Bizi Takip Edin

Avrupa

Ukrayna’nın 2026 fon talebine AB’den yolsuzlukla mücadele koşulu

Yayınlanma

Financial Times’ın haberine göre Avrupa Birliği, Ukrayna’nın 2026 yılı için talep ettiği ek mali kaynak başvurusunu geri çevirerek yardımları reformların tamamlanması şartına bağladı. Kiev yönetimi 27 milyar dolarlık bütçe açığını kapatmak için 90 milyar euroluk kredi paketinden erken ödeme talep ederken Brüksel yolsuzlukla mücadele kurallarının esnetilmemesini istiyor.

Avrupa Birliği (AB), Ukrayna’nın 2026 yılı için talep ettiği ek mali kaynağı geri çevirerek fonların serbest bırakılmasını reform şartına bağladı.

Financial Times’ın (FT) Avrupa Komisyonu üyelerinin Ukrayna Parlamento Başkanı Ruslan Stefançuk’a gönderdiği mektuba dayandırdığı habere göre Brüksel, kaynak aktarımı öncesinde belirlenen kriterlerin hayata geçirilmesini istiyor.

AB’nin mali yardım için öne sürdüğü adımlar arasında küçük paketlerdeki KDV muafiyetinin kaldırılması ve dijital platformlara yeni vergi kurallarının getirilmesi yer alıyor.

Ukrayna parlamentosu söz konusu iki yasa tasarısını kabul etti.

Ancak metinlerde siyasi nüfuz sahibi kişilere (PEP) uygulanan mali denetim kurallarını esneten tartışmalı bir değişiklik yer aldı. Bahsi geçen kuralların sıkılaştırılması, AB’nin yolsuzlukla mücadele kapsamında öne sürdüğü temel şartlardan biriydi.

Avrupa Komisyonu üyeleri Valdis Dombrovskis ve Marta Kos, Stefançuk’a ilettikleri mektupta Ukrayna’nın 2026’da ek finansmana ancak PEP düzenlemesini de içeren bu koşulları karşılaması halinde erişebileceğini vurguladı.

Kiev savunma için ek kaynak arıyor

Kiev yönetimi yaz aylarında ek savunma harcamalarının 27 milyar doları bulduğunu belirterek 2025 sonunda üzerinde uzlaşılan 90 milyar euroluk kredi paketinden erken ödeme yapılmasını istedi.

Ülkenin 2026 ve 2027 ihtiyaçlarını karşılamayı hedefleyen bu kredi, reformların yapılması şartıyla yıllık 45 milyar euro olarak iki eşit dilime ayrılmıştı. Ancak cari yıl içinde Ukrayna’ya yalnızca 15,7 milyar euro aktarıldı.

Brüksel’in şartlarının karşılanması, Ukrayna’ya cari yıl içinde yaklaşık 34 milyar euroluk destek sağlayabilir.

Ukrayna ve Avrupa Komisyonu perşembe günü yayımladıkları ortak açıklamada, Ukrayna’nın 2026 yılı bütçe ve savunma ihtiyaçlarının karşılanmasına dair yöntemlerin belirlendiğini ve bu kaynakların zamanında aktarılması için gerekli adımların teyit edildiğini duyurdu.

Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, FT’ye verdiği mülakatta Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen ile reformlar konusunda gergin müzakereler yürütüldüğü iddialarını reddetti.

Zelenskiy, “Ursula ve ekibiyle çok iyi bir görüşme yaptık, Ukrayna’ya yardım etmeleri gerektiğini anlıyor” dedi.

Zelenskiy, savaş koşulları nedeniyle reform takviminde aksamalar yaşanabileceğini Von der Leyen’e aktardığını belirtti.

Brüksel ve Moskova’dan karşılıklı tutumlar

Avrupa Komisyonunun ekonomiden sorumlu üyesi Dombrovskis, Ukrayna’nın bu yılki bütçe ihtiyaçlarının büyük oranda karşılandığını ve mali gereksinimin Kiev’in iddia ettiği kadar acil olmadığını savundu.

Fransız Le Monde gazetesi, Zelenskiy’nin ağustos ayında Kiev’deki bir toplantıda bütçede 27 milyar dolarlık açık olduğunu açıklayarak muhataplarını şaşırttığını yazmıştı.

Ukrayna Maliye Bakanı Serhiy Marçenko ise Brüksel’de yaptığı değerlendirmede bu tutarı azaltmanın yollarını bulduklarını, ancak 2027 yılı için yaklaşık 69 milyar euro gerektiğini söyledi.

Öte yandan geçen hafta Bloomberg medya kuruluşu, AB’nin 27 milyar dolarlık açığı kapatmayı 2027’de zorluk yaratacağı gerekçesiyle reddettiğini ve Kiev’e Kanada, Norveç ile Japonya’ya yönelmesini önerdiğini aktardı.

Ajans bu tutumu Brüksel’in Ukrayna’ya “kapıyı kapatışı” olarak niteledi.

Avrupa

AP’de sağcılar Sol grubunu yasaklamak istiyor

Yayınlanma

Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) sağcı Avrupa Muhafazakârları ve Reformcuları (ECR) grubu, Avrupa Sol İttifakı’nın (ELA) soruşturulmasını istiyor.

POLITICO’nun eline geçen bir e-postaya göre ECR başkan yardımcısı, AB siyasi partiler denetim kurumundan ELA’nın “AB değerlerini ihlal ettiği” gerekçesiyle soruşturma açılmasını talep eden bir oylama yapılmasını sağlamak üzere imza toplamaya başladı.

Bu süreç, nihayetinde ELA’nın kayıt silinmesine ve AB fonlarını kaybetmesine (yani fiilen yasaklanmasına) yol açabilir.

ELA, İspanya’dan Podemos, Danimarka’dan Enhedslisten, İtalya’dan Sol ve Portekiz’den Bloco de Esquerda’yı bünyesinde barındırıyor.

Oylama, 19 Ekim’deki genel kurul oturumunda gerçekleştirilecek.

Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

ECR Başkan Yardımcısı Charlie Weimers, AP’nin harekete geçmesi gerektiğini, çünkü Fransa Başbakanı Sébastien Lecornu’nun ofisinin ELA’nın Fransız üyesi La France Insoumise’yi (Boyun Eğmeyen Fransa – LFI), bazıları şiddet olaylarına dönüşen okul protestolarını organize etmekle suçladığını belirtti.

Weimers’in 16 Ekim’e kadar en az üç siyasi gruptan 180 imza toplaması gerekiyor; bu eşiği, diğer sağcı milletvekillerinin desteğiyle aşabilir.

Öte yandan ELA buna karşılık verdi. ELA Eş Başkanı Catarina Martins şöyle dedi:

“Daha iyi eğitim talep eden gençlerin yanında durmak, AB değerlerine aykırı değil. Kendi üyeleri bu değerlere düzenli olarak saldıran ECR, aşırı sağ ve aşırı sağcıların AB değerlerini ihlal etmelerine yönelik soruşturmalardan dikkati başka yöne çekmek için bir AB prosedürünü suistimal ediyor.” 

Fransa’da ise Les Républicains lideri ve cumhurbaşkanlığı adayı Bruno Retailleau perşembe günü BFM’ye yaptığı açıklamada, protestoların ardından “LFI’yi yasaklama meselesinin gündeme geldiğini” belirtti ve partiyi “şiddete hayran” olarak nitelendirdi.

Genel Kurul’da oylanacak olan ELA’ya yönelik süreci başlatma önergesinin kabul edilebilmesi için merkez sağ Avrupa Halk Partisi’nin (EPP) desteğine ihtiyaç duyulacak. EPP Başkanı Manfred Weber’in ofisi ise yorum yapmaktan kaçındı.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Almanya’da askerileşmeye karşı iki kentte protesto

Yayınlanma

Almanya’da hafta sonu, binlerce kişi Berlin ve Stuttgart’ta savaşa ve silahlanma yarışına karşı sokaklara döküldü.

junge Welt’te (jW) yer alan habere göre ülke genelinde insanlar, Berlin ve Stuttgart’ta düzenlenecek protestolara katılmak üzere harekete geçti.

Sonuç olarak, binlerce kişi “Savaş Bir Daha Asla – Silahlara Hayır” girişimi ve diğer örgütlerin çağrısına kulak verdi.

Organizatörlerin junge Welt’e verdiği rakamlara göre, Berlin’de 20.000’den fazla, Stuttgart’ta ise 15.000’den fazla kişi eylemlere katıldı.

Polis ise cumartesi öğleden sonra başkentte sadece yaklaşık 5.800 katılımcı saydığını iddia ediyor.

Bir dpa muhabiri, Stuttgart’taki katılımcı sayısını “binlerin alt ve orta seviyelerinde” olarak tahmin etti.

Berlin’de “Eğitim ve sosyal hizmetler için 500 milyar avro” ve “Savaş ve ordu yerine sağlık sigortası için para” gibi sloganlar duyuldu.

Sahnede konuşanlar arasında DIDF Başkanı Alev Bahadır; Alman Komünist Partisi (DKP) Başkanı Patrik Köbele; Verdi Hamburg’dan Monika Koops; BSW başkan yardımcısı Christian Leye; Yahudi-Filistinli bir aileden gelen insan hakları aktivisti May Zeidani Yufanyi; Sol Parti’nin meclis grup başkanı Sören Pellmann; Halle-Wittenberg Üniversitesi’nde uluslararası ilişkiler profesörü Johannes Varwick; ve “Askerlik Karşıtı Okul Grevi”nden Karla Wolf yer aldı.

DIDF’nin gençlik örgütü, “Sosyal kesintiler yerine silahsızlanma” talebinde bulundu. Alman Sosyalist İşçi Gençliği (SDAJ) başkanı Andrea Hornung, jW’ye şunları söyledi:

“Dün askere alma karşıtı konserde buradaydık, bugün de askeri yoksullaştırma, askere alma ve savaşa karşı düzenlenen gösteride yine buradayız.”

Hornung, federal hükümetin şu anda askere alma ve askeri yoksullaştırma yoluyla savaşa hazırlandığına dair inancını dile getirdi ve gençlerin savaşa gönderilmek istemediğini vurguladı.

Hornung, “Savaşa karşı devam eden mücadele için büyük bir motivasyon, büyük bir güç ve büyük bir kararlılık var,” dedi.

Bir gün önce, binlerce genç bir konser için Brandenburg Kapısı önünde toplandı. “Unzwingbar” konseri için K.I.Z., Disarstar, Mieze ve diğerleri dahil olmak üzere birçok sanatçı ve grup sahne aldı.

Stuttgart mitinginin organizatörlerinden bir sözcü, pazar günü junge Welt gazetesine verdiği röportajda memnuniyetini dile getirdi.

Geçen yıl olduğu gibi, gençlerin katılımının yüksek olduğu gözlendi. Joachim Guilliard’a göre, “No War Stuttgart” ittifakının anti-kapitalist gösteri bloğu da barış hareketinde genellikle görülen yüksek yaş ortalamasını düşürmeye katkıda bulundu.

Stuttgart’taki kapanış mitinginde konuşmacılar arasında Alman-Filistin Derneği’nden Jules El Khatib, Zorunlu Askerlik Karşıtı İttifak’tan Ronja Fröhlich, Avrupa Parlamentosu Üyesi Özlem Demirel (Die Linke) ve GEW sendika temsilcisi Mark Ellmann (DKP) yer aldı.

Yazar ve BSW’li siyasetçi Sevim Dağdelen konuşmasına başlamak üzereyken, siyah giyinmiş ve yüzleri kapalı birkaç katılımcı sahneyi ele geçirmeye çalıştı.

Aktivistler sahneye çıktığında polis müdahale etti. Dağdelen, Stuttgarter Zeitung’a, “Kesinlikle tehditkar görünüyordu,” dedi. Genç bir adam gözaltına alındı.

“Stuttgart’ta Savaş ve Askerileşmeye Karşı Açık Toplantı” grubu, olayın sorumluluğunu üstlendi. Açıklamada, BSW’nin AfD’nin iktidara gelmesine yardım ettiği iddia ediliyor ve grubun bu nedenle “müdahale”ye karar verdiği belirtiliyor. Koalisyon, “No War Stuttgart” ittifakının bir parçası.

Instagram’da paylaşılan bir videoda, Sol Parti’nin yürütme kurulu üyesi Mersedeh Ghazaei, “faşist” AfD’nin silah zoruyla “tersine göç” planladığını ve BSW’nin aşırı sağcı partiye zemin hazırladığını iddia ederek eylemi haklı çıkardı.

Oysa BSW, bir AfD başbakanının seçilmesini defalarca reddetmiş ve yalnızca münferit yasa teklifleri konusunda işbirliğinin mümkün olduğunu belirtmişti.

Okumaya Devam Et

Avrupa

Macaristan ile Ukrayna arasında yeni gerilim

Yayınlanma

Ukrayna-Macaristan ilişkilerinde beklenmedik bir gerginlik kaynağı, Eylül ayı sonlarında yeni kurulan “Karpat Sekizlisi” (C8) toplantısında ortaya çıktı.

Kiev’de düzenlenen toplantı esnasında Başbakan Peter Magyar, Budapeşte’nin toplantıya katılmamasını eleştiren Ukrayna Dışişleri Bakanı Andrii Sybiha ile sert bir tartışmaya girdi.

Magyar, Sybiha’ya, Macaristan’ın kendi rızası olmadan C8’e dahil edildiğini iddia ederek yanıt verdi.

Magyar, sosyal medyada yaptığı açıklamada şöyle dedi:

“İlgili ülkenin önceden danışılmadan veya rızası alınmadan, egemen bir ülkenin uluslararası bir işbirliği (Karpat Entegrasyonu) üyesi olduğunu iddia etmek tamamen kabul edilemez.”

Bu gelişme, Mayıs ayında Tisza hükümetinin kurulmasının ardından Macaristan-Ukrayna ilişkilerinin hızla düzelmeye başlamasının ardından geldi.

Orbán hükümeti döneminde ilişkiler tarihi bir düşük seviyeye inmiş ve gerginliğin tırmanma ihtimali artmıştı.

Haziran ayında Magyar, Transkarpatya’daki Macar azınlığın haklarının düzenlenmesi konusunda Ukrayna Cumhurbaşkanı Volodimir Zelenskiy ile bir anlaşma sağladığını duyurmuş ve bunu tarihi bir anlaşma olarak nitelendirmişti.

Fakat Haziran ayından bu yana Macaristan, Transkarpatya’daki Macarların haklarının düzenlenmesi konusunda kaydedilen ilerlemenin beklentilerin altında kaldığını öne sürerek, Ukrayna’nın AB üyelik müzakerelerini defalarca engelledi.

Orbán’ın partisi Fidesz daha önce de Ukrayna’nın entegrasyon çabalarını engellemek için aynı argümanı kullanmıştı.

Anlaşmanın üzerinden üç ay geçtikten sonra, Ukrayna Dışişleri Bakanı Sybiha, Orbán’ın seçimi kaybetmiş olmasına rağmen Macaristan’da “Orbanizm”in hâkim olduğunu yazdı.

Sybiha, sosyal medyada “Orbanizm geçmişte ne Macaristan’a ne de daha geniş bölgeye bir fayda sağladı ve bundan sonra da kimseye bir fayda sağlamayacak,” dedi.

EUobserver’a göre Bu anlaşmazlık, Macaristan’ın iç politikasıyla açıklanabilir. Petrol şirketi MOL, C8 toplantısında Ukrayna’nın Naftogaz şirketiyle, Macaristan’da Ukrayna petrol depolama tesislerinin kurulması olasılığına ilişkin bir mutabakat zaptı imzaladı.

Anlaşma, Fideszli siyasetçiler tarafından eleştirildi ve Magyar hükümeti de anlaşmadan kesin bir şekilde uzak durdu.

Fidesz, Magyar’ın C8 katılımı konusundaki anlaşmazlığa bu kadar sert bir şekilde dahil olmasına katkıda bulunmuş olabilir.

Ağustos ayında Zelensky, daha geniş Karpat sınır bölgesindeki ülkeleri bir araya getirmek amacıyla C8’in kurulduğunu duyurmuştu.

Ukrayna cumhurbaşkanı, üyelerin öncelikle ekonomi, güvenlik, çevre ve yatırım konularına odaklanacağını belirtmişti.

Ukrayna, bunu kendisine askeri yardım sağlamayan ülkelerle bile sınır ötesi işbirliğini güçlendirmeyi amaçlayan bir proje olarak tanımlıyor.

Ukrayna’nın yanı sıra Romanya, Sırbistan, Polonya, Slovakya, Çekya, Avusturya ve Macaristan’ın da bu oluşumda yer alması planlanıyordu.

Yeni kurulan C8’in açılış zirvesi geçen ay (18 Eylül), hem Slovakya hem de Macaristan sınırlarından yaklaşık 160 km uzaklıktaki İvano-Frankivsk bölgesindeki Bukovel’de düzenlendi.

Zelenskiy, bunu “önemli bir başlangıç” olarak nitelendirdi ve Karpat bölgesindeki ülkelere, Kiev’in en güvenilir müttefikleri arasında yer aldıkları için teşekkür etti.

Fakat Ukrayna’nın bakış açısına göre toplantının sonuçları karışık oldu. Bir yandan, birkaç lider Bukovel’e bizzat giderek toplantıya daha büyük bir diplomatik ağırlık kazandırdı.

Polonya Başbakanı Donald Tusk, Romanya Cumhurbaşkanı Nicușor Dan ve Sırbistan Cumhurbaşkanı Aleksandar Vučić toplantıya bizzat katıldı.

Öte yandan, geri kalan ülkeler daha düşük rütbeli temsilciler gönderdi. Slovakya Başbakanı Robert Fico başlangıçta katılacağını belirtmiş ve aslen Tusk ile görüşmesi planlanmıştı. Fakat son anda, ani bir hastalık nedeniyle zirveye katılamayacağını açıkladı.

Slovakya, nihayetinde Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Marek Eštok tarafından temsil edildi.

Andrej Babiš’in Çek hükümeti ise bu girişimi neredeyse tamamen görmezden geldi. Respekt dergisinin yazdığı gibi, Babiš Ukrayna’yı ziyaret etme fırsatını geri çevirdi ve Bukovel’e hiçbir temsilci göndermedi.

Böylece Çekya, zirvede yalnızca muhalefetten Senato Başkan Yardımcısı Jiří Drahoš tarafından temsil edildi.

Avusturya ise Federal Konsey Başkanı Christine Schwarz-Fuchs tarafından temsil edildi.

Macaristan, Kiev’deki Macaristan Büyükelçiliği’nde maslahatgüzar vekili olarak görev yapan Ádám Ceglédi’yi gönderdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English