Avrupa
Fransa’da Yeni Halk Cephesi’nde “iç uyum” sancıları: Mélenchon meselesi

Fransa’nın yeni sol ittifakı Yeni Halk Cephesi (NFP), anketlere bakılırsa önümüzdeki erken seçimlerde Emmanuel Macron’un ittifakını geride bırakıyor ve Marine Le Pen’in Ulusal Birlik’inin (RN) ardından ikinci sırada yer alıyor.
Bununla birlikte ittifakı oluşturan partiler arasındaki gerilim gün geçtikçe su yüzüne çıkıyor. Tartışmaların odağında, Boyun Eğmeyen Fransa’nın (LFI) Jean-Luc Mélenchon ve yaptığı tercihler yer alıyor. Bunun yanı sıra, İsrail’in Gazze’yi işgali ve iktisadi politikaları ilişkin tutumlar da arka planda ittifakı dağıtıcı bir işlev görebilir.
NFP ilan edildikten iki gün sonra Mélenchon’un bir gecede partisinde “birliği” savunan kimi ılımlıları tasfiye etmeye başladığı iddiası diğer sol liderlerin öfkeli tepkisine yol açmıştı.
Partide “birlik yanlılarının” tasfiyesi mi?
Mélenchon, daha önce kendisinin “aşırı tutumlarını ve kışkırtıcı nutuklarını” eleştiren üst düzey parti arkadaşlarını LFI’nın aday listesinden çıkardı.
Mélenchon daha sonra yaptığı açıklamada, “Ömür boyu adaylık diye bir şey yoktur,” dedi ve parlamento grubunun “sadakat ve siyasi tutarlılığının” çok önemli olduğunu ekledi.
Dışarıda bırakılanlar arasında Raquel Garrido, Danièle Simonnet, Hendrik Davi, Frédéric Mathieu ve Alexis Corbière gibi isimler bulunuyor.
Sosyalist Parti (PS) lideri Olivier Faure bunu “skandal” olarak nitelendirdi. Mélenchon tarafından dışlananların birçoğu Halk Cephesi tipi bir ittifakın güçlü savunucuları olarak görülüyordu.
Sola yakın sayılan Le Monde gazetesine göre ise bu, “LFI içinde hüküm süren otoriter ve mezhepçi uygulamaların bir başka işareti” olarak kayıtlara geçti.
Birlik içindeki diğer partiler de LFI’daki iç çekişmelerden memnun değil. Yeşiller’in ulusal sekreteri Marine Tonderlier, olaylar karşısında “fazlasıyla şok olduğunu” söyledi.
Fransa’da “Halk Cephesi” içindeki gerilimler şimdilik sönümlendi
LFI’dan bazı isimler Mélenchon’a kazan kaldırdı
Görevden almalar LFI’nın önde gelen isimlerinin öfkeli tepkisine yol açarken, birçok kişi Mélenchon’un “otokratik tavrını” kınadı.
Muhalif bir LFI milletvekili olan François Ruffin, X’te yaptığı açıklamada, “Boyun Eğmeyen Fransa’nın liderliği, duruma ayak uydurmak bir yana, en kötü planlara tenezzül ediyor. Kendimizi kandırmayalım: ülke için barış ve demokrasi, parti için korku ve vahşet saltanatı isteyemezsiniz,” dedi.
Milletvekili listesine alınmayan Corbière, “Tüm bunlar bir tasfiye, tek bir kişinin sorumlu olduğu siyasi bir cezalandırma: Jean-Luc Mélenchon, kendi hesaplaşmasını yapıyor. Bu tür yöntemlerle toplumu daha demokratik hale getiremezsiniz. Özel şirketler bile bu şekilde hareket etmez,” diye konuştu.
Yetenekli bir hatip ve tartışmacı olan Mélenchon, solun son dönemdeki en başarılı oy oranlarını elde etti ve 2022 cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ilk turunda yüzde 22 oy alarak Le Pen’in hemen ardından üçüncü oldu.
Eski bir troçkist iken 2000-2002 yıllarındaki sosyalist parti döneminde eğitim bakanlığı yapan Mélenchon, sonrasında Avrupa’daki AB karşıtı solun simge isimlerinden biri haline geldi.
“Kadına şiddet” tartışması
Öte yandan Mélenchon ile ilgili tartışmalar bundan ibaret değil. Mélenchon’un, eşine şiddet uyguladığını itiraf etmesine rağmen Adrien Quatennens’e verdiği destek de ittifak içinde çatlaklara neden oluyor.
Quatennens meselesi, bir önceki sol ittifak NUPES’te de sorun yaratmıştı.
Quatennens 2022 yılında aile içi şiddetten hüküm giymiş ve dört ay ertelenmiş hapis cezası almıştı.
LFI’nın Somme seçim bölgesinde Yeni Halk Cephesi’nin adayı olarak ilan ettiği François Ruffin parti liderinin tercihlerine tepki gösterdi.
X’te yaptığı açıklamada Ruffin, “Teşekkür ederim, ama: Sizden herhangi bir görevlendirme ya da yetki istemedim. Sizin aptallığınızın, sekterliğinizin kaprislerine kapılmadım. Karısını döven, aile içi şiddet uygulayan bir adamı, büyük liderle aynı fikirde olmayan yoldaşlara tercih ediyorsunuz. Demokrasimiz sizden daha iyisini hak ediyor,” diye yazdı.
Yeni Halk Cephesi’nin iktisadi programı
NFP’yi oluşturan partiler ekonomi, AB politikası ve Ukrayna konularında derin görüş ayrılıklarına sahipler fakat RN karşısında şanslarını artırmak için farklılıklarını şimdilik gizliyorlar.
Örneğin NPF büyük harcama taahhütleri içeren radikal bir program benimserken, LFI’nin emeklilik yaşını yılda 71,5 milyar avro maliyetle 60’a indirme siyaseti sadece bir “hedef” olarak belirlenmiş görünüyor. NFP, aylık asgari ücreti 1.600 avroya yükseltmeyi, temel gıdalara, elektriğe, gaza ve benzine tavan fiyat getirmeyi, Macron’un emeklilik yaşını 64’e çıkaran reformunu iptal etmeyi ve yeşil dönüşüme ve kamu hizmetlerine büyük yatırımlar yapmayı planlıyor.
NFP, rakamlarının tuttuğunu kamuoyuna göstermek için hızla harekete geçti. Sol partilerin yetkilileri cuma günü düzenledikleri ortak basın toplantısında, bloğun hükümetteki ilk üç yılında kamu gelirlerinin ilk olarak 2024’te şirketlerin süper kârlarına uygulanacak vergi ve varlık vergisinin yeniden düzenlenmesi yoluyla 30 milyar avro artacağını, 2025’te 100 milyar avroya, 2026’da ise 150 milyar avroya yükseleceğini söyledi.
Vergilendirme yoluyla elde edilecek bu gelir artışının, koalisyonun önerdiği hükümet harcamalarındaki önemli artışın (2026-2027’ye kadar yaklaşık 150 milyar avro) maliyetini karşılayacağı öne sürülüyor. NFP yetkilileri, programın Fransa’nın bütçe açığını artırmayacağını, fakat aynı zamanda azaltmayacağını da vurguladılar.
Fransa’da Ulusal Birlik, Halk Cephesi’ne karşı: Bardella başbakanlığa hazırlanıyor
Hükümetten NFP’ye “gerçekçi olma” eleştirisi
Buna karşın Macron’un iktidar koalisyonunu oluşturan iş dünyası yanlısı partiler ya da muhafazakâr Les Républicains gibi geçmişte hükümet kurmuş olanlar, ekonomik alternatifler için bastıran “irrasyonel” rakiplerinin aksine kendilerini “rasyonel” olarak tanımlıyorlar.
Macron’un maliye bakanı Bruno Le Maire perşembe günü ülkenin en büyük patron örgütü MEDEF toplantısında yaptığı konuşmada, “Fransa’nın mali manevra alanı yok,” dedi ve NFP ve RN tarafından önerilen politikaları “kamu maliyesinin durumuna uymayan hayal ürünü programlar” olarak tanımladı.
Le Maire, “Belli bir noktada, yapmaya başladığımız gibi bilançoyu kurtarmanın ve eski haline getirmenin zamanı geldi,” ifadelerini kullandı.
RN, programını nasıl finanse etmeyi planladığını açıklamazken, NFP bu konuda net görünüyor.
Sosyalist Parti birinci sekreteri Olivier Faure 14 Haziran Cuma günü yaptığı açıklamada, “Bu iddialı projenin tamamını, bu parayı verebilecek durumda olanların cebinden para alarak finanse edeceğimizden eminiz,” dedi ve “katkıda bulunabilecek herkese sivil yeniden silahlanma” çağrısında bulundu.
Fransız Ulusal Birlik lideri Bardella: Gönlüm Trump’tan yana
NFP’liler “ayrıntılı politika” taleplerinden bunaldı
Öte yandan NFP’nin önerdiği her politikayı ayrıntılı olarak maliyetlendirmeye zorlanması da dikkat çekiyor.
Örneğin henüz kesin maliyetlendirme yapılmadan Sosyalist Valérie Rabault geçen salı günü Les Échos gazetesine verdiği demeçte solun ortak programının üç yılda 106 milyar avroya mal olacağını söyledi.
Röportajın yayınlanmasından birkaç saat sonra LFI bir açıklama yayınlayarak Rabault’nun tahmininin “NFP’nin maliyetlendirmesine uymadığını” ve “önümüzdeki günlerde ortak bir basın toplantısında sunulacağını” söyledi.
LFI üyesi Coquerel, “Bize yapılan muamele adil değil. Bizden bu kadar çok ayrıntı istenip diğerlerinden istenmemesi hâlâ garip, her ne kadar yeni bir çerçeve ortaya koyan sadece biz olduğumuz için bunları vermemizin istendiğini anlasam da,” diyerek medyaya sitem etti.
Öte yandan NFP’nin daha soldan eleştirmenleri ise, yeni ittifakın da neoliberal “bütçe disiplini” meselesinde kesin bir şey söylemekten kaçındığına işaret ediyorlar.
Genel olarak, NFP’nin iktisadi programı Keynesyen talep yönetimine, zenginler için yüksek vergilere ve satın alma gücünü, kamu hizmetlerini ve ekolojik dönüşümü iyileştirmek için kamu yatırımlarına geri dönüşe işaret ediyor.
Programda ayrıca devlet planlamasına geri dönülmesitalebi de var. NFR’ye göre devlet, yeniden dağıtımı, önceliklere yatırımı ve ekolojik ihtiyaçları organize eden ekonomik bir aktör olarak geri dönmeli.
Ukrayna ve İsrail meselesinde ana akıma göz kırpılıyor
7 Ekim’den sonra NUPES’i dağıtan en önemli faktörlerden biri, Mélenchon’un Hamas’ın Aksa Tufanı operasyonunu kınamayı reddetmesiydi.
Fakat görünüşe bakılırsa, NPF Hamas’ın İsrail’e yönelik saldırısını “terör” olarak kınadı.
NPF ayrıca Rusya ve Vladimir Putin’i “saldırganlık savaşı” nedeniyle kınarken, Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü desteklemek adına gerekli silahların temin edilmesi taahhüdünde bulundu.
Mélenchon ve partisine yönelik yaygın bir biçimde dile getirilen “antisemitizm” suçlamaları, özellikle Fransa’daki Yahudi cemaati içerisinde Le Pen ve RN’ye desteği artırmış durumda.
“Uzlaşma” Hollande’a kadar uzanır mı?
Öte yandan Mélenchon’un müttefikleri bile birliği korumak için daha uzlaşmacı bir yaklaşıma ihtiyaç olduğunu söylüyor.
AP’de LFI’yı yöneten Manon Aubry, “Kampanya şüphesiz daha kolektif olacak,” dedi. Aubry, solun kazanması halinde partinin kendi başbakan seçimini “dayatmayacağını” söyledi.
Halk Cephesi’nin sürprizi ise eski sosyalist Cumhurbaşkanı François Hollande’ın da ittifaktan milletvekili adayı olmak istediğini açıklamasıyla geldi.
Hollande’ın kendi bölgesi Corrèze’de aday olması kendi partisini bile şaşırtırken, PS lideri Faure, konudan haberdar olmadığını söyledi.
Seçilmesi halinde Hollande, beşinci cumhuriyet döneminde Ulusal Meclis’te yer alan ikinci eski cumhurbaşkanı olacak. Diğeri Valéry Giscard d’Estaing idi.
Hollande, aşırı sağın Fransa’nın 1945’te Nazi işgalinden kurtuluşundan bu yana hiç olmadığı kadar iktidara yakın olduğu göz önüne alındığında, bunun “istisnai bir durum için istisnai bir karar” olduğunu söyledi.
Hollande, PS iktidarında Fransa’nın neoliberal iktisadi politikalara tam dönüşünde önemli bir figür olarak akıllara kazınmıştı.
“Sorumlu” Le Pen’e karşı “sorumsuz” Mélenchon
Başka bir açıdan bakıldığında, hem Fransız müesses nizamı, hem de batı medyası RN ve Le Pen iktidarına kendilerini hazırlıyor gibi görünüyorlar.
Le Pen’in İsrail’e verdiği büyük destek, Mélenechon’un Filistin’e dostluğu ile kıyaslandığında daha “kabul edilebilir” görünürken, kılık kıyafet meselesi bile RN liderini, LFI lideri karşısında “sorumluluk sahibi” gösteriyor.
LFI milletvekilleri, Ulusal Meclis’e “özensiz kıyafetler” ile gelmekle suçlanıyor. Financial Times’a göre LFI milletvekillerinin yaklaşımı, Le Pen’in RN’yi sorumlu bir hükümet partisi olarak sunma çabalarıyla tezat oluşturuyor.
FT, Le Pen’in milletvekillerine “şık giyinmeleri” için verdiği talimat olan “kravat stratejisine” işaret ediyor.
Ifop’un geçen yıl yaptığı bir ankete göre kamuoyu Mélenchon’u sağcı rakibinden “daha kutuplaştırıcı, daha az profesyonel ve daha az başkanlık yanlısı” olarak görüyor.
Avrupa
Fransa’da liseli eylemleri sürüyor: Yüzlerce okul kapandı

Fransa’da lise protestoları sürerken 560’tan fazla okulda eğitim aksadı; eylemlerin başından bu yana 2 bin öğrenci gözaltına alındı.
Le Figaro’nun öğlen saatlerindeki verilerden aktardığına göre, lise protestoları devam ederken sürmekte olan kargaşadan dolayı 564 okul ve eğitim kurumunda eğitim aksadı ve bugün şu ana kadar yaklaşık 600 kişi gözaltına alındı.
The Guardian muhabirine konuşan 17 yaşındaki Sophia, Paris’teki Voltaire Lisesi’nin önünde kurulan barikatın en ön saflarında yer alıyordu.
Gerçek adının yayınlanmasını istemeyen öğrenci, “Bunun devasa bir gençlik protesto hareketine dönüşmesini umuyoruz,” dedi.
Yüzlerce kişiyle birlikte okul girişini kapatmanın ikinci gününde olan Sophia, tüm derslerin iptal edilmesini sağlamış.
Fransız öğrenci, “Sadece hükümetin bizi dinlemesini istiyoruz. Kötü koşullarda ders çalışmak zorunda kalmaktansa burada durup bunu yapmayı tercih ederiz. Sesimizi duyurmanın tek yolu bu,” dedi.
“Okul bir haktır, ayrıcalık değil,” yazan bir karton pankartın önünde Sophia, Fransa genelindeki gençlerin şikayetlerini sıraladı: Eğitime yönelik devlet yatırımlarının yetersizliği, yıkılmak üzere olan binalarda 40 çocuğa kadar çıkan aşırı kalabalık sınıflar, öğretmenlerin düşük maaşları, personel devamsızlıkları ve başarıyı sosyal kökenin belirlediği eşitsiz bir sistem.
Protestonun diğer nedenleri arasında, üniversite başvuruları için kullanılan şeffaf olmayan ve kullanımı zor çevrimiçi sistemin yanı sıra, Mayıs ve Haziran aylarındaki sıcak dalgaları sırasında sınıflarda yaşanan dayanılmaz sıcaklıklar da yer alıyordu.
Sanat eğitimi almak ve animasyon alanında çalışmak isteyen Sophia, “Eğitim bütçesi paramparça edilirken, orduya çok fazla ek fon aktarılıyor,” dedi.
Öğrenci, gösterilerin ve barikatların önümüzdeki haftaya da devam etmesini umduğunu belirtti. Birkaç öğretmen de destek vermek amacıyla barikatların yanında durdu.
Gazetecilere “Jean” takma adıyla tanıtan bir öğrenci ise Paris’te lisenin son sınıfında okuyor.
17 yaşındaki öğrenci, kendisinin ve sınıf arkadaşlarının okulların yakılmasını istemediklerini, sadece eğitimin “daha iyi” olmasını istediklerini söylüyor.
BBC’ye konuşan genç, “Bence Fransa, eğitim konusunda Avrupa’nın en kötü ülkelerinden biri. Artık yeter diye karar verdik,” diyor.
Hasar verenlerin “kendileri ile hiçbir ilgisi olmadığını” ve öğrencilerin talep ettiği değişimin gerçekleşmesine “katkıda bulunmadıklarını” belirtiyor.
Öğrenci, “Buraya nazik davranmak için gelmedik ama kaos da istemiyoruz. Sadece sesimizin hükümet tarafından duyulmasını istiyoruz,” dedi.
Öte yandan ülke genelinde eylemlere yönelik polis şiddeti haberleri de gelmeye devam ediyor.
Fransız yetkililer, olaylar sırasında en az 65 personelin ve 305 polis memurunun yaralandığını, yaklaşık 2.000 kişinin ise gözaltına alındığını bildirdi.
Eğitim Bakanı Édouard Geffray, öğrencilere önerilen bir danışma platformunun ayrıntılarını açıkladı.
Cuma sabahı öğretmen sendikalarıyla yapılan bir toplantıda Geffray, danışma platformunun önümüzdeki pazartesi günü faaliyete geçeceğini belirtti.
Bu kapsamda iki soru sorulacak:
- Hangi zorluklarla karşılaşıyorsunuz?
- Beklentileriniz nelerdir?
Öğrencilerin, Azizler Günü tatili sonrasında başlayacak analiz ve tartışma aşamasına kadar yanıt vermek için üç haftaları olacak.
Bu geri bildirim aşaması, Ulusal Meclis’teki bütçe tartışmalarıyla eş zamanlı olarak gerçekleşecek.
Avrupa
Jaecoo 7 Britanya’da en çok satan araç oldu

Çinli markaların Avrupalı rakiplerini geride bırakmasıyla, Jaecoo 7 Eylül ayında Birleşik Krallık’ta en çok satan yeni otomobil oldu.
Bazı internet kullanıcılarının “Temu’dan aldığım Range Rover” dedikleri bu SUV, daha önce Mart ayında da sıralamanın zirvesinde yer almıştı; bu da, yeni otomobil pazarı için yılın en önemli iki ayında ülkenin en popüler modeli olduğu anlamına geliyor.
Mart ve Eylül, tarihsel olarak satışların en yüksek olduğu aylar çünkü bu aylarda plakalardaki yıl kodları değişir ve bu da alıcıları, plakalarından anlaşıldığı üzere yollardaki en yeni otomobilleri tercih etmeye teşvik eder.
Sektör kuruluşu Motor Üreticileri ve Tüccarları Derneği (SMMT) tarafından açıklanan ön verilere göre, geçen ay 7 modelinden 10.813 adet tescil edildi.
Tesla Model 3, 9.929 tescil ile ikinci sırada yer alırken, onu Ford Puma (6.958) izledi.
İlk 10’da yer alan tek diğer Çinli otomobil, sekizinci sırada yer alan MG HS oldu (5.444).
Yüksek satış rakamlarına sahip tek tek model sayısı az olmasına rağmen, Çinli üreticiler geçen ay Birleşik Krallık pazarının %23’ünü oluşturdu.
BYD, 20.140 kayıtla en çok satan ikinci marka oldu ve 18.399 kayıt kaydeden Kia’nın önüne geçti.
Volkswagen ise 25.972 kayıtla birinci sırada yer aldı.
Öte yandan, Eylül ayında köklü birkaç marka önemli düşüşler yaşadı. Hyundai’nin 10.002 kayıt rakamı, bir önceki yıla göre %31,9’luk bir düşüşe karşılık gelirken, Renault’nun 6.721 araçlık sonucu %29,7 oranında geriledi.
Omoda-Jaecoo genel müdürü Victor Zhang, ikiz markaların Birleşik Krallık’taki benzeri görülmemiş yükselişinin ardından “burada kalıcı olduklarını” söyledi.
Zhang, artık hedeflerinin “en hızlı büyüyen markadan, sağlam bir konuma sahip bir markaya” dönüşmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Omoda-Jaecoo’nun ana şirketi Chery, araçlarını Birleşik Krallık pazarına daha iyi uyarlayabilmek amacıyla, sürücü destek sistemleri ve şasinin ayarlanmasına odaklanarak, Bedfordshire’daki UTAC Millbrook test pistinde kısa süre önce bir Ar-Ge merkezi açtı.
Chery ayrıca, Japon firmanın Sunderland’daki fabrikasında araçlarını üretme olasılığı konusunda Nissan ile bir mutabakat zaptı imzaladı; bu araçlar arasında Jaecoo 7 de yer alabilir.
Eylül ayı, genel olarak yeni otomobil pazarı için güçlü bir ay oldu. Toplam kayıt sayısı, bir önceki yıla göre %12,7 artışla 350.518’e ulaştı.
Avrupa
AB Komiseri Kos: Ukrayna’nın 2027’de üyeliği imkansız

AB Genişleme Komiseri Marta Kos, Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de birliğe üye olmasının imkansız olduğunu ve sürecin liyakat esasına dayandığını açıkladı. Adaylara ayrıcalık tanınamayacağını vurgulayan Kos, mevcut prosedürlerin değiştirilmesi çağrısında bulundu.
Avrupa Birliği’nin (AB) genişlemeden sorumlu komiseri Marta Kos, İtalyan gazetesi Corriere della Sera’ya verdiği mülakatta, Ukrayna’nın 2027 yılının başında birliğe katılımının mümkün olmadığını söyledi.
Sürecin liyakat esasına dayandığını vurgulayan Kos, “1 Ocak 2027 tarihi Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy tarafından dile getirilmişti. Katılım liyakat esasına dayanıyor; bu tarihin imkansız olduğu açıktır” ifadesini kullandı.
Jeopolitik koşulların değişmesiyle birlikte AB üyeliğinin yalnızca Ukrayna için değil birçok ülke açısından öncelik haline geldiğini belirten Kos, üyelik sürecinde hiçbir adayın ayrıcalığı olmadığını kaydetti.
Fakat Ukrayna’nın içinde olduğu şartların gözetilmesi gerektiğini ifade eden Kos, “Tam da bu nedenle ona yardım etmekle yükümlüyüz” dedi. Genişleme Komiseri, bu yılın sonuna kadar Ukrayna ile katılım müzakerelerinde mümkün olduğunca fazla fasıl kümesinin açılmasını umduğunu dile getirdi.
Ukrayna Devlet Başkanı Zelenskiy, yılın başında yaptığı açıklamada AB üyeliğinin hem ülkesi hem de Avrupa için temel güvenlik garantilerinden biri olduğunu savunmuş ve katılım tarihi olarak 2027’yi işaret etmişti.
Almanya Başbakanı Friedrich Merz de bu tarihin imkansız olduğunu belirterek “Bu süreçler genellikle birkaç yıl sürer” değerlendirmesinde bulunmuştu.
Mevcut prosedürler nedeniyle Ukrayna’nın 1 Ocak 2027’de katılımını olanaksız gören Kos ise AB’ye giriş sürecinde değişikliğe gidilmesi çağrısı yaptı.
Kos, haziran ayında yaptığı açıklamada AB’nin Ukrayna’nın üyeliği konusunda iki senaryo üzerinde durduğunu aktarmıştı. İlk senaryonun tam üyelik gerçekleştikten sonra ülkelerin entegre olduğu standart model olduğunu belirten Kos, ikinci seçeneğin ise adayın gerekli şartları karşıladıkça belirli alanlarda AB politikalarına dahil olduğu sektörel entegrasyonu kapsadığını kaydetmişti. Kos, o dönemde birlik yetkilileri ile Ukrayna’nın bu ikinci seçenek üzerinde çalıştığını ifade etmişti.
Ukrayna, 2022 yılında resmi olarak AB’ye aday ülke statüsü aldı; katılım müzakerelerinin ilk bölümü ise Haziran 2026’da başladı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi4 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya1 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya1 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak











