Diplomasi
Devlet içinde deprem: Ukrayna’da Yolsuzlukla Mücadele Bürosu’na operasyonun arkasında ne var?

Ukrayna, kendi kurumları arasında savaş döneminde eşine az rastlanır bir nüfuz savaşına sahne oluyor. Bir yanda yolsuzlukla mücadele etmek için bizzat Batı tarafından kurulan Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU), diğer yanda ise devletin bekasını korumakla görevli Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) var.
Dün SBU ve Başsavcılık, ülkenin farklı bölgelerindeki NABU dedektiflerine yönelik eş zamanlı operasyonlar düzenledi. SBU, yasaklı Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisi milletvekili Fedor Hristenko’ya gıyabında vatana ihanet ve görevi kötüye kullanma suçlamaları yöneltti. Yıllar önce Ukrayna’yı terk etmiş olan Hristenko, SBU tarafından doğrudan bir “FSB ajanı” olarak nitelendirildi.
Ancak operasyonun en sarsıcı kısmı, NABU’nun üst düzey yöneticilerinden birinin, Ruslan Magomedrasulov’un gözaltına alınmasıydı. Dnipropetrovsk’ta görevli olan ve kurumun cephe hattındaki faaliyetlerini koordine eden Magomedrasulov’un, Rusya topraklarında ticari faaliyet yürüttüğü ve Rusya’dan kişilerle temas halinde olduğu iddia edildi. Bir başka iddiaya göre, bir NABU dedektifi, devrik Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in çevresi aracılığıyla gizli bilgileri sızdırıyordu.
NABU ise bu baskınların mahkeme kararı olmaksızın yapıldığını savunarak, operasyonların hukuksuz olduğunu ilan etti.
Zelenskiy karşıtı ittifakın silahı olarak NABU
Ukrayna merkezli Strana.ua haber sitesine göre, bu operasyonlar buzdağının sadece görünen kısmı. Asıl mesele, Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’ye karşı kurulmuş gizli bir ittifakın varlığı.
Söz konusu ittifak, eski Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko ile geçmişte ABD Demokrat Partisi’ne yakın olan ve Batılı hibelerle finanse edilen “grant yapıları” (STK’lar ve aktivistler) arasında şekillendi.
2014’teki Maydan olaylarından sonra giderek güçlenen bu yapılar, Washington’ın Kiev üzerindeki etkisini artırmak, Zelensky’nin eylemlerini gözlemlemek ve gücünü sınırlamak için bir araç olarak kullanılıyordu. Bu ağ, özellikle NABU üzerinde ciddi bir nüfuza sahipti. Donald Trump’ın ABD’de iktidara gelmesiyle Dışişleri Bakanlığı ve ABD’nin Kiev Büyükelçiliği gibi kurumlardan gelen destekleri azalsa da, NABU içindeki etkilerini korumayı başardılar.
Bu grubun, Ukrayna hükümeti tarafından fiilen denetlenemeyen bir NABU kanadını kullanarak Başbakan Yardımcısı Oleksiy Çernişov hakkında bir yolsuzluk davası başlattığı iddia ediliyor. Bu sürece, Ukrayinska Pravda gazetesinin de sahibi olan Tomáš Fiala’nın medya holdingi gibi, “grant çevrelerine” yakın medya kuruluşları tarafından enformasyon desteği sağlandı.
Ayrıca, eski Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a yönelik, cephedeki durum, yolsuzluk iddiaları ve ABD’de yaşayan ailesi üzerinden yürütülen karalama kampanyasının arkasında da aynı grubun olduğu öne sürülüyor. Zelensky yönetimi, Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanı Andriy Yermak’a karşı Batı medyasında yürütülen olumsuz kampanyanın da bu ittifak tarafından organize edildiğine inanıyordu.

Strana.ua‘ya göre, Trump’ın Rusya’ya karşı söylemini sertleştirmesi ve Zelenskiy ile daha yakın temas kurmaya başlamasıyla Kiev’deki yönetim, artık Beyaz Saray’dan doğrudan bir tehdit gelmeyeceğini düşünerek bu aktivistlere karşı harekete geçme cesaretini buldu.
Washington’ın Ukrayna’daki sopası: NABU nasıl kuruldu?
Bugün bir ihanet yuvası olmakla suçlanan NABU ne olduğu ve nasıl ortaya çıktığına göz atmak faydalı olabilir. NABU, 2014’teki Maydan darbesinin ardından, Nisan 2015’te doğrudan ABD yönetiminin eliyle kurulmuş bir kurum.
Kuruluşundan itibaren ABD’nin Kiev Büyükelçiliği’nden hibe desteği alan ve talimatları doğrudan büyükelçilikten aldığı bilinen bu yapı, Ukrayna’daki yolsuzluk soruşturmalarını savcılığın elinden alarak kendi tekeline aldı. İlk yıllarda bu mekanizmadan FBI’ın elçilikteki temsilcisi Karen Greenway’in sorumlu olduğu biliniyor.
NABU’nun en büyük yetkisi, yolsuzluk şüphesi duyduğu kişilerin mal varlığını herhangi bir mahkeme kararına ihtiyaç duymadan dondurabilmesiydi. Bu “şüphe yeterli” prensibi, NABU’yu Washington için son derece kullanışlı bir araca dönüştürdü.
Son 10 yılda, ABD’nin veya büyük ulusötesi Amerikan şirketlerinin çıkarlarına aykırı hareket eden, ülkede istedikleri gibi at koşturmalarına engel olan tüm siyasetçiler ve sermayedarlar, bir bir yolsuzlukla suçlanarak tasfiye edildi.
‘Okyanus ötesi’ operasyon
Bu tezgahın nasıl işlediğine dair en çarpıcı örnek, NABU’nun ilk başkanı Artem Sıtnik’in karıştığı skandaldır. 2017’de ortaya çıkan ses kayıtlarında Sıtnik’in, 2016 ABD seçimlerinde Donald Trump’ın Ukrayna’daki ortaklarının ofis ve evlerinde, Hillary Clinton lehine kullanılabilecek suç belgeleri bulması için ABD’nin Kiev Büyükelçiliği’nden talimat aldığını itiraf ettiği duyuldu.
Trump’ın kampanya şefi Paul Manafort’un, eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in Bölgeler Partisi’nden 12,7 milyon dolar aldığı iddiası, işte bu operasyonun bir ürünüydü. Bu iddianın kamuoyuna yayılması görevini ise o dönem Poroşenko Bloku’nda milletvekili olan “araştırmacı gazeteci” Sergey Leşçenko üstlendi. Nitekim Kiev Bölge İdare Mahkemesi, Aralık 2018’de Sıtnik ve Leşçenko’nun eylemlerinin “2016 ABD seçim sürecine müdahaleye yol açtığına ve Ukrayna devletinin çıkarlarına zarar verdiğine” hükmetti.
İlginç bir şekilde, bu mahkeme kararından kısa süre sonra FBI’daki görevini kaybeden Karen Greenway, “beklenmedik” bir şekilde NABU’da danışman olarak işe başladı. Mayıs 2019’da ise ABD’nin Kiev Büyükelçisi Marie Yovanovitch görevden alındı.
Trump’ın avukatı Rudy Giuliani, bunun sebebinin Yovanovitch’in 2016 seçimlerine Demokratlar adına müdahalede bulunması olduğunu savunmuştu. Sıtnik ise tüm bu skandallara ve hakkında açılan başka bir yolsuzluk davasından hüküm giymesine rağmen, Zelensky döneminde de koltuğunu korumayı başaran ender yetkililerden biri oldu.
Hunter Biden, Burisma ve sonsuza dek kapanan dosya
NABU’nun adı, uluslararası kamuoyunda en çok Biden ailesiyle anıldı. Maydan öncesi Çevre Bakanı olan Nikolay Zloçevskiy, en kârlı kaya gazı çıkarma lisanslarını kendi şirketi Burisma’ya vermişti. Darbeden sonra başının derde gireceğini anlayan Zloçevskiy, korunma kalkanı olarak dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden’ı, eski Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwaśniewski’yi ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin kampanya yöneticisi Devon Archer’ı aylık 50 bin dolar maaşla şirketin yönetim kuruluna atadı.
O dönem Obama yönetiminin Ukrayna dosyasından sorumlu olan Joe Biden, Burisma’yı soruşturmaya kalkan dönemin Ukrayna Başsavcısı Viktor Şokin’i, 1 milyar dolarlık kredi garantisini çekme tehdidiyle görevden aldırdığını daha sonra övünerek anlatacaktı. Şokin’in yerine gelen ve hukuk diploması dahi olmayan elektrik mühendisi Yuriy Lutsenko, beklendiği gibi Burisma soruşturmasını kapattı. Fakat 2019 seçimleri yaklaşırken Lutsenko, ABD büyükelçiliğinin kendisine “dokunulmayacaklar listesi” verdiğini itiraf ederek Burisma dosyasını yeniden açtı.
Zelenskiy hükümeti tarafından görevden alınan Lutsenko’nun yerine Ruslan Riboşabka getirildi. Riboşabka, 2 Eylül 2019’daki ilk iş gününde Burisma soruşturmasını durdurdu. Ancak muhalefet milletvekili Andrey Derkaç’ın Biden ve Burisma ile ilgili çok sayıda belge yayımlaması üzerine dosyayı yeniden açmak zorunda kaldı.
Baskı altında kalan Riboşabka, Şubat 2020’de görevden alınmadan önceki son icraatlarından birinde, Burisma dosyasını NABU’ya devretti. Bu hamle, dosyanın Ukrayna savcılarının elinden alınarak etkili bir şekilde sonsuza dek rafa kaldırılması anlamına geliyordu.
Bu hizmetin karşılığı gecikmedi. Joe Biden’ın Ocak 2021’de başkanlık koltuğuna oturmasından hemen sonra ABD Dışişleri Bakanlığı, “Yolsuzluğa Karşı Mücadelede Küresel Şampiyonlar” adıyla yeni bir ödül ihdas etti. Şubat 2021’de bu ödülü alan ilk 12 kişiden biri, Burisma dosyasını kapatan Ruslan Riboşabka oldu.
Diplomasi
Ukrayna Başbakanı Sviridenko istifa dilekçesini verdi

Ukrayna Başbakanı Yuliya Sviridenko, parlamentoya istifa dilekçesini sundu. Parlamentonun istifa talebini en kısa sürede resmi prosedürlere uygun olarak ele alması bekleniyor. Daha önce Zelenskiy, dış politika ve kışa hazırlık öncelikleri doğrultusunda kabinede kapsamlı değişiklikler yapılacağını açıklamıştı. Zelenskiy, Sviridenko’ya çalışmalarından dolayı teşekkür ederek kendisine yeni bir görev teklif ettiğini açıkladı.
Ukrayna Başbakanı Yuliya Sviridenko, parlamentoya istifa dilekçesini sundu. Gelişmeyi Ukrayna Parlamentosu (Verhovna Rada) Başkanı Ruslan Stefançuk, Facebook hesabı üzerinden yaptığı açıklamayla duyurdu.
Stefançuk, parlamentonun Sviridenko’nun istifa talebini belirlenen yasal usullere uygun olarak yakın zamanda değerlendireceğini bildirdi.
Sviridenko’ya “devlet için son derece zor bir zamanda” hükümete liderlik ettiği için teşekkür eden Stefançuk, kendisinin ekonominin güçlendirilmesi, vatandaşlara destek sağlanması ve Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliği yolundaki ilerlemesine sunduğu katkıları vurguladı.
Kabinede yapısal değişiklikler bekleniyor
Başbakanın istifa kararı, Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy’nin hükümette kadro değişikliklerine gidileceğini açıklamasının ertesi günü geldi. Zelenskiy, ülkenin güncellenmiş bir siyasi stratejiye geçiş yaptığını ifade etmişti.
Yeni dönemde her bir stratejik dış politika yöneliminden geniş deneyime sahip ayrı bir yöneticinin sorumlu olacağını kaydeden Zelenskiy, öncelikli alanları sıraladı.
Devlet Başkanı; ABD ile ilişkileri, Avrupa füze savunma projesinin geliştirilmesini, Ukrayna’nın Avrupa Birliği üyeliği sürecini, Polonya ve Macaristan dahil komşu ülkelerle ilişkileri, Ortadoğu ülkeleri, Çin ve uluslararası kuruluşlarla yürütülen işbirliklerini bu öncelikler arasında gösterdi.
Zelenskiy ayrıca cephe hattındaki ve sınırdaki bölgelerde çalışmaların yoğunlaştırılması, kış hazırlıklarının hızlandırılması ve devlet şirketlerinin reforme edilmesi gerektiğini de dile getirdi.
Görevinden ayrılan Sviridenko’ya yürüttüğü çalışmalar vesilesiyle teşekkür eden Zelenskiy, kendisine “kilit bir ortakla ilişkilerde yeni ve önemli bir alanın” yönetimini üstlenmeyi teklif ettiğini açıkladı.
Zelenskiy ayrıca kolluk kuvvetlerinin yönetim kademelerinde de değişiklikler yapılacağını duyurdu.
Sviridenko’nun kariyeri
Yuliya Sviridenko, Ukrayna hükümetinin liderliğini 17 Temmuz 2025 tarihinde üstlenmişti.
Başbakanlık görevine getirilmeden önce Sviridenko, Kasım 2021 tarihinden itibaren Ukrayna Birinci Başbakan Yardımcısı ve Ekonomi Bakanı olarak görev yapıyordu. Sviridenko, bu görevlerinden önce ise Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başkan Yardımcılığı görevini yürütmüştü.
Ukrayna hükümetinde revizyon: Başbakan Sviridenko istifa etti
Diplomasi
Avrupa ve ABD arasında Ukrayna’ya destek çatlakları büyüyor

Ukrayna’ya güvenlik garantileri sağlamak ve ateşkes sonrası çok uluslu güç konuşlandırmak amacıyla kurulan “gönüllüler koalisyonu”, askeri eğitimlerin ortak planlanması ve Avrupa’nın sanayi potansiyelinin kullanılmasını görüşmek üzere Paris’te toplanıyor. Avrupa ülkeleri arasında Rusya ile doğrudan diyalog, yaptırımlar ve Ukrayna’ya bütçeden askeri yardım sağlanması konularında ciddi görüş ayrılıkları yaşanırken, bazı Doğu Avrupa ülkeleri misyona katılmayı reddediyor.
Ukrayna’ya destek veren ve ağırlıklı olarak Avrupa ülkelerinden oluşan “gönüllüler koalisyonu”, Rusya ile yaşanan çatışmada Kiev’e yönelik güvenlik garantilerini ve ortak askeri eğitim planlarını ele almak üzere 13 Temmuz’da Paris’te bir araya geliyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron, toplantıda Avrupa’nın sanayi potansiyelinin bu amaçla kullanılmasına yönelik planların yanı sıra askeri tatbikatların ortaklaşa planlanmasının da tartışılacağını açıkladı.
Zirvenin ertesi günü tüm katılımcıların, “Avrupa’nın Stratejik Uyanışı” sloganıyla Şanzelize Caddesi’nde düzenlenecek geleneksel Bastille Günü askeri geçit törenine katılması öngörülüyor.
Gönüllüler koalisyonu, olası bir ateşkes durumunda Ukrayna için güvenlik garantileri geliştiren, çoğunluğu Avrupa ülkelerinden oluşan 30’dan fazla devletin birleşiminden oluşuyor. Girişimi 2024 yılının sonlarında Fransa ve İngiltere başlattı. Aynı ülkeler, ateşkes rejimini denetlemek üzere Ukrayna’ya Avrupa askeri birliği gönderilmesi fikrini de ilk ortaya atanlar oldu.
Macron, geçen yılın eylül ayında yaptığı açıklamada, 26 ülkenin Ukrayna’ya asker göndermeye veya bu misyonu desteklemek için fon ayırmaya hazır olduğunu teyit ettiğini bildirdi. Rusya bu girişime kesin bir dille karşı çıkıyor. ABD ise bugüne kadar böyle bir misyon için gerekli olan teknik ve lojistik desteği sunmayı kabul ettiğini beyan etmedi.
Avrupa müttefikleri arasında uzlaşı aranıyor
Paris’te düzenlenen ocak ayı toplantısının ardından katılımcı ülkeler, çatışma sonrasında Ukrayna’da çok uluslu güçlerin konuşlandırılmasına yönelik bir niyet deklarasyonu imzaladı.
Belgede, yabancı güçlerin ülkede yer almasının parametreleri belirlendi. Bu kapsamda askeri üslerin kurulması, hava ve deniz sahasının korunması ile çok uluslu gücün Ukrayna Silahlı Kuvvetleriyle etkileşim sistemi ele alındı.
Avrupa diplomatik kaynakları, tüm bu adımlardan önce bir ateşkes rejiminin kurulması gerektiğini belirtti.
Rus basınına konuşan konuya aşina kaynak, “Avrupa’nın yaklaşımına göre öncelikle bu noktaya ulaşılmalı, ardından başta Ukrayna olmak üzere tüm taraflar için güvenlik garantileri detaylıca tartışılmalıdır. O zamana kadar asker gönderilmesi konusu gündemde yer almıyor” dedi.
Fransa, Almanya ve İngiltere liderleri 7 Haziran’da yaptıkları ortak açıklamada, Ukrayna krizinin çözümü için müzakerelerin yeniden başlamasını ve Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden kurulmasını destekledi. Liderler, “adil ve kalıcı bir barış” için beş şart öne sürdü. Bu şartlar arasında çatışmaların durdurulması ve mevcut cephe hattının herhangi bir anlaşma için başlangıç noktası olarak kabul edilmesi yer alıyor.
Ancak diplomatik kaynak, Ukrayna konusundaki diplomatik sürecin şu an fiilen dondurulduğunu belirtti. Kaynak, “ABD’nin odağını İran’a çevirmesi nedeniyle süreç durma noktasına geldi. ABD ve Rusya devlet başkanları arasında telefon görüşmeleri artık nadiren gerçekleşiyor. ABD’li müzakerecilerin yeniden Moskova’ya gelebileceğini öngörüyorum ancak bu durum gerçek müzakerelere yol açmaktan ziyade fikir alışverişiyle sınırlı kalacaktır. Üstelik şu anda askeri tansiyonun yükseldiği bir aşamadayız” değerlendirmesinde bulundu.
Avrupa Birliği (AB) içinde Rusya ile doğrudan diyaloğun yeniden başlatılmasına yönelik tartışmalar mayıs başında hareketlendi. Batı medyasında Moskova ile temasları yürütecek özel temsilci adayları arasında Almanya eski şansölyeleri Gerhard Schröder ve Angela Merkel ile Finlandiya Cumhurbaşkanı Alexander Stubb’ın isimleri geçti. Konuyla ilgili 28 Mayıs’ta Kıbrıs’ta AB Dışişleri Bakanları toplantısı düzenlense de resmi bir açıklama yapılmadı.
Haziran ortasında Fransa, İngiltere ve Almanya’nın Moskova büyükelçileri Nicolas de Rivière, Nigel Casey ve Alexander Lambsdorff, Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Mikhail Galuzin ile görüştü. Rusya Dışişleri Bakanlığı, görüşmeye ilişkin açıklamasında, büyükelçilere ülkelerinin Ukrayna krizine yönelik yıkıcı politikalarına dair değerlendirmelerin iletildiğini, bu politikaların Kiev yönetimini Batı’nın “gönüllüler koalisyonu” adına savaşı sürdürmeye teşvik ettiğini savundu.
Görüşme öncesinde Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Avrupa ülkelerinin çözüm sürecini etkileme fırsatını kaçırdığını ve yapıcı olmayan bir tutum takındığını ifade etti.
Brüksel’de 18 Haziran’da düzenlenen AB zirvesi öncesinde, Avrupa Konseyi Başkanı António Costa’nın gelecekteki müzakerelere zemin hazırlamak amacıyla üst düzey bir Rus yetkiliyle iki kez telefon görüşmesi gerçekleştirdiği basına yansıdı. Ancak Avrupa’da Rusya ile müzakerelerin formatı konusunda henüz ortak bir duruş yok.
NATO’nun 7-8 Temmuz tarihlerinde Ankara’da gerçekleştirdiği zirve kapsamında, AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi Kaja Kallas, Delfi portalına verdiği mülakatta, AB’nin Moskova’yı müzakerelere zorlamayı hedeflediğini belirtti.
Kallas, Avrupa’nın her zaman Ukrayna’nın yanında yer alması sebebiyle arabulucu rolü üstlenemeyeceğini kaydetti.
Rusya’ya yönelik 21’inci yaptırım paketinin hazırlıklarına da değinen Kallas, AB’nin Kiev’in olası müzakerelerdeki konumunu güçlendirmesi gerektiğini vurguladı.
Financial Times gazetesinin haberine göre, Avrupalı liderler Ankara’daki zirveyi başarılı olarak değerlendirdi. Zirvede ABD Başkanı Donald Trump, Ukrayna lideri Volodimir Zelenskiy ile de görüştü.
NATO ülkeleri, yayımladıkları sonuç bildirisinde Ukrayna’ya 2026 yılı için askeri teçhizat, yardım ve eğitim amaçlı 70 milyar avro tahsis etme taahhüdünde bulundu ve 2027’de de bu destek seviyesini korumaya hazır olduklarını teyit etti.
Yeni yaptırımların ele alınacağı AB Dışişleri Bakanları toplantısı ise Brüksel’de pazartesi günü başlıyor. Euractiv’in haberine göre, ekonomileri büyük ölçüde turizme dayalı olan Fransa, İtalya ve Yunanistan; Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen’in gündeme getirdiği, 2022’den bu yana Rus ordusunda görev yapmış kişilerin AB’ye girişinin yasaklanması önerisine karşı çıkıyor.
Yunanistan ayrıca Rus petrolüne varil başına 44 dolar tavan fiyat uygulanması teklifine de direnç gösteriyor. Bulgaristan ise Moskova ve Tüm Rusya Patriği Kirill’in yaptırım listesine alınmasını engelledi.
Askeri yardımlar konusunda da bazı AB üyeleri ulusal bütçelerinden kaynak ayırmaya yanaşmıyor. Çekya, Ankara’da onaylanan NATO taahhütlerine katılmayı reddetti. Çekya Başbakanı Andrej Babiš, Avrupa için önceliğin kendi füze savunma sistemini güçlendirmek olması gerektiğini savundu.
Macaristan Başbakanı Péter Magyar, yardım paketine katılımın gönüllülük esasına dayandığını hatırlattı. Slovakya ve Bulgaristan da bu girişime katılmazken, Bulgaristan Başbakanı Rumen Radev, ülkelerinin Ukrayna’ya yalnızca askeri teçhizat onarımı konusunda destek vereceğini açıkladı.
Bahsi geçen Doğu Avrupa ülkeleri, Ukrayna’ya asker gönderme olasılığını da kesin bir dille dışlıyor. Benzer bir tutum sergileyen Hırvatistan Cumhurbaşkanı Zoran Milanović, “gönüllüler koalisyonu” ile ilişkilendirilmemek adına Hırvat askerlerinin Paris’teki Bastille Günü geçit törenine katılmasına izin vermedi.
ABD yönetimi Patriot üretimi ve hava sahası seçeneğini değerlendiriyor
Ankara’daki zirvede Donald Trump, ABD’nin Ukrayna’ya Patriot hava savunma sistemleri için füze üretimi lisansı verebileceğini dile getirdi. Zelenskiy ile gerçekleştirdiği görüşmede Trump, “Sonradan size bunları eksik verdiğimizi söyleyemezsiniz. Benim fikrim, bunları kendiniz üretmenizdir” dedi.
Trump, konuyu henüz sistemlerin üreticileri olan Lockheed Martin ve RTX firmalarıyla görüşmediğini belirtti. Ukrayna’nın yakın zamanda ABD’den ek önleme füzesi alamayacağını da ekleyen Trump, “Elimizde Patriot var ama sayıları az. Onlara kendimizin ihtiyacı var” diye konuştu.
CNN, üretimin başlamasının aylar alabileceğini aktarırken; The New York Times, alt yükleniciler tarafından sağlanan parça tedarikinin temel sorunu oluşturduğunu yazdı.
Aynı görüşmede Trump, güvenlik garantilerinin bir parçası olarak ABD’nin Ukrayna üzerinde hava sahasını kapatabileceğini ilk kez kamuoyu önünde dile getirdi.
Washington’ın Ukrayna hava sahasını kapatmaya hazır olup olmadığı yönündeki soruya Trump, “Gerekirse evet” yanıtını verdi ancak bir barış anlaşmasına varılması durumunda bu tür önlemlere gerek kalmayabileceğini sözlerine ekledi.
Trump ve Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Ukrayna’nın Rus petrol rafinerilerine düzenlediği saldırıları da değerlendirdi. Trump, “Bu bir tırmanma, ancak savaşın sona ermesine yardımcı olabilecek bir tırmanmadır” ifadesini kullandı.
Rubio ise Ukrayna ordusunun Rusya’nın iç kesimlerini vurma kabiliyetinin, çatışmanın sonlandırılması için yürütülecek müzakerelerde alan yaratmasını umduklarını açıkladı.
Trump, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile telefonda görüşmeyi planladığını belirtse de bu görüşme henüz gerçekleşmedi. Trump’ın özel temsilcisi Steve Witkoff ve damadı Jared Kushner üzerinden yürütülen Moskova temasları da duraklamış durumda. Putin ile en az yedi kez bir araya gelen Witkoff’a, aralık ve ocak aylarındaki son iki ziyaretinde Kushner eşlik etti.
Şubat ayı sonunda ABD ile İran arasında başlayan gerilimle birlikte her iki isim de Ortadoğu hattına odaklanarak ateşkes mutabakatının hazırlanması sürecinde yer aldı.
Ancak The New York Times’a konuşan ve isminin açıklanmasını istemeyen bir kaynak, Witkoff ve Kushner’ın Ukraynalı ve Rus yetkililerle neredeyse her gün iletişimde olduğunu ve daha önce kamuoyuna yansımayan yüz yüze görüşmeler gerçekleştirdiklerini iddia etti.
Kaynağa göre her iki müzakereci de tartışılacak yeni bir somut gelişme olması durumunda Moskova ve Kiev’i ziyaret etmeye hazır, ancak yalnızca fotoğraf karesi vermek için gitmek istemiyorlar.
Rusya müzakere için taleplerinin karşılanmasını şart koşuyor
Moskova yönetimi ise pozisyonunu koruyor. Kremlin Sözcüsü Dmitry Peskov, 7 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Zelenskiy, birliklerini şu anda Rusya toprağı olan Donbass ve diğer bölgelerden çekerek çok sorumlu bir karar alıp savaşı hala durdurabilir. Durumu fiilen kabul ederse ertesi gün çatışmalar sona erer” dedi.
Peskov, bu gerçekleşene kadar Rusya’nın askeri harekâtı sürdüreceğini ve bir tampon bölge oluşturmaya devam edeceğini sözlerine ekledi.
Rusya Dışişleri Bakanlığı, 10 Temmuz’da yayımladığı bildiride Kiev’i “Rusya’nın sivil nüfusuna ve sivil altyapısına yönelik terörü artırmaya çalışmakla” suçladı.
Bakanlık Sözcüsü Maria Zaharova, Minsk-Anapa seferini yapan turist otobüsüne yönelik saldırıdan sınır bölgelerindeki can kayıplarına kadar bir dizi gelişmeyi sıralayarak, “Tüm bu olgular, Ukrayna’nın askersizleştirilmesi ve naziden arındırılması ile bu topraklardan kaynaklanan tehditlerin ortadan kaldırılmasına yönelik görevlerin güncelliğini teyit ediyor. Bu hedeflere mutlaka ulaşılacaktır” dedi.
Moskova, Kiev ile 2025 yılının ilkbahar ve yaz aylarında İstanbul’da yürütülen doğrudan müzakereleri yeniden başlatmaya hazır olduğunu belirtiyor.
Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, 23 Haziran’da katıldığı büyükelçiler yuvarlak masa toplantısında, “2025 sonbaharında radardan çıktılar ve müzakereleri durdurduklarını açıkladılar. Biz bunları kaldığı yerden her an yeniden başlatmaya hazırız. Muhtemelen geçen yıl Ukraynalılara birileri diyalog kurmamalarını ve savaşmaya devam etmelerini söyledi” dedi.
Temmuz ayında Mozambik’e gerçekleştirdiği ziyarette Lavrov, Batı’yı Rusya’yı müzakereye çağırırken varılan anlaşmaları baltalamakla suçladı. Lavrov, 9 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Batı’nın müzakereli bir çözüm istediğine artık inanmayacağız. Bu iyi niyet ve umut stoğu tamamen tükenmiştir” ifadelerini kullandı.
Avrupa ülkelerinin Rusya’yı stratejik olarak yenilgiye uğratmak istediğini belirten Peskov, bunun “tarihin en büyük hatası” olduğunu savundu.
ABD’nin tutumunda ise bir ikili durum gözlemlediklerini ifade eden Peskov, Washington’ın bir yandan Kiev’e silah sevkiyatını sürdürürken, diğer yandan Avrupalıların aksine barış sürecine katkıda bulunma isteğini koruduğunu söyledi.
Peskov, “Bazen yanılsalar da bu isteğin samimi olduğunu düşünüyor ve bunu memnuniyetle karşılıyoruz” değerlendirmesini yaptı.
Ukrayna ise Rus petrol rafinerilerine yönelik saldırılarını sürdürürken, bu eylemlerin kapsamını genişletme tehdidini yineliyor.
The New York Post gazetesinin haberine göre Kiev, çatışmaları sona erdirmek için Moskova üzerindeki baskı dengesinin değiştirilmesi gerektiğine inanıyor.
Zelenskiy, 4 Temmuz’da yaptığı açıklamada, “Rusya’nın sesini duyacağı taraflar kesinlikle ABD, diğer G7 ve G20 ülkeleri ile Avrupa’dır” ifadesini kullandı.
Diplomasi
Bloomberg: Graham’in ölümü Ukrayna yardımını zorlaştıracak

ABD’li Senatör Lindsey Graham’in 71 yaşında hayatını kaybetmesi, Ukrayna ve diğer müttefiklerin Washington’daki en etkili destekçilerinden birini yitirmesine yol açtı. Bloomberg’in analizinde, Graham’in ölümünün ardından Kiev ve Avrupalı ortakların Beyaz Saray ile iletişim kurmak için yeni kanallar aramak zorunda kalacağı belirtildi.
ABD’li Cumhuriyetçi Senatör Lindsey Graham’in vefatı, Ukrayna’nın Beyaz Saray ile en etkili iletişim kanallarından birini kaybetmesine neden oldu.
Bloomberg’in haberine göre, Graham’in yokluğu Ukrayna ve diğer ABD müttefikleri için Washington’da büyük bir boşluk yaratacak.
Graham, ABD Başkanı Donald Trump ile Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy arasındaki gergin ilişkilere rağmen, Trump’ın ikinci başkanlık döneminin önemli bir kısmında Kiev’e askeri destek sağlanması için çaba harcıyordu.
Bloomberg, Graham’in vefatıyla birlikte Ukrayna ve diğer ABD müttefiklerinin, Trump’ın yakın çevresinde yeni güvenilir isimler bulmak zorunda kalacağına dikkat çekti.
Haberde, Graham’in Trump ile yakın ilişkilerini, Senato’daki Demokratlarla çalışma becerisini ve yabancı liderlerle kurduğu güçlü bağları birleştiren benzersiz bir yetenek setine sahip olduğu, bu nedenle yeni bir kanal bulmanın kolay olmayacağı ifade edildi.
“Kiev için büyük bir kayıp”
Bloomberg’e konuşan bir kaynak, Kiev yönetiminin Graham’in ölümünü, “Ukrayna’yı samimi şekilde destekleyen ve yardım etmek için elinden gelen her şeyi yapan nadir bir Cumhuriyetçinin kaybı” olarak değerlendirdiğini aktardı.
Ukraynalı siyaset bilimci Volodimir Fesenko da Kiev’in Graham’in ölümünün ardından ciddi bir sorunla karşı karşıya olduğunu belirtti.
Fesenko, “Bizim için şimdi temel soru şu: Senato’da güçlü bir konuma sahip olan ve Trump’a doğrudan erişebilen Graham gibi başka aktörler var mı?” değerlendirmesini yaptı.
İsmi açıklanmayan bir Avrupalı diplomat ise Avrupa’da Graham’in sadece Ukrayna’yı destekleyen değil, aynı zamanda Rusya üzerinde baskı kurabilen, Beyaz Saray bünyesinde nüfuz sahibi bir figür olarak görüldüğünü dile getirdi.
Senatör Lindsey Graham, vefatından sadece birkaç saat önce Rusya’ya yönelik yeni kısıtlamaları içeren yasa tasarısının tamamlanması gerektiğini söylemişti.
Graham, esprili bir dille yaptığı açıklamada, “Şu anda ölemem. Rusya’ya yaptırım uygulamam, İran ile durumu çözmem ve İsrail ile Suudi Arabistan ilişkilerini normalleştirmem gerekiyor” ifadelerini kullanmıştı.
Aort yırtılması ve aterosklerotik kalp damar hastalığı nedeniyle 71 yaşında hayatını kaybeden senatörün ardından ABD Başkanı Donald Trump taziye mesajı yayımladı.
Trump, federal binalardaki bayrakların yarıya indirilmesi talimatını verirken, sosyal medya platformu Truth Social üzerinden yaptığı paylaşımda Graham için, “Tanıdığım en büyük insanlardan ve senatörlerden biriydi. Her zaman çalıştı ve gerçek bir Amerikan vatanseveriydi. Lindsey çok aranacak” yazdı.
Rusya’nın yaptırım listesindeydi
Rusya yönetimine yönelik istikrarlı eleştirileriyle bilinen Graham, 2018 yılında Rusya’ya karşı hazırlanan ve “cehennem yaptırımları” olarak adlandırılan yasa tasarısının mimarlarından biriydi. Bu tasarıyla Rusya’nın devlet borcuna yönelik yaptırım kavramını ortaya atmış ve siber sektöre kısıtlamalar getirilmesini savunmuştu.
Rusya İçişleri Bakanlığı, Mayıs 2023’te Zelenskiy ile görüşmesinin ardından Graham hakkında arama kararı çıkarmıştı. Rusya Federal Mali İzleme Servisi (Rosfinmonitoring) ise Şubat 2024’te ABD’li senatörü terör ve ekstremizm destekçileri listesine dahil etmişti.
Diplomasi6 gün önceNATO ülkeleri, milyarlarca dolarlık savunma anlaşması açıkladı
Görüş1 hafta önceZirve Salonunda Konuşulmayacak Hikâye: NATO Üyeliğinin Gerçek Bedeli
Dünya Basını2 hafta önceİktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını2 hafta önceFransız iktisatçı Sapir: Avrupa ekonomilerinde kimyasal şok etkisini gösterecek
Dünya Basını2 hafta önceABD’nin Japonya’daki füze hamleleri Çin’e net mesaj veriyor
Amerika6 gün önceNATO 3.0’un mucidi: Elbridge Colby
Görüş6 gün önceAnkara’nın ikinci zirvesi: 22 yılın ardından NATO, kuralları yeniden yazan bir Türkiye’ye dönüyor
Dünya Basını2 hafta önceİran Ali Hamaney’e veda ediyor: Yas, hafıza ve sessizlik









