Bizi Takip Edin

Diplomasi

Zelenskiy’nin kasası yargılanıyor: Ukrayna’daki yeni dalga yolsuzluk operasyonlarına bakış

Yayınlanma

10 Kasım akşamı, 2014-2019 yılları arasında Ukrayna Devlet Başkanı olan Pyotr Poroşenko’nun liderliğindeki Avrupa Dayanışması partisi, Kvartal 95 stüdyosunun ortaklarından Timur Mindıç’le bağlantılı yolsuzluk skandalı nedeniyle hükümete güven oylaması sürecini başlattığını açıkladı.

Avrupa Dayanışması’nın açıklamasında, “Bu yetersiz ve yozlaşmış hükümetin istifası sürecini başlatıyoruz. Amacımız, devlet yönetiminde etkinliği, toplumda birliği ve uluslararası ortakların güvenini yeniden tesis etmek. Devlet için tehdit oluşturan durumu gören tüm milletvekili arkadaşlarımızı, ulusal kurtuluş hükümetinin kurulması için kabinenin istifasına destek vermeye çağırıyoruz” ifadesi yer aldı.

İki gün önce Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP) Mindıç’in evinde arama yapmış ve kendisinin ülkeyi terk ettiği ortaya çıkmıştı. Aynı gün, Adalet Bakanı ile 2021-2025 yılları arasında Enerji Bakanı olarak görev yapan German Galuşçenko’nun da adreslerinde arama yapıldığı bildirildi.

Poroşenko’nun partisi şu soruyu gündeme getirdi: “Muhalefet milletvekilleri, Ukrayna’nın enerji sisteminin onarımı için uluslararası destek talep ettiğimiz toplantılara bile gönderilmezken, Mindıç ülkeyi nasıl bu kadar rahat terk edebildi?” Parti, yaşananlara “açık ve etkili bir yanıt” verilmesini talep etti. Aksi halde, grup temsilcilerine göre, Ukrayna uluslararası ortaklarının güvenini ve desteğini kaybedecek.

Avrupa Dayanışması’nın parlamentoda konunun görüşülmesini sağlayabilmesi için en az 150 milletvekilinin imzasını toplaması gerekiyor. Parti, Ukrayna Yüksek Rada’sında 26 sandalyeye sahip. Hükümetin düşürülmesi için ise çoğunluk oyu gerekiyor; Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’nin partisi Halkın Hizmetkârı’nın parlamentoda 229 sandalyesi bulunuyor.

Ukrayna’da nükleer enerji yolsuzluğu Zelenskiy hükümetini sarstı

Timur Mindıç kimdir ve hangi skandala karıştı?

Mindıç hakkında yürütülen soruşturma, enerji sektöründeki yolsuzluk iddialarıyla ilgili. NABU ve Özel SAP’ın beyanlarına göre, soruşturma 15 ay sürdü ve bu süre içinde bin saatlik ses kaydı toplandı. Emniyet birimlerinin açıklamasına göre, üst düzey bir suç örgütünün üyeleri, devlet şirketi Energoatom’da (Ukrayna’nın üç nükleer santralini işleten şirket) geniş çaplı bir yolsuzluk şebekesi kurdu. Büro ve savcılığın tespitine göre, grup üyeleri, şirketle sözleşme yapan yüklenicilerden sözleşme bedelinin yüzde 10 ila 15’i oranında komisyon alıyordu. Söz konusu yükleniciler, özellikle banka sisteminde ödemelerinin engellenmemesi veya tedarikçi statülerini koruyabilmek için bu parayı ödemek zorunda kalıyordu. Bu uygulama, “geçiş bariyeri” olarak adlandırıldı.

NABU ve SAP, soruşturmada isimleri açıklamadı ancak görev unvanlarını paylaştı. Rollerin dağılımına göre, suç örgütünün lideri Timur Mindıç, Varlık Fonunun eski başkan yardımcısı ve daha sonra Enerji Bakanı’nın danışmanı olan İgor Mironyuk’u, ayrıca Energoatom’un güvenlik müdürü Dmitriy Basov’u şemaya dahil etti. Bakanlık ve şirket içindeki bağlantılarını kullanarak, kadro atamaları, ihaleler ve mali akışlar üzerinde kontrol sağladılar.

NABU ve SAP açıklamasında şu ifadelere yer verdi: “Yıllık geliri 200 milyar grivnayı aşan stratejik bir kamu işletmesinin fiili yönetimi, resmi makamlar tarafından değil, herhangi bir yetkisi bulunmayan dışarıdaki şahıslarca yürütülüyordu. Bu şahıslar, kendilerine ‘gözetmen’ rolü biçmişti.”

Elde edilen paranın aklanması için Kiev’in merkezinde özel bir büro kurulmuştu. Bu büro, para akışını yönetti, gizli muhasebe tuttu ve paraları yurt dışındaki çok sayıda paravan şirket üzerinden akladı. Büro ve savcılığın açıklamasına göre, bu “çamaşırhaneden” yaklaşık 100 milyon dolar geçti.

Ukraynalı sermayedar ve yapımcı Timur Mindıç, 19 Eylül 1979’da Dnipropetrovsk’ta (bugünkü adıyla Dnipro) doğdu. Mindıç, Kvartal 95 stüdyosunun ortaklarından biri. Ukrayna basınına göre, Eylül 2023’ten bu yana cezaevinde bulunan ve çeşitli suçlardan yargılanan iş insanı İgor Kolomoyskiy’le yakın ilişkileri vardı.

Kvartal 95 stüdyosu ise Zelenskiy’in esk işyeri. Zelenskiy’yi Kolomoyskiy’le tanıştıran kişinin de Mindıç olduğu belirtiliyor. Zelenskiy, devlet başkanı olduktan sonra Kolomoyskiy’le arasına mesafe koydu ancak Mindıç’le ilişkisini sürdürdü. Strana haber sitesine göre, Mindıç “devlet başkanının kasası” olarak anılıyordu; iddialara göre, Zelenskiy’nin ekibindeki çıkar çevreleri, para akışını onun üzerinden yürütüyordu.

Midas Operasyonu

Mindıç’ın adı bu yıl boyunca sık sık NABU ve SAP’nin yürüttüğü yolsuzluk soruşturmaları bağlamında gündeme geldi. Temmuz ayında Ukrainska Pravda gazetesi, Mindıç’la bağlantılı bir yapının NABU soruşturmasında yer alabileceğini ve kendisinin de FBI’ın kara para aklama dosyasında şüpheli konuma düşebileceğini yazmıştı.

Aynı dönemde NABU ve SAP’nin gerçekleştirdiği Midas Operasyonu kapsamında Mindıç’ın evine dinleme cihazları yerleştirdiği ortaya çıktı. 10 Kasım’da yolsuzlukla mücadele kurumlarının açıkladığı ve bir kısmı kamuoyuna sunulan ses kayıtlarının da bu cihazlar sayesinde elde edildiği bildirildi. Ukrayna basınında yer alan bilgilere göre, beş yıl önce Zelenskiy doğum gününü bu dairede kutlamıştı; dolayısıyla onun da bu kayıtlarda geçme ihtimali bulunuyor.

Zelenskiy ise Mindıç hakkındaki soruşturmaya desteğini açıkladı. Telegram hesabından yaptığı paylaşımda Zelenskiy, “Cezasızlık sona ermeli. Energoatom bugün Ukrayna’da enerji üretiminin en büyük payını sağlıyor. Enerji sektöründe temizlik önceliğimizdir” dedi.

Zelenskiy ayrıca şu ifadeleri kullandı: “Mahkumiyet kararları çıkmalı. Bürokratlar NABU’yla ve kolluk kuvvetleriyle birlikte çalışmalı ve sonuç alınmasını sağlayacak şekilde çalışmalı.”

NABU özel statüye sahip bir kurum olarak yolsuzlukları soruşturuyor. NABU’nun yetki alanına giren şahıslar arasında devlet başkanı, başbakan, milletvekilleri, başsavcı, yargıçlar ve bölge meclisi üyeleri dahil devletin en üst kademelerindeki isimler bulunuyor. NABU’nun kurulmasına ilişkin yasa 2014 yılında kabul edilmişti.

SAP’a gelince Ukrayna Başsavcılığına bağlı bağımsız birim olarak faaliyet gösteriyor. Görevi, NABU tarafından yürütülen operasyonel ve istihbari faaliyetlerde yasalara uyulmasını denetlemek. SAP’ın yetki ve sorumlulukları, savcılıkla ilgili yasa tarafından açıkça tanımlanmış durumda.

Her iki teşkilatlanma da Avrupa Birliği’nin Ukrayna için vize rejimini yumuşatmasının ön koşulları dahilinde kurulmuştu.

Skandal Zelenskiy açısından ne anlama geliyor?

Mindıç’a yönelik yolsuzluk davası, ülkede öteden beri var olan ve genelde çetin geçen güç mücadelelerinin bir yenisi.

Strana haber sitesi, bu yılın bahar aylarında Ukrayna’da geçici nitelikteki bir “Zelenskiy’nin düşmanları koalisyonu”nun şekillendiğini öne sürüyor. Bu koalisyonun içinde bazı muhalefet liderleri (Pyotr Poroşenko, Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko), geçmişte ABD Demokrat Partisi’yle bağlantılı bazı çevreler (özellikle NABU ve SAP’deki önde gelen makam sahipleri) ve çeşitli hibe kuruluşlarının yer aldığı belirtiliyor. Habere göre, Donald Trump’ın Beyaz Saray’a dönüşüyle birlikte bu yapılar sahipsiz kaldı.

NABU ve SAP, bu süreçte Zelenskiy’ye yakın çevrelere yönelik soruşturmalarını yoğunlaştırdı. Mindıç’ın yanı sıra, dönemin Başbakan Yardımcısı Aleksey Çernișov da soruşturmaya dahil edildi. Çernișov’un adı yasa dışı arazi tahsisleriyle alakalı bir dosyada geçiyor; bu işlemlerle kamu bütçesinin 1 milyar grivna (yaklaşık 23,8 milyon dolar) zarara uğratıldığı iddia ediliyor. Çernișov hâlen Ukrayna’da bulunuyor, ancak geçen temmuz ayında kurulan yeni hükümete alınmadı.

Bu dönemde iktidar, NABU ve SAP’nin bağımsızlığını sınırlamaya çalıştı. Temmuz ayında Yüksek Rada, bu yöndeki yasayı kabul etti. Fakat Avrupa Birliği Ukrayna’ya yönelik desteği azaltma tehdidinde bulununca Zelenskiy geri adım attı ve “yolsuzlukla mücadele” kurumlarının bağımsızlığını yeniden güvenceye alan yeni bir yasa tasarısı sundu; Rada bu tasarıyı da mecburen kabul etti.

Bu dönemde yaşananları şu linkteki yazıda işlemiştik.

Strana‘nın aktardığına göre iktidar, NABU ve SAP’ye başka bir yönden karşı hamle hazırlıyordu. Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı Başkanı Aleksandr Klimenko hakkında dava açılabileceği iddia edilmişti. Ancak bu adım atılmadı.

Habere göre, Devlet Başkanlığı İdaresi Avrupa’dan yeni bir tepki doğmasından çekiniyordu; bu kaygıyı Batı medyasında çıkan olumsuz haberlerin artması da güçlendirdi. Bu ortamda “Zelenskiy’nin düşmanları koalisyonu” karşı atağa geçti.

Bu karşı hamle Ukrainska Pravda gazetesinde Mindıç, Çernișov ve Zelenskiy’yi konu alan bir dizi haberin yer bulması, Mindıç’ın evinde yapılan aramalar ve enerji sektöründeki yolsuzluk iddialarının gündeme getirilmesiyle somutlaştı.

Koalisyonun amacı Zelenskiy’nin parlamentoyu ve kabineyi kontrol etme gücünü zayıflatmak. Nihai hedef ise Devlet Başkanını bir tür “milli mutabakat hükümeti” kurmaya zorlamak ya da mevcut Başbakan Yuliya Sviridenko’nun yerine, koalisyona daha yakın duran Dijital Dönüşüm Bakanı Mihail Fedorov’u getirmek.

Ukrayna parlamentosundaki güç dengesi

Ukrayna anayasasının 76. maddesine göre Yüksek Rada 450 sandalyeden oluşuyor. Ancak 2019 seçimlerinin ardından 9. dönem parlamentosunda yalnızca 424 milletvekili yer aldı.

Bunun nedeni, o tarihte Kırım ve Sivastopol’un Rusya’ya katılmış olması nedeniyle, dar bölge sisteminde seçilen milletvekili sayısının 225’ten 199’a düşmesiydi.

Bu ay itibarıyla Rada’da 395 milletvekili görev yapıyor. Bu düşüşün sebebi, 2022’ye kadar ana muhalefetteki Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisinin yasaklanmasıyla milletvekillerinin büyük bölümünün görevden alınması. Parti, Nisan 2022’de yasaklandı.

Partinin bir kısmı, lideri Yuriy Boyko dahil olmak üzere, aynı yıl kurulan Yaşam ve Barış Platformu adlı yeni hizbe geçti; bu grubun şu anda 21 milletvekili bulunuyor.

Bu ay itibarıyla Yüksek Rada’da sekiz parti ve 22 bağımsız milletvekili yer alıyor:

-Devlet Başkanı’nın partisi Halkın Hizmetkârı: 229 sandalye

-Avrupa Dayanışması: 26 sandalye

-Eski başbakan (2007-2010) Yuliya Timoşenko’nun partisi Batkivşçina: 25 sandalye

-Yaşam ve Barış Platformu: 21 sandalye

-Golos ve Doveriye: 19’ar sandalye

-Za Buduşçe ve “Ukrayna’nın Yeniden İnşası: 17’şer sandalye

Bir sonraki parlamento seçimlerinin Mart 2024’te yapılması planlanmıştı, ancak Ukrayna’daki sıkıyönetim nedeniyle iptal edildi.

Diplomasi

NATO ajansı ölçek ekonomisiyle Ukrayna’nın giderlerini azaltacak

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre NATO, Ukrayna’nın silah ve mühimmat tedarikini bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı üzerinden yürütmesine onay vererek teslimatları hızlandırmayı ve maliyetleri düşürmeyi amaçlıyor. Avrupa Birliği’nin sağladığı 90 milyar avroluk kredinin 60 milyar avrosu savunmaya ayrıldı.

NATO, Ukrayna’nın silah, mühimmat ve askeri teçhizat alımlarını kendi bünyesindeki Destek ve Tedarik Ajansı (NSPA) üzerinden yapmasına olanak tanıdı.

Financial Times gazetesine konuşan ajansın Operasyon Destek Direktörü Jacqueline Borsboom, bu adımın teslimatları hızlandıracağını ve maliyetleri düşüreceğini kaydetti.

Borsboom, mekanizmanın Ukrayna’ya tedarik tecrübesi, destek hizmetleri ve mevcut sanayi altyapısına doğrudan erişim sağlayacağını belirtti.

Yetkili, “Ölçek ekonomisi sayesinde maliyet avantajı ortaya çıkacak” dedi.

Yeni uygulamayla Kiev yönetimi, ihtiyaç duyduğu askeri malzemelerin teminini doğrudan ajansa devredebilecek.

Borsboom, Ukrayna’nın örneğin 30 bin takım askeri üniformaya ihtiyaç duyduğunda satın alma sürecini ajansa devredebileceğini anlattı.

Anlaşma, ittifakın nisan ayında Ukraynalı savunma şirketlerinin NSPA ihalelerine katılmasına izin veren kararının devamı niteliğini taşıyor.

Ajans geçen hafta Kiev’de yaklaşık 150 Ukraynalı şirketle bir araya gelerek tedarikçi kaydı ve sözleşme süreçlerini paylaştı.

Ukrayna silah alımlarını ABD ve Avrupa Birliği kaynaklarıyla finanse ediyor

Ukrayna 2025 yılından bu yana Amerikan silahlarını, NATO ülkelerinin Kiev için ABD’den silah ve mühimmat temin ettiği PURL mekanizması üzerinden ediniyor.

The Economist dergisi, Ukrayna’nın Patriot sistemleri için önleme füzelerinin yüzde 95’ini ve F-16 savaş uçakları füzelerinin büyük kısmını bu mekanizmayla temin ettiğini yazdı.

Uzmanlar, mevcut koşullarda Amerikan sevkiyatlarına denk bir alternatif olmadığını değerlendiriyor.

Financial Times, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları durdurmak amacıyla bu program kapsamındaki sevkiyatları ve istihbarat paylaşımını kesme tehdidinde gittiğini aktarmıştı.

Kiev yönetimi Amerikan silahlarının yanı sıra askeri alımlarını Avrupa Birliği kredisiyle de finanse edebilecek.

AB, Aralık 2025’te Ukrayna’ya ortak bütçeden 2026-2027 dönemi için dondurulan Rus varlıklarına dokunmadan 90 milyar avroluk kredi sağlama kararı aldı.

Macaristan, Çekya ve Slovakya’nın dışında kaldığı kredi paketi Nisan 2026’da onaylanırken bu kaynağın 60 milyar avroluk bölümü savunma harcamalarına ayrıldı.

Avrupa Komisyonu, finansman çerçevesinde hava ve füze savunma sistemleri, füzeler, mühimmat ile radarları içeren 6,1 milyar avroluk yeni silah alımını onayladı.

Bu alımların ağırlıklı olarak Avrupalı savunma sanayisi şirketlerinden yapılması hedefleniyor.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Mekke Savunma Paktı Meclis’te: Bir ülkeye saldırı hepsine sayılacak

Yayınlanma

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Meclis’e sundu. Middle East Eye sitesinin ulaştığı 16 maddelik süresiz anlaşma, bir ülkeye yönelik dış saldırıyı tüm müttefiklere yapılmış sayıyor ve yürürlüğe girdikten sonraki ilk 10 yıl çekilmeyi yasaklıyor.

Türk hükümeti, Türkiye, Suudi Arabistan ve Pakistan’ın ağustos ayında imzaladığı Mekke Savunma Paktı’nın metnini salı günü Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sundu. Kuzey Atlantik Antlaşması’nın 5. maddesine benzer şekilde imzacı devletleri birbirini savunmakla yükümlü kılan bu anlaşma, yeni bir uluslararası savunma ittifakı kuruyor.

Middle East Eye portalının özel olarak ulaştığı ve resmi olmayan çevirisini yayımladığı 16 maddelik anlaşma metni, belirli bir ülkeyi veya bölgeyi tehdit olarak tanımlamıyor. Metin bunun yerine katılımcı ülkelerin bağımsızlıklarına, egemenliklerine veya toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı halinde birbirlerini desteklemek için gerekli önlemleri alacağını vurguluyor.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Pakistan İslam Cumhuriyeti Hükümeti ve Suudi Arabistan Krallığı Hükümeti metinde “Taraf”, “Taraflar” veya “Asli Taraflar” olarak adlandırılıyor. Üç hükümet, anlaşmanın giriş bölümünde egemenliğe karşılıklı saygıyı, Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ilkelerini, uluslararası hukuku ve iç hukukun ilgili ilkelerini dikkate alarak mevcut savunma ortaklığına ilişkin işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon mekanizmalarını ortak bir savunma anlaşmasında birleştirmeyi kabul ediyor.

Giriş bölümünde ayrıca silahlı kuvvetlerin birlikte çalışabilirliğini, hazırlık durumunu ve etkinliğini kapsayan işbirliği, eşgüdüm ve entegrasyon temelinde, ortak çıkarlar doğrultusunda ilişkileri daha da geliştirme iradesi teyit ediliyor ve böylece taraflar ile halkları arasındaki mevcut dostluk ve kardeşlik bağlarının güçlendirileceği belirtiliyor. Ülkeler birbirlerinin iç işlerine karışmama, egemen eşitlik, toprak bütünlüğü ve uluslararası alanda tanınan sınırların dokunulmazlığı ilkelerinin önemini yinelerken, bağımsızlık, egemenlik ve toprak bütünlüklerine yönelik silahlı bir saldırı durumunda karşılıklı destek için gerekli önlemleri uygulamanın şart olduğunu ilan ediyor.

Küresel ve bölgesel barış, istikrar ve güvenliği sağlamak amacıyla uluslararası hukuk ve BM Şartı doğrultusunda ortak çaba ve eşgüdümün önemini ifade eden taraflar, terörle mücadelede yetkili makamlar arasındaki mevcut işbirliğini derinleştirme arzularını dile getiriyor. Uluslararası meselelerde ortak bir tutum benimsemek üzere bölgesel ve uluslararası kuruluşlardaki mevcut işbirliğini güçlendirmenin önemine dikkat çekilirken, savunma ve savunma sanayii işbirliğini daha da geliştirme ihtiyacı kaydediliyor.

Saldırı tüm müttefiklere yapılmış sayılacak

Anlaşmanın 1. maddesine göre taraflar birbirlerinin bağımsızlığını, egemenliğini, toprak bütünlüğünü ve uluslararası alanda tanınan sınırlarının dokunulmazlığını sağlamak ve korumak için işbirliği yapacak. İlk madde, “Taraflardan herhangi birinin toprak bütünlüğü, egemenliği veya uluslararası alanda tanınan sınırları tehdit edilir ya da tehlikeye girerse, Taraflar bu tür tehdit veya tehlikeleri ortadan kaldırmak için gerekli tüm araçları kullanacaktır” hükmünü taşıyor.

Anlaşmanın 2. maddesi ise “Taraflardan herhangi birine yönelik dış kaynaklı silahlı bir saldırı, tüm Taraflara yönelik bir saldırı olarak kabul edilecektir” ifadesiyle ortak savunma taahhüdünü düzenliyor. Aynı maddede, “Taraflardan biri başka bir ülke veya ülke grubu tarafından silahlı saldırıya ya da askeri saldırganlığa maruz kalırsa, Taraflar birbirlerine sağlayabilecekleri tüm karşılıklı yardım araçlarını tam olarak kullanarak saldırıya uğrayan Tarafa derhal yardım edecektir” deniyor.

BM Şartı’nın 51. maddesiyle tanınan meşru müdafaa hakkının kullanılmasını sağlamak amacıyla konulan bu hüküm uyarınca ülkeler, gereken yardımın nesnel bir değerlendirmesinin ardından sağlanacak desteğin kapsamını ve niteliğini belirleyecek. İmzacılar, “askeri araç ve kabiliyetler dahil olmak üzere” mevcut kaynaklarının sınırları dahilinde işbirliği yapacak.

Anlaşmanın 3. maddesi, 2. madde uyarınca tarafların savunma, savunma sanayii ve güvenlik alanlarında yakın işbirliği yapmasını, silahlı kuvvetleri arasındaki ilişkileri geliştirmesini ve savunma işbirliğini güçlendirmeye yönelik kararlaştırılan faaliyetleri yürütmesini öngörüyor. 4. maddeye göre ülkeler uluslararası güvenlik konularında düzenli istişarelerde bulunacak; hayati çıkarlarını ve ulusal güvenliklerini korumak, ulusal güvenliklerine yönelik tehdit ve tehlikeleri ortadan kaldırmak amacıyla ortak değerlendirmelere dayalı bireysel ve ortak önlemler geliştirmede birbirlerine sürekli ve etkin biçimde yardım ederek işbirliği yapacak.

Terörle mücadele başlığını düzenleyen 5. madde kapsamında imzacılar, bölgesel ve uluslararası istikrar ile güvenliği olumsuz etkileyen tüm biçim ve tezahürleriyle terörizmle mücadelede operasyonel düzey de dahil olmak üzere mevcut işbirliğini ve ortak çabaları güçlendirecek.

Savunma sanayii, istihbarat ve lojistik desteği genişliyor

Anlaşma; savunma sanayiilerinin geliştirilmesi, silahlı kuvvetlerin eğitimi ve ülkelerin birbirlerine ekipman, yakıt ve diğer savunma malzemelerini tedarik etmesi konularında işbirliği öngörürken istihbarat paylaşımı için de bir çerçeve kuruyor. 6. maddeye göre taraflar, savunma kabiliyetlerini geliştirmek amacıyla savaş ve barış zamanında savunma kurumları arasında karşılıklı personel değişimini, ortak eğitim programlarını ve tatbikatları, ayrıca silahlı kuvvetlerinin birlikte çalışabilirliğini artırmaya yönelik konuşlandırma ve faaliyetleri teşvik edecek.

Savunma kabiliyetlerini güçlendirmek için karşılıklı mutabakat temelinde savunma sanayii kurumları arasında teknoloji paylaşımını, ortak teknoloji geliştirmeyi, ortak üretimi ve savunma sanayii kuruluşları arasındaki işbirliğini desteklemeyi öngören 7. madde, beş işbirliği alanı sıralıyor. Bu alanlar; savunma alanında ortak üretimin teşvik edilmesi, özel uzmanlık gerektiren teknolojilerde ortak araştırma ve geliştirme projeleri yoluyla savunma inovasyonunun hayata geçirilmesi, herhangi bir tarafın uzmanları aracılığıyla tarafların topraklarında personelin eğitilmesi ve askeri sanayinin desteklenmesi, savunma sanayii ile savunma araştırma, geliştirme ve inovasyon alanlarında uzmanlık ve çıkarılan derslerin paylaşılması ve taraflarca karşılıklı olarak kararlaştırılan diğer işbirliği alanları olarak belirleniyor.

İstihbarat işbirliğini derinleştirmek ve bu konuda gerekli eşgüdümü sağlamak amacıyla 9. madde, bilgi güvenliği, veri koruma ve gizlilik kurallarına riayet edilerek karşılıklı kararlaştırılan güvenli kanallar üzerinden istihbarat paylaşılmasını düzenliyor. 10. madde ise lojistik destek hizmetlerinin mevcudiyeti ve uyumluluğuna bağlı olarak tarafların barış zamanında, savaş zamanında ve diğer acil durumlarda silah, mühimmat, yakıt, yedek parça ve diğer ekipmanlar dahil birbirlerine lojistik destek sağlamasını hükme bağlıyor.

Suudi Arabistan’da sekreterya kurulacak, ilk genel sekreter Pakistanlı olacak

Anlaşmanın 8. maddesi, ortak savunmaya stratejik yön vermek, savunma ve güvenlik işbirliğini geliştirmek ve anlaşmanın uygulanması sırasında ortaya çıkabilecek engelleri ele almak üzere “Asli Taraflar”ın bir “Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi” kurmasını kararlaştırıyor. Dışişleri bakanları, savunma bakanları ve genelkurmay başkanlarından oluşacak komite, ev sahipliği taraflar arasında dönüşümlü olmak üzere yılda iki kez toplanacak; ülke liderleri ise gerekli görülmesi halinde yılda bir kez bir araya gelebilecek.

Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi gerekli görürse alt komiteler kurabilecek ve anlaşmada öngörülen işbirliği alanlarının uygulanması için gerektiğinde taraflar arasında anlaşmalar veya protokoller müzakere edilecek. Ayrıca bu komite, “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle diğer tarafların anlaşmaya katılımına ilişkin usul ve esasları belirlemeye ve onaylamaya yetkili olacak.

Komiteye hizmet vermek üzere merkezi Suudi Arabistan Krallığı’nda yer alan bir Sekreterya kurulacak ve bu yapı Suudi Arabistan Krallığı ile bir merkez anlaşması akdedecek. Sekreteryanın işleyişi, teşkilat yapısı ve kuruluşuna ilişkin usul ve esaslar daha sonra “Asli Taraflar”ın oybirliğiyle belirlenecek.

Sekreteryaya, “Asli Taraflar” arasında dönüşümlü olarak üç yıllık bir görev süresi için atanan bir Genel Sekreter başkanlık edecek ve ilk Genel Sekreter, Pakistan İslam Cumhuriyeti vatandaşı olacak. Bu maddenin hükümleri, taraflar arasındaki mevcut askeri işbirliği komitelerinin çalışmalarına halel getirmeyecek.

Anlaşmadan ilk 10 yıl çıkılamayacak

Hukuki çerçeveyi çizen 11. maddeye göre imzacılar, uluslararası hukuka ve ilgili iç hukuklarına halel getirmeksizin bu anlaşmayı hükümlerinin uygulanması için yasal dayanak olarak kabul edecek ve gerektiğinde ek yasal önlemler önerecek. 12. madde, anlaşmanın tarafların daha önce akdettikleri uluslararası anlaşmalardan doğan hak ve yükümlülüklerine zarar vermeyeceğini kayıt altına alıyor.

Gizlilik kurallarını düzenleyen 13. madde uyarınca ülkeler, anlaşma kapsamında elde edilen gizli bilgi ve belgelerin gizliliğine ve ulusal mevzuata saygı gösterecek. Gizli bilgi ve belgeler taraflar dışındaki hiçbir devlet, şirket veya kişiyle paylaşılmayacak; bu bilgi ve belgelere erişim “bilmesi gereken” prensibi temelinde ve yalnızca uygun düzeyde güvenlik belgesine sahip kişilere sağlanacak.

Anlaşmanın yorumlanması veya uygulanmasından doğan her türlü uyuşmazlık, 14. maddeye göre taraflar arasındaki istişare ve görüşmeler yoluyla dostane biçimde çözülecek. 15. madde ise anlaşmanın “Asli Taraflar” arasındaki istişareler ve oybirliğiyle değiştirilebileceğini belirtiyor.

Son madde olan 16. maddeye göre anlaşma, her bir taraf için geçerli usullere göre onaylanacak ve son onay belgesinin Stratejik Siyasi ve Savunma Komitesi Sekreteryası’na tevdi edildiği tarihte yürürlüğe girecek. Süresiz olarak yürürlükte kalacak anlaşmanın bir bitiş tarihi yok.

İmzacı devletler, yürürlüğe giriş tarihinden itibaren ancak 10 yıl geçtikten sonra ve çekilme niyetlerini diplomatik kanallar üzerinden en az üç ay önceden diğer taraflara yazılı olarak bildirmeleri şartıyla anlaşmadan çekilebilecek. Anlaşmanın sona ermesi veya anlaşmadan çekilme, bu tarihten önce taraflarca kararlaştırılan devam eden faaliyetleri ya da projeleri etkilemeyecek; gizli bilgi ve belgelerin korunması ve ifşasının önlenmesine ilişkin sorumluluklar da anlaşma sona erdikten veya anlaşmadan çekildikten sonra devam edecek.

7 Ağustos 2026 Cuma günü (Hicri 24/2/1448) Mekke’de imzalanan anlaşma; Türkçe, Arapça ve İngilizce dillerinde, her bir metin eşit derecede geçerli olmak üzere üç orijinal nüsha halinde düzenlendi. Metinler arasında yorum farkı çıkması halinde İngilizce metin esas alınacak.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Pışnıy’ın ofisinde arama yapıldı

Yayınlanma

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı, Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama gerçekleştirdi. Güvenlik birimleri operasyon kapsamında hiçbir gözaltı işlemi yapılmadığını ve kimseye suçlama yöneltilmediğini duyurdu.

Ukrayna Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU) ve Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı (SAP), Ukrayna Merkez Bankası Başkanı Andriy Pışnıy’ın makamında ve bağlantılı adreslerde arama yaptı.

Gelişmeyi Ukrayna basını ve Ukrayna Parlamentosu Milletvekili Oleksiy Honçarenko duyurdu.

Honçarenko, güvenlik güçlerinin adli işlemleri doğrudan Pışnıy’ın çalışma ofisinde ve kendisiyle ilişkili diğer adreslerde yürüttüğünü aktardı.

NABU’dan yapılan açıklamada, aramaların Ukrayna Ulusal Bankası binasında ve bir personelin ikametgahında icra edildiği kaydedildi.

Kurum, soruşturmanın gizliliğini korumak amacıyla ayrıntıların paylaşılmadığını vurgularken, “Hiç kimse gözaltına alınmadı, kimseye suçlama yöneltilmedi” bilgisini verdi.

Bloomberg, ağustos ayında yayımladığı haberde Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin Pışnıy’ın faaliyetlerinden giderek daha fazla rahatsızlık duyduğunu yazmıştı.

Habere göre Zelenskiy, Pışnıy’ın Uluslararası Para Fonu (IMF) ile gereğinden fazla yakın bağ kurduğunu ve ülke ekonomisini destekleme konusunda yetersiz kaldığını değerlendiriyordu.

Kaynaklar, Zelenskiy’nin o aşamada Pışnıy’ı görevden alma niyetinde olmadığını aktarmıştı.

Aynı kaynaklar, Zelenskiy’nin merkez bankası başkanından çok bir siyasetçiyi andıran geniş çaplı kamusal görünürlükten rahatsızlık duyduğunu belirtmişti.

Pışnıy’ın üst düzey yetkililerle temaslarını sosyal medyada öne çıkarma alışkanlığı ve bankanın yürüttüğü çeşitli tanıtım hamleleri devlet başkanında şüphe uyandırıyordu.

Milletvekili Oleksandr Dubinskiy de Pışnıy’ın, Devlet Başkanlığı Ofisi eski Başkanı Andriy Yermak’ın yakın dostu olduğunu öne sürmüştü.

Yermak’ın adreslerinde, Energoatom şirketindeki yolsuzluk şemasına ilişkin yürütülen “Midas” davası kapsamında Kasım 2025’te arama yapılmış ve ardından görevine son verilmişti.

NABU, mayıs ayında Yermak’ı Kiev yakınlarındaki lüks konut inşaatları üzerinden 460 milyon grivnalık (10,4 milyon dolardan fazla) kaynağı akladığı iddia edilen bir grubun üyesi olarak nitelemişti.

Dosyada basının Yermak ile ilişkilendirdiği “Ali Baba” takma adı geçmişti.

Mahkeme 14 Mayıs’ta Yermak hakkında 140 milyon grivna kefalet imkanıyla 60 günlük tutuklama kararı vermişti.

Birkaç gün sonra eski ofis başkanı adına kefalet tutarının tamamının yatırılması üzerine Yermak cezaevinden tahliye edilmiş, kendisi ise masum olduğunu savunmuştu.

NABU Başkanı Serhiy Krivonos, eylül ayında yaptığı açıklamada büronun ve savcılığın, Yermak dahil bazı ceza davalarının şüphelileri adına yatırılan kefalet kaynaklarının menşeini inceleyeceğini duyurmuştu.

Pışnıy, Ukrayna Merkez Bankası başkanlığı görevini Ekim 2022’de devraldı. Kurumu 2020’den bu yana yöneten önceki başkan Kirilo Şevçenko ise sağlık gerekçeleriyle istifa ettiğini açıklamıştı.

Özel Yolsuzlukla Mücadele Savcılığı daha sonra Şevçenko’ya, merkez bankasına geçmeden önce çalıştığı Ukrgasbank’taki kaynakların zimmete geçirilmesi gerekçesiyle suçlama yöneltti.

Savcılık, Şevçenko’ya yöneltilen suçlamaların merkez bankasını yönettiği dönemi kapsamadığını netleştirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English