Avrupa
Yeni Kaledonya’da ‘kâr getirmeyen’ nikel ve sömürgecilik etkisi

Güney Pasifik’teki Fransız “denizaşırı toprağı” Yeni Kaledonya’nın başkenti Nouméa’da beş kişinin ölümüne yol açan şiddetli protestolar Fransız hükümetini alarma geçirdi.
Paris, bölgede olağanüstü hal ilan edip ‘dış güçleri’ karışıklıktan sorumlu tutarken, adanın yerli halkı Fransa Ulusal Meclisi’ndeki yeni yasanın yerlilerin temsil gücünü azaltacağını savunuyor.
Fransa Senatosu üyesi Yeni Kaledonyalı Kanak senatör Robert Xowie, mart ayında İçişleri Bakanı Gérald Darmanin’e, “Seçim kurumunun yeniden açılması önerisi yerleşimci-sömürgecilik stratejisine geri dönüşten başka bir şey değildir,” demişti.
Kısa sömürgecilik tarihi
Yeni Kaledonya 1853 yılında II. İmparatorluk’un bir parçası olarak kabul edildiğinde, yerli topraklar üzerinde hak iddia etmek ve bağımsız sığır çiftlikleri kurmak için Avrupalı yerleşimciler akın etti.
Bu düşük teknolojili tarım ekonomisi, sonunda Yeni Kaledonya’yı Karayipler ve Mauritius’taki plantasyonlara benzer bir şeker adasına dönüştürmeye yönelik sömürgeci hırslarla desteklendi.
Varlıklı ekiciler, ürün kıtlığı nedeniyle Hint Okyanusundaki bir başka Fransız ‘denizaşırı’ toprağı Reunion Adası’ndan taşındı ve Yeni Kaledonya’nın başkenti Noumea’nın güneyindeki şeker kamışı tarlalarına büyük yatırımlar yaptı.
Bu toprak sahipleri yanlarında Hindistan, Vietnam ve Çin kökenli binlerce “sözleşmeli işçi” getirmişti. Bu göçmenler, yerli Pasifik Adalıları olan Kanaklarla birlikte Yeni Kaledonya sömürge toplumunun en alt sınıfını oluşturuyordu. Fransa’da faaliyet gösteren toprak ağaları ve bürokratlar olarak takımada toplumuna dahil olmayan zengin Fransız mülk sahiplerini zenginleştirmek için çalışacaklardı.
Fransız beyaz yerleşimci toprak sahiplerinin amacı ise, Avrupa’da “ekonomik hareketlilik” umuduyla kârlarını Avustralya’daki yerleşimci kolonisine göndermekti. Yani bir sömürge olarak Yeni Kaledonya, beyaz yerleşimciler için yalnızca doğal kaynak sömürüsü doğrultusunda işlev görüyordu.
Kendi kaderini tayin süreci nasıl işledi?
1980’lerde Yeni Kaledonya, düzinelerce kişinin ölümüne yol açan suikastlar ve adam kaçırmalar da dahil olmak üzere şiddet olaylarıyla sarsılırken, en sonunda bağımsızlık yanlıları, Fransa yanlıları ve Fransız hükümeti arasında varılan üç yönlü anlaşmalar sonunda Kanaklar Yeni Kaledonya’nın yerli nüfusu olarak tanındı ve kendi kaderlerini tayin etme süreci başlatıldı.
1998’deki Nouméa Anlaşması, Fransa Cumhuriyeti’nin Yeni Kaledonya’ya ve asıl nüfusu olan Kanaklara yirmi yıllık bir geçiş dönemi boyunca daha fazla siyasi güç devretme sözü veriyor ve bağımsızlık referandumları öngörüyordu.
Referandumlar sırasıyla 2018, 2020 ve 2021’de yapıldı. Bu oylamalardan “Fransa’da kalma” yönünde oy çıksa da, bağımsızlık yanlısı partilerin koalisyonu Kanak Sosyalist Milli Kurtuluş Cephesi (FLNKS) pandemi dönemindeki ‘kapanma’ önlemlerinin ve geleneksel yas törenlerinin düzgün bir kampanya yürütülmesini engellediğini savunarak oylamanın ertelenmesi ve Kanakların oylamaya katılmaması çağrısında bulunmuştu. 2021 yılındaki referanduma katılım oranı da %43,8’de kaldı.
Bağımsızlıkçıların yerli Kanak nüfusunun temsilini zayıflatacağını söylediği bölgenin seçim organında yapılması önerilen reforma karşı protestolar, bölgede yaşanan derin ekonomik çalkantılarla da körükleniyor.
Yeni Kaledonya’nın zenginliği büyük ölçüde zor durumdaki madencilik sektöründen geliyor. Paslanmaz çelik ve elektrikli araçlarda kullanılan bataryaların yapımında önemli bir malzeme olan nikelin dünyadaki rezervlerinin neredeyse %30’una sahip olan Yeni Kaledonya’nın, Avrupa’nın kritik hammaddeleri elde etme yarışında Çin’i yakalamak istemesi nedeniyle önemli bir rol oynaması bekleniyordu.
Bununla birlikte bölgede nikel üretimi çakılırken ve yabancı yatırımcılar takımadaları terk etmeye başladı. Sektör, Yeni Kaledonya yetkililerinin ihracat kısıtlamalarının yanı sıra yüksek enerji maliyetlerinden de muzdarip; bu da nikel üretimini Endonezya ve diğer Asyalı rakiplerine kıyasla çok daha pahalı ve daha az kârlı hale getiriyor.
Kanaklarla Avrupalılar arasında büyük eşitsizlik
2019 nüfus sayımına göre, Yeni Kaledonya nüfusunun %41,2’si Kanak, %24,1’i ise Avrupalı olarak tanımlanırken, ilk gruptakiler daha düşük ücretler ve daha yüksek yoksulluk oranları da dahil olmak üzere önemli sosyo-ekonomik zorluklarla karşı karşıya.
Örneğin, 2014 yılında yapılan bir araştırmaya göre, 2009 yılında Kanak olmayan bir gencin yüksek öğrenim diploması alma olasılığı genç bir Kanak’a göre yedi kat daha fazlaydı.
Örneğin 2012 yılındaki bir istatistik, nüfusun geri kalanındaki %23’lük orana kıyasla Kanakların sadece %3’ünün yükseköğrenimden mezun olduğunu, genç yerli Kanaklar arasındaki işsizlik oranı %38 ile nüfusun geri kalanından dört kat daha fazla olduğunu gösteriyordu.
2010 yılında, her beş işten biri Fransız anakarasındaki asgari ücretin üçte ikisinden daha az ücret alıyordu ve bu oran yarı zamanlı işlerin yaygın olduğu tarım, ev işleri, otel ve yiyecek içecek sektörlerinde çok daha yüksekti.
Bu düşük ücretler Yeni Kaledonya’daki çok yüksek fiyatlarla birlikte düşünülmeli. Fransa seviyesinin %78,5’ine eşit bir asgari ücret ve %34 daha yüksek fiyatlarla, asgari ücretle çalışanların satın alma gücü metropol seviyesinin %59’u civarındaydı; hatta bu oran tarım işçileri için %50 idi.
Daha çarpıcı bir veri ise şu: Yeni Kaledonya’yı oluşturan bölgeler arasında, yoksulluk oranı Loyauté Adalarında %52’ye ulaşırken, Güney eyaletinde bu oran %9. 2014 yılı itibariyle istihdam oranı Güney eyaletinde %65, Kuzey Eyaletinde %52 ve Loyauté Adalarında %40’tı. Loyauté’taki Kanak nüfus oranının %94,6 olduğunu da akılda tutmak gerekiyor.
Nikelin çöküşü
Fransa’nın sektöre verdiği yüz milyonlarca avroluk sübvansiyonlara rağmen nikel endüstrisi çökmeye devam ediyor ve üretim ilk çeyrekte geçen yılın aynı dönemine göre %32 düştü.
Fransız yetkililer 2023 yılında Yeni Kaledonya’nın üç ana nikel işleme fabrikasının yakında kapanabileceği ve adadaki işsiz sayısının %50 artacağı uyarısında bulunmuştu.
Protestolar arttıkça, İsviçre’nin Glencore ve Fransa’nın Euramet gibi büyük yatırımcıları ya çekiliyor ya da daha fazla yatırım yapmayı reddediyor.
Hükümet geçen yıl enerji fiyatlarını düşürmek için 200 milyon avroya varan sübvansiyonlarla sektörü kurtarmak için yeni bir plan yapmıştı. Fakat bu yeni “nikel paktı” gerilimi yatıştırmak yerine, Yeni Kaledonya bağımsızlık hareketinin eleştirilerine maruz kaldı ve yerel otoriteler aleyhine çok fazla güç verecek bir “sömürge paktı” olarak değerlendirildi.
Aylar süren müzakerelerin ardından Yeni Kaledonya temsilcileri anlaşmanın onaylanmasını engelledikleri için anlaşma hâlâ buzdolabında.
Pakt, Fransız Maliye Bakanı Bruno Le Maire’in (Kasım 2023’te bir inceleme gezisi için Yeni Kaledonya’yı ziyaret etmişti), Yeni Kaledonya nikel endüstrisinin üretim maliyetlerini düşürmek ve muhtemelen Avrupa’da yeni pazarlar bulmak için derinlemesine reformlar yapmayı taahhüt etmesi koşuluyla, yaklaşık 200 milyon avro acil yardım sağlama girişimiydi.
Kanaklar, paktın mevcut haliyle nikel endüstrisi şirketlerinden yeterince taahhüt istemediğini ve ayrıca Yeni Kaledonya’nın kasasına girip maliyet düşürücü bir elektrik uygulamasını finanse etmek için 65 milyon doların üzerinde para bulmasını gerektirdiğini, bunun da yeni vergiler getirilmesini ve dolayısıyla yerel halkın yükünün artmasına neden olacağını savunuyorlar.
Sömürge madenciliği yetmemeye başladı
Yeni Kaledonya’daki madencilik sektörü de sömürgeci yaklaşımın tüm izlerini taşıyor. En ucuz ve en saldırgan çıkarma yöntemi olarak görülen “açık kazı madenciliği”, madencilik şirketleri tarafından basitliği nedeniyle tercih edilmiş ve çevreye verdiği ani zarar göz ardı edilmişti. Öyle ki, kömür madenciliği patlamasının zirvede olduğu dönemde sadece 256 madenin açık olduğu Fransa’dan 30 kat daha küçük bir adada, bir dönem 330 maden açılmıştı.
1930’larda yerli Kanaklar, çiftlik endüstrisine zarar vermeden maden haklarının kullanılabilirliğini artırmak amacıyla atalarından kalma topraklarının yalnızca %10’unu kaplayan rezervasyonlara taşınmıştı.
Şu anda adadaki madencilik sektörü üç büyük şirket tarafından kontrol ediliyor. Bunların en büyüğü, Fransız metalurji şirketi Eramet’in bir yan kuruluşu olan SLN. Koniambo nikel tesisi Glencore tarafından işletiliyor ve çoğunluk hissesi (%51) tesisin bulunduğu Kuzey Eyaleti’ne ait. Brezilyalı madencilik konsorsiyumu Vale ise, Güney Eyaletinde büyük bir hidrometalurjik tesis işletiyor.
Avrupa
BP, Birtanya’daki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı

BP, Birleşik Krallık’taki Kuzey Denizi faaliyetlerini satışa çıkardı; bu hamle, dev petrol şirketinin bu havzada 60 yılı aşkın süredir devam eden üretimine son verecek.
Genel müdür Meg O’Neill şunları söyledi:
“Kuzey Denizi, Birleşik Krallık’ın enerji sistemi için hâlâ vazgeçilmez bir unsurdur. Fakat portföyümüzü odaklayıp sermayemizi en yüksek değerli fırsatlara yönlendirirken, Kuzey Denizi faaliyetlerimizin başka bir şirketin bünyesinde daha iyi bir konuma geleceğine inanıyoruz.”
Bu yılın başlarında BP, faaliyetleri için yaklaşık 2 milyar sterlinlik bir anlaşma konusunda Ithaca Energy ile ileri düzey görüşmeler yürütmüş ama bir anlaşmaya varılamamıştı.
İngiliz petrol devi şu anda Kuzey Denizi’nde beş merkez işletiyor, 1.100 kişiyi istihdam ediyor ve günde 100.000 varilin biraz altında petrol ve gaz üretiyor.
BP, bölgede önemli bir bağımsız faaliyete sahip son büyük petrol şirketlerinden biri; diğerleri ise varlıklarını ya birleştirdi ya da satışa çıkardı.
Bu haber, yeni başbakan Andy Burnham’ın ABD Başkanı Donald Trump ile yaptığı telefon görüşmesinin ardından Kuzey Denizi’ndeki sondaj çalışmalarına “pragmatik” bir yaklaşım sergileyeceğine söz vermesinin ardından geldi.
Burnham bu hafta yaptığı açıklamada, “Orada bir kaynak var. İnsanlar zor durumda iken bunu görmezden gelemeyiz,” dedi.
O’Neill, göreve başladıktan kısa bir süre sonra Kuzey Denizi’nde “henüz kullanılmamış bir potansiyel” gördüğünü belirtmişti.
Fakat BP, resmi bir satış süreci başlatma kararının “sermaye tahsisine yönelik disiplinli yaklaşımını yansıttığını” açıkladı.
Şirket, küresel genel merkezinin Birleşik Krallık’ta kalacağını belirtti. O’Neill, “Birleşik Krallık 100 yılı aşkın süredir bizim yuvamız olmuştur ve gelecekte de önemli bir rol oynamaya devam edecek,” dedi.
Avrupa
AB yetkilisi: Tüm Avrupa alevler içinde kalabilir

AB Acil Durum Koordinasyon Merkezi yetkilisi Maria Zuber, uzun süren sıcak hava ve yetersiz müdahale durumunda tüm Avrupa’nın yangınlarla kaplanabileceği uyarısında bulundu. Yunanistan, İtalya ve Orta Avrupa ülkeleri önümüzdeki haftalarda en büyük risk altında. Bu yılki yangın sezonunun geçen yılın rekorunu aşması bekleniyor.
Avrupa Birliği Acil Durum Koordinasyon Merkezi (ERCC) yetkilisi Maria Zuber, Financial Times gazetesine yaptığı açıklamada, önümüzdeki haftalarda Yunanistan, İtalya ve bazı Orta Avrupa ülkelerinin orman yangınlarının yayılmasına karşı en savunmasız bölgeler olduğunu söyledi.
Eş zamanlı çıkan yangınların söndürme çalışmalarını zorlaştırdığını belirten Zuber, uzun süren sıcak hava nedeniyle yangın sayısının artması ve müdahale edecek yeterli gücün bulunmaması durumunda “tüm Avrupa’nın alevler içinde kalması” riski olduğunu ifade etti.
Zuber, AB kriz merkezinin böyle bir senaryoyla başa çıkabileceği güvencesini verdi. Geçen yıl çok sayıda yangınla karşılaştıklarını ancak hepsinin üstesinden geldiklerini hatırlatan yetkili, “Tüm taleplere yanıt vereceğimizi düşünüyorum, yerine getiremesek bile..” dedi.
AB üyesi ülkeler arasında İspanya ve Fransa orman yangınlarından en ağır şekilde etkilenen ülkeler oldu.
Avrupa Orman Yangın Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 27 Temmuz verilerine göre İspanya’da 207 bin hektar, Fransa’da ise 90 bin hektardan fazla alan yangınlar nedeniyle kül oldu. Her iki ülkede de yangınlar halen devam ediyor.
Financial Times’ın aktardığına göre Yunanistan’ın Girit Adası’ndaki orman yangınları iki itfaiye görevlisinin hayatını kaybetmesine ve 8 bin kişinin tahliye edilmesine yol açtı.
Kuvvetli rüzgarlar nedeniyle yangınlar Kiklad Adaları’na da sıçrarken, burada da birkaç köy tahliye edildi.
Zuber, yangınların Yunanistan’a da sıçrayacağını ve Ağustos başında İtalya için tehdit oluşturacağını belirtti. ERCC verilerine göre 2026 yazı, yangın yoğunluğu açısından rekor seviyedeki 2025 yılını geride bırakabilir.
Zuber, geçen yıl yangın sezonunda 19 yardım talebi aldıklarını ve bu rekoru kırmayı beklediklerini ekledi.
World Weather Attribution araştırma grubunun verilerine göre insan kaynaklı iklim değişikliği nedeniyle Fransa’daki aşırı hava olaylarının olasılığı en az iki kat, İspanya’da ise en az 20 kat arttı.
Zuber, tehdidin boyutu nedeniyle Avrupa Birliği’nin 12 Canadair amfibi yangın söndürme uçağı sipariş ettiğini, ancak ilk teslimatların 2028’den önce beklenmediğini söyledi.
Londra Ekonomi ve Siyaset Bilimi Okulu’ndan bilim insanı Thomas Smith, “İklim ısınmaya devam ettikçe yangınları tetikleyen aşırı hava koşulları daha sık ve şiddetli hale geliyor. Bu da bu yaz gözlemlediğimize benzer büyük ve yoğun orman yangınlarının olasılığını artırıyor” açıklamasında bulundu.
Avrupa Orta Vadeli Hava Tahmin Merkezi ise önümüzdeki on yıllarda yangın riskinin hem ılıman kuşak ormanlarında hem de kuzey ormanlarında artacağını öngörüyor.
Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron daha önce ülkesinin İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana en ağır durumla karşı karşıya olduğunu ve benzeri görülmemiş orman yangınlarıyla mücadele ettiğini açıklamıştı.
AFP haber ajansı daha sonra Fransa’nın güneybatısındaki Gironde bölgesinde bulunan Atom ve Alternatif Enerji Komiserliği’ne (CEA Cesta) bağlı nükleer araştırma merkezi yakınlarında yangınlar çıktığını duyurdu.
Avrupa
Polonya’da Morawiecki’nin yeni hareketi ilk adımını atıyor

Hukuk ve Adalet’ten (PiS) kopan Mateusz Morawiecki’nin siyasi çevresi tarafından düzenlenen ilk büyük etkinlik, Varşova’nın Praga semtinde yapılacak.
Bu etkinlik, eski başbakan ve onlarca müttefikinin “milliyetçi-muhafazakâr” PiS ile yollarını ayırmasından sadece birkaç gün sonra gerçekleşiyor.
Bu hamle, Morawiecki’nin Avrupa Parlamentosu’ndaki (AP) Avrupa Muhafazakârları ve Reformistleri (ECR) grubunun başkanlığından da istifa etmesine yol açtı.
Kömür ateşinde pişirilmiş Kiełbasa sosislerinin önemli bir yer tutacağı için “Morawiecki’nin barbeküsü” olarak adlandırılan ve onun Rozwój Plus (Kalkınma Plus) hareketi tarafından düzenlenen konferans, Polonya muhafazakâr siyasetinde önemli bir an olacak.
Etkinlik, yeni ortaya çıkan hareketin kilit isimlerini, eski dünya satranç şampiyonu Garry Kasparov ve Polonya silahlı kuvvetlerinin eski başkomutanı General Rajmund Andrzejczak gibi konuklarla bir araya getirecek.
Etkinlik, Morawiecki’nin kampına mevcut PiS liderliğinden farklı bir siyasi vizyon sunma fırsatı verecek.
Morawiecki bu hafta şunları söyledi:
“Polonyalılar, güçlü bir Polonya için verilen mücadeleye, cüzdanlarına, işlerine, konutlarına, kalkınmaya, kimliklerine, kültürlerine, Hıristiyan inancına ve Sejm’de asılı duran haçın savunulmasına önem veriyorlar. Bunlar bizim ilkelerimiz, bu bizim inancımız.”
Tartışmalar demografi, güvenlik ve tarih politikası üzerine odaklanacak. Bu konular, Polonya-Ukrayna ilişkilerindeki son gerginlikler nedeniyle giderek daha hassas hale geliyor.
Morawiecki, Rozwój Plus’ı “uzman ve düşünce kuruluşu” olarak tanımlıyor ama bu oluşumun siyasi hedefleri giderek daha net hale geliyor.
Çarşamba günü kurulan yeni bir parlamento grubu, 40 milletvekili ve bir senatörü bir araya getirerek, müttefiklerine parlamentoda resmi bir platform ve PiS’e karşı mücadele edebilecekleri bir üs sağlıyor.
PiS’li siyasetçi ve Przemysław Czarnek’in başbakanlık kampanyasının sözcüsü Mateusz Kurzejewski, Euractiv’e verdiği demeçte, “Bu bizim için bir tehdit. Sonuçta bu, zafer şansımızı azaltan bir girişim ama bu şansı tamamen ortadan kaldırmıyor. Bu nedenle sıkı çalışmaya devam edeceğiz,” dedi.
Öte yandan Morawiecki’nin Polonya’nın sağını yeniden şekillendirip şekillendiremeyeceği henüz belirsiz.
Onet tarafından yaptırılan bir SW Research anketi, ankete katılanların %32,9’unun eski başbakanın liderliğindeki bir partiye oy vermeyi düşünebileceğini ortaya koydu.
En güçlü potansiyel destek, halihazırda sağda yer alan seçmenlerden geliyor. Şu anda PiS’e yakın olan katılımcıların %14’ü Morawiecki’yi desteklemeyi düşünebileceğini söylerken, daha sağdaki Konfederasyon’a yakın olanların %7,1’i de aynı görüşü paylaştı.
Bu girişim, iktidar kampından da sınırlı bir destek alabilir. Şu anda Donald Tusk’un AB yanlısı Yurttaş Koalisyonu’nu, Sol’u, Polonya 2050’yi veya Polonya Halk Partisi’ni destekleyen seçmenlerin yaklaşık %7,4’ü, Morawiecki liderliğindeki bir partiye oy vermeyi göz ardı etmeyeceklerini belirtti.
Başbakan Tusk’un hükümetindeki kaynaklar, PiS’teki bölünmenin kısa vadede iktidar koalisyonuna yardımcı olabileceğine inanıyor.
Bir kaynak Euractiv’e verdiği demeçte, “Özellikle de bu durum hastane skandalının etkisini hafifletmeye yardımcı olduğu için. Bugün artık kimse bundan bahsetmiyor ve neyse ki yeni bir açıklama da yapılmadı,” dedi.
Tartışma, Varşova’daki bir hastanenin şu anda ülkeyi yöneten Sivil Koalisyon’a mensup siyasetçiler için özel bir kabul süreci uyguladığı ve bu sayede söz konusu kişilerin diğer hastalardan önce VIP salonuna girip tedavi görmelerine imkân sağladığı iddialarıyla ilgili.
Ayrıca, Tusk’un partisiyle bağlantılı olduğu belirtilen ve hastanenin acil servisini yöneten doktorun maaşı konusunda da sorular gündeme geldi.
Fakat aynı kaynak, Morawiecki’nin ayrılmasının Sivil Koalisyon üzerinde uzun vadede pek bir etkisi olmayabileceği konusunda uyarıda bulundu.
PiS’in son derece sadık bir seçmen kitlesine sahip olduğunu, Rozwój Plus’a yönelik coşkunun ise geçici olabileceğini savundular.
Bir başka kaynak, “Rzeczpospolita için yapılan IBRiS anketine bakın. PiS seçmenlerinin yüzde 70’i, ideal partilerine oy verdiklerini söylüyor. Bu çekirdek seçmen kitlesi, PiS’in mevcut seçmenlerinin yaklaşık yüzde 70’ini oluşturuyor,” dedi.
PiS içinde de benzer bir görüş hakim. Buradaki siyasetçiler, Morawiecki’nin yeni bir partiyi ayakta tutmak için çok küçük olabilecek bir seçmen kitlesinin peşinde olduğunu savunuyor.
Kurzejewski Euractiv’e verdiği demeçte şunları söyledi:
“İnsanlar, PiS’ten dışlanan siyasetçilere oy vermek istemiyor. Hukuk ve Adalet Partisi seçmenlerine gelince, onlar da kendilerine ihanet edenlere oy vermek istemiyor. İşte bu yüzden bu proje, Rozwój Plus’ın seçim barajını aşamayacağı anlamına geliyor.”
Dolayısıyla bugün yapılacak etkinlik, Morawiecki’nin merak ve kurumsal desteği kalıcı bir siyasi güce dönüştürebilip dönüştüremeyeceğinin –ya da ayrılmasının Polonya’nın kalabalık sağ kanadında kısa ömürlü bir başka kopma hareketi olup olmayacağının– erken bir testi olacak.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’











