Ortadoğu
Uzmanlar yanıtlıyor: Savaş nasıl bitecek? Bir sonraki nasıl önlenebilir?

İsrail ve Hamas arasında kısa bir ateşkesin ardından dokuzuncu haftasına giren savaş Gazze’yi boğmaya devam ediyor. Savaş sonrası Gazze’yi kimin yöneteceği konusunda ucu sonu belli olmayan ve uygulanamaz görünen planlar da eş zamanlı olarak tartışılıyor. Foreign Policy, mevcut İsrail ve Filistin liderliği göz önüne alındığında kalıcı barış için herhangi bir planın uygulanmasının zor göründüğü belirterek uzmanlara daha dar kapsamlı iki soru yöneltti:
1- Gazze bundan bir yıl sonra nasıl görünecek?
2- Bu çatışmaların, aynı güvenlik tehditlerinin devam ettiği ve temel siyasi şikayetlerin çözülmediği birçok diğer savaş gibi sonlanmasını önleyecek politika hangisidir ve bu politika hangi aktör tarafından izlenebilir?
FP’nin soruları yönettiği isimler arasında öne çıkan görüşleri derledik:
Netanyahu Görevi Bırakmalı
Eski İsrail Başbakanı Ehud Olmert:
1) İsrail’in Gazze’deki harekâtı Hamas’ın askeri kabiliyetleri ortadan kaldırılana kadar devam edecek. Bunun ne kadar süreceğini tahmin etmek zor, ancak dürüst olmak gerekirse, Batı toplumlarının kabul etmeye hazır olduklarından, liderlerinin ve özellikle de İsrail’in yakın dostu olan ABD Başkanı Joe Biden’ın tahammül edebileceğinden daha uzun sürecek.
2) Tam da bu nedenle, İsrail’in bu aşamada, ordunun görevini tamamlamasının ardından neler olacağına dair bir tablo ortaya koyması zorunlu. Bu tablo aşağıdaki ilke ve varsayımlara dayanmalı:
İsrail’in askeri harekatın sonunda Gazze’de kalma niyeti, arzusu ya da kabiliyeti yok. Savaş sona erdiğinde İsrail sınıra kadar geri çekilmeli. Filistin Yönetimi ya da Arap devletlerine bağlı hiçbir güç IDF çekildiğinde Gazze’ye girmeye istekli olmayacaktır. Tüm ılımlı Arap ülkeleri, kendi rejimleri için istikrarsızlaştırıcı bir güç olan Hamas’ın yok olduğunu görmek istiyor. Grubun 7 Ekim’de işlediği vahşi cinayetler, bu ülkelerin standartlarına göre İslam’ın ve değerlerinin yüz karasıydı. Ancak bu ülkelerin hiçbiri İsrail’in askerî harekâtına destek veriyor görünmek istemiyor.
Dolayısıyla, ABD ve İsrail’in diğer müttefikleri İsrail güçlerinin Gazze’de kalmasına izin vermek istemezlerse, BM Şartı’nın 7. bölümü himayesinde, Güvenlik Konseyi’nin Gazze Şeridi’ndeki sivil otoriteleri ve yönetim sistemlerini yaklaşık 18 aylık bir süre için yeniden inşa edeceği, NATO ülkelerinden oluşan uluslararası bir güçten başka alternatif yoktur. Ancak o zaman Filistin Yönetimi’nin güvenlik aygıtının Gazze’deki uluslararası gücün yerini alması mümkün olabilir.
Bu çabaya paralel olarak -ve şimdi başlayarak- İsrail, askeri harekatın sona ermesi için siyasi bir çıkış sunmalı. İsrail devleti, askeri harekatın durdurulmasının hemen ardından Filistin Yönetimi ile iki devletli çözüm temelinde görüşmelerin başlayacağını duyurmalıdır ki bu da istikrar, İsrailliler ve Filistinliler arasında işbirliği ve Arap Birliği barış girişimi çerçevesinde İsrail ile ılımlı Arap devletleri arasında işbirliği sağlayabilecek tek siyasi çıkıştır.
Netanyahu hükümetinin böylesine cesur bir hamle yapma konusunda isteksiz, yetersiz ve hazırlıksız olduğuna şüphe yok. Bu ve diğer nedenlerden ötürü hükümetin derhal kenara çekilmesi gerekmektedir.
İsrail müzakerecilerinden Daniel Levy: Filistin’le barış sürecine Çin ve ABD eş başkanlık yapmalı
Filistinlilerin Egemenliğe İhtiyacı Var
Carnegie Uluslararası Barış Vakfı üyesi Zaha Hassan:
1) İsrail’in Hamas’a karşı yürüttüğü savaş ve buna paralel Gazze’deki Filistinli sivil halka karşı yürüttüğü mücadele, İsrail’in Hamas’ın askeri kapasitesini azaltmaya çalışması ve Filistinlileri güneydeki daha küçük yerleşim bölgelerine sürme planını sürdürmesi nedeniyle aylarca devam edecek. Bu, Gazze’nin İsrail’le olan kara sınırı ve yaklaşık 24 mil karelik deniz alanı çevresinde daha önce var olan “erişimi kısıtlı bölgelerden” daha kapsamlı bir ilhak anlamına geliyor.
Bu savaştan önce Filistinlilerin Gazze’nin ekilebilir topraklarının yaklaşık yüzde 35’ine ve balıkçılık için kullanılan kıyı sularının yüzde 85’ine erişimi tamamen ya da kısmen engellenmişti. İsrail’deki pek çok kişinin zihninde Gazze’nin küçülmesi, İsrail başbakanının Eylül ayında BM Genel Kurulu’nda bahsettiği, Filistinlilerin ve onların ulusal isteklerinin var olmadığı “Yeni Orta Doğu”yu kolaylaştıracaktır.
Ancak İsrail ile Arap hükümetleri arasındaki normalleşmenin genişletilmesi ve derinleştirilmesi, İsrail’in Gazze’de Filistinlilerin yaşamını sürdürmek için gerekli olan malların girişini engellemesi ve bombardımanının yol açtığı yıkım ve ölümler nedeniyle zora girecek. Uluslararası öfkeden etkilenmeyen İsrail’in Batı Şeria üzerindeki kontrolünü pekiştirmesi ve nüfusun kalabalık kentsel yerleşim bölgelerine ya da tamamen işgal altındaki toprakların dışına kaçmasını teşvik edecek koşullar yaratması da muhtemel.
Kısa ve orta vadede, Filistinlilerin içinde yaşadığı apartheid gerçekliği, Filistinlilerin kalıcı olarak yerlerinden edilmesini amaçlayan koşullarla birleştikçe daha da kötüleşecektir. İsrail, Gazze’den geriye kalanları yeniden bir araya getirmek için Körfez Arap ülkelerine, Mısır’a ve BM’ye güveniyor olsa da- geçmişteki İsrail-Hamas çatışmalarından sonra olduğu gibi- Gazze Şeridi’nin yönetimini devralmaya istekli bir Filistin yönetim organı olmadan bu pek olası değil.
Filistin Yönetimi’nin Gazze’de yönetimi ele almak için siyasi çözüme giden bir yola ihtiyacı var, ancak şimdilik hiçbir İsrail koalisyonu anlamlı bir Filistin egemenliğini kabul etmeyecektir.
2) İsraillilerin ve Filistinlilerin şu anda izledikleri yolu değiştirecek kartlar tek bir tarafın elinde değil. Bunun için uluslararası toplumun sürekli ve uyumlu bir şekilde ortak hareket etmesi gerekecek.
İlk olarak, BM Güvenlik Konseyi -özellikle beş daimî üye- uluslararası barış ve güvenliği koruma ve kollama görevini üstlenmeye ve BM Genel Kurulu kararları ve Uluslararası Adalet Divanı’nın işgal altındaki Batı Şeria’daki ayrım duvarına ilişkin 2004 tarihli tavsiye kararında teyit edildiği üzere kendi kaderini tayin hakkı da dahil Filistinlilerin haklarına yönelik ağır ihlalleri nedeniyle İsrail’e yaptırım uygulamaya istekli olmalı.
Uluslararası toplum, İsrail ile işgal altındaki Filistin topraklarını birbirinden ayırmak amacıyla İsrail’in Kudüs’ü yasadışı ilhakı da dahil, İsrail’i işgal altındaki Filistin topraklarından ayıran 1967 Haziran öncesi yeşil hatta yaptığı değişiklikleri tanımamaları için tüm devletlere çağrıda bulunan 2334 sayılı BM Güvenlik Konseyi Kararını (2016 yılında kabul edilmiştir) katı bir şekilde uygulamak için harekete geçebilir. Bu, İsrail’in işgalini sona erdirmeyi ve uluslararası meşruiyete dayalı siyasi bir çözümü hayata geçirmeyi amaçlayan uluslararası ve bölgesel çabaları yoğunlaştıracak ve hızlandıracaktır.
Bu tür bir uluslararası angajmanın meyve vermesi yıllar alacaktır; ancak İsrail ve Filistinliler arasındaki dinamiği değiştirmenin tek yolu budur.
Biden Barış Görüşmeleri için Yeni Şartlar Belirlemeli
ABD’nin eski Mısır ve İsrail büyükelçisi Daniel C. Kurtzer:
1) Siyasi hedefi olmayan savaş, öfke ve intikamla yapılır. İsrail’in bombardımanları Hamas’ın tünellerini, sığınaklarını ve silah depolarını bulup yok etmeye yönelik olsa da, bu kampanyanın siviller üzerindeki etkisi acımasız oldu. Savaşın nasıl sona ereceğini konuşmadan önce bombardıman sona ermeli ve İsrail, Hamas’a karşı alternatif bir strateji izlemeli.
İsrail ayrıca Hamas’ı yok edeceği sözünü vermekten de vazgeçmeli. Bu boş beyan İsrail’i ya belirttiği hedeften geri adım atmak ve bunun sonucunda zayıf görünmek ya da ele geçirilmesi zor son Hamas savaşçısını aramak için bitmek bilmeyen bir süre Gazze’de varlığını sürdürmek zorunda olduğu bir pozisyona sokuyor. Hamas’ın Gazze’den operasyon yapma kabiliyetini önemli ölçüde azaltmak, örgütü tamamen ortadan kaldırma niyetini ilan etmekten daha gerçekçi bir askeri hedef.
Bu askeri hedefin kritik sonucu, savaşın bitimini takip etmesi gereken siyasi ufuktur. Bir noktada İsrail’in büyük kara saldırısı sona erecek ve Gazze’de yüz binlerce evsiz, aç, hasta ve yaralı sivil kalacak ve bu insanlar hiçbir hükümet ve iç güvenlik olmadan yaşayacak. Ayrıca, Hamas 2.0 ya da daha kötüsü de dahil şiddet içeren direniş hareketlerine katılmaya hazır, umutsuz bir şekilde yaşayacaklar.
2) Dolayısıyla, çatışmalar durduktan sonra siyasi ufuk için en az iki gerekli bileşen var ve hem İsrail hem de uluslararası toplum bunlar için derhal plan yapmaya başlamalı.
İlk olarak, gerilimin azaltılması, istikrarın sağlanması ve geçici yönetimle ilgili savaş sonrası acil gereklilikleri ele alan bir süreç ve zaman çizelgesi geliştirilmeli. Güvenlikten kim sorumlu olacak? Temel hizmetleri sağlamak ve insani krizi yönetmek için geçici olarak kim yönetecek? Yeniden inşanın bedelini kim ödeyecek ve bundan kim sorumlu olacak? Ve bu temel görevler 2006’dan beri Gazze’de gördüğümüz savaşların tekrarlanmasını nasıl engelleyecek?
Savaş sonrası planlamanın ikinci bileşeni, İsrail işgalinin sona ermesini ve Filistinlilerin kendi kaderlerini tayin etme yoluyla geleceklerini seçebilmelerini güvence altına almayı amaçlayan siyasi bir süreç geliştirmektir. Eğer Filistin halkı 1967’den beri İsrail tarafından işgal edilen topraklarda bağımsız bir Filistin devleti kurmayı seçerse, o zaman hızlandırılmış bir barış süreci başlatılmalıdır.
Sorun şu ki ne İsrail ne de Filistinliler bu iç içe geçmiş hedeflerin peşinden gidecek bir ruh halinde değiller. İsrail sadece 7 Ekim’in şokunu hala atlatamamış değil, aynı zamanda iktidardaki koalisyon da çok aşırı ve İsrail’in topraklar üzerindeki kontrolünü genişletmeye çok fazla yatırım yapmış durumda. Gazze’deki Filistinliler, İsrail’in 7 Ekim’de verdiği yanıtın şokunu yaşıyor ve bundan başka bir şeye odaklanamıyor. Filistin Yönetimi ise bırakın Gazze’nin sorumluluğunu üstlenmeyi, Batı Şeria’yı bile yönetmekte zorlanıyor.
Bu da sorumluluğun başta ABD olmak üzere dışarıdaki taraflara düşeceği anlamına geliyor. ABD, İsrail’in yerleşim faaliyetlerini ve zalim işgal uygulamalarını durdurma ve tersine çevirme taahhüdünü güvence altına almalı ve Filistin Yönetimi’nin kendisini reforme ederken şiddeti azaltma taahhüdünü almalıdır. Amerika Birleşik Devletleri ayrıca gelecekteki müzakereler için tarafların pozisyonları arasındaki farklılıkları çözümün mümkün olduğu bir noktaya kadar daraltan referans şartlarını da açıklamalı.
ABD Veto Yetkisini Kullanmalı
İsrail ile barış görüşmelerinde Filistin müzakere ekibinin eski hukuk danışmanı Omar Dajani:
1) Bundan bir yıl sonra, ikinci kış yaklaşırken yüz binlerce Filistinli hâlâ çadırlarda yaşıyor olacak ve uluslararası toplumun iyi niyetleri ile İsrail’e karşı koyma cesareti arasındaki uçuruma saplanıp kalacak. Bu çıkmaz Filistinlilere tanıdık gelecek ve bunun nedeni sadece 1948-49 Nakbası sırasında büyük dedelerinin ve ninelerinin maruz kaldığı koşullara benzemesi değil.
Son 20 yılda bir model ortaya çıktı: İsrail’in 2002’de Batı Şeria şehirlerine yönelik cezalandırıcı saldırısının ve 2008-09, 2014 ve 2021’de Gazze’ye yönelik giderek daha yıkıcı hale gelen savaşlarının ardından, uluslararası bağışçılar yeniden inşa için milyarlarca dolar vaat etti, ancak sözlerini defalarca yerine getirmeyerek Gazzelilerin yoksulluk ve umutsuzluğun derinliklerine gömülmesine izin verdi. Her seferinde mesele sadece mali değildi. Daha derin iki sorun, yeniden inşa çabalarını tekrar tekrar sekteye uğrattı.
İsrail’in Batı Şeria ile Gazze Şeridi arasında ve uluslararası sınırlar boyunca hareket ve ticarete getirdiği ciddi kısıtlamalar, Filistinlilerin gerekli inşaat malzemelerini temin etmesini engelledi ve ekonomilerini canlandırma girişimlerini sekteye uğrattı. İsrail’in Hamas’ın Gazze’de iktidarı ele geçirmesinden çok önce uygulamaya başladığı bu kısıtlamalar sadece kısmen güvenlik kaygılarından kaynaklanıyor. İsrailli insan hakları örgütü Gisha’nın da işaret ettiği gibi, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’ndeki Filistinlileri birbirinden ayırma politikası, İsrail’in Batı Şeria topraklarını ilhak etme çabasının yanı sıra, İsrail’in egemenliği altına girdiğini düşündüğü bölgelerde Yahudi çoğunluğunu koruma arzusundan da kaynaklanıyor.
İsrail, Hamas’ı Gazze Şeridi’nde zorla iktidardan uzaklaştırmayı başarsa bile, aşırı sağcı liderlerinin ilhakçı gündeminden ve bu gündemin ilerletildiği ayrılık politikasından, şu ana kadar eksik olan sürekli bir uluslararası baskı olmadan vazgeçilmesi pek olası değildir.
Gazze’yi yeniden inşa etmeye yönelik geçmişteki çabalar da güvenilir bir siyasi ufuktan kopuk oldukları için başarısızlığa uğramıştı. Gazze Filistin’in bir parçasıdır. Ancak Batı Şeria ile ekonomik ve siyasi olarak yeniden bütünleşirse başarılı olabilir. Filistin Yönetimi’ni sekteye uğratan ve El Fetih ile Hamas arasındaki bölünmeyi devam ettiren derin meşruiyet krizi kısmen bir umut krizidir: Filistinliler liderlerinin özgürlük, haysiyet ve eşitlik sağlama kabiliyetlerine olan güvenlerini kaybetmişlerdir.
2) Eğer Filistin Yönetimi, Biden’ın savunduğu gibi bir barış anlaşmasına kadar Gazze Şeridi’nde hükümetin dümenini bir şekilde üstlenecekse, bunu ancak meşruiyeti Filistinlilerin inanabileceği uluslararası arabuluculukla yürütülen bir barış süreciyle desteklenirse yapabilir. Uluslararası toplumun geçen on yıl boyunca İsrail’i böyle bir süreci sürdürmek için gerekli olan eşit ortaklık ve karşılıklı kendi kaderini tayin gibi değerleri benimsemeye ikna etmek için gösterdiği zayıf girişimler, önümüzdeki yıl için iyimser olmak için pek bir neden sunmuyor.
Ancak Biden’ın Filistinliler ve İsrailliler için “eşit ölçüde özgürlük, fırsat ve haysiyet” sağlama taahhüdü acımasız bir retorikten daha fazlasıysa, ABD’nin bu kez işleri farklı yapma konusunda ciddi olduğu sinyalini verebileceği yollar var. Belki de hiçbiri sembolik ve pratik olarak Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’ndeki vetosunu nasıl kullandığından daha önemli değil. Kuşkusuz önümüzdeki aylarda Güvenlik Konseyi’ni kullanarak kalıcı bir ateşkes için, İsrail’in yerleşimci şiddeti gibi tırmandırıcı eylemlerini durdurması için, hareket kısıtlamalarına son verilmesi için ve hatta uluslararası bir barış inşası ve istikrar misyonunun sahada konuşlandırılması için baskı yapmak üzere girişimlerde bulunulacaktır.
İsrailliler arasında olağanüstü bir güvenilirliğe sahip olan Biden, onlara ve liderlerine aşılmaması gereken çizgiler olduğunu anlatmak için benzersiz bir konuma sahip. Vetoyu geri çekmek ve nedenini açıklamak güçlü bir ilk adım olacaktır.
İsrail, Filistin Devletini Kabul Etmeli
Ohio Eyalet Üniversitesi askeri tarih profesörü Peter R. Mansoor:
1) Gazze’deki savaşın tamamlanması birkaç ay sürecek ve bu süre zarfında İsrail hava ve topçu saldırıları Filistinlilere ait binaları ve bunların altındaki tünel sistemlerini vuracak. İsrail Savunma Kuvvetleri (IDF) Hamas’ı yok etme hedefine ulaşırsa, hırçın ve işbirlikçi olmayan bir nüfus arasında Filistinli militan örgütlerin kalıntılarını bastırmak için zorlu bir karşıgerilla operasyonuna girişmek zorunda kalacak. Bundan bir yıl sonra, İsrail hükümeti Gazze’deki güvenlik sorumluluğunu devralmak için istekli ortaklar bulmaya çalışırken (Birleşmiş Milletler? Komşu Arap devletleri?) IDF hâlâ Gazze’de Hamas millitanlarının izini sürüyor olacak.
2) Geniş dünya toplumu Filistin halkına insani destek sağlamaya yardımcı olacak, ancak İsrail-Filistin barış anlaşmasında ilerleme kaydedilmeden daha sağlam bir yeniden inşa yardımı gelmeyecektir; bu da İsrail’in bir Filistin devletinin kurulmasını ve Filistin halkının da İsrail’in varlığını kabul etmesini ve Filistinli mültecilerin 1948 öncesi evlerine geri dönme hakkından vazgeçmesini gerektirecektir.
Ne yazık ki her iki ön koşul da gerçekleşecek gibi görünmüyor. Bu arada Gazze Şehri ve Gazze Şeridi’ndeki diğer şehir merkezleri, savaşın dehşetine tanıklık etmiş diğer şehirlere çok benzeyecek; bombalanmış binalar, moloz yığınına dönmüş sokaklar ve harap olmuş altyapı şehir manzaralarını kirletecek. Yüz binlerce Filistinli mülteci barınabilecekleri her yerde yaşamlarını sürdürmeye çalışacak. Dünya kamuoyu İsrail’e karşı öfkelenecek, 7 Ekim saldırıları yıkım ve ölümler arasında unutulup gidecek.
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun (ya da halefinin) Filistin halkı arasında barış için istekli ortaklar araması ve iki devletli çözüm temelinde nihai bir barış anlaşması müzakere etmesi, Doğu Kudüs’ü bir Filistin devletinin başkenti olarak bırakması ve Filistinli mültecilerin İsrail’deki 1948 öncesi evlerine geri dönüş hakkı yerine tazminat teklif etmesi gerekiyor.
İsrail hükümetinin böyle bir planı kabul etme ihtimali kuşkusuz zayıf, ancak akla gelebilecek başka herhangi bir politika sadece düşmanlıkların bir sonraki başlangıcını geciktirecektir. Hamas’ı yok ederek Gazze’deki askeri operasyonlar bir barış anlaşması için gerekli koşulları yaratabilir, ancak bu anlaşmanın Filistinlilere siyasi egemenlik ve daha parlak bir gelecek umudu sağlaması gerekiyor.
Ortadoğu
İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.
İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.
Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.
İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.
Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.
Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.
Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.
Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.
Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.
Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.
İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.
Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.
Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.
Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.
Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.
Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.
Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.
Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.
Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.
İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.
Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.
Ortadoğu
ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.
ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.
Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.
Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.
CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.
Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.
Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:
“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”
Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.
Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.
CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.
Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.
Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.
Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.
“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı
ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.
Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.
Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.
Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.
Ortadoğu
İsrail’de teknoloji sektörü altı ayda yüzde 30 küçülebilir

İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi Hedva Ber, güçlü şekelin teknoloji faaliyetlerini yurt dışına itmesi nedeniyle yüksek teknoloji sektörünün altı ay içinde yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebileceği uyarısında bulundu. Kudüs’teki Eli Hurvitz Konferansı’nda konuşan Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron ise enflasyon beklentilerindeki düşüşle birlikte daha hızlı faiz indirimlerine açık olduklarının sinyalini verdi.
İsrail Merkez Bankası Başkanı Amir Yaron, Kudüs’te düzenlenen Eli Hurvitz Ekonomi ve Toplum Konferansı’nda yaptığı açıklamada, “Enflasyon beklentileri gerileyip hedef aralığın alt sınırına yaklaştıkça, bu durum daha genişleyici bir para politikasının daha hızlı bir tempoda uygulanmasını haklı kılmaktadır” dedi.
Yaron’un salı günü gerçekleştirdiği bu konuşma, Merkez Bankası Başkanı’nın para politikasını gevşetmeye ve faiz oranlarını önceden tahmin edilenden daha erken düşürmeye yönelik daha açık bir tutum benimsediğinin işareti olarak değerlendirildi.
Yaron’un verdiği bilgilere göre, ekonomik görünümdeki bu değişim son birkaç gün içinde meydana geldi.
İsrail’de yayın yapan ekonomi gazetesi Calcalist’in aktardığına göre Yaron, “Son faiz kararından bu yana, İran ile bir anlaşmaya varılması yönündeki beklentiler arttı. Bu beklentiler enerji fiyatlarında sert bir düşüşe yol açtı. Aynı zamanda İsrail’in risk primi düşmeye devam etti, şekel daha da güçlendi ve bu gelişmeler enflasyon beklentilerini geriletti” ifadelerini kullandı.
İsrail Merkez Bankası Başkanı, perakende sektöründeki rekabetin hâlâ yetersiz olmasına rağmen, yaşanan bu gelişmelerin kümülatif etkisinin enflasyonun düşmesine kesinlikle katkıda bulunabileceğini ve bu durumun gerileyen enflasyon beklentilerine de yansıdığını sözlerine ekledi.
Konuşmasında yüksek faiz oranlarının mevcut durumda ekonomik büyümenin önündeki temel engel olmadığını yineleyen Yaron, İsrail ekonomisinde bir kredi sıkışıklığı yaşandığına dair hiçbir işaret bulunmadığını savundu.
Yaron, büyümenin önündeki birincil kısıtlayıcı unsur olarak iş gücü açığına işaret etti.
Şekelin değer kazanmasına da değinen Yaron, bu değer artışının büyük bir kısmının İsrail Merkez Bankası’nın kontrolü dışında olduğunu ileri sürdü.
Yaron, “Şekelin güçlenmesi üç faktörden kaynaklanıyor: İsrail’in risk primindeki düşüş, ABD hisse senedi piyasalarının performansı ile bunun kurumsal yatırımcılar üzerindeki etkisi ve ABD dolarının küresel ölçekte zayıflaması. Bunlar öncelikle finansal faktörlerdir” dedi.
Yaron ayrıca ithalat engelleri, İsrail’deki yüksek emeklilik tasarruf oranları ve İsrail devlet tahvillerine yatırımı teşvik eden vergi avantajları dahil olmak üzere para birimini destekleyen bazı yapısal faktörlere de değindi.
Aynı zamanda ihracatçılar üzerindeki baskıyı da kabul eden Yaron, “İhracatçılar üzerindeki etkiyi anlıyoruz. Bunu hafife almıyoruz. Bu konu üzerinde önemle duruyoruz” şeklinde konuştu.
Yaron’un selefi Profesör Karnit Flug da döviz kuru konusuna değinerek Merkez Bankası’nın pozisyonunu savundu.
Flug, “Döviz kuru, faiz oranlarına karşı özellikle hassas değil. Geçmişte İsrail Merkez Bankası, değer artışının keskin ve hızlı olduğu dönemlerde müdahale ediyordu ancak bugünkü uluslararası atmosfer bu tür müdahaleleri çok daha az destekler nitelikte. Temel çözüm, ithalat engellerinin kaldırılması ve ithalatın artırılmasıdır; bu durum şekelin zayıflamasına yardımcı olacaktır” dedi.
Teknoloji sektöründe küçülme uyarısı
Konferans boyunca öne çıkan temel temalardan biri, İsrail para biriminin gücü ve bunun ekonomi üzerindeki etkileri oldu.
İsrail Merkez Bankası eski Bankacılık Denetçisi ve şu anda fintech şirketi eToro’nun Genel Müdür Yardımcısı olan Dr. Hedva Ber, teknoloji sektörü için ciddi sonuçlar doğabileceği konusunda uyardı.
Ber, “Altı ay içinde, İsrail’in yüksek teknoloji sektörü yüzde 25 ila yüzde 30 oranında küçülebilir. Tüm parasal ve mali politika seçeneklerini inceleyecek acil bir görev gücü kurulmazsa, sektörün daha fazlasının İsrail’den ayrıldığını göreceğiz. Bir kısmı zaten bugün ayrılıyor. Yüksek teknoloji şirketlerinin alternatifleri var ve İsrail ekonomisinin lokomotifi başka yerlere doğru hareket etmeye başlıyor” dedi.
Konferanstaki diğer konuşmacılar da doğrudan Merkez Bankası Başkanı’na faiz indirimlerini hızlandırma çağrısında bulundu.
Yatırım Kuruluşları Birliği Başkanı Avukat Nimrod Sapir, “Ekonomik koşullar bir faiz indirimini haklı çıkarıyor. Bu adım atıldıktan sonra ek önlemleri inceleyebiliriz” ifadelerini kullandı.
Yaron’un yaptığı açıklamalar, önceki aylara kıyasla daha yumuşak bir tona işaret ederken, İsrail Merkez Bankası’nın faiz indirimi için koşulların giderek olgunlaştığına inandığını gösteriyor.
Dünya Basını2 hafta önceProf. Mearsheimer: Trump, İran savaşını sonlandırmak için Çin’den yardım istedi
Dünya Basını2 hafta önceİktisat tarihçisi Chance: Batı, Çin’i kendi sistemine entegre ederek liberal bir demokrasiye dönüştüreceğini sandı
Asya2 hafta önceRusya ve Çin liderleri Pekin’de stratejik ortaklığı görüştü
Diplomasi2 hafta önceXi ve Putin ‘çok kutuplu bir dünya ve yeni tip uluslararası ilişkiler’ çağrısı yaptı
Amerika2 hafta önceBolivyalı işçi ve köylüler başkent La Paz’ı kuşattı
Asya2 hafta önceLai, Tayvan’ın “özgürlüğünden vazgeçmeyeceğini” söyledi, yeni İHA bütçeleri sözü verdi
Asya2 hafta önceRusya ve Çin arasındaki ticaret hacmi 240 milyar dolara ulaştı
Asya2 hafta önceİran’daki savaş yuan için küresel ticarette fırsat penceresi açtı







