Bizi Takip Edin

Diplomasi

Devlet içinde deprem: Ukrayna’da Yolsuzlukla Mücadele Bürosu’na operasyonun arkasında ne var?

Yayınlanma

Ukrayna, kendi kurumları arasında savaş döneminde eşine az rastlanır bir nüfuz savaşına sahne oluyor. Bir yanda yolsuzlukla mücadele etmek için bizzat Batı tarafından kurulan Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU), diğer yanda ise devletin bekasını korumakla görevli Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) var.

Dün SBU ve Başsavcılık, ülkenin farklı bölgelerindeki NABU dedektiflerine yönelik eş zamanlı operasyonlar düzenledi. SBU, yasaklı Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisi milletvekili Fedor Hristenko’ya gıyabında vatana ihanet ve görevi kötüye kullanma suçlamaları yöneltti. Yıllar önce Ukrayna’yı terk etmiş olan Hristenko, SBU tarafından doğrudan bir “FSB ajanı” olarak nitelendirildi.

Ancak operasyonun en sarsıcı kısmı, NABU’nun üst düzey yöneticilerinden birinin, Ruslan Magomedrasulov’un gözaltına alınmasıydı. Dnipropetrovsk’ta görevli olan ve kurumun cephe hattındaki faaliyetlerini koordine eden Magomedrasulov’un, Rusya topraklarında ticari faaliyet yürüttüğü ve Rusya’dan kişilerle temas halinde olduğu iddia edildi. Bir başka iddiaya göre, bir NABU dedektifi, devrik Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in çevresi aracılığıyla gizli bilgileri sızdırıyordu.

NABU ise bu baskınların mahkeme kararı olmaksızın yapıldığını savunarak, operasyonların hukuksuz olduğunu ilan etti.

Zelenskiy karşıtı ittifakın silahı olarak NABU

Ukrayna merkezli Strana.ua haber sitesine göre, bu operasyonlar buzdağının sadece görünen kısmı. Asıl mesele, Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’ye karşı kurulmuş gizli bir ittifakın varlığı.

Söz konusu ittifak, eski Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko ile geçmişte ABD Demokrat Partisi’ne yakın olan ve Batılı hibelerle finanse edilen “grant yapıları” (STK’lar ve aktivistler) arasında şekillendi.

2014’teki Maydan olaylarından sonra giderek güçlenen bu yapılar, Washington’ın Kiev üzerindeki etkisini artırmak, Zelensky’nin eylemlerini gözlemlemek ve gücünü sınırlamak için bir araç olarak kullanılıyordu. Bu ağ, özellikle NABU üzerinde ciddi bir nüfuza sahipti. Donald Trump’ın ABD’de iktidara gelmesiyle Dışişleri Bakanlığı ve ABD’nin Kiev Büyükelçiliği gibi kurumlardan gelen destekleri azalsa da, NABU içindeki etkilerini korumayı başardılar.

Bu grubun, Ukrayna hükümeti tarafından fiilen denetlenemeyen bir NABU kanadını kullanarak Başbakan Yardımcısı Oleksiy Çernişov hakkında bir yolsuzluk davası başlattığı iddia ediliyor. Bu sürece, Ukrayinska Pravda gazetesinin de sahibi olan Tomáš Fiala’nın medya holdingi gibi, “grant çevrelerine” yakın medya kuruluşları tarafından enformasyon desteği sağlandı.

Ayrıca, eski Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a yönelik, cephedeki durum, yolsuzluk iddiaları ve ABD’de yaşayan ailesi üzerinden yürütülen karalama kampanyasının arkasında da aynı grubun olduğu öne sürülüyor. Zelensky yönetimi, Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanı Andriy Yermak’a karşı Batı medyasında yürütülen olumsuz kampanyanın da bu ittifak tarafından organize edildiğine inanıyordu.

Strana.ua‘ya göre, Trump’ın Rusya’ya karşı söylemini sertleştirmesi ve Zelenskiy ile daha yakın temas kurmaya başlamasıyla Kiev’deki yönetim, artık Beyaz Saray’dan doğrudan bir tehdit gelmeyeceğini düşünerek bu aktivistlere karşı harekete geçme cesaretini buldu.

Washington’ın Ukrayna’daki sopası: NABU nasıl kuruldu?

Bugün bir ihanet yuvası olmakla suçlanan NABU ne olduğu ve nasıl ortaya çıktığına göz atmak faydalı olabilir. NABU, 2014’teki Maydan darbesinin ardından, Nisan 2015’te doğrudan ABD yönetiminin eliyle kurulmuş bir kurum.

Kuruluşundan itibaren ABD’nin Kiev Büyükelçiliği’nden hibe desteği alan ve talimatları doğrudan büyükelçilikten aldığı bilinen bu yapı, Ukrayna’daki yolsuzluk soruşturmalarını savcılığın elinden alarak kendi tekeline aldı. İlk yıllarda bu mekanizmadan FBI’ın elçilikteki temsilcisi Karen Greenway’in sorumlu olduğu biliniyor.

NABU’nun en büyük yetkisi, yolsuzluk şüphesi duyduğu kişilerin mal varlığını herhangi bir mahkeme kararına ihtiyaç duymadan dondurabilmesiydi. Bu “şüphe yeterli” prensibi, NABU’yu Washington için son derece kullanışlı bir araca dönüştürdü.

Son 10 yılda, ABD’nin veya büyük ulusötesi Amerikan şirketlerinin çıkarlarına aykırı hareket eden, ülkede istedikleri gibi at koşturmalarına engel olan tüm siyasetçiler ve sermayedarlar, bir bir yolsuzlukla suçlanarak tasfiye edildi.

‘Okyanus ötesi’ operasyon

Bu tezgahın nasıl işlediğine dair en çarpıcı örnek, NABU’nun ilk başkanı Artem Sıtnik’in karıştığı skandaldır. 2017’de ortaya çıkan ses kayıtlarında Sıtnik’in, 2016 ABD seçimlerinde Donald Trump’ın Ukrayna’daki ortaklarının ofis ve evlerinde, Hillary Clinton lehine kullanılabilecek suç belgeleri bulması için ABD’nin Kiev Büyükelçiliği’nden talimat aldığını itiraf ettiği duyuldu.

Trump’ın kampanya şefi Paul Manafort’un, eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in Bölgeler Partisi’nden 12,7 milyon dolar aldığı iddiası, işte bu operasyonun bir ürünüydü. Bu iddianın kamuoyuna yayılması görevini ise o dönem Poroşenko Bloku’nda milletvekili olan “araştırmacı gazeteci” Sergey Leşçenko üstlendi. Nitekim Kiev Bölge İdare Mahkemesi, Aralık 2018’de Sıtnik ve Leşçenko’nun eylemlerinin “2016 ABD seçim sürecine müdahaleye yol açtığına ve Ukrayna devletinin çıkarlarına zarar verdiğine” hükmetti.

İlginç bir şekilde, bu mahkeme kararından kısa süre sonra FBI’daki görevini kaybeden Karen Greenway, “beklenmedik” bir şekilde NABU’da danışman olarak işe başladı. Mayıs 2019’da ise ABD’nin Kiev Büyükelçisi Marie Yovanovitch görevden alındı.

Trump’ın avukatı Rudy Giuliani, bunun sebebinin Yovanovitch’in 2016 seçimlerine Demokratlar adına müdahalede bulunması olduğunu savunmuştu. Sıtnik ise tüm bu skandallara ve hakkında açılan başka bir yolsuzluk davasından hüküm giymesine rağmen, Zelensky döneminde de koltuğunu korumayı başaran ender yetkililerden biri oldu.

Hunter Biden, Burisma ve sonsuza dek kapanan dosya

NABU’nun adı, uluslararası kamuoyunda en çok Biden ailesiyle anıldı. Maydan öncesi Çevre Bakanı olan Nikolay Zloçevskiy, en kârlı kaya gazı çıkarma lisanslarını kendi şirketi Burisma’ya vermişti. Darbeden sonra başının derde gireceğini anlayan Zloçevskiy, korunma kalkanı olarak dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden’ı, eski Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwaśniewski’yi ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin kampanya yöneticisi Devon Archer’ı aylık 50 bin dolar maaşla şirketin yönetim kuruluna atadı.

O dönem Obama yönetiminin Ukrayna dosyasından sorumlu olan Joe Biden, Burisma’yı soruşturmaya kalkan dönemin Ukrayna Başsavcısı Viktor Şokin’i, 1 milyar dolarlık kredi garantisini çekme tehdidiyle görevden aldırdığını daha sonra övünerek anlatacaktı. Şokin’in yerine gelen ve hukuk diploması dahi olmayan elektrik mühendisi Yuriy Lutsenko, beklendiği gibi Burisma soruşturmasını kapattı. Fakat 2019 seçimleri yaklaşırken Lutsenko, ABD büyükelçiliğinin kendisine “dokunulmayacaklar listesi” verdiğini itiraf ederek Burisma dosyasını yeniden açtı.

Zelenskiy hükümeti tarafından görevden alınan Lutsenko’nun yerine Ruslan Riboşabka getirildi. Riboşabka, 2 Eylül 2019’daki ilk iş gününde Burisma soruşturmasını durdurdu. Ancak muhalefet milletvekili Andrey Derkaç’ın Biden ve Burisma ile ilgili çok sayıda belge yayımlaması üzerine dosyayı yeniden açmak zorunda kaldı.

Baskı altında kalan Riboşabka, Şubat 2020’de görevden alınmadan önceki son icraatlarından birinde, Burisma dosyasını NABU’ya devretti. Bu hamle, dosyanın Ukrayna savcılarının elinden alınarak etkili bir şekilde sonsuza dek rafa kaldırılması anlamına geliyordu.

Bu hizmetin karşılığı gecikmedi. Joe Biden’ın Ocak 2021’de başkanlık koltuğuna oturmasından hemen sonra ABD Dışişleri Bakanlığı, “Yolsuzluğa Karşı Mücadelede Küresel Şampiyonlar” adıyla yeni bir ödül ihdas etti. Şubat 2021’de bu ödülü alan ilk 12 kişiden biri, Burisma dosyasını kapatan Ruslan Riboşabka oldu.

Diplomasi

Zelenskiy ile gerilim yaşayan Kliçko görevden alma ihtimaline rest çekti

Yayınlanma

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini görevden alma girişimlerine karşı mücadele edeceğini belirterek çatışma sürecinde yaklaşık 300 belediye başkanının uzaklaştırıldığını hatırlattı.

Kiev Belediye Başkanı Vitaliy Kliçko, Ukrayna yönetiminin kendisini herhangi bir şekilde görevden alma girişimine boyun eğmeyeceğini ve böyle bir durumda mücadele edeceğini söyledi.

BBC’ye mülakat veren Kliçko, “Beni görevden alırlarsa mücadele ederim” ifadesini kullandı.

Kiev yönetiminin Ukrayna yasalarına bağlı kaldığını belirten Kliçko, yerel topluluğun temsilcisi sıfatıyla başkent sakinlerinin çıkarlarını savunacağını dile getirdi.

Gelecekteki seçimlere işaret eden Kliçko, “Gelecek seçimler yapılır, başka insanlar gelir, buyursunlar. Buna topluluğun kendisi karar verir. Her kent sakininin, kendi çıkarlarını kimin savunacağını kendisinin belirlemek istediğine inanıyorum; yukarıdan birilerinin topluluğu yönetmesi için paraşütle birini atamasını değil. Demokrasi tam da budur” dedi.

Kliçko’nun bu çıkışının öncesinde, 17 Ekim günü yüzlerce Kievli belediye başkanının istifasını talep eden bir gösteri düzenledi.

Kamu yayıncısı Suspilne Kiev tarafından paylaşılan görüntülerde, belediye binası önünde toplanan protestocuların iki saat boyunca istifa sloganları attığı görüldü.

Eylemi “kurgulanmış” ve “sipariş üzerine yapılmış” olarak nitelendiren Kliçko, çatışma süreci boyunca görevden alınan yaklaşık 300 diğer belediye başkanı gibi kendisinin de bu yolla makamından uzaklaştırılmak istendiğini savundu.

Kliçko, Haziran 2014’ten bu yana Kiev Belediye Başkanlığı görevini yürütüyor; 2015 ve 2020 yıllarındaki seçimlerde de yeniden bu göreve seçildi.

Zelenskiy ile enerji altyapısı üzerinden başlayan gerginlik sürüyor

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ile Kliçko arasındaki anlaşmazlık son günlerde kamuoyu önünde karşılıklı suçlamalarla görünür hale geldi.

Fransız Le Monde gazetesinin 14 Ekim tarihli haberine göre iki lider, başkentin enerji altyapısının kış mevsimine hazırlanması konusunda açıkça karşı karşıya geldi.

Zelenskiy, enerji tesislerinin korunmasına dönük adımların hayata geçirilmesinde geç kalındığı gerekçesiyle Kiev yönetimini eleştirdi.

Ukrayna Devlet Başkanı, başkentin kışa hazırlık seviyesinin sınır ve cephe hattındaki bölgelerden bile daha kötü durumda olduğunu savundu.

Bu eleştirileri “temelsiz” olarak tanımlayan Kliçko ise Devlet Başkanlığı Ofisi’nin yerel özyönetimi ortadan kaldırmayı ve kendisini şehir yönetiminden uzaklaştırmayı amaçladığını öne sürdü.

Ekim ayı başında kış mevsimi öncesinde Kiev’in hayatta kalma moduna geçtiğini duyuran Kliçko, kentin su şebekesindeki olası bir aksamanın son derece büyük ölçekli bir krize yol açabileceği uyarısını yapmıştı.

Kliçko, kışa hazırlık kapsamında başkentte yedek ısıtma sistemlerinin kurulduğunu; yakıt, gıda ve içme suyu stoklarının oluşturulduğunu aktardı.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Trump, Musk’tan Ukrayna için Starshield sınırlamasını kaldırmasını istedi

Yayınlanma

Wall Street Journal’ın haberine göre ABD Başkanı Trump’ın SpaceX yöneticisi Elon Musk’ı arayarak askeri Starshield sistemindeki yavaşlatmayı kaldırmasını istemesinin ardından, Ukrayna ordusunun uydu iletişiminde toparlanma görüldü. Terminallerin saatte 60 kilometre hıza ulaştığında dahi kesilmesiyle insansız hava aracı operasyonlarında aksamalar yaşandı.

ABD Başkanı Donald Trump, SpaceX’in kurucusu Elon Musk ile bir telefon görüşmesi yaparak uydu internet ağı Starlink’in askeri sürümü Starshield üzerindeki kısıtlamaların Ukrayna için kaldırılmasını istedi.

The Wall Street Journal’ın (WSJ) haberine göre ABD’li ve Ukraynalı yetkililer, telefon görüşmesinden kısa bir süre sonra, 22 Ekim’de sistemin daha kararlı çalışmaya başladığını aktardı.

Ukraynalı bazı temsilciler altyapının henüz tam kapasiteye ulaşmadığını, ancak bağlantının terminallerin daha yüksek hareket hızlarında kısıtlama dönemine kıyasla daha verimli çalıştığını kaydetti.

Yetkililerin paylaştığı bilgilere göre Trump, görüşmede hız sınırının sürmesinden duyduğu rahatsızlığı Musk’a iletti.

Gazete, söz konusu yavaşlatma yüzünden Ukrayna ordusuna ait bazı insansız hava araçlarının görevlerini eksiksiz yerine getiremediğini yazdı.

ABD’li yetkililer ayrıca Trump’ın bir hafta boyunca yardımcılarına ve müttefiklerine Starlink’teki hız kesintisini sonlandırmak istediğini söylediğini aktardı.

Terminal hızı sınırlandırılınca cephedeki İHA operasyonları aksadı

İletişim kısıtlamalarına dair ilk haberler 14 Ekim gecesi gündeme geldi. Ukrayna Savunma Bakanının eski danışmanı Serhiy Sternenko, terminaller saatte 160 kilometreden daha hızlı hareket ettiğinde bağlantının koptuğunu açıkladı.

Sternenko daha sonra kısıtlamaların sertleştiğini duyurarak ordudan gelen verilere göre bağlantının artık saatte 60 ila 70 kilometre hızda dahi kesildiğini belirtti.

Financial Times’ın Ukraynalı yetkililer ve askerlere dayandırdığı haberine göre yaşanan aksaklıklar; insansız hava araçlarının yönetimini, cephedeki birliklerin ikmalini ve geri hatlardaki hedeflere yönelik saldırıları zorlaştırdı.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, 16 Ekim’de Starlink altyapısının kısmen toparlandığını duyurdu.

Brüksel’deki basın toplantısında konuşan Zelenskiy, eski hız parametrelerine kademeli olarak dönüldüğünü fakat Ukrayna ordusuna yönelik sınırlandırmaların henüz tamamen kalkmadığını ifade etti.

Gelişmeler üzerine Rusya cephesinden de açıklama geldi. Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, 14 Ekim’de yaptığı açıklamada, “Starlink gibi parlak teknolojilerin askeri amaçlarla hiç kullanılmaması daha iyi olurdu” diyerek sistemin ordunun hizmetine sunulmasına karşı olduklarını bildirdi.

Kısıtlama talimatının kaynağına dair çelişkili açıklamalar yapıldı

Musk, Starshield üzerindeki kısıtlamalara ilişkin sorumluluğu reddetti. Sistemin mülkiyetinin ve yönetiminin ABD hükümetine ait olduğunu belirten Musk, kullanım koşullarını da Washington’ın belirlediğini dile getirdi.

Ticari Starlink ağını SpaceX’in işlettiğini hatırlatan girişimci, bu hizmetin taarruz amaçlı askeri operasyonlar için tasarlanmadığını savundu.

Reuters’a konuşan iki ABD’li yetkili, Pentagon’a Starlink ile ilgili talimatın Beyaz Saray’dan gittiğini ileri sürdü.

Öte yandan üst düzey bir Amerikalı yetkili, Trump’ın şahsen böyle bir emir vermediğini savundu. The Telegraph gazetesi ise kısıtlamaları başlatan kişinin Musk olduğunu öne sürdü; kaynaklardan biri Trump’ın bu öneriyi kabul etmesiyle kısıtlamanın Pentagon tarafından devreye sokulduğunu aktardı.

20 Ekim’de WSJ, kaynaklarına dayanarak Musk’ın Ukrayna’daki Starshield faaliyetini durdurma yönünde bizzat emir verdiğini, ardından Musk ile Trump’ın kararı telefonda ele aldığını yazdı.

Trump, 16 Ekim’de yaptığı açıklamada kendisinin veya Musk’ın kısıtlamalarla bağı bulunduğu iddialarını reddetti. Trump, “Kimin yaptığını bilmiyorum, en azından ben değilim. Elon’ın da olduğunu pek sanmıyorum” dedi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise 18 Ekim’de ABD’nin Starlink’i yavaşlatma yönünde bir talimat vermediğini ve hızın yeniden sağlandığını savundu.

Rubio ayrıca Ukrayna’nın Starshield sistemine erişimi olmadığını, sistemin Kiev tarafından kullanımı konusunun halen müzakere edildiğini öne sürdü.

Karar ABD Kongresinde de yankı buldu. Cumhuriyetçi Temsilciler Meclisi Üyesi Brian Fitzpatrick, Washington yönetiminin parmağı olduğunun kanıtlanması halinde ilgili kurumların bütçesini durdurmaya çalışacağını belirtti.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

Barrack: Şara, İsrail ile normalleşmek istiyor

Yayınlanma

ABD’nin Türkiye Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, Suriye’nin geçici Cumhurbaşkanı Ahmed Şara’nın İsrail ile ilişkileri normalleştirmek istediğini belirtti.

Aynı zamanda İsrail’in Suriye’deki askeri operasyonlarına son verilmesi çağrısında bulunarak, Washington’un bu operasyonları durdurmak için müdahale edip etmemesi gerektiğini sorguladı.

Katar’ın Doha kentinde düzenlenen Küresel Güvenlik Forumu’nda konuşan Barrack, Şara’nın zorlu koşulları iyi idare ettiğini ve hükümetinin bir tehdit oluşturmadığını İsrail’e temin etmeye çalıştığını söyledi.

“Bence Cumhurbaşkanı Şara, çok zor koşullar altında çok iyi bir iş çıkardı,” diyen Barrack, Suriye liderinin İsrail’e ilettiğini düşündüğü mesajı şöyle aktardı: “Ben saldırgan değilim, İsrail ile bir sorunum yok, İsrail ile ilişkilerin normalleşmesini istiyorum.”

Barrack ayrıca İsrail’i Suriye’deki operasyonlarını durdurmaya çağırırken, ABD’nin bu operasyonları sona erdirmek için müdahale edip etmemesi gerektiği konusunda belirsizliğini dile getirdi:

“Bunu [İsrail’in Suriye’deki eylemlerini] durdurmanın zamanı geldi. ABD’nin bunu durdurmak için müdahale etme zamanının gelip gelmediğini bilmiyorum.”

İsrail, 8 Aralık 2024’te Beşar Esad’ın devrilmesinin ardından Suriye’deki askeri operasyonlarını yoğunlaştırdı. İsrail güçleri, Golan Tepeleri boyunca uzanan askerden arındırılmış “tampon bölgeye” girdi ve Şeyh Dağı’nın (Hermon) Suriye tarafında mevzilenirken, İsrail bu konuşlandırmayı geçici bir güvenlik önlemi olarak nitelendirdi.

İsrail’in hava saldırıları ayrıca ülke genelindeki askeri tesisleri ve silah depolarını da hedef aldı.

Barrack, bir zamanlar düşman olarak görülen grupların yeni siyasi ve güvenlik yapılarına nasıl dahil edilebileceğinin bir örneği olarak Suriye’deki siyasi geçiş sürecini gösterdi.

ABD’li diplomat, “Bir zamanlar yabancı terör örgütü olarak nitelendirilen Nusra’yı ele alabilirsiniz; 8 Aralık’ta yaşanan dönüşümün ardından bugün pek çok kişi bu örneği ‘işte bir model’ diye değerlendiriyor,” dedi.

Nusra Cephesi, Suriye iç savaşı sırasında ortaya çıkan ve El Kaide’ye bağlılık yemini ettikten sonra bu ağdan ayrıldığını ilan eden bir cihatçı gruptu. Örgüt, başta ABD ve BM olmak üzere birçok ülke ve kurum tarafından “terörist” kabul ediliyordu.

Grubun lideri Ahmed Şara (Ebu Muhammed el-Colani), daha sonra Esad’ı deviren saldırıyı yöneten Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) başına geçti.

Barrack ayrıca, Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG) Suriye ulusal ordusuna entegrasyonunu, daha önce pek çok kişinin olası görmediği bir sonuç olarak gösterdi.

ABD’li, “Hiç kimse, bu Kürt oluşumu olan SDG’yi ulusal bir orduya yeniden entegre edebileceğinizi düşünmemişti, ama bu gerçekleşti,” dedi.

Şam ile Kürt liderliğindeki güçler, 10 Mart 2025 tarihinde SDG’nin askeri ve sivil kurumlarını Suriye devletine entegre etmek üzere bir anlaşma imzalamıştı.

Fakat entegrasyon şartları ve bölgedeki özyönetimin geleceği konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle anlaşmanın uygulanmasında gecikmeler yaşandı.

Bununla birlikte Barrack, Washington’un geniş bölgede gerçekleşen ve kendisinin “23 rejim değişikliği” olarak nitelendirdiği olaylara müdahalesine atıfta bulunarak, ABD’nin Orta Doğu’daki önceki müdahalelerinin etkinliği konusunda şüphelerini dile getirdi.

“Ne zaman müdahale etmeye, bir kişiyi ya da rejimi değiştirmeye çalışsak, bu bir hata olmuş gibi görünüyor,” diyen Barrack ayrıca Yemen’deki ABD müdahalesinin değerini de sorgulayarak, bunu görünüşe göre “anlamsız” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English