Diplomasi
Devlet içinde deprem: Ukrayna’da Yolsuzlukla Mücadele Bürosu’na operasyonun arkasında ne var?

Ukrayna, kendi kurumları arasında savaş döneminde eşine az rastlanır bir nüfuz savaşına sahne oluyor. Bir yanda yolsuzlukla mücadele etmek için bizzat Batı tarafından kurulan Ulusal Yolsuzlukla Mücadele Bürosu (NABU), diğer yanda ise devletin bekasını korumakla görevli Ukrayna Güvenlik Servisi (SBU) var.
Dün SBU ve Başsavcılık, ülkenin farklı bölgelerindeki NABU dedektiflerine yönelik eş zamanlı operasyonlar düzenledi. SBU, yasaklı Yaşam İçin Muhalefet Platformu partisi milletvekili Fedor Hristenko’ya gıyabında vatana ihanet ve görevi kötüye kullanma suçlamaları yöneltti. Yıllar önce Ukrayna’yı terk etmiş olan Hristenko, SBU tarafından doğrudan bir “FSB ajanı” olarak nitelendirildi.
Ancak operasyonun en sarsıcı kısmı, NABU’nun üst düzey yöneticilerinden birinin, Ruslan Magomedrasulov’un gözaltına alınmasıydı. Dnipropetrovsk’ta görevli olan ve kurumun cephe hattındaki faaliyetlerini koordine eden Magomedrasulov’un, Rusya topraklarında ticari faaliyet yürüttüğü ve Rusya’dan kişilerle temas halinde olduğu iddia edildi. Bir başka iddiaya göre, bir NABU dedektifi, devrik Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in çevresi aracılığıyla gizli bilgileri sızdırıyordu.
NABU ise bu baskınların mahkeme kararı olmaksızın yapıldığını savunarak, operasyonların hukuksuz olduğunu ilan etti.
Zelenskiy karşıtı ittifakın silahı olarak NABU
Ukrayna merkezli Strana.ua haber sitesine göre, bu operasyonlar buzdağının sadece görünen kısmı. Asıl mesele, Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy’ye karşı kurulmuş gizli bir ittifakın varlığı.
Söz konusu ittifak, eski Devlet Başkanı Pyotr Poroşenko ile geçmişte ABD Demokrat Partisi’ne yakın olan ve Batılı hibelerle finanse edilen “grant yapıları” (STK’lar ve aktivistler) arasında şekillendi.
2014’teki Maydan olaylarından sonra giderek güçlenen bu yapılar, Washington’ın Kiev üzerindeki etkisini artırmak, Zelensky’nin eylemlerini gözlemlemek ve gücünü sınırlamak için bir araç olarak kullanılıyordu. Bu ağ, özellikle NABU üzerinde ciddi bir nüfuza sahipti. Donald Trump’ın ABD’de iktidara gelmesiyle Dışişleri Bakanlığı ve ABD’nin Kiev Büyükelçiliği gibi kurumlardan gelen destekleri azalsa da, NABU içindeki etkilerini korumayı başardılar.
Bu grubun, Ukrayna hükümeti tarafından fiilen denetlenemeyen bir NABU kanadını kullanarak Başbakan Yardımcısı Oleksiy Çernişov hakkında bir yolsuzluk davası başlattığı iddia ediliyor. Bu sürece, Ukrayinska Pravda gazetesinin de sahibi olan Tomáš Fiala’nın medya holdingi gibi, “grant çevrelerine” yakın medya kuruluşları tarafından enformasyon desteği sağlandı.
Ayrıca, eski Savunma Bakanı Rüstem Umerov’a yönelik, cephedeki durum, yolsuzluk iddiaları ve ABD’de yaşayan ailesi üzerinden yürütülen karalama kampanyasının arkasında da aynı grubun olduğu öne sürülüyor. Zelensky yönetimi, Devlet Başkanlığı İdaresi Başkanı Andriy Yermak’a karşı Batı medyasında yürütülen olumsuz kampanyanın da bu ittifak tarafından organize edildiğine inanıyordu.

Strana.ua‘ya göre, Trump’ın Rusya’ya karşı söylemini sertleştirmesi ve Zelenskiy ile daha yakın temas kurmaya başlamasıyla Kiev’deki yönetim, artık Beyaz Saray’dan doğrudan bir tehdit gelmeyeceğini düşünerek bu aktivistlere karşı harekete geçme cesaretini buldu.
Washington’ın Ukrayna’daki sopası: NABU nasıl kuruldu?
Bugün bir ihanet yuvası olmakla suçlanan NABU ne olduğu ve nasıl ortaya çıktığına göz atmak faydalı olabilir. NABU, 2014’teki Maydan darbesinin ardından, Nisan 2015’te doğrudan ABD yönetiminin eliyle kurulmuş bir kurum.
Kuruluşundan itibaren ABD’nin Kiev Büyükelçiliği’nden hibe desteği alan ve talimatları doğrudan büyükelçilikten aldığı bilinen bu yapı, Ukrayna’daki yolsuzluk soruşturmalarını savcılığın elinden alarak kendi tekeline aldı. İlk yıllarda bu mekanizmadan FBI’ın elçilikteki temsilcisi Karen Greenway’in sorumlu olduğu biliniyor.
NABU’nun en büyük yetkisi, yolsuzluk şüphesi duyduğu kişilerin mal varlığını herhangi bir mahkeme kararına ihtiyaç duymadan dondurabilmesiydi. Bu “şüphe yeterli” prensibi, NABU’yu Washington için son derece kullanışlı bir araca dönüştürdü.
Son 10 yılda, ABD’nin veya büyük ulusötesi Amerikan şirketlerinin çıkarlarına aykırı hareket eden, ülkede istedikleri gibi at koşturmalarına engel olan tüm siyasetçiler ve sermayedarlar, bir bir yolsuzlukla suçlanarak tasfiye edildi.
‘Okyanus ötesi’ operasyon
Bu tezgahın nasıl işlediğine dair en çarpıcı örnek, NABU’nun ilk başkanı Artem Sıtnik’in karıştığı skandaldır. 2017’de ortaya çıkan ses kayıtlarında Sıtnik’in, 2016 ABD seçimlerinde Donald Trump’ın Ukrayna’daki ortaklarının ofis ve evlerinde, Hillary Clinton lehine kullanılabilecek suç belgeleri bulması için ABD’nin Kiev Büyükelçiliği’nden talimat aldığını itiraf ettiği duyuldu.
Trump’ın kampanya şefi Paul Manafort’un, eski Ukrayna Devlet Başkanı Viktor Yanukoviç’in Bölgeler Partisi’nden 12,7 milyon dolar aldığı iddiası, işte bu operasyonun bir ürünüydü. Bu iddianın kamuoyuna yayılması görevini ise o dönem Poroşenko Bloku’nda milletvekili olan “araştırmacı gazeteci” Sergey Leşçenko üstlendi. Nitekim Kiev Bölge İdare Mahkemesi, Aralık 2018’de Sıtnik ve Leşçenko’nun eylemlerinin “2016 ABD seçim sürecine müdahaleye yol açtığına ve Ukrayna devletinin çıkarlarına zarar verdiğine” hükmetti.
İlginç bir şekilde, bu mahkeme kararından kısa süre sonra FBI’daki görevini kaybeden Karen Greenway, “beklenmedik” bir şekilde NABU’da danışman olarak işe başladı. Mayıs 2019’da ise ABD’nin Kiev Büyükelçisi Marie Yovanovitch görevden alındı.
Trump’ın avukatı Rudy Giuliani, bunun sebebinin Yovanovitch’in 2016 seçimlerine Demokratlar adına müdahalede bulunması olduğunu savunmuştu. Sıtnik ise tüm bu skandallara ve hakkında açılan başka bir yolsuzluk davasından hüküm giymesine rağmen, Zelensky döneminde de koltuğunu korumayı başaran ender yetkililerden biri oldu.
Hunter Biden, Burisma ve sonsuza dek kapanan dosya
NABU’nun adı, uluslararası kamuoyunda en çok Biden ailesiyle anıldı. Maydan öncesi Çevre Bakanı olan Nikolay Zloçevskiy, en kârlı kaya gazı çıkarma lisanslarını kendi şirketi Burisma’ya vermişti. Darbeden sonra başının derde gireceğini anlayan Zloçevskiy, korunma kalkanı olarak dönemin ABD Başkan Yardımcısı Joe Biden’ın oğlu Hunter Biden’ı, eski Polonya Cumhurbaşkanı Aleksander Kwaśniewski’yi ve dönemin ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin kampanya yöneticisi Devon Archer’ı aylık 50 bin dolar maaşla şirketin yönetim kuruluna atadı.
O dönem Obama yönetiminin Ukrayna dosyasından sorumlu olan Joe Biden, Burisma’yı soruşturmaya kalkan dönemin Ukrayna Başsavcısı Viktor Şokin’i, 1 milyar dolarlık kredi garantisini çekme tehdidiyle görevden aldırdığını daha sonra övünerek anlatacaktı. Şokin’in yerine gelen ve hukuk diploması dahi olmayan elektrik mühendisi Yuriy Lutsenko, beklendiği gibi Burisma soruşturmasını kapattı. Fakat 2019 seçimleri yaklaşırken Lutsenko, ABD büyükelçiliğinin kendisine “dokunulmayacaklar listesi” verdiğini itiraf ederek Burisma dosyasını yeniden açtı.
Zelenskiy hükümeti tarafından görevden alınan Lutsenko’nun yerine Ruslan Riboşabka getirildi. Riboşabka, 2 Eylül 2019’daki ilk iş gününde Burisma soruşturmasını durdurdu. Ancak muhalefet milletvekili Andrey Derkaç’ın Biden ve Burisma ile ilgili çok sayıda belge yayımlaması üzerine dosyayı yeniden açmak zorunda kaldı.
Baskı altında kalan Riboşabka, Şubat 2020’de görevden alınmadan önceki son icraatlarından birinde, Burisma dosyasını NABU’ya devretti. Bu hamle, dosyanın Ukrayna savcılarının elinden alınarak etkili bir şekilde sonsuza dek rafa kaldırılması anlamına geliyordu.
Bu hizmetin karşılığı gecikmedi. Joe Biden’ın Ocak 2021’de başkanlık koltuğuna oturmasından hemen sonra ABD Dışişleri Bakanlığı, “Yolsuzluğa Karşı Mücadelede Küresel Şampiyonlar” adıyla yeni bir ödül ihdas etti. Şubat 2021’de bu ödülü alan ilk 12 kişiden biri, Burisma dosyasını kapatan Ruslan Riboşabka oldu.
Diplomasi
G20 ticaret bakanları açıklamasına tek itiraz Çin’den geldi

G20 ticaret yetkilileri bu hafta Milwaukee’de bir araya geldi ve küresel çelik arz fazlasıyla mücadeleye yönelik yeni bir anlaşma duyurdu.
“Milwaukee Çerçevesi”, ülkeleri piyasayı bozan sübvansiyonları kısıtlamaya ve çelik ithalatı ile ticaretin kuralları dışına çıkarılmasının izlenmesini artırmaya çağırıyor.
Ayrıca, olası gümrük vergileri de dahil olmak üzere, kapasite fazlasına karşı “kanıta dayalı önlemleri” destekliyor.
Bu anlaşma, Eylül ayında Kuzey Carolina’nın Asheville kentinde düzenlenen G20 maliye bakanları toplantısında varılan daha geniş kapsamlı bir mutabakatın ardından geldi.
Toplantıda ABD ve diğer neredeyse tüm G20 ekonomileri, büyük ve kalıcı ticaret dengesizliklerinin diğer ülkelere zarar verebileceği konusunda mutabık kaldı.
Büyük ticaret fazlası olan ülkelerden, büyüme için ihracata aşırı bağımlı hale getiren politikalarını gözden geçirmelerini isteyen bir bildirgeyi imzaladılar.
Çin, bu bildirgeye itiraz eden tek G20 üyesi oldu.
Axios’a göre giderek daha fazla ülke, Donald Trump’ın küresel ticaretteki sorunlara ilişkin argümanının temel bir unsurunu benimsiyor. Üstelik bu durum, Trump’ın uyguladığı gümrük vergilerinin dünya ekonomisini sarsmasına rağmen gerçekleşiyor.
On yıllardır hükümetler, aşırı çelik üretimi de dahil olmak üzere küresel ticaretteki dengesizlikler konusunda uyarıda bulunuyorlar.
Değişen şey ise, yerli sanayilere verilen zararı kabul etme ve onları koruma konusundaki istek.
ABD Ticaret Temsilcisi Jamieson Greer, konferansın aralarında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çoğu ülke bu küresel sorunlara katılıyor, insanlar teşhise katılıyor fakat harekete geçmekten çekiniyorlar,” dedi.
Greer’e göre Milwaukee anlaşmasının “2015 yılında gerçekleşmesi” mümkün değildi.
Greer şöyle konuştu:
“Diğer tüm ülkeler, ABD pazarına erişimlerini sürdürmek istiyorlarsa uluslararası sistemi yeniden düzenlememiz gerektiğini biliyorlar. Yaratıcı fikirler, yeni yapılar ve tutarlı planlar ortaya koydukça, onlar da bu sürece katılıyorlar.”
AB Ticaret Komiseri Maroš Šefčovič, salı günü Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezinde Greer ve imalat sektöründen CEO’larla düzenlenen yuvarlak masa toplantısında, yönetimin kapasite fazlası konusuna odaklanmasını olumlu karşıladı.
Greer, “Ticaret komiseri ve diğerleri de dahil olmak üzere Avrupa’daki pek çok kişinin bu konu hakkında oldukça net bir görüşe sahip olduğunu düşünüyorum… Onlar, bizim 10 yıl önce atmaya başladığımız bazı adımları atmaya başlıyorlar,” dedi ve Avrupa’nın kendisinin de küresel kapasite fazlasına katkıda bulunduğuna inandığını ekledi.
ABD’nin ticaret ortakları, Washington ile birlikte çözmeye çalıştıkları bazı sorunları hedef alan gümrük vergileriyle ya da bu vergilerin uygulanma olasılığıyla karşı karşıya kalıyor.
Kanada’nın ABD’ye yaptığı çelik ihracatının çoğu %50’lik bir gümrük vergisiyle karşı karşıya.
Ülkenin ticaret yetkililerinden biri Milwaukee’ye vardığında, belirli Kanadalı ürünlere yönelik bir ithalat yasağı yürürlüğe girdi.
Greer ayrıca 16 ekonomideki kapasite fazlası ve üretimi de soruşturuyor ve bu soruşturmalar nihayetinde yeni gümrük vergilerinin önünü açabilir.
Greer, yuvarlak masa toplantısındaki gerginliği kabul ederek, ABD ile ticaret ortakları arasında anlaşmazlıklar olabileceğini ama yine de başka yerlerdeki üretim fazlası konusunda ortak endişeleri paylaştıklarını belirtti.
Dış ticaret bakanları dün öğleden sonra, Rockwell Automation’ın Milwaukee’deki genel merkezine 1,5 mil (yaklaşık 2,4 km) uzunluğundaki bir yolculuk için otobüslere bindi ve burada fabrika tesisini gezdi.
Bu “saha gezisi”, Trump yönetiminin teşvik etmek istediği türden ileri düzey yerli üretimi sergilemeyi amaçlıyordu.
Rockwell, bakanlara gezi için çelik burunlu spor ayakkabılar hediye etti (bu ayakkabılar Vietnam’da üretilmişti).
Fabrikalarda kullanılan otomasyon teknolojisi üreten Rockwell, ABD’deki tesislerine, insan kaynağına ve teknolojiye 2 milyar dolarlık yatırım yapıyor.
Fakat gümrük vergileri de bu üreticinin maliyetlerini artırıyor. Rockwell, yaz aylarında yatırımcılara bazı müşterilerinin projelerini ertelediğini bildirdi.
CEO Blake Moret, şirketin kazanç açıklamasında, “Gümrük vergileri ve enflasyon açısından bu kadar dalgalı bir ortamda, müşteriler iş planlarının maliyet tarafının sağlam olduğundan emin olmak istiyorlar,” dedi.
Diplomasi
Tayvan, Xi-Trump zirvesinin ardından gelen F-16V teslimatını memnuniyetle karşıladı

Tayvan, ayrı bir milyarlarca dolarlık silah paketine ilişkin ABD başkanlığı tarafından getirilen askıya alma kararına rağmen, uzun süredir ertelenen iki adet F-16V savaş uçağının teslimatını, ABD’nin askeri desteğinin devam ettiğinin bir göstergesi olarak değerlendirdi.
Cuma günü doğudaki Taitung ilçesindeki Chihhang Hava Üssü’ne ulaşan iki tek kişilik uçak, 1997 yılında orijinal F-16A/B filosunun teslimatlarının başlamasından bu yana adanın aldığı ilk yeni F-16’lar.
Önceki versiyonlarla karşılaştırıldığında, F-16V konfigürasyonu Northrop Grumman APG-83 aktif elektronik taramalı dizi radarını, güncellenmiş aviyonik sistemleri ve geliştirilmiş hedef tespit ve izleme yeteneklerini içermektedir.
Bu iki uçak, ABD Başkanı Donald Trump’ın ilk görev dönemi sırasında, Ağustos 2019’da Washington tarafından onaylanan 247,2 milyar NT$ (7,76 milyar ABD doları) tutarındaki 66 adet F-16V satışının bir parçası.
İki uçağın, geçen hafta Çin Devlet Başkanı Xi Jinping’in ABD’ye yaptığı devlet ziyaretinden yaklaşık bir ay önce, ağustos ayı sonunda Tayvan’a ulaşması bekleniyordu. Ne Taipei ne de Washington, gecikmeyle ilgili kamuoyuna bir açıklama yapmadı.
Kongre’nin gayri resmi incelemesinden geçen, Taipei’ye yönelik yaklaşık 14 milyar ABD doları değerindeki ayrı bir silah paketi ise başkanın onayı beklenirken askıda kalmaya devam ediyor.
Trump’ın Xi’yi sıcak bir şekilde karşılamasının adada bir miktar belirsizliğe yol açmasının ardından, cuma günkü teslimat Tayvan’ın iktidar partisi Demokratik İlerleme Partisi (DPP) tarafından memnuniyetle karşılandı.
Tayvanlı lider William Lai Ching-te, Tayvan’ın kendini savunmasına yönelik “uzun vadeli desteği” ve iki taraf arasındaki güvenlik işbirliğini derinleştirmeye devam ettiği için Washington’a teşekkür etti. Ayrıca, bu teslimatı bölgesel istikrarla ilişkilendirerek, bunun ABD’nin “güvenliği ilerletmek için Tayvan dahil Hint-Pasifik ortaklarıyla birlikte çalışma” taahhüdünü gösterdiğini belirtti.
Demokrasi İlerleme Partisi (DPP) milletvekili Chen Kuan-ting de, bu teslimatın zirveden bu yana ABD’nin silah satışlarında “yapısal bir değişiklik” olmadığını gösterdiğini belirtti.
Buna karşılık, muhalefetteki Kuomintang milletvekili Ma Wen-chun, uçakların gelmesinin programdaki gecikmelerden dikkatleri başka yöne çekmemesi gerektiğini belirterek, savunma bakanlığını kalan uçaklar için net bir takvim sunmaya çağırdı. “İkisi geldi; kalan 64’ü de zamanında gelmelidir” dedi.
Tayvan Savunma Bakanlığı başlangıçta 66 savaş uçağının tamamını yıl sonuna kadar teslim almayı umuyordu, ancak program planlanan takvimin çok gerisinde kaldı. Tayvanlı yetkililer, takvimi etkileyen başlıca faktörler arasında üretim hattının yer değiştirmesini ve tedarik zincirindeki aksaklıkları gösterdi.
Savunma Bakanı Wellington Koo Li-hsiung cuma günü, yıl sonuna kadar daha fazla F-16V’nin teslim edileceğini söyledi, ancak kesin bir sayı vermedi.
İlk iki savaş uçağının teslim süreci de beklenmedik bir şekilde uzamıştı.
17 Ağustos’ta ABD anakarasından ayrılan uçaklar, Pasifik’i aşan yolculuklarında havada yakıt ikmali yaparak 21 Ağustos’ta Hawaii’deki Pearl Harbour-Hickam Ortak Üssü’ne ulaştı. Uçakların birkaç gün içinde Tayvan’a doğru yola devam etmeleri bekleniyordu, ancak bunun yerine üssünde neredeyse altı hafta kaldılar.
Tayvanlı medya ve askeri gözlemciler, teknik sorunlar, elverişsiz hava koşulları ve yakıt ikmal uçağının bulunmaması gibi çeşitli olası açıklamalar öne sürdü.
Nedeni açıklanamayan bu gecikme, Tayvan’da Washington’un, Xi’nin ABD’ye yapacağı devlet ziyaretinden kısa bir süre önce siyasi açıdan hassas bir teslimatı önlemek istemiş olabileceğine dair spekülasyonlara yol açtı.
Tayvan’ın United Daily News gazetesi, isimsiz bir kaynağa atıfta bulunarak, bu hafta bir ekipman sorununun uçağın Hawaii’de gecikmesine neden olmasının ardından Washington’un, teslimatın Xi’nin ziyareti etrafında daha fazla karmaşıklığa yol açmasını istemediğini bildirdi.
Ne ABD ne de Tayvanlı yetkililer, teslimatın zamanlamasını Xi’nin Washington ziyaretiyle ilişkilendirdi.
South China Morning Post, Xi’nin Washington ziyaretinden önce, yönetimin Tayvan’a yönelik büyük çaplı yeni silah satışlarını ertelemeyi değerlendirdiğini bildirmiş; kaynaklar, Pekin’in Xi’nin gezisi sırasında yeni anlaşmaların onaylanmamasını sağlamak için Washington’a gizlice baskı uyguladığını belirtmişti.
14 milyar ABD doları tutarındaki silah paketi, bu yılın başlarında zaten askıya alınmıştı. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Washington’un silah satışlarını değerlendirirken kendi askeri ihtiyaçlarını, üretim kapasitesini ve silah stoklarını yenileme gerekliliğini de göz önünde bulundurması gerektiğini vurgulamıştı.
Geçen hafta Trump ile yapılan zirve sırasında Xi, ABD’nin “Tayvan bağımsızlığına” karşı çıkacağını ve Tayvan meselesini ihtiyatla ele alacağını umduğunu yineledi.
ABD Dışişleri Bakanlığı, zirvenin ardından Tayvan’a yönelik genel ABD politikasının değişmediğini vurgulamaya çalıştı.
Diplomasi
NATO’nun Kafkasya’daki genişlemesine Fransız-Türk anlaşmazlığı engel oluyor

NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan ile işbirliğini güçlendirme çabası, Fransa ile Türkiye arasındaki gerginlik nedeniyle tıkanma noktasına geldi.
POLITICO’ya konuşan üç NATO diplomatına göre, Fransa, bir Fransız vatandaşının tutuklanmasını temel gerekçe göstererek Bakü ile yeni bir ortaklık planını onaylamayı reddetti.
Buna karşılık Türkiye de, yakın müttefiki Azerbaycan’a dayanışma göstermek amacıyla Ermenistan’ın planının yenilenmesini engelledi.
Beş NATO diplomatı, iki Kafkas ülkesinin tatbikatlar, askeri eğitim ve diğer alanlarda NATO ile daha derin bir işbirliği arayışında olduğunu belirtti.
Sonuç olarak, her iki plan da bir yılı aşkın süredir belirsizlik içinde kaldı.
Aylar süren NATO anlaşmazlığı, geçen hafta Fransa’nın Rusya’ya yönelik AB yaptırımlarının yenilenmesini engellemesinin ardından yeni bir aciliyet kazandı.
Paris, Brüksel’in Rus-Özbek milyarder Alişer Usmanov’a yönelik kısıtlamaları kaldırmasının ardından itirazını geri çekti.
Bu da Azerbaycan’ı, bir Fransız vatandaşı da dahil olmak üzere birkaç tutukluyu serbest bırakmaya sevk etti.
Geçen çarşamba günü Azerbaycan Cumhurbaşkanı İlham Aliyev’in tutukluları serbest bırakmasının ardından Fransa, NATO ile Bakü arasındaki bağların güçlendirilmesine yönelik vetosunu kaldırması yönünde baskı altında bulunuyor.
NATO diplomatlarından biri, “Eğer veto hakkını kaldırmazlarsa, bu ne sağlam bir siyasi hamle olur ne de ittifakın çıkarları doğrultusunda hareket eden bir müttefik olarak kendilerini göstermiş olurlar. Ermenistan için bu çok tehlikeli; onların yakınımızda olmasının iyi olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
İkinci bir NATO diplomatı ise şöyle konuştu: “Bir hayal kırıklığı var: İkili meseleler için NATO’yu kullanmayı bırakın.”
Hem Ermenistan hem de Azerbaycan, son yıllarda Rusya ile ilişkilerini soğutmuş durumda ve Avrupa ile bağlarını derinleştirmeye çalışıyor.
Erivan, Moskova liderliğindeki Kolektif Güvenlik Anlaşması Örgütü (CSTO) savunma ittifakındaki üyeliğini askıya aldı, AB üyeliği lehine bir yasa kabul etti ve buna karşılık Moskova’dan ticaret kısıtlamaları ve sert eleştirilerle karşı karşıya kaldı.
Fransa uzun süredir Ermenistan ile yakın ilişkiler sürdürürken, Bakü ise bölgedeki Rus etkisini dengelemek için Türkiye ile olan yakın ittifakına güveniyor.
Bir Türk yetkili, “Mesele kesinlikle bir Türkiye-Fransa ya da Türkiye-Ermenistan kavgası değil,” diyerek şunları ekledi:
“Her ikisinin de erken onaylanmasını sağlamak amacıyla, Ermenistan ve Azerbaycan’ın ITPP [Bireysel Olarak Uyarlanmış Ortaklık Programları] belgelerini birlikte onaylamaya oldukça uzun bir süredir hazırız.”
NATO’nun ITTP ortaklıkları, ittifakın NATO üyesi olmayan ülkelerle siyasi diyalog ve askeri işbirliği için kullandığı başlıca araç.
Bu programlar dört yılda bir yenilenir ve hedeflerinin düzeyi, yararlanıcı ülkelerin ittifakla entegre olma isteğine bağlı.
Üç diplomat, yeni planlara ilişkin müzakerelerin neredeyse sonuçlandırılmak üzere olmasına rağmen, yaşanan gecikme nedeniyle NATO’nun Ermenistan ve Azerbaycan’ın güncelliğini yitirmiş ortaklıklarını geçici olarak uzatmak zorunda kaldığını belirtti.
Yeni planlar, bu ülkelerin ortak askeri tatbikatlara katılımına olanak tanıyacak, ordular arası eğitimi artıracak ve yerel İngilizce derslerinin düzenlenmesine kadar uzanan kültürel işbirliğini yoğunlaştıracak.
Bazıları, Erivan’ın dış politikasını Rusya’dan uzaklaştırmak için aldığı riskler göz önüne alındığında, bu gecikmenin Ermenistan’ın Batı ile yeniden yakınlaşma çabasını da engelleyebileceğinden endişe duyuyor.
“Bu bir endişe kaynağı… Bazı ülkelerde beklentiler yaratıyoruz, sonra da bunları karşılayamıyoruz — bu da daha sonra kızgınlığa yol açabilir,” diyen üçüncü NATO diplomatı, Bakü ve Erivan’ı ittifaka yaklaştırmanın her iki ülke arasındaki kırılgan barışı pekiştirmeye yardımcı olabileceğini de sözlerine ekledi.
Diplomat, “Artık iki ülke arasında barış olduğu için, bu NATO’nun onları daha fazla kendi tarafımıza çekmesi için iyi bir fırsat,” diye ekledi.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak









