Diplomasi
Devlet içinde deprem: Ukrayna’da Yolsuzlukla Mücadele Bürosu’na operasyonun arkasında ne var?

Ukrayna, kendi kurumları arasında savaş döneminde eşine az rastlanır bir nüfuz savaşına sahne oluyor. Bir yanda yolsuzlukla mücadele etmek için bizzat Batı tarafından kurulan Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU), diğer yanda ise devletin bekasını korumakla görevli Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) var.
Dün SBU ve Başsavcılık, ülkenin farklı bölgelerindeki NABU dedektiflerine yönelik eş zamanlı operasyonlar düzenledi. SBU, yasaklı Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisi milletvekili Fedor Hristenko’ya gıyabında vatana ihanet ve görevi kötüye kullanma suçlamaları yöneltti. Yıllar önce Ukrayna’yı terk etmiş olan Hristenko, SBU tarafından doğrudan bir “FSB ajanı” olarak nitelendirildi.
Ancak operasyonun en sarsıcı kısmı, NABU’nun üst düzey yöneticilerinden birinin, Ruslan Magomedrasulov’un gözaltına alınmasıydı. Dnipropetrovsk’ta görevli olan ve kurumun cephe hattındaki faaliyetlerini koordine eden Magomedrasulov’un, Rusya topraklarında ticari faaliyet yürüttüğü ve Rusya’dan kişilerle temas halinde olduğu iddia edildi. Bir başka iddiaya göre, bir NABU dedektifi, devrik Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in çevresi aracılığıyla gizli bilgileri sızdırıyordu.
NABU ise bu baskınların mahkeme kararı olmaksızın yapıldığını savunarak, operasyonların hukuksuz olduğunu ilan etti.
Zelenskiy karşıtı ittifakın silahı olarak NABU
Ukrayna merkezli Strana.ua haber sitesine göre, bu operasyonlar buzdağının sadece görünen kısmı. Asıl mesele, Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’ye karşı kurulmuş gizli bir ittifakın varlığı.
Söz konusu ittifak, eski Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko ile geçmişte ABD Demokrat Partisi’ne yakın olan ve Batılı hibelerle finanse edilen “grant yapıları” (STK’lar ve aktivistler) arasında şekillendi.
2014’teki Maydan olaylarından sonra giderek güçlenen bu yapılar, Washington’ın Kiev üzerindeki etkisini artırmak, Zelensky’nin eylemlerini gözlemlemek ve gücünü sınırlamak için bir araç olarak kullanılıyordu. Bu ağ, özellikle NABU üzerinde ciddi bir nüfuza sahipti. Donald Trump’ın ABD’de iktidara gelmesiyle Dışişleri Bakanlığı ve ABD’nin Kiev Büyükelçiliği gibi kurumlardan gelen destekleri azalsa da, NABU içindeki etkilerini korumayı başardılar.
Bu grubun, Ukrayna hükümeti tarafından fiilen denetlenemeyen bir NABU kanadını kullanarak Başbakan Yardımcısı Oleksiy Çernişov hakkında bir yolsuzluk davası başlattığı iddia ediliyor. Bu sürece, Ukrayinska Pravda gazetesinin de sahibi olan Tomáš Fiala’nın medya holdingi gibi, “grant çevrelerine” yakın medya kuruluşları tarafından enformasyon desteği sağlandı.
Ayrıca, eski Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a yönelik, cephedeki durum, yolsuzluk iddiaları ve ABD’de yaşayan ailesi üzerinden yürütülen karalama kampanyasının arkasında da aynı grubun olduğu öne sürülüyor. Zelensky yönetimi, Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanı Andriy Yermak’a karşı Batı medyasında yürütülen olumsuz kampanyanın da bu ittifak tarafından organize edildiğine inanıyordu.

Strana.ua‘ya göre, Trump’ın Rusya’ya karşı söylemini sertleştirmesi ve Zelenskiy ile daha yakın temas kurmaya başlamasıyla Kiev’deki yönetim, artık Beyaz Saray’dan doğrudan bir tehdit gelmeyeceğini düşünerek bu aktivistlere karşı harekete geçme cesaretini buldu.
Washington’ın Ukrayna’daki sopası: NABU nasıl kuruldu?
Bugün bir ihanet yuvası olmakla suçlanan NABU ne olduğu ve nasıl ortaya çıktığına göz atmak faydalı olabilir. NABU, 2014’teki Maydan darbesinin ardından, Nisan 2015’te doğrudan ABD yönetiminin eliyle kurulmuş bir kurum.
Kuruluşundan itibaren ABD’nin Kiev Büyükelçiliği’nden hibe desteği alan ve talimatları doğrudan büyükelçilikten aldığı bilinen bu yapı, Ukrayna’daki yolsuzluk soruşturmalarını savcılığın elinden alarak kendi tekeline aldı. İlk yıllarda bu mekanizmadan FBI’ın elçilikteki temsilcisi Karen Greenway’in sorumlu olduğu biliniyor.
NABU’nun en büyük yetkisi, yolsuzluk şüphesi duyduğu kişilerin mal varlığını herhangi bir mahkeme kararına ihtiyaç duymadan dondurabilmesiydi. Bu “şüphe yeterli” prensibi, NABU’yu Washington için son derece kullanışlı bir araca dönüştürdü.
Son 10 yılda, ABD’nin veya büyük ulusötesi Amerikan şirketlerinin çıkarlarına aykırı hareket eden, ülkede istedikleri gibi at koşturmalarına engel olan tüm siyasetçiler ve sermayedarlar, bir bir yolsuzlukla suçlanarak tasfiye edildi.
‘Okyanus ötesi’ operasyon
Bu tezgahın nasıl işlediğine dair en çarpıcı örnek, NABU’nun ilk başkanı Artem Sıtnik’in karıştığı skandaldır. 2017’de ortaya çıkan ses kayıtlarında Sıtnik’in, 2016 ABD seçimlerinde Donald Trump’ın Ukrayna’daki ortaklarının ofis ve evlerinde, Hillary Clinton lehine kullanılabilecek suç belgeleri bulması için ABD’nin Kiev Büyükelçiliği’nden talimat aldığını itiraf ettiği duyuldu.
Trump’ın kampanya şefi Paul Manafort’un, eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in Bölgeler Partisi’nden 12,7 milyon dolar aldığı iddiası, işte bu operasyonun bir ürünüydü. Bu iddianın kamuoyuna yayılması görevini ise o dönem Poroşenko Bloku’nda milletvekili olan “araştırmacı gazeteci” Sergey Leşçenko üstlendi. Nitekim Kiev Bölge İdare Mahkemesi, Aralık 2018’de Sıtnik ve Leşçenko’nun eylemlerinin “2016 ABD seçim sürecine müdahaleye yol açtığına ve Ukrayna devletinin çıkarlarına zarar verdiğine” hükmetti.
İlginç bir şekilde, bu mahkeme kararından kısa süre sonra FBI’daki görevini kaybeden Karen Greenway, “beklenmedik” bir şekilde NABU’da danışman olarak işe başladı. Mayıs 2019’da ise ABD’nin Kiev Büyükelçisi Marie Yovanovitch görevden alındı.
Trump’ın avukatı Rudy Giuliani, bunun sebebinin Yovanovitch’in 2016 seçimlerine Demokratlar adına müdahalede bulunması olduğunu savunmuştu. Sıtnik ise tüm bu skandallara ve hakkında açılan başka bir yolsuzluk davasından hüküm giymesine rağmen, Zelensky döneminde de koltuğunu korumayı başaran ender yetkililerden biri oldu.
Hunter Biden, Burisma ve sonsuza dek kapanan dosya
NABU’nun adı, uluslararası kamuoyunda en çok Biden ailesiyle anıldı. Maydan öncesi Çevre Bakanı olan Nikolay Zloçevskiy, en kârlı kaya gazı çıkarma lisanslarını kendi şirketi Burisma’ya vermişti. Darbeden sonra başının derde gireceğini anlayan Zloçevskiy, korunma kalkanı olarak dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden’ı, eski Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwaśniewski’yi ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin kampanya yöneticisi Devon Archer’ı aylık 50 bin dolar maaşla şirketin yönetim kuruluna atadı.
O dönem Obama yönetiminin Ukrayna dosyasından sorumlu olan Joe Biden, Burisma’yı soruşturmaya kalkan dönemin Ukrayna Başsavcısı Viktor Şokin’i, 1 milyar dolarlık kredi garantisini çekme tehdidiyle görevden aldırdığını daha sonra övünerek anlatacaktı. Şokin’in yerine gelen ve hukuk diploması dahi olmayan elektrik mühendisi Yuriy Lutsenko, beklendiği gibi Burisma soruşturmasını kapattı. Fakat 2019 seçimleri yaklaşırken Lutsenko, ABD büyükelçiliğinin kendisine “dokunulmayacaklar listesi” verdiğini itiraf ederek Burisma dosyasını yeniden açtı.
Zelenskiy hükümeti tarafından görevden alınan Lutsenko’nun yerine Ruslan Riboşabka getirildi. Riboşabka, 2 Eylül 2019’daki ilk iş gününde Burisma soruşturmasını durdurdu. Ancak muhalefet milletvekili Andrey Derkaç’ın Biden ve Burisma ile ilgili çok sayıda belge yayımlaması üzerine dosyayı yeniden açmak zorunda kaldı.
Baskı altında kalan Riboşabka, Şubat 2020’de görevden alınmadan önceki son icraatlarından birinde, Burisma dosyasını NABU’ya devretti. Bu hamle, dosyanın Ukrayna savcılarının elinden alınarak etkili bir şekilde sonsuza dek rafa kaldırılması anlamına geliyordu.
Bu hizmetin karşılığı gecikmedi. Joe Biden’ın Ocak 2021’de başkanlık koltuğuna oturmasından hemen sonra ABD Dışişleri Bakanlığı, “Yolsuzluğa Karşı Mücadelede Küresel Şampiyonlar” adıyla yeni bir ödül ihdas etti. Şubat 2021’de bu ödülü alan ilk 12 kişiden biri, Burisma dosyasını kapatan Ruslan Riboşabka oldu.
Diplomasi
Five Eyes, gelişmiş yapay zeka için acil önlem çağrısı yaptı

ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan oluşan Five Eyes istihbarat ittifakı, hükümetlerin ve şirketlerin savunmalarını aşabilecek yapay zeka modellerinin yıllar değil, aylar içinde ortaya çıkabileceği uyarısında bulundu. İttifak, hükümetler ile şirket yöneticilerini “hemen harekete geçmeye” çağırdı.
ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Avustralya ve Yeni Zelanda’nın oluşturduğu Five Eyes (FVEY) istihbarat ittifakı, geniş ölçekli siber saldırılar gerçekleştirebilen ve hükümetler ile şirketlerin savunmalarını aşabilen yapay zeka modellerinin yıllar içinde değil, birkaç ay içinde ortaya çıkmasının beklendiğini açıkladı.
İttifakın ortak açıklamasında, hükümetler ve şirket yöneticileri “hemen harekete geçmeye” çağrılırken, “Gelişmiş yapay zeka modellerinin mevcut sektör beklentilerini aşması bekleniyor. Bu sürecin zaman çizelgesi yıllar değil, aylardır” ifadelerine yer verildi.
ABD yönetimi haziran ayının başında, ulusal güvenliğe yönelik olası tehditler nedeniyle Anthropic tarafından geliştirilen Mythos modeline yabancı ülke vatandaşlarının erişiminin durdurulmasını istemişti.
ABD makamlarının talebinin ardından şirket, en güçlü yapay zeka modelleri olarak tanımlanan Mythos 5 ve Fable 5’i tüm kullanıcılar için devre dışı bıraktı.
The New York Post’un haberine göre Anthropic, ABD makamlarıyla işbirliği yapmayı kabul etti.
ABD Senatosu İstihbarat Komisyonu Başkan Yardımcısı Mark Warner da haziran ayında yaptığı açıklamada, Mythos’un ABD Ulusal Güvenlik Ajansının (NSA) gizli sistemlerinin neredeyse tamamını “haftalar içinde değil, saatler içinde” aştığını söyledi.
Daha önce Financial Times, kaynaklarına dayandırdığı haberinde NSA’nın siber operasyonlarda Claude Mythos’u kullanabileceğini yazmıştı.
Gazeteye konuşan kaynaklardan biri, bu teknolojinin Çin ve İran gibi ülkelerin ağlarına sızmak için kullanılabileceğini belirtmişti.
OpenAI ise mayıs ayında, yapay zekanın yönetimi ve düzenlenmesi için ABD liderliğinde, Çin’in de katılımıyla küresel bir yapı oluşturulmasını savundu.
Şirket, söz konusu yapının işleyiş ve amaç bakımından, nükleer silahların yayılmasını önlemek amacıyla küresel güvenlik standartları belirleyen Uluslararası Atom Enerjisi Ajansına (UAEA) benzer şekilde tasarlanabileceğini ifade etmişti.
Diplomasi
NATO yeni bir ‘Baltık Muharebesi’ne hazırlanıyor

The Telegraph, ABD ve NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir Rusya çatışmasına karşı lojistik hazırlıklarını yoğunlaştırdığını yazdı. Gazeteye göre BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD birlikleri hızlı üs konuşlandırma ve ikmal altyapısı kurma kabiliyetlerini test etti.
The Telegraph gazetesi, ABD ve diğer NATO ülkelerinin Baltık bölgesinde olası bir çatışmaya yönelik lojistik hazırlıklar yürüttüğünü ve bölgenin Rusya ile yaşanabilecek yeni bir küresel karşılaşmanın merkezlerinden biri olarak değerlendirildiğini yazdı.
Gazetenin aktardığına göre, 4-19 Haziran tarihleri arasında düzenlenen BALTOPS tatbikatı kapsamında ABD Deniz Kuvvetleri’nin mühendis birlikleri Seabees, Baltık kıyısında tekne rampaları ve çeşitli yapılar inşa ederek üslerin hızlı şekilde konuşlandırılmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirdi.
ABD’li Teğmen Cody Robertson, “Belirlenen bir bölgeye ulaşma, kamp kurma ve bu merkezi savaş gücümüzü yansıtabileceğimiz bir nokta olarak kullanma kabiliyetimizi test ediyoruz” dedi.
The Telegraph, 1942 yılında kurulan Seabees birliğinin, eski ABD Başkanı ve General Dwight Eisenhower’ın “Muharebeler, harekatlar ve hatta savaşlar öncelikle lojistik nedeniyle kazanıldı ya da kaybedildi” sözüyle özetlenen anlayış doğrultusunda faaliyet gösterdiğini belirtti.
Haberde, Baltık Denizi’nin sekiz NATO ülkesi ile Rusya tarafından çevrelendiği ve İsveç’e bağlı Gotland ile Danimarka’ya bağlı Bornholm gibi stratejik öneme sahip adalarla çevrili olduğu kaydedildi.
Gazeteye göre NATO, bu adaları olası bir saldırının püskürtülmesinde ve karşı harekatlar için ileri üs olarak kullanmayı planlıyor.
Baltık’ın doğu kıyısında ise Rusya Baltık Filosu’nun konuşlu bulunduğu Kaliningrad bölgesi yer alıyor.
The Telegraph, Finlandiya ve İsveç’in 2023 ve 2024 yıllarında NATO’ya katılmasının ardından bölgenin kolektif savunmasının daha da öncelikli hale geldiğini yazdı.
Robertson da gazeteye yaptığı açıklamada, “Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya katılması, buradaki koşulları iyi tanımamızı daha da önemli hale getiriyor” ifadelerini kullandı.
Bununla birlikte gazetenin aktardığına göre, Letonya Güvenlik Kurumu’nun (SAB) eski başkanı Janis Kazocins, Rusya ile NATO arasında tam ölçekli bir çatışma yaşanma ihtimaline kuşkuyla yaklaştı.
Kazocins, Rusya’nın Ukrayna’daki savaşının henüz sona ermediğine işaret etti ancak Baltık ülkelerinin enerji altyapısına yönelik olası sabotajlara karşı kırılgan olmaya devam ettiği uyarısında bulundu.
Baltık Denizi’nde Kasım 2024 ile Şubat 2026 arasında bir dizi denizaltı kablosu arızası ve hasarı meydana geldi. Finlandiya ile Almanya arasındaki C-Lion1 kablosu Kasım 2024, Aralık 2024 ve Şubat 2026’da olmak üzere üç kez koptu. EstLink 2 enerji kablosu Ocak ve Aralık 2025’te devre dışı kaldı.
Litvanya ile İsveç arasındaki BCS East-West Interlink Kasım 2024’te, Letonya ile İsveç arasındaki fiber optik kablo Ocak 2025’te ve Rusya’ya ait Baltika kablosu ise Şubat 2026’da zarar gördü. Avrupa’daki bazı yetkililer bu olaylarda Rusya’dan şüphelendiklerini açıklamıştı.
Rus yetkililer ise kablo kopmaları ve NATO ülkelerindeki diğer sabotaj eylemleriyle bağlantılı oldukları yönündeki tüm suçlamaları reddediyor. Kremlin, Rusya’nın başka ülkelerin iç işlerine müdahale etmediğini belirtiyor.
Washington Post, 19 Ocak’ta yayımladığı haberinde ABD ve bazı Avrupa ülkelerinin istihbarat servislerinin, Moskova’nın söz konusu olaylarla bağlantılı olmadığı yönündeki değerlendirmeye eğilim gösterdiğini yazmıştı.
Letonya Dışişleri Bakanı Bayba Braze de gazeteye yaptığı açıklamada, Baltık’taki tatbikatların ABD’nin müttefiklerine bağlılığını ortaya koyduğunu belirterek, “BALTOPS-26’nın ölçeği her şeyi anlatıyor. Güçlü transatlantik işbirliği NATO’nun kolektif savunmasının temelini oluşturuyor ve mevcut güvenlik ortamında her zamankinden daha önemli” dedi.
Daha önce The Economist de Baltık Denizi’nin Rusya ile NATO arasında yaşanabilecek olası bir karşılaşmanın kilit alanlarından biri haline geldiğini yazmış, denizaltı altyapısının kırılganlığına ve bunun korunmasının ittifak açısından yarattığı zorluklara dikkat çekmişti.
Politico ise İsveç’in Gotland Adası’nı güçlendirerek adayı bir savunma merkezine dönüştürmeye çalıştığını aktarmıştı.
Rusya Devlet Başkanı Yardımcısı ve Denizcilik Kurulu Başkanı Nikolay Patruşev, Baltık bölgesinde çok uluslu NATO grubunun ortaya çıkmasının ardından bölgede “karmaşık bir durum” oluştuğunu söylemişti.
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ise birçok kez Rusya’nın NATO ile savaşmak için herhangi bir nedeni ya da çıkarı bulunmadığını ifade etti.
Putin, “Rusya’nın NATO’ya saldırmak istediğini uydurdular. Aklınızı mı kaçırdınız? Şu masa kadar bile akıllı değil misiniz?” sözlerini kullanmıştı.
Diplomasi
Hindistan, Rusya’dan petrol alımında rekor kırdı

Kpler verilerine göre Hindistan’ın Rusya’dan petrol ve kömür ithalatı, Ortadoğu’daki savaş ve sevkiyat aksaklıkları nedeniyle haziran ayında rekor seviyelere ulaştı. Rusya’dan yapılan günlük petrol sevkiyatının haziranda 2,55 milyon varile çıkması beklenirken, Moskova Avustralya’yı geride bırakarak Hindistan’ın ikinci en büyük kömür tedarikçisi konumuna yükseliyor.
Hindistan, İran’da yaşanan gerilim nedeniyle tedarik zincirinde meydana gelen aksamalar ve yükselen fiyatlar karşısında Rusya’dan petrol ve kömür ithalatını artırıyor.
Reuters haber ajansının uluslararası analiz şirketi Kpler verilerine dayandırdığı habere göre, Rusya’dan Hindistan’a yapılan sevkiyatlar haziran ayında rekor düzeylere ulaştı.
Kpler tahminlerine göre, Rusya’nın Hindistan’a petrol sevkiyatı haziran ayında günlük 2,55 milyon varille rekor düzeye yükselecek.
Bu miktar, mayıs ayındaki günlük 2,13 milyon varillik sevkiyatı ve Mayıs 2023’teki günlük 2,16 milyon varillik düzeyi geride bırakıyor.
Rusya’nın Hindistan’ın haziran ayındaki toplam ithalatı içindeki payı ise yüzde 50’nin hemen altında gerçekleşecek. Bu oran, Ortadoğu’daki çatışmanın başladığı 28 Şubat öncesindeki üç aylık dönemde ortalama yüzde 23 seviyesindeydi.
Hindistan’ın Rus petrolüne yönelmesi, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı fiilen kapatmasının ardından piyasadaki arzı artırmak amacıyla ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin alımlara yönelik yaptırımları geçici olarak kaldırmasını izledi.
Ancak yaptırımlardan muafiyet süresi 17 Haziran’da sona erdi ve ABD Hazine Bakanlığı tarafından uzatılmadı.
Reuters, bu durumun Rus petrolü alımlarında azalmaya yol açabileceğini, ancak sürecin gidişatının Hindistan rafinerilerinin ve yetkililerinin Ortadoğu ülkelerinden sevkiyatlara dönme konusundaki istekliliğine bağlı olacağını belirtiyor.
Kpler öngörülerine göre, Suudi Arabistan’dan yapılan ithalatın haziran ayında günlük 349 bin varil seviyesinde kalması bekleniyor. Bu miktar, savaş öncesindeki üç aylık dönemde günlük ortalama 832 bin varil düzeyindeydi.
İthalat artışı Rus kömüründe de gözleniyor. Haziran ayında tüm kalitelerde Rus kömürü ithalatının, mayıs ayındaki 3,27 milyon tona kıyasla 3,16 milyon ton olarak gerçekleşmesi bekleniyor.
Her iki ay da geçen yılın mayıs ayında kaydedilen 3,76 milyon tonluk zirvenin ardından sırasıyla tarihin en yüksek ikinci ve üçüncü değerleri olarak kayda geçecek.
Rusya’nın haziran ayında Avustralya’yı geride bırakarak, Çin’den sonra dünyanın en büyük ikinci kömür ithalatçısı olan Hindistan’a en çok kömür sağlayan ikinci ülke konumuna geleceği tahmin ediliyor.
Ajansın değerlendirmesine göre Rusya, Hindistan’ın temel kömür tedarikçisi olma rolünü korumaya devam edecek; ancak Rus petrolünün gelecekteki alımları, ABD’nin Moskova’ya yönelik yaptırım politikasını olası sıkılaştırma adımlarına bağlı olacak.
Yeni Delhi petrol sevkiyatının yaptırımlardan etkilenmeyeceğini açıkladı
Hindistan Dışişleri Bakanı Subrahmanyam Jaishankar, haziran ayı ortasında yaptığı açıklamada, ülkesinin 2022 yılından bu yana küresel fiyatları dizginlemek amacıyla ABD’nin talebi doğrultusunda Rus petrolü alımlarını artırdığını belirtmişti.
Jaishankar, Rus hammaddesine yönelik Amerikan kısıtlamalarını eleştirerek, bu önlemlere büyük ilkeler süsü verilmemesi çağrısında bulunmuştu.
Hindistan Petrol ve Doğalgaz Bakanlığı Temsilcisi Sujata Sharma da mayıs ayında yaptığı açıklamada, Rusya’dan sevkiyatların devam ettiğini ve ABD’nin yaptırım muafiyetlerine ilişkin kararlarından bağımsız olarak süreceğini kaydetmişti.
Hindistan rafinerileri, 2025 yılında ABD baskısı ve Hindistan mallarına yönelik yüzde 25’lik gümrük tarifesi tehdidi nedeniyle Rusya’dan yaptıkları ithalatı azaltarak Suudi Arabistan ve Irak’a yönelmişti.
Ancak Reuters’ın verilerine göre, Ortadoğu’daki savaşın ve Hürmüz Boğazı’ndaki ablukanın ardından Hindistan firmaları mart ayı başında Rus petrolü alımlarını yeniden artırdı.
Rusya’nın Yeni Delhi Büyükelçisi Denis Alipov nisan ayı sonunda yaptığı açıklamada, Hindistan’ın kabul etmeye hazır olduğu miktarda hammaddeyi tedarik etmeye hazır olduklarını duyurmuştu.
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov da daha sonra yaptığı açıklamada, Moskova’nın Hindistan’a enerji taşıyıcıları sevkiyatına ilişkin anlaşmalara bağlı kaldığını doğrulamıştı.
Amerika7 gün öncePeter Thiel’in gizli cemiyeti: “Dialog”
Görüş2 hafta önceYeni Delhi’den Yükselen Ses: BRICS’in Yeni Dünya Düzeni Manifestosu
Asya1 hafta önceÇKP, ‘Xi Jinping’in Parti İnşası Üzerine Düşüncesi’ni resmi doktrin ilan etti
Dünya Basını2 hafta önceİran’ın Yeni Büyük Stratejisi
Görüş1 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 5
Ortadoğu1 hafta önceİran, ABD ile varılan anlaşmanın detaylarını açıkladı
Asya2 hafta önceGüney Kore’de askeri istihbarat teşkilatına tarihi darbe
Görüş2 hafta önceSavaşın kısa tarihi ve senaryolar – 4









