiminin yeni ayrıntılarını paylaştı
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, ülkenin dış diplomatik misyon şefleriyle gerçekleştirdiği yıllık toplantıda diplomasi anlayışında radikal bir değişime gidildiğini duyurdu.
Euractiv’in haberine göre Zelenskiy, büyükelçilerin başarısını belirleyen temel ölçütün bundan böyle Ukrayna’ya sağladıkları silah miktarı olacağını açıkladı.
Büyükelçilere protokol işlemlerini bir kenara bırakıp somut askeri yardıma odaklanmaları talimatını veren Zelenskiy, her diplomatın görev yaptığı ülkeden silah getirmesi ve hava savunma füzelerinin nereden tedarik edilebileceğini tam olarak bilmesi gerektiğini vurguladı.
Zelenskiy, büyükelçiliklerin performans göstergelerinin askeri teslimatlar ve finansal destek ekseninde yeniden yazılması çağrısında bulundu.
Askeri teçhizat ve savunma teknolojisi tedarikinin yalnızca askeri ateşelerin görevi olmadığını belirten Zelenskiy, bu sürecin doğrudan büyükelçilerin kendi diplomatik sorumluluğu haline geldiğini ifade etti.
Zelenskiy, diplomatik başarının düzenlenen toplantı sayıları veya sosyal medyadaki beğeni oranlarıyla değil; temin edilen silahlar, finansal kaynaklar ve alınan siyasi kararlarla ölçüleceğinin altını çizdi.
Konuşmasında Ukrayna’nın planlanan Avrupa anti-balistik füze projesi FREYJA hakkında da yeni ayrıntılar paylaşan Zelenskiy, bu çalışmayı ülkenin en iddialı fikirlerinden biri olarak tanımladı.
Tasarlanan girişim kapsamında Ukrayna, önleyici füze ile fırlatma sistemlerini üretecek; Avrupalı ortaklar ise radar, sensör ve diğer kritik teknolojileri sağlayacak.
Zelenskiy, şimdiden 10 ülkenin ve 12 savunma şirketinin katıldığı projenin yeni ortaklara açık kalmayı sürdürdüğünü kaydetti.
Kiev yönetiminin Drone Deal (İHA Anlaşması) girişimini de hızlandırdığını aktaran Ukrayna lideri, şu ana kadar dokuz ülkeyle anlaşma imzalandığını, 15 ülkeyle ise müzakerelerin devam ettiğini açıkladı.
Zelenskiy, oluşturulan bu çerçevenin Ukrayna savunma sanayisine her yıl düzenli finansman sağlayacağını, partner ülkelerin ise Ukrayna’nın muharebe sahasında test edilmiş teknolojilerine erişim elde ederek kendi güvenliklerini güçlendireceğini belirtti.
Güvenlik bürokrasisinde yeni atamalar
Zelenskiy, kabinede gerçekleştirdiği son revizyonun ardından güvenlik bürokrasisine yapılan iki yeni atamayı da duyurdu.
Eski Savunma Bakanı Rustem Umerov’un Ukrayna Dış İstihbarat Servisinin başına getirildiğini açıklayan Zelenskiy, bu görevlendirmenin diplomasiyi, savunma işbirliğini ve kilit ortaklarla yürütülen müzakereleri daha iyi koordine etmeyi sağlayacağını ifade etti.
Ukrayna Devlet Başkanı, İgor Klimenko’yu ise Ulusal Güvenlik ve Savunma Konseyinin yeni sekreteri olarak atadı. Konseyin, yaklaşan kış mevsimi öncesinde Ukrayna’nın direnç kabiliyetini koordine etmede daha büyük bir rol oynaması bekleniyor.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı









