Bizi Takip Edin

Avrupa

Yabancı şirketlerin hakimiyeti Romanya’da küçük burjuvaziyi sağa itiyor

Yayınlanma

Oxford Üniversitesi’nden siyaset bilimci Vladimir Borțun, Romanya’da aşırı sağcı AUR partisinin yükselişini ülkedeki ekonomik dengesizlikler ve yabancı sermayenin hakimiyetiyle ilişkilendirdi. Borțun, Alman ve diğer Batılı şirketlerin Romanya pazarındaki baskın konumunun yoksulluğu azaltmadığını, aksine yerel küçük işletmeleri ve orta sınıfı baskı altına alarak radikal sağa yönelttiğini belirtti.

Oxford Üniversitesi St John’s College öğretim üyesi siyaset bilimci Vladimir Borțun, German Foreign Policy portalına verdiği mülakatta, Romanya’da aşırı sağın önlenemez yükselişini ve bu durumun ülkedeki yabancı sermaye yapısıyla ilişkisini analiz etti.

Borțun, Alman şirketleri de dahil olmak üzere yabancı yatırımcıların ülkedeki istikrarlı ilerleyişinin yoksulluğu azaltmadığını, aksine yerel küçük burjuvazi üzerinde büyük bir baskı oluşturduğunu belirtti.

Bu ekonomik baskı, son dönemde oylarını hızla artıran aşırı sağcı AUR (Alianța pentru Unirea Românilor – Romenlerin Birliği İttifakı) partisine olan desteği güçlendiriyor.

Partinin lideri George Simion, son devlet başkanlığı seçimlerinde yüzde 46,4 oy oranıyla kazanmaya çok yaklaştı. Anketler, AUR’un şu anda yüzde 40’a yakın bir destekle birinci sırada olduğunu, yüzde 20 bandındaki Sosyal Demokrat Parti’nin (PSD) ise çok önünde yer aldığını gösteriyor.

Avrupa Parlamentosu’nda İtalyan Başbakanı Giorgia Meloni’nin partisi ve Polonya’daki PiS ile aynı grupta (ECR) yer alan AUR, ülkedeki siyasi dengeleri kökten değiştiriyor.

Neoliberal şok terapisi ve sanayisizleşme

Romanya’nın son yıllarda yabancı sermaye için önemli bir yatırım merkezi haline gelmesine rağmen AB’nin en yoksul ikinci ülkesi olmaya devam ettiğini hatırlatan Borțun, bu durumun köklerinin 1990’lara dayandığını ifade etti.

Borțun, sürecin başlangıcını şu sözlerle anlattı:

“1990’ların başında Romanya’da yaşananlarla başlamalıyız. Tüm bölgede olduğu gibi burada da alışılagelmiş şok terapisi uygulandı. Polonya veya Rusya’daki kadar acımasız olmasa da yine de gerçekleşti. Kapitalist restorasyonun ilk beş yılında sanayisizleşme süreci tetiklendi. Sanayideki istihdamın toplam işgücüne oranının yüzde 42’den yüzde 30’a düştüğünü gördük. İhracatta yüzde 60’ın üzerinde bir düşüş yaşandı. GSYİH’nin yaklaşık dörtte biri kaybedildi.”

Bu yıkımın ardından çevresel bir neoliberal modelin inşa edildiğini belirten Borțun, 2011’deki iş kanunu reformuna dikkat çekti.

Siyaset bilimci, bu reformun işçi sınıfını hak ve ücret mücadelesi için gereken temel araçlardan mahrum bıraktığını, özel sektörde sendikalaşmayı ve toplu pazarlığı neredeyse imkansız hale getirdiğini vurguladı.

Ekonomik modelin bir diğer ayağını özelleştirmeler oluşturdu. Borțun, Romanya’nın en büyük şirketlerinin satıldığını, ancak bu satışların serbest piyasa mantığıyla bile çeliştiğini savundu.

Borțun, durumu şu örnekle açıkladı:

“Romanya’nın petrolü büyük ölçüde Kazakistan’ın devlet petrol şirketine ait. Serbest piyasanın şirketleri yönetmede ve kaynakları dağıtmada daha verimli olduğu argümanını düşünün; sanayinizi başka ülkelerin devlet şirketlerine sattığınızda bu argüman anlamını yitiriyor.”

Yabancı yatırımı çekmek için kurumlar vergisinin yüzde 16’ya düşürüldüğünü ve artan oranlı vergilendirmenin kaldırıldığını belirten Borțun, Romanya’nın Macaristan ile birlikte AB’de artan oranlı vergi uygulamayan iki ülkeden biri olduğunu hatırlattı.

“Bükreş, GSYİH açısından bir zenginlik adasıdır”

Yabancı doğrudan yatırımların ülkeye girişinin bölgesel dengesizlikleri derinleştirdiğini ifade eden Borțun, başkent Bükreş ile ülkenin geri kalanı arasındaki uçuruma işaret etti.

Borțun, verileri şu şekilde paylaştı:

“Başkent bölgesi Bükreş, doğrudan yabancı yatırımların yüzde 64’ünü çekerken, Ukrayna ve Moldova sınırındaki en yoksul bölge olan kuzeydoğu bölgesi sadece yüzde 2,6’sını çekti. Bükreş, GSYİH açısından bir zenginlik adasıdır. AB ortalamasının yaklaşık yüzde 150’sine sahip ve GSYİH’si tüm Sırbistan’ınkinden daha yüksek. Ancak diğer tarafta, ekonomik, sosyal ve kültürel olarak tamamen çökmüş eski sanayi kasabaları var.”

Bu tablonun göçü tetiklediğini belirten Borțun, yaklaşık 20 milyonluk nüfusun 5 milyonunun diasporada yaşadığını, birkaç yıl önceki istatistiklere göre Avrupa’da sadece Suriyeli diasporasının Romenlerden daha büyük olduğunu ekledi.

Sol alternatifin yokluğu sağın önünü açıyor

Borțun, Romanya’daki ana akım partilerin aslında sermayenin farklı fraksiyonlarını temsil ettiğini ve gerçek bir sol partinin yokluğunun AUR’un önünü açtığını dile getirdi.

Siyaset bilimci, partilerin yapısını şöyle özetledi:

“Sosyal Demokrat Parti (PSD), yerli sermayenin, özellikle de devlet kaynaklarına ve ihalelere bağlı kapitalistlerin ana siyasi aracı olmuştur. Ulusal Liberal Parti (PNL) ise yerli sermaye ağları ile yabancı sermayeye bağlı komprador burjuvazinin birleşimidir. Üçüncü parti USR (Romanya’yı Kurtar Birliği) ise tamamen neoliberaldir ve yabancı sermayeyi temsil eden kurumsal, eğitimli orta sınıfa hitap eder.”

Borțun, bu partilerin hiçbirinin artan oranlı vergilendirmeyi gündeme getirmediğini ve işgücünün güvencesizleşmesine katkıda bulunduğunu vurguladı.

Küçük burjuvazinin isyanı

AUR’un tabanını analiz eden Borțun, partinin sadece yoksullardan değil, özellikle yabancı şirketlerin baskısı altında ezilen yerli küçük ve orta ölçekli işletme (KOBİ) sahiplerinden destek aldığını belirtti.

Borțun, parti üyeleri üzerine yaptığı araştırmayı şu sözlerle aktardı:

“2020-2024 yılları arasındaki AUR milletvekillerinin geçmişini inceledim. Yüzde 64’ünün yerli sermaye ile bir bağlantısı olduğunu buldum. Üçte biri KOBİ sahibi, hissedarı, arazi sahibi ya da yerli kapitalistler için yönetici pozisyonunda çalışıyor. Vergiler, düzenlemeler ve asgari ücret artışları altında ezildiklerini hissediyorlar; büyük şirketler için bunları ödemek daha kolay. Romanya devletinin yabancı şirketlerin kontrolünde olduğunu düşünüyorlar ve haksız da sayılmazlar.”

Borțun, bankacılık sektörünün yüzde 60’ından fazlasının yabancıların elinde olduğunu ve kârların Romanya ekonomisine yatırım olarak dönmek yerine ana ülkelere transfer edildiğini hatırlattı.

Bu durumun, yabancı bankalarda çalışıp hayal kırıklığına uğrayan “eski kompradorları” da AUR saflarına ittiğini belirtti.

AUR’un ideolojik olarak standart bir popülist aşırı sağ çizgisinde olduğunu belirten Borțun, partinin etnik milliyetçi bir dil kullandığını ve göçmen karşıtı olduğunu söyledi. Partinin Rusya yanlısı olduğu iddialarına değinen Borțun, AUR’un aslında NATO ve Trump hayranı olduğunu vurguladı.

Borțun, partinin kültürel söylemlerine ilişkin şunları söyledi:

“Kovid konusunda çok şüpheciydiler, aşı karşıtıydılar ve pandemi sırasında büyük destek kazandılar. Elbette LGBT haklarına karşı da kampanya yürütüyorlar; buna neomarksizm, kültürel marksizm diyorlar, hatta abartılı bir teorik yenilikle ‘sekso-marksizm’ (sexo-marxism) terimini icat ettiler.”

Milli mutabakat hükümetinin kemer sıkma politikaları AUR’u güçlendirdi

Seçimlerin ardından kurulan PSD, PNL ve USR koalisyonunun “milli mutabakat hükümeti” adı altında sert kemer sıkma politikaları uyguladığını belirten Borțun, bu durumun AUR’u daha da güçlendirdiği uyarısında bulundu.

Borțun, mevcut tabloyu şöyle değerlendirdi:

“Hükümet, öğrencilerin burslarını kesmekle işe başlayarak acımasız bir kemer sıkma programı uyguluyor. Romanya’da yoksul ailelerin çocukları için burslar bir can simididir. Bu durum halkta büyük bir tepkiye yol açtı. AUR, bu kemer sıkma önlemlerine karşı çıkarak fırsatçı bir şekilde oy kazanıyor. 2019’da kurulan parti, 2020’de yüzde 10 oy aldı. 2024’te bunu ikiye katladı. Şimdi anketler onları yüzde 40 civarında gösteriyor. Bu, Avrupa’da yakın tarihte görülen en hızlı yükselişlerden biri olmalı.”

Borțun, aşırı sağa karşı tek çözümün, zenginlerin vergilendirilmesi, kamusal konut, sağlık ve eğitim yatırımları gibi halkın desteklediği politikaları savunacak gerçek bir sol partinin kurulması olduğunu da sözlerine ekledi.

Avrupa

Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Yayınlanma

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.

Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.

The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.

Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.

Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.

Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.

Fransa’da okul boykotları yayılıyor

“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.

Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.

Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.

Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.

Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.

17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.

BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.

Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.

Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.

Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.

Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.

Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.

Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.

Bu kapsamda iki soru sorulacak:

  • Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
  • Beklentileriniz nelerdir?

Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.

Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Yayınlanma

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.

Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.

Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.

Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.

Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.

İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).

Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.

BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.

Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.

Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.

Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.

Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.

Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.

Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.

Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

Yayınlanma

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.

Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.

Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.

Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.

Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.

Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.

Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.

Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.

Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English