Amerika
Yeniden yapılanma başlıyor: Trump ve yandaşları milyarlar kazanacak

Editörün notu: Donald Trump, ikinci başkanlık dönemine yönelik planlarında ABD’nin mevcut siyasi ve ekonomik sistemini köklü bir şekilde değiştirmeyi hedefliyor. “Önce Amerika” sloganıyla, devletin küçültülmesi, bürokrasinin azaltılması ve federal bütçe açığının giderilmesi öncelikli hedefler arasında yer alıyor. Ve bu politikalar, Trump ve yakın çevresi için büyük kazanç fırsatları sunma potansiyeline sahip. Trump, Elon Musk ve Vivek Ramaswamy gibi iş dünyasından isimleri yeni oluşturulan Hükümet Verimliliği Departmanı’na atayarak kamu kaynaklarının israfını önlemeyi hedefliyor. Bu süreçte, özel şirketler ve Trump’ın destekçileri için ciddi ekonomik avantajlar oluşuyor. Özellikle Musk’ın girişimleri hem devlet teşviklerinden hem de kripto para gibi spekülatif alanlardan büyük kazanç sağlayabilir. Göç politikaları, sınır güvenliği ve devleti küçültme gibi girişimler, Trump ekibine finansal fırsatlar sunarken, istihbarat kurumlarının dizginlenmesi ve medya kontrolü gibi stratejilerle muhalefetin etkisi azaltılmaya çalışılacak. Özelleştirme, büyük bütçe projeleri ve uluslararası ilişkilerde ekonomik spekülasyonlar, bu dönemin belirleyici unsurları arasında.
Yeniden yapılanma başlıyor: Trump ve yandaşları nasıl inanılmaz paralar kazanacak?
Michael Maier, Berliner Zeitung
Trump, ABD’nin mevcut siyasi sistemini köklü bir şekilde değiştirme niyetinde. Seçim kampanyaları boyunca, daha küçük ve verimli bir devlet inşa etmek istediğini defalarca vurgulamıştı. ABD’nin bir şekilde müdahil olduğu savaşları bitirme sözü vermişti. Onun “Önce Amerika” sloganı, ABD hükümetinin öncelikli olarak kendi vatandaşlarının çıkarlarını gözetmesi gerektiği anlamına geliyor. Fakat bu yaklaşım, aynı zamanda bilgiye herkesten önce ulaşabilenler için, yani Trump ve çevresi için büyük bir kazanç fırsatı. Gordon Gekko (film karakteri), bu durumu görse kıskançlıktan çatlayabilirdi.
Trump’ın, federal bütçenin taşıma kapasitesine ulaştığını belirterek odaklanmayı vadetmesi dikkat çekiyor. Ancak siyasi değişimlerin her biri, Trump ekibi açısından altın madeni olabilir. Bu ekip, spekülasyonun ustası; finansal işlemlerde uzman ve bilgiyi paraya çevirmekte oldukça yetenekli. Ayrıca, hiç şüphesiz ki vicdan azabı çekmiyorlar ve yeterince kaynakları var. Trump’ın en yakın dostları ya milyoner ya da milyarder. Büyük paralarla riske girebilirler; üstelik hükümete yükseldiklerinde kumarhanenin “kasası” da onlar oluyor.
Bu tür etik sorunları inceleyen Birmingham Üniversitesi, politikacıların ellerindeki ayrıcalıklı bilgilerle bahis oynamasının getirdiği ahlaki ikilemleri analiz ediyor. Etik mi? Trump’ın yaklaşımı daha ziyade, “Grab them by the p****” tarzında özetleniyor.
Trump’ın seçimi kazanmasının sonrasında borsalardan gelen coşkulu tepkiler, gelecekte yaşanacakların bir ön izlemesi gibi. Eski Trump yetkilisi John Bolton’ın öngörüsü, tamamen yanlış çıktı. Bolton, Trump’ın sadece bir dönem görev yapacağını ve etkisiz bir başkan olacağını iddia etmişti. Fakat gerçek şu ki, Trump, tıpkı altın yumurtlayan bir tavuk gibi, etrafındakiler için büyük kazançlar sağlayacak.
Trump’ın ekibi, sağlam bir stratejiyle işe koyuluyor; bu yaklaşım, finans çevrelerinden büyük alkış alacak gibi görünüyor. Zira planı anlayan ve kararlılıkla uygulayan herkes, bu süreçten kazanç sağlayabilir. İlginç olan, bu planın gerçek bir soruna dayandırılmış olması: Trump’ın ekibi, bu sorunu çözmek için ciddi bir çaba gösterebilir.
ABD’nin trilyon dolarlık bütçe açığı, Trump yönetimi için ciddi bir risk oluşturuyor. Ülkenin en büyük alacaklılarından biri olan Çin, ABD’nin bu devasa açığındaki rolüyle dikkat çekiyor. Çin, yükselen bir dünya gücü olarak Trump’ın odağındaki önemli bir faktör. Trump’ın ilk atamaları, başkanın hedeflerine ulaşmak için farklı düzeylerde hamleler yapacağını gösteriyor. İlk olarak, devletin küçültülmesi hedefleniyor. Trump, bürokrasiyi ve aşırı düzenlemeleri gereksiz buluyor. İş dünyasından gelen bir isim olarak, özel şirketlerin devlet kurumlarından daha etkin çalışacağına inanıyor.
Bu doğrultuda Trump, salı günü yaptığı açıklamada, Tesla ve SpaceX CEO’su Elon Musk ile girişimci Vivek Ramaswamy’nin, yeni oluşturulan Hükümet Verimliliği Departmanı’na (DOGE) başına getirileceğini duyurdu.
Musk, bu atamayla ilgili yaptığı açıklamada, “Bu karar, sistemde ve kamu kaynaklarını israf eden herkes üzerinde şok etkisi yaratacak. Ve bu ‘herkes’ oldukça geniş bir kitleyi kapsıyor!” ifadelerini kullandı. Musk’ın, kamu kaynaklarına erişim sayesinde düzenli gelir elde edeceği de bir gerçek. New York Times‘a göre, SpaceX son on yılda federal hükümetten 10 milyar dolardan fazla değerinde ihale almış durumda.
Trump’ın açıklamalarına göre Musk ve Ramaswamy, “devlet bürokrasisini azaltmak, gereksiz düzenlemeleri ortadan kaldırmak, israfı kesmek ve federal kurumları yeniden yapılandırmak” için çalışmalar yürütecek. Departmanın, “hükümet dışından” tavsiyeler sunacağı belirtiliyor. Bu dışarılıklı konum, Musk ve Ramaswamy’nin daha radikal fikirlerle gelmesine olanak tanırken, aynı zamanda özel işlerinden ayrılmalarını ya da mali durumlarını açıklamalarını gereksiz kılıyor.
Bu görev büyük ölçüde kamuya yönelik bir vitrin niteliğinde olabilir. Musk’ın X (eski adıyla Twitter) üzerinden yaptığı ilk açıklama da bunu destekliyor: Departman, “maksimum şeffaflık” sağlayarak, internet üzerinden çalışacak ve “vergi paralarınızın en aptalca şekilde harcandığı” örnekleri listeleyen bir sıralama yayınlayacak. Musk, bu girişimin “hem trajik hem de son derece eğlenceli” olacağını ifade etti.
Fakat bu adım, bazı gelişmelere karşı bahisler açılmasını ve büyük kazançlar sağlanmasını mümkün kılabilir. Brexit sürecinde, Nigel Farage ve etrafındakiler de buna benzer bir yol izlemişti. O dönemde, milyarlarca poundluk bahisler, çoğunlukla şaibeli posta kutusu şirketleri aracılığıyla yürütüldü. Farage’ın Brexit zaferi için bahis oynadığı ve sonuç açıklanmadan kısa bir süre önce halka yenileceğini söylediği biliniyor. The Guardian‘ın haberine göre, Farage o gece sterline karşı bahisler açmış olabilir. Farage bu iddiaları reddediyor ama Trump’ın seçim kampanyasında onun yanında yer aldığı ve notlar aldığı kesin gibi görünüyor.
Trump yönetiminin planladığı (ve belki de gerekli olan) devleti kapsamlı olarak küçültme operasyonu, Elon Musk için bazı “hoş yan etkiler” getirecek gibi görünüyor. Musk, hazırlanan veri ve listeleri kendi platformu X üzerinde paylaşarak, bu platformu Trump yönetiminin bir tür merkezi iletişim organı haline getirebilir. Bu hamle, Musk’ın platformunun değerini artıracak ve bu değer artışı, kamu teşvikleri sayesinde gerçekleşeceği için Musk bunu bir kazan-kazan fırsatı olarak görüyor. Aynı zamanda Musk, bu plan sayesinde geleneksel medyaya olan mesafesini artırarak onlara daha fazla zarar verebilecek.
Bu durum yalnızca X platformuna değil, Musk’ın diğer yatırımlarına da yarar sağlayabilir. Özellikle Musk’ın hayranı olduğu ve sık sık desteklediği bir kripto para birimi olan Dogecoin (borsa kodu DOGE), bu süreçte büyük bir değer artışı yaşadı. Trump’ın seçilmesinden bu yana Dogecoin’in değeri neredeyse yüzde 100 arttı. Geçtiğimiz hafta DOGE’nin değer kazanacağını bilenler, yatırımlarını birkaç gün içinde ikiye katladı. Trump’ın birkaç ay önce kripto paralara duyduğu ani ilgiyi bu bağlamda anlamak zor olmasa gerek.
Ancak, federal bütçede gerçek anlamda tasarruf yapmak, spekülasyon yoluyla kazanılan hızlı kazançlar kadar kolay olmayabilir. Vivek Ramaswamy, yakın zamanda Lex Fridman ile yaptığı bir podcast röportajında, devlet memurlarının yaklaşık yüzde 99’unun hukuken işten çıkarılamaz olduğunu ifade etti. Ramaswamy’ye göre seçilmiş temsilciler, bürokrasi üzerinde gerçek bir otorite kuramıyor. Bunun yerine, politikacılar genellikle memurlara hizmet etmek zorunda kalıyor. Harvard’da biyoloji ve Yale’de hukuk eğitimi almış olan Ramaswamy, genç Cumhuriyetçiler arasında en parlak zihinlerden biri olarak gösteriliyor. Bu sorun için bir çözüm önerisi de geliştirmiş durumda: Tekil işten çıkarmalar mümkün olmasa da toplu işten çıkarmalar hukuken gerçekleştirilebilir.
Federal bütçeyi azaltmanın bir diğer yolu ise Trump’ın temel seçim vaatlerinden biri olan yasa dışı göçmenlerin kitlesel sınır dışı edilmesi. Trump, bu planın uygulanmasında kilit rol oynaması için Güney Dakota Valisi Kristi Noem’i, ABD İç Güvenlik Bakanı olarak atamak istediğini açıkladı. Noem, Trump’a göre, sınır güvenliği konusunda büyük çaba göstermiş bir isim. İlk kadın vali olarak Teksas sınırına Ulusal Muhafız birliklerini göndermiş olması, bu konudaki kararlılığının altını çiziyor. İç Güvenlik Bakanlığı’nın, Trump’ın bu planı gerçekleştirmek için kullanmayı planladığı 107 milyar dolarlık bütçesi bulunuyor.
Göç ve sınır güvenliği politikalarının uygulanmasında tanıdık isimler de sahneye çıkıyor. Trump’ın ilk başkanlık döneminde göçmenlere yönelik sert politikalarıyla tanınan Stephen Miller, yeni dönemde Beyaz Saray’da koltuk kazanacak. Miller, Trump’ın kampanya etkinliklerinde, yasa dışı göçmenlerin, kartellerin ve suç çetelerinin ülkeden çıkarılacağına dair sert mesajlar verdi. Ayrıca, Trump ekibinde, kitlesel sınır dışı işlemlerini denetlemek üzere “Sınır Çarı” olarak adlandırılan Tom Homan da yer alıyor.
Trump yönetimi, devleti küçültürken, bazı hizmetlerin devam etmesi gerektiğinden, pek çok alanda özelleştirmeye gitmek zorunda kalacak gibi görünüyor. Ancak burada asıl dikkati çeken nokta, Trump, Elon Musk ve diğerlerinin, iktidarda olmanın sağladığı yasal zor kullanma avantajını sonuna kadar değerlendirecek olmaları. Bu durum, özellikle gazeteciler ve eleştirmenler gibi muhalif sesleri hedef alabilir.
Toplumu kontrol altında tutma konusunda Trump ekibinin elindeki gizli silah ise, Palantir adlı gözetim şirketinin kurucusu Peter Thiel. Palantir, halihazırda geniş çaplı bir veri havuzuna sahip ve bu veriler, neredeyse kusursuz bir gözetim sistemi sunuyor. Thiel’in şirketleri ile Elon Musk’ın girişimleri arasındaki sıkı bağlar, bu sistemin etkisini artırabilir. Trump, bu teknolojiyi, özellikle istihbarat örgütlerini dizginlemek için kullanmak istiyor. Trump’ın, medyadan bile daha fazla nefret ettiği bu kurumların, son yıllarda Demokratlarla işbirliği yaparak Trump ve ailesine karşı hareket ettiği iddia ediliyor.
Vivek Ramaswamy, bir süre önce yaptığı bir açıklamada, yeni yönetimin ilk adımının FBI’ın kaldırılması olması gerektiğini belirtmişti. Bu iddia, Trump’a yakın gazeteci Tucker Carlson tarafından da destekleniyor. Carlson, seçim sonrası katıldığı iki programda, Kuzey Akım-2 doğalgaz boru hattını havaya uçuranın ABD olduğunu öne sürdü. Bu iddia, ilk olarak gazeteci Seymour Hersh tarafından ortaya atılmıştı. Ancak CIA, bu suçlamaları kesin bir dille reddetti.
Trump’ın ekibi, “rejim değişikliği operasyonlarının” Amerikan kurumlarının işi olmadığını savunuyor. İstihbarat kurumlarını itibarsızlaştırarak, kendilerini “iyi taraf” olarak lanse etmeye çalışıyorlar. Ancak, bu taktik, müttefiklere karşı şiddet kullanımı gibi konularda kendi dostlarının bile dokunulmaz kalmasını sağlayabilir. Kuzey Akım-2’ye kimin esasen sabotaj düzenlediği ise hâlâ bilinmiyor.
Bu süreçte, CIA’nin yeni başkanlığına yapılacak atama, Trump’ın planlarının merkezinde yer alıyor. Trump’a göre, bu pozisyona eski ABD Ulusal İstihbarat Direktörü John Ratcliffe getirilecek. Ratcliffe, Trump’ın ilk başkanlık döneminde aynı görevi yürütmüştü. Trump, Ratcliffe’i Truth Social’da “Amerikan halkına karşı dürüstlük ve gerçeklerin savunucusu” olarak tanımladı.
Trump, ikinci başkanlık dönemi için kurduğu ekibi hem sadakat hem de mali avantajları maksimize edecek biçimde şekillendiriyor. Bu ekipte, her biri Trump’a bağlılıklarıyla bilinen isimler kritik pozisyonlara yerleştiriliyor. John Ratcliffe, Trump’ın CIA Başkanı adayı olarak dikkat çekiyor. New York Times’a göre, Ratcliffe Kongre üyesiyken Trump’ı desteklemek için büyük çaba sarf etmiş, Hunter Biden soruşturmalarında yardımcı olmuş ve 2016’daki Trump kampanyası ile Rusya arasındaki bağlantılarla ilgili soruşturmaları tekrar tekrar eleştirmişti.
Ratcliffe’in, özellikle Çin ile ilgili istihbarat analizlerine dönük sert eleştirileri dikkat çekiyor. Ona göre, ABD’nin istihbarat kurumları, Çin’in etkisini değerlendirirken Rusya’ya kıyasla daha yumuşak bir yaklaşım benimsiyordu. Bu görüş, Trump’ın Çin’i odak noktası haline getiren politikalarıyla uyumlu.
Trump’ın Çin politikası, sadece ulusal güvenlikten ziyade, aynı zamanda ekonomik spekülasyon için de büyük fırsatlar sunuyor. Yeni Dışişleri Bakanı olarak belirlenen Marco Rubio, uzun süredir TikTok gibi Çinli teknoloji şirketlerini yasaklama taraftarıydı. Bu tür girişimler, Çin merkezli diğer şirketlerin de potansiyel hedef haline gelmesine yol açabilir ve finans piyasalarında spekülatif dalgalanmalara neden olabilir. Trump’ın ekibi açısından Çin, Rusya’dan çok daha kazançlı bir oyun alanı gibi görünüyor.
Trump, Savunma Bakanlığı için Pete Hegseth’i seçti. Hem ordu geçmişi hem de Fox News’teki güçlü duruşuyla bilinen Hegseth, politik bir acemi olsa da Trump için sadık bir müttefik. Trump, Hegseth’in atamasıyla ilgili olarak, “Amerika’nın düşmanlarına uyarı niteliğinde bir adım,” yorumunu yaptı. Hegseth’in bu görevi, Trump’ın daha agresif bir dış politika ve askeri strateji izleyeceğinin sinyalini veriyor.
Trump, çevre düzenlemelerini gevşetmek ve ABD’yi petrol ve doğalgaz üretiminde tekrar lider yapma hedefi doğrultusunda, Lee Zeldin’i Çevre Koruma Ajansı’nın (EPA) başına getirmeyi planlıyor. 44 yaşındaki Zeldin, çevre düzenlemelerini hızlı bir şekilde kaldırmayı ve enerji sektörünü serbest bırakmayı vadediyor. Trump’ın mitinglerinde sıkça kullandığı “Drill, Baby, Drill!” sloganı, bu politikaların popülaritesini artırmayı hedefliyor. Fakat bu politikanın başarılı mı yoksa bir fiyasko mu olacağı, Trump’ın başkanlık döneminin sonunda belli olacak.
Trump’ın bu yeni dönemi, bir kumarhane işletmecisinin bakış açısını yansıtıyor: “Her zaman kasa kazanır”. Bu anlayışla, Trump ve ekibinin atacağı her adımın ardında, yalnızca politik değil, aynı zamanda ekonomik çıkarların da olduğu aşikâr. Spekülasyon ve piyasaları yönlendirme, Trump’ın yönetim anlayışında belirleyici bir rol oynayacak gibi görünüyor.
Yeni ticaret savaşları yolda: Trump, “korumacı” Lighthizer’a teklif götürdü
Amerika
Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.
ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.
Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.
Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.
Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.
Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.
Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.
Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.
ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.
Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.
The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.
Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.
Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.
Amerika
Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.
ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.
ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.
Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.
Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.
Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.
Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.
Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.
Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.
Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.
Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.
Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.
Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.
Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.
Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.
Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.
Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.
Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.
Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.
Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.
Amerika
ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.
ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.
Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.
Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.
NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.
Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.
Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.
Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.
NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:
“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”
Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.
Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.
ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.
ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.
Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.
Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak
Dünya Basını1 hafta önceTarihçi Emmanuel Todd: Avrupa Rusya konusunda tehlikeli bir fanteziye kapıldı
Ortadoğu2 hafta önceKörfez ülkeleri, İran ile ilişkilerin “resetlenmesini” istiyor
Rusya1 hafta önceRusya’dan notlar: Siperler, kuryeler ve 9. Duma seçimleri










