Avrupa
Fransa’da Yeni Halk Cephesi’nde “iç uyum” sancıları: Mélenchon meselesi

Fransa’nın yeni sol ittifakı Yeni Halk Cephesi (NFP), anketlere bakılırsa önümüzdeki erken seçimlerde Emmanuel Macron’un ittifakını geride bırakıyor ve Marine Le Pen’in Ulusal Birlik’inin (RN) ardından ikinci sırada yer alıyor.
Bununla birlikte ittifakı oluşturan partiler arasındaki gerilim gün geçtikçe su yüzüne çıkıyor. Tartışmaların odağında, Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) Jean-Luc Mélenchon ve yaptığı tercihler yer alıyor. Bunun yanı sıra, İsrail’in Gazze’yi işgali ve iktisadi politikaları ilişkin tutumlar da arka planda ittifakı dağıtıcı bir işlev görebilir.
NFP ilan edildikten iki gün sonra Mélenchon’un bir gecede partisinde “birliği” savunan kimi ılımlıları tasfiye etmeye başladığı iddiası diğer sol liderlerin öfkeli tepkisine yol açmıştı.
Partide “birlik yanlılarının” tasfiyesi mi?
Mélenchon, daha önce kendisinin “aşırı tutumlarını ve kışkırtıcı nutuklarını” eleştiren üst düzey parti arkadaşlarını LFI’nın aday listesinden çıkardı.
Mélenchon daha sonra yaptığı açıklamada, “Ömür boyu adaylık diye bir şey yoktur,” dedi ve parlamento grubunun “sadakat ve siyasi tutarlılığının” çok önemli olduğunu ekledi.
Dışarıda bırakılanlar arasında Raquel Garrido, Danièle Simonnet, Hendrik Davi, Frédéric Mathieu ve Alexis Corbière gibi isimler bulunuyor.
Sosyalist Parti (PS) lideri Olivier Faure bunu “skandal” olarak nitelendirdi. Mélenchon tarafından dışlananların birçoğu Halk Cephesi tipi bir ittifakın güçlü savunucuları olarak görülüyordu.
Sola yakın sayılan Le Monde gazetesine göre ise bu, “LFI içinde hüküm süren otoriter ve mezhepçi uygulamaların bir başka işareti” olarak kayıtlara geçti.
Birlik içindeki diğer partiler de LFI’daki iç çekişmelerden memnun değil. Yeşiller’in ulusal sekreteri Marine Tonderlier, olaylar karşısında “fazlasıyla şok olduğunu” söyledi.
Fransa’da “Halk Cephesi” içindeki gerilimler şimdilik sönümlendi
LFI’dan bazı isimler Mélenchon’a kazan kaldırdı
Görevden almalar LFI’nın önde gelen isimlerinin öfkeli tepkisine yol açarken, birçok kişi Mélenchon’un “otokratik tavrını” kınadı.
Muhalif bir LFI milletvekili olan François Ruffin, X’te yaptığı açıklamada, “Boyun Eğmeyen Fransa’nın liderliği, duruma ayak uydurmak bir yana, en kötü planlara tenezzül ediyor. Kendimizi kandırmayalım: ülke için barış ve demokrasi, parti için korku ve vahşet saltanatı isteyemezsiniz,” dedi.
Milletvekili listesine alınmayan Corbière, “Tüm bunlar bir tasfiye, tek bir kişinin sorumlu olduğu siyasi bir cezalandırma: Jean-Luc Mélenchon, kendi hesaplaşmasını yapıyor. Bu tür yöntemlerle toplumu daha demokratik hale getiremezsiniz. Özel şirketler bile bu şekilde hareket etmez,” diye konuştu.
Yetenekli bir hatip ve tartışmacı olan Mélenchon, solun son dönemdeki en başarılı oy oranlarını elde etti ve 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda yüzde 22 oy alarak Le Pen’in hemen ardından üçüncü oldu.
Eski bir troçkist iken 2000-2002 yıllarındaki sosyalist parti döneminde eğitim bakanlığı yapan Mélenchon, sonrasında Avrupa’daki AB karşıtı solun simge isimlerinden biri haline geldi.
“Kadına şiddet” tartışması
Öte yandan Mélenchon ile ilgili tartışmalar bundan ibaret değil. Mélenchon’un, eşine şiddet uyguladığını itiraf etmesine rağmen Adrien Quatennens’e verdiği destek de ittifak içinde çatlaklara neden oluyor.
Quatennens meselesi, bir önceki sol ittifak NUPES’te de sorun yaratmıştı.
Quatennens 2022 yılında aile içi şiddetten hüküm giymiş ve dört ay ertelenmiş hapis cezası almıştı.
LFI’nın Somme seçim bölgesinde Yeni Halk Cephesi’nin adayı olarak ilan ettiği François Ruffin parti liderinin tercihlerine tepki gösterdi.
X’te yaptığı açıklamada Ruffin, “Teşekkür ederim, ama: Sizden herhangi bir görevlendirme ya da yetki istemedim. Sizin aptallığınızın, sekterliğinizin kaprislerine kapılmadım. Karısını döven, aile içi şiddet uygulayan bir adamı, büyük liderle aynı fikirde olmayan yoldaşlara tercih ediyorsunuz. Demokrasimiz sizden daha iyisini hak ediyor,” diye yazdı.
Yeni Halk Cephesi’nin iktisadi programı
NFP’yi oluşturan partiler ekonomi, AB politikası ve Ukrayna konularında derin görüş ayrılıklarına sahipler fakat RN karşısında şanslarını artırmak için farklılıklarını şimdilik gizliyorlar.
Örneğin NPF büyük harcama taahhütleri içeren radikal bir program benimserken, LFI’nin emeklilik yaşını yılda 71,5 milyar avro maliyetle 60’a indirme siyaseti sadece bir “hedef” olarak belirlenmiş görünüyor. NFP, aylık asgari ücreti 1.600 avroya yükseltmeyi, temel gıdalara, elektriğe, gaza ve benzine tavan fiyat getirmeyi, Macron’un emeklilik yaşını 64’e çıkaran reformunu iptal etmeyi ve yeşil dönüşüme ve kamu hizmetlerine büyük yatırımlar yapmayı planlıyor.
NFP, rakamlarının tuttuğunu kamuoyuna göstermek için hızla harekete geçti. Sol partilerin yetkilileri cuma günü düzenledikleri ortak basın toplantısında, bloğun hükümetteki ilk üç yılında kamu gelirlerinin ilk olarak 2024’te şirketlerin süper kârlarına uygulanacak vergi ve varlık vergisinin yeniden düzenlenmesi yoluyla 30 milyar avro artacağını, 2025’te 100 milyar avroya, 2026’da ise 150 milyar avroya yükseleceğini söyledi.
Vergilendirme yoluyla elde edilecek bu gelir artışının, koalisyonun önerdiği hükümet harcamalarındaki önemli artışın (2026-2027’ye kadar yaklaşık 150 milyar avro) maliyetini karşılayacağı öne sürülüyor. NFP yetkilileri, programın Fransa’nın bütçe açığını artırmayacağını, fakat aynı zamanda azaltmayacağını da vurguladılar.
Fransa’da Ulusal Birlik, Halk Cephesi’ne karşı: Bardella başbakanlığa hazırlanıyor
Hükümetten NFP’ye “gerçekçi olma” eleştirisi
Buna karşın Macron’un iktidar koalisyonunu oluşturan iş dünyası yanlısı partiler ya da muhafazakâr Les Républicains gibi geçmişte hükümet kurmuş olanlar, ekonomik alternatifler için bastıran “irrasyonel” rakiplerinin aksine kendilerini “rasyonel” olarak tanımlıyorlar.
Macron’un maliye bakanı Bruno Le Maire perşembe günü ülkenin en büyük patron örgütü MEDEF toplantısında yaptığı konuşmada, “Fransa’nın mali manevra alanı yok,” dedi ve NFP ve RN tarafından önerilen politikaları “kamu maliyesinin durumuna uymayan hayal ürünü programlar” olarak tanımladı.
Le Maire, “Belli bir noktada, yapmaya başladığımız gibi bilançoyu kurtarmanın ve eski haline getirmenin zamanı geldi,” ifadelerini kullandı.
RN, programını nasıl finanse etmeyi planladığını açıklamazken, NFP bu konuda net görünüyor.
Sosyalist Parti birinci sekreteri Olivier Faure 14 Haziran Cuma günü yaptığı açıklamada, “Bu iddialı projenin tamamını, bu parayı verebilecek durumda olanların cebinden para alarak finanse edeceğimizden eminiz,” dedi ve “katkıda bulunabilecek herkese sivil yeniden silahlanma” çağrısında bulundu.
Fransız Ulusal Birlik lideri Bardella: Gönlüm Trump’tan yana
NFP’liler “ayrıntılı politika” taleplerinden bunaldı
Öte yandan NFP’nin önerdiği her politikayı ayrıntılı olarak maliyetlendirmeye zorlanması da dikkat çekiyor.
Örneğin henüz kesin maliyetlendirme yapılmadan Sosyalist Valérie Rabault geçen salı günü Les Échos gazetesine verdiği demeçte solun ortak programının üç yılda 106 milyar avroya mal olacağını söyledi.
Röportajın yayınlanmasından birkaç saat sonra LFI bir açıklama yayınlayarak Rabault’nun tahmininin “NFP’nin maliyetlendirmesine uymadığını” ve “önümüzdeki günlerde ortak bir basın toplantısında sunulacağını” söyledi.
LFI üyesi Coquerel, “Bize yapılan muamele adil değil. Bizden bu kadar çok ayrıntı istenip diğerlerinden istenmemesi hâlâ garip, her ne kadar yeni bir çerçeve ortaya koyan sadece biz olduğumuz için bunları vermemizin istendiğini anlasam da,” diyerek medyaya sitem etti.
Öte yandan NFP’nin daha soldan eleştirmenleri ise, yeni ittifakın da neoliberal “bütçe disiplini” meselesinde kesin bir şey söylemekten kaçındığına işaret ediyorlar.
Genel olarak, NFP’nin iktisadi programı Keynesyen talep yönetimine, zenginler için yüksek vergilere ve satın alma gücünü, kamu hizmetlerini ve ekolojik dönüşümü iyileştirmek için kamu yatırımlarına geri dönüşe işaret ediyor.
Programda ayrıca devlet planlamasına geri dönülmesitalebi de var. NFR’ye göre devlet, yeniden dağıtımı, önceliklere yatırımı ve ekolojik ihtiyaçları organize eden ekonomik bir aktör olarak geri dönmeli.
Ukrayna ve İsrail meselesinde ana akıma göz kırpılıyor
7 Ekim’den sonra NUPES’i dağıtan en önemli faktörlerden biri, Mélenchon’un Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonunu kınamayı reddetmesiydi.
Fakat görünüşe bakılırsa, NPF Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısını “terör” olarak kınadı.
NPF ayrıca Rusya ve Vladimir Putin’i “saldırganlık savaşı” nedeniyle kınarken, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklemek adına gerekli silahların temin edilmesi taahhüdünde bulundu.
Mélenchon ve partisine yönelik yaygın bir biçimde dile getirilen “antisemitizm” suçlamaları, özellikle Fransa’daki Yahudi cemaati içerisinde Le Pen ve RN’ye desteği artırmış durumda.
“Uzlaşma” Hollande’a kadar uzanır mı?
Öte yandan Mélenchon’un müttefikleri bile birliği korumak için daha uzlaşmacı bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu söylüyor.
AP’de LFI’yı yöneten Manon Aubry, “Kampanya şüphesiz daha kolektif olacak,” dedi. Aubry, solun kazanması halinde partinin kendi başbakan seçimini “dayatmayacağını” söyledi.
Halk Cephesi’nin sürprizi ise eski sosyalist Cumhurbaşkanı François Hollande’ın da ittifaktan milletvekili adayı olmak istediğini açıklamasıyla geldi.
Hollande’ın kendi bölgesi Corrèze’de aday olması kendi partisini bile şaşırtırken, PS lideri Faure, konudan haberdar olmadığını söyledi.
Seçilmesi halinde Hollande, beşinci cumhuriyet döneminde Ulusal Meclis’te yer alan ikinci eski cumhurbaşkanı olacak. Diğeri Valéry Giscard d’Estaing idi.
Hollande, aşırı sağın Fransa’nın 1945’te Nazi işgalinden kurtuluşundan bu yana hiç olmadığı kadar iktidara yakın olduğu göz önüne alındığında, bunun “istisnai bir durum için istisnai bir karar” olduğunu söyledi.
Hollande, PS iktidarında Fransa’nın neoliberal iktisadi politikalara tam dönüşünde önemli bir figür olarak akıllara kazınmıştı.
“Sorumlu” Le Pen’e karşı “sorumsuz” Mélenchon
Başka bir açıdan bakıldığında, hem Fransız müesses nizamı, hem de batı medyası RN ve Le Pen iktidarına kendilerini hazırlıyor gibi görünüyorlar.
Le Pen’in İsrail’e verdiği büyük destek, Mélenechon’un Filistin’e dostluğu ile kıyaslandığında daha “kabul edilebilir” görünürken, kılık kıyafet meselesi bile RN liderini, LFI lideri karşısında “sorumluluk sahibi” gösteriyor.
LFI milletvekilleri, Ulusal Meclis’e “özensiz kıyafetler” ile gelmekle suçlanıyor. Financial Times’a göre LFI milletvekillerinin yaklaşımı, Le Pen’in RN’yi sorumlu bir hükümet partisi olarak sunma çabalarıyla tezat oluşturuyor.
FT, Le Pen’in milletvekillerine “şık giyinmeleri” için verdiği talimat olan “kravat stratejisine” işaret ediyor.
Ifop’un geçen yıl yaptığı bir ankete göre kamuoyu Mélenchon’u sağcı rakibinden “daha kutuplaştırıcı, daha az profesyonel ve daha az başkanlık yanlısı” olarak görüyor.
Avrupa
Avrupa Komisyonu, ABD teknolojilerinin yerine yerli çözümlere yönelecek

Avrupa Komisyonu, geliştirme aşamasındaki personel eşleştirme servisindeki ABD menşeli bulut hizmetlerini ve yapay zeka modelini Avrupalı alternatiflerle değiştirmeyi değerlendiriyor. Karar, AB Adalet Divanı çalışanları komitesinin kişisel verilerin işlenmesine ilişkin endişelerini dile getirmesinin ardından gündeme geldi. Komisyon, nisan ayında imzalanan egemen bulut sözleşmesi kapsamındaki dört Avrupa sağlayıcısını ve yerel yapay zeka modellerini test etmeyi planlıyor.
Avrupa Komisyonu, geliştirme aşamasındaki yeni dijital personel eşleştirme servisinde kullanılan Amerikan teknolojilerini Avrupa menşeli bulut platformları ve yapay zeka modelleriyle değiştirmeyi değerlendiriyor.
Euractiv’in bir Komisyon yetkilisine dayandırdığı haberine göre, söz konusu gözden geçirme süreci AB Adalet Divanı çalışanları komitesinin adayların kişisel verilerinin ABD merkezli bir bulut sağlayıcısı tarafından işlenmesine dair endişelerini iletmesinin ardından başladı
Söz konusu değişiklik, son geliştirme aşamasında olan İş Eşleştirme Uygulaması’nı (Job Matching Application) kapsıyor.
Servisin başlangıçta Amazon Web Services (AWS) altyapısında ve ABD şirketi Anthropic’in Claude dil modeli kullanılarak barındırılması öngörülüyordu.
Komisyon yetkilisi, yürütme organının nisan ayında 180 milyon avro karşılığında imzalanan egemen bulut hizmetleri alım anlaşması çerçevesinde dört “Avrupa egemen alternatifi”ne geçişi değerlendirdiğini doğruladı. Olası tedarikçiler arasında Alman StackIT ile Fransız OVHcloud, Scaleway ve S3NS şirketleri bulunuyor.
Yetkili, Komisyon’un ayrıca Avrupa kökenli dil modellerini de test etmeyi planladığını bildirdi. Halen kullanılmakta olan Anthropic Claude modelinin “önümüzdeki aylarda” daha egemen bir çözümle değiştirilebileceği belirtildi.
Yapay zeka kullanımına dair rehber
Avrupa Komisyonu 2023 yılında personeli için yapay zeka kullanımına ilişkin bir rehber yayımlamıştı.
Belge, çalışanları gizli bilgilerin veya kişisel verilerin ifşa edilmesi risklerine, önyargılı yanıtlara ve fikri mülkiyet haklarının ihlaline karşı uyarıyordu. Bu uyarılara rağmen yapay zeka araçları hem Komisyon temsilcileri hem de ABD makamları tarafından giderek daha yoğun biçimde kullanılmaya başlandı.
Pentagon mayıs ayında OpenAI, Alphabet bünyesindeki Google ve Microsoft dahil yedi şirketle gizli operasyonlarda yapay zeka kullanımı için anlaşma imzaladı. Politico kaynaklarına göre Avrupa Komisyonu da aday ülkelerin AB üyelik başvurularını inceleme sürecini hızlandırmak amacıyla yapay zekadan yararlanmaya başladı.
Yapay zekanın iş süreçlerine entegrasyonu ve güvenliğine yönelik tartışmalar sürerken bu teknolojilerin çalışmasında çok sayıda sızıntı ve ihlal kaydedildi.
Temmuz ayında Çinli sohbet robotu DeepSeek’in kullanıcı diyalogları, iş belgeleri ve özel mesajlar da dahil olmak üzere açık erişime açıldı.
Bundan birkaç gün önce Reuters, OpenAI’nin modellerinin kontrol dışına çıktığını tespit ettiğini duyurdu.
Şirket bundan kısa süre önce, yapay zeka modellerinin test edilmesi sırasında Hugging Face platformunun altyapısına saldırdığı “benzeri görülmemiş bir siber olay” yaşandığını bildirmişti.
Avrupa
Alman otomotiv sektörünün Çin korkusu büyüyor

Alman otomotiv sektörü, Çinli otomobil üreticilerinden gelen rekabet ve Çin pazarının gitgide ısınması nedeniyle zor günlerden geçiyor.
Çin, Almanya’nın otomobil üreticilerinin küresel devlere dönüşmesine katkıda bulunarak onlarca yıl boyunca güçlü satışlar ve milyarlarca kar elde etmelerini sağlamıştı. Şimdi bu durum, Almanlar için en büyük yük haline geldi.
POLITICO’da yer alan analize göre Çin’in kendi otomobil üreticileri, onlarca yıl boyunca gözlemleyip, öğrenip ve yatırım yaparak, artık Volkswagen, BMW ve Mercedes-Benz’den daha ucuz fiyatlarla daha donanımlı elektrikli otomobiller üretiyor.
Bu arada, dünyanın en büyüğü olan Çin’in aşırı ısınan otomobil pazarı bu yıl beşte bir oranında küçüldü ve bu durum, yerli ve yabancı otomobil üreticilerini hayatta kalmak için acımasız bir mücadeleye zorladı.
Alman otomobil üreticilerinin bu ay açıkladığı yarıyıl sonuçlarında, milyarlarca dolarlık zararlar ve Avrupa genelinde işten çıkarmalar ile fabrika kapanışları duyuruları, bu durumun net sonuçlarını ortaya koydu.
Volkswagen Grubu CEO’su Oliver Blume yatırımcılara yaptığı açıklamada, “Ortam, bugün karşı karşıya olduğumuz kadar zorlu hiç olmamıştı. Geleceğe baktığımızda, karşımızda giderek artan riskler var,” dedi.
Sektörün yaşadığı sıkıntılar, Almanya’nın zaten zor durumda olan ekonomisine bir darbe daha vururken, bu sonbaharda yapılacak önemli eyalet seçimleri Şansölye Friedrich Merz’in kırılgan koalisyonu için giderek büyüyen bir siyasi sorun teşkil ediyor.
Otomotivde yıkılan hayaller
1980’lerden bu yana Çin, Alman otomobil üreticileri için yüksek kârların anahtarıydı.
Devasa ve hızla büyüyen bir pazara erişim karşılığında, otomobil üreticileri Pekin tarafından yerel ortaklarla ortak girişimler kurmaya zorlandı.
On yıllar boyunca bu anlaşma mantıklıydı ve hissedarlara büyük kazançlar sağladı.
Fakat Çinli şirketler, pandemi sonrasında Çin’de hızla yaygınlaşan elektrikli araç teknolojisi konusunda Alman rakiplerini geride bıraktı.
Alman markaları uzun süre Çinli alıcılar arasında prestijliydi ama alıcılar daha iyi teknolojiye ve daha düşük fiyatlara sahip yerel otomobil üreticilerine hızla yöneldi.
Danışmanlık firması Gartner’da otomotiv analisti olarak görev yapan Pedro Pacheco, “Çin’de büyük kayıplar yaşıyorlar ve artık orada toparlanamayabilirler,” dedi.
Sorun sadece Çin’de değil, Almanya’da da kronikleşiyor
Bu sıkıntı, Çin’de değil, Almanya’daki fabrikalarda giderek daha fazla hissediliyor.
BMW, bu hafta 2027 sonuna kadar Almanya genelinde 8.000 kişiyi işten çıkaracağını ve işten çıkarılan çalışanlara tazminat ödemelerinin ekim ayından itibaren başlayacağını duyurdu.
Mercedes-Benz ise çalışanlarından, aynı ücret karşılığında haftalık çalışma saatlerini 35’ten tam 40 saate çıkarmalarını istiyor.
Öte yandan, sektörün amiral gemisi Volkswagen, 100.000 kişiyi işten çıkarmak ve fabrikaları kapatmak için sendikalarla müzakere halinde.
Bu durum, ulusal anketlerde güç kazanan Almanya için Alternatif (AfD) partisine ivme kazandırıyor.
Parti, otomotiv sektöründeki gerilemeyi ve işten çıkarmaları, hükümeti sert bir şekilde eleştirmek için kullanıyor.
AfD eş başkanı Alice Weidel bu hafta, “Volkswagen, Porsche veya Infineon gibi önemli sanayi şirketleri bile kârlarında tarihi düşüşler kaydediyor ve önümüzdeki yıllarda yüz binlerce işten çıkarmayı planlıyor. Bu, iş merkezimizin sanayisizleşmesinin gerçekte ne kadar ilerlediğini gösteriyor,” diye konuştu.
Merz ve koalisyonu, bu sonbaharda AfD’nin Doğu Almanya’daki kalesi olan Saksonya-Anhalt ve Mecklenburg-Batı Pomeranya’da yapılacak eyalet seçimlerinde, bu kesintilerin seçmenler nezdinde nasıl yankı bulduğuna dair ilk ipuçlarını elde edecek.
Çinli araçlar Avrupa pazarını domine etmeye başladı
Otomobil üreticileri Avrupa ve Kuzey Amerika’da iyi performans gösterirken, Çin’deki satışlardaki çöküş bu kârları silip süpürüyor.
Yurt içinde şiddetli rekabet ve kapasite fazlasıyla karşı karşıya kalan Çinli otomobil üreticileri, rekor sayıda araç ihraç ediyor.
Avrupa başlıca hedef pazar: Çin şu anda Avrupa’da, Almanya’nın Çin’de sattığından daha fazla otomobil satıyor.
Ve Avrupalı müşteriler bu araçları memnuniyetle satın alıyor. Otomobil lobi kuruluşu ACEA’nın en son verilerine göre, AB’deki Çin menşeli otomobil satışları bu yılın ilk yarısında yüzde 63 artış göstererek 2025’teki 338.000 adetten 2026’da yaklaşık 549.000 adete yükseldi.
Bu rakam, toplam otomobil satışlarının neredeyse yüzde 10’unu oluşturuyor.
Alman otomobil şirketleri Çin’e benzersiz bir şekilde bağımlı olsa da, Renault gibi Çin’de varlığı olmayan otomobil üreticileri bile Avrupa’da artan Çin otomobil satışlarının etkisini hissediyor.
Avrupalı otomobil analisti Matthias Schmidt, daha iyi teknolojiye sahip ucuz Çin otomobillerindeki artışın Renault ve düşük fiyatlı Dacia modellerini zor durumda bıraktığını söyledi.
Renault, perşembe günü yaptığı açıklamada, Dacia’nın 2026 yılının ilk yarısında satışlarının bir önceki yıla göre yüzde 8 düştüğünü bildirdi.
Avrupalı şirketler, Çinli rakipleriyle işbirliği yapmak zorunda
Avrupa Komisyonu, bir anti-sübvansiyon soruşturmasının ardından Çin menşeli elektrikli araçlara gümrük vergisi uygulayarak yardımcı olmaya çalışıyor ama bu ek maliyetler akını durdurmada pek etkili olamadı.
Gümrük vergileri şarj edilebilir hibrit araçları kapsamıyor ve bu da Çinli otomobil üreticileri için kârlı bir boşluk bırakıyor.
Bu durumdaki değişim, bazı Avrupalı otomobil üreticilerini Çinli şirketlerle işbirliği yapmaya yönlendiriyor.
Fransız-İtalyan-Amerikan markası Stellantis, Çinli Leapmotor ile ortaklık kurdu. ACEA verilerine göre Leapmotor’un satışları 2025 yılının ilk yarısında sadece 7.701 adetten bu yıl 48.261 adete sıçradı.
Volkswagen’in CEO’su Blume, benzer bir strateji izleyeceklerini ima ederek yatırımcılara, otomobil üreticisinin Avrupa müşterileri için Çin’de üretilen bazı modellerini Avrupa’da üretmeye başlayabileceğini söyledi.
Volkswagen’in önemli hissedarlarından biri olan Aşağı Saksonya Eyalet Başbakanı Olaf Lies, bu yaz yaptığı açıklamada, otomobil üreticisinin Çin’in teknolojik ilerlemelerinin dışında kalmasının bir hata olacağını belirtti.
Lies, “Amacımız, teknolojik gelişmeleri birbirinden izole etmek olmamalı,” dedi.
Fakat analist Schmidt, böyle bir hamlenin Alman markasına zarar verme riski taşıdığı konusunda uyarıyor.
Bu araçların özünde VW logolu Çin menşeli araçlar olacağını belirten Schmidt, bunun tüketicileri daha ucuz olan Çin versiyonunu satın almaya yöneltebileceğini ifade etti.
Yeni pazar arayışı hızlandı
Avrupalı otomobil üreticileri, gelişmekte olan pazarlarda büyüme yoluyla kendilerini kurtarmaya da çalışıyor.
Blume, yatırımcılarla yaptığı görüşmede, “Kuzey Amerika, Hindistan ve küresel güney, bizim için yarının büyüme motorları,” dedi.
Ne var ki Çinliler zaten bu pazarlarda yer almış durumda. Güneydoğu Asya ve Latin Amerika genelinde elektrikli araç satışlarında Çinli markalar hakim durumda.
Ağır darbe alan Avrupalı otomobil üreticileri, seri üretim konusundaki uzmanlıklarını sunarak savunma harcamalarındaki artıştan da kâr elde etmeyi umuyor.
Blume, yatırımcılara Volkswagen’in bir savunma şirketiyle “çok ileri aşamadaki görüşmeler” yürüttüğünü söyledi ve “bu yıl içinde bir karar alınmasını” beklediğini ekledi.
Fakat özellikle Almanya’daki bazı işçiler, silah endüstrisiyle ilişkilendirilmekten hâlâ çekiniyor.
Ayrıca Pekin’den misilleme gelme riski de var. Bu ayın başlarında Çin, Alman savunma devi Rheinmetall dahil 14 savunma ve teknoloji şirketine ihracat kısıtlamaları getirdi.
Bu önlemler, Çinli şirketlere uygulanan ihracat kısıtlamalarına misilleme niteliğinde olsa da, savunma sektörüne adım atan otomotiv şirketleri risk altında olabilir.
Pacheco, “Avrupalı otomobil üreticileri çok, çok dikkatli hareket etmeliler çünkü bu sadece hızlı bir kazanç değil. Öyle görünebilir ama o satranç tahtasına bir kez girdiğinizde, satranç oynamayı bilmeniz gerekir,” dedi.
Avrupa
Avrupa’daki orman yangınları 3,1 milyar avro hasara yol açtı

Financial Times, Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Romanya’yı etkileyen orman yangınları ile aşırı sıcakların 2026 yangın sezonunun ilk iki ayında 3,1 milyar avro ekonomik kayba neden olduğunu bildirdi. Gazete, bu rakamın yanan alanların eski haline getirilmesi maliyetini yansıttığını ve nihai hasarın çok daha yüksek olacağını belirtti.
Financial Times (FT), Fransa, İspanya ve Avrupa’nın diğer bölgelerini etkisi altına alan orman yangınları ile aşırı sıcakların, 2026 yılı yangın sezonunun ilk iki ayında 3,1 milyar avroluk ekonomik kayba neden olduğunu bildirdi.
Gazete, Avro Bölgesi’nde en çok etkilenen beş ülke olan Fransa, İspanya, Portekiz, Yunanistan ve Romanya’daki olağanüstü yüksek sıcaklıklar ile orman yangınlarının yol açtığı hasarı hesapladı.
FT, 3,1 milyar avroluk rakamın yanan alanların önceki durumlarına getirilmesi için gereken restorasyon maliyetine ilişkin bir tahmin olduğunu belirtti.
Elde edilen rakam, Avrupa Komisyonu’nun metodolojisine dayanıyor ve Fransız hükümetinin hesaplamalarıyla örtüşüyor; ancak Avrupa Komisyonu’nun tüm AB için yıllık ortalama hasarı 2,5 milyar avro olarak öngören tahmininden farklılık gösteriyor. Yayında, nihai hasar tespitinin çok daha yüksek çıkacağı ifade edildi.
Fransa’nın savunma ve havacılık sanayisinin merkezi konumundaki Gironde bölgesinde çıkan yangınlar, jet motoru üreticisi Safran, havacılık şirketi Dassault Aviation ve roket üreticisi ArianeGroup gibi şirketleri üretimi durdurmaya ve personeli tahliye etmeye zorladı.
Kuraklık nükleer santralleri ve nehir taşımacılığını vurdu
FT, kuraklığın yarattığı ekonomik sonuçlara da dikkat çekti. Romanya’da Temmuz ayı sonunda Tuna Nehri’ndeki su seviyesinin rekor düzeyde düşmesi nedeniyle Çernavoda Nükleer Santrali’nin birinci ünitesi devreden çıkarıldı.
Macaristan’da ise 2 Ağustos’ta Tuna’nın sığlaşması sebebiyle ülkenin tek nükleer santrali olan Paks tamamen durduruldu.
Macaristan Başbakanı Péter Magyar, enerji sistemi üzerindeki büyük yük nedeniyle halkın “en kritik beş günü” yaşayacağı uyarısında bulundu.
Yayında ayrıca kuraklığın Ren Nehri’ndeki su seviyesini de düşürdüğü belirtildi. Tuna’daki sığlaşmayla birlikte bu durum, mal tedarikinde aksamalara ve üretimde kesintilere yol açtı.
Avrupa iklim servisi Copernicus’un verilerine göre Haziran 2026, Batı Avrupa’da kayıt tutulan en sıcak haziran ayı oldu.
Robert Koch Enstitüsü’nün tahminlerine göre, 2026’nın başından bu yana Almanya’da aşırı sıcaklar 5 bin 120 kişinin ölümüne neden oldu; ölümlerin çoğu Haziran sonuna rastladı. Bu bilgileri Reuters aktardı.
Avrupa Orman Yangını Bilgi Sistemi’nin (EFFIS) 30 Temmuz itibarıyla derlediği verilere göre, yıl başından bu yana Avrupa Birliği ülkelerinde 434 bin 976 hektar alan yandı.
Bu rakam, geçen yılın aynı dönemindeki 346 bin 836 hektarlık yanmış alan miktarının üzerinde.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’











