Dünya Basını
Harald Kujat: “NATO, ABD’nin Vietnam’da yaptığına benzer bir hata yapabilir”

Eski Alman Silahlı Kuvvetleri Genel Müfettişi ve eski NATO Askeri Komitesi Başkanı Harald Kujat, uzun süredir Ukrayna’daki savaşın daha da tırmanmasının sonuçları konusunda uyarılarda bulunuyor. General Kujat, aşağıda çevirisi verilen röportajın ilk bölümünde Ukrayna’nın durumunun yanı sıra aynı zamanda yeni NATO kararları, Rusya’nın müzakere teklifleri ve Macaristan Başbakanı Victor Urban’ın ‘barış misyonu’ hakkında yorumlarda bulunuyor. Emekli generalle röportajı Eva Peli yaptı.
Çeviren: Gülçin Akkoç
***
NachDenkSeiten, Eva Peli
23 Temmuz 2024
NachDenkSeiten: Ukrayna’daki savaşın “21.yüzyılın ana felaketi’’ olabileceği konusunda uyarılarda bulunuyorsunuz. Neden?
Harald Kujat: George F. Kennan, Birinci Dünya Savaşı’nı 20. yüzyılın ana felaketi olarak tanımlamıştı, çünkü Birinci Dünya Savaşı hem İkinci Dünya Savaşı’nın hem de Soğuk Savaş’ın tohumlarını barındırıyordu. NATO daha yeni 75. kuruluş yıldönümünü kutladı. NATO yıllar boyunca üye devletlerine bağımsızlık, özgürlük ve güvenlikle alakalı konularda önemli katkılarda bulunmuştur. Ancak son iki buçuk yıldır Avrupa’da yine savaş var ve görünen o ki Avrupalı politikacılar tarihten hiçbir ders çıkarmamışlar, çünkü Ukrayna’daki savaş toplu bir Avrupa savaşına dönüşebilir.
Artık dünya güçleri ABD ve Çin arasında büyük bir savaş çıkma durumu da ihtimal dışı görünmüyor. 21. yüzyıl, Çin’in ekonomik ve askeri bir dünya gücü olarak yükselişiyle ve büyük güçler olan ABD, Rusya ve Çin arasında rekabetle karakterize edilmektedir. Ukrayna savaşı Çin’in, dünyanın lider gücü olmak için ekonomik, diplomatik, askeri ve teknolojik potansiyele giderek yaklaşan ABD’nin tek rakibi olduğunu net bir şekilde ortaya koydu.
Bu yüzden de ABD, ikinci jeopolitik rakibi olan Rusya’yı siyasi, ekonomik ve askeri açıdan zayıflatarak Çin ile çatışmaya odaklanabilmeyi amaçlıyor. ABD’nin savunma bütçesine göz atıldığında, Çin ile çatışmaya yöneldikleri görülmektedir. ABD’nin stratejik hedeflerine ulaşabilmesi için Avrupalı NATO müttefikleriyle yakınlık kurması gerekmektedir. Avrupalı NATO devletleri Avustralya, Japonya, Yeni Zelanda ve Güney Kore ile de birlik olarak bir Hint-Pasifik ortaklar ve müttefikler ağı oluşturmalıdır. Rusya ile çatışmada olduğu gibi Çin ile olacak olan çatışmada da aynı şekilde birlik olmalıdır.
NATO’nun stratejik konseptine göre Çin, Avrupa-Atlantik güvenliğine karşı sistematik bir meydan okuma olarak tanımlanmaktadır. 9-11 Temmuz tarihleri arasında Washington’da düzenlenen NATO’nun kuruluş yıldönümü zirvesinde ittifakın hükümet ve devlet başkanları bir adım ileri gittiler. Çin’in, sınırsız ortaklığı ve Rus savunma sanayisine verdiği kapsamlı destekle Rusya’nın Ukrayna’ya karşı savaşında belirleyici bir faktör haline geldiğini ilan ettiler. Bu durum da Rusya’nın komşularına karşı ve Avrupa-Atlantik güvenliğine karşı oluşturduğu tehdidi artırmıştır.
Hint-Pasifik bölgesindeki gelişmeler doğrudan Avrupa-Atlantik güvenliğini etkilemektedir ve bu nedenle NATO için önemli bir bölgedir. NATO, bu sebeple Çin ile karşı karşıya gelme yolundadır. Biz Avrupalılar, gelecekte Çin ve ABD arasında yaşanacak bir çatışma durumunda ne yapacağımıza karar vermeliyiz. Bu çatışmaya katılmak mı istiyoruz, yoksa siyasi, ekonomik ve askeri açıdan kendimizi ortaya koyma kapasitemizi güçlendirerek çatışmaları önleme ve kontrol altına alma kabiliyetine sahip bağımsız uluslararası bir istikrar unsuru haline gelmek mi istiyoruz.
NachDenkSeiten: Ukrayna savaşında güncel durumu nasıl değerlendiriyorsunuz? Bazı uzmanlar savaşın yılın başında yakında sona ereceğini düşünüyordu. Ancak şu ana kadar durum bu şekilde görünmüyor. Aksine, Batı’dan gelen yeni silahların yardımıyla savaş daha da uzayacak gibi görünüyor. Siz ne düşünüyorsunuz?
Harald Kujat: Merakla beklenen 2023 Ukrayna saldırısının başarısızlıkla sonuçlanmasıyla Ukrayna’nın askeri durumu kritikleşti ve her geçen gün de kötüye gidiyor. Ukrayna silahlı kuvvetleri, kara saldırısı yürütme olanağını büyük ölçüde kaybetmiş durumda. Bu sebeple ABD’nin tavsiyesine uyarak çok sayıda kayıp vermeye devam etmemek ve hala kontrol ettikleri topraklarda tutunabilmek için stratejik savunmaya geçtiler. Bu sayede Rus silahlı kuvvetlerinin ilerleyişini yavaşlatabildiler.
Ancak Ukrayna; hava savunması, topçu mühimmatı eksiği ve eğitimli asker eksiği gibi başarılı bir savunma için önemli olan üç alanda son derece zayıftır. Bu çok kritik bir durum, çünkü 1300 km uzunluğundaki cephede Ukrayna’nın savunma hatları son derece zorlanıyor. Ayrıca Ukraynalı askerler yorgunlar ve gitgide demoralize oluyorlar. Ukrayna halkı savaştan bıkmış halde, barış istiyorlar ve diplomatik bir çözüm talep ediyorlar.
Rus silahlı kuvvetleri inisiyatifi ele alıp Ukrayna topraklarındaki çeşitli saldırı merkezlerini ele geçirdiler. 10 Mayıs’tan beri Ruslar, Kharkiv bölgesinde önemli topraklar kazandılar. Görünüşe bakılırsa ilk amaç, Rusya sınırına olan mesafelerini artırmak ve sınıra yakın olan Rus şehri Belgorod’un bombalanmasını durdurmak için Kharkiv bölgesindeki Ukrayna güçlerini geri püskürtmekti. Belgorod’un sivil nüfusu ABD’nin misket bombaları da dahil olmak üzere birçok kez saldırıya uğradı.
Rusya’nın Avdiyivka’nın ele geçirilmesi sırasındaki taktiksel becerisi ve Ukrayna kuvvetlerinin kaotik geri çekilişi, savaşın bundan sonra nasıl ilerleyeceğine dair bir örnek olarak görülebilir. Rusya görünüşe göre büyük bir atılım yapma niyetinde değil, ancak cephenin çeşitli saldırı merkezlerinde durmadan ilerleyebileceğini ve toprak kazanımlarını genişletebileceğini göstermek istemektedir.
Batı’nın silah sevkiyatları Ukrayna’nın savunma gücünü sadece sınırlı bir süre için güçlendiriyor. Savunmanın daha fazla toprak kaybetmeden ne kadar devam ettirilebileceği, ABD’nin seçim kampanyası sırasında gereken desteği vermeye devam edip edemeyeceğine bağlıdır. Ancak silahlar, en önemli güç olan askerlerin eksiğini telafi edemezler. Dolayısıyla belirleyici olan faktör, Ukrayna’nın gereken miktarda askeri seferber edip edemeyeceği ve Rus silahlı kuvvetlerinin çatışmaları hangi yoğunlukta sürdüreceğidir.
NachDenkSeiten: Şu anda Batılı askerlerin eğitmenlik ve danışmanlık yapmak için doğrudan cephedeki Ukrayna birliklerine gönderilmesi tartışılıyor ve duyuruluyor. Macaristan Başbakanı Victor Orban da geçtiğimiz günlerde verdiği bir röportajda Batılı birliklerin zaten orada olduğunu söylemişti. NATO da Ukrayna birliklerinin silah tedariki ve eğitim koordinasyonunu üstlenmek istiyor. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz?
Harald Kujat: Batılı askeri danışmanların şu anda Ukrayna’da olduğu muhtemelen herkes tarafından biliniyordur. Daha az bilinen bir gerçek ise geçen yılın aralık ayından beri ABD’li General Antonio Aguto ve bir danışman ekibinin Ukrayna askeri yönetimini yönlendirdiğidir. Aguto, ABD Ordusu’nun Wiesbaden’de konuşlanmış “Ukrayna Güvenlik Destek Grubu’’nun başında yer alıyor. Bu grup silah sevkiyatlarını ve Ukraynalı askerlerin eğitimini koordine ediyorlar, Ukrayna silahlı kuvvetlerine operasyonların planlanmasında destek oluyorlar ve onlara bilgi sağlıyorlar. Eğer NATO ülkelerinden düzenli olarak askeri birlikler Ukrayna askeri kuvvetleriyle yan yana konuşlanacaksa, bunu gizli tutmak mümkün değildir. Ukrayna’nın askeri bir yenilgiye uğraması durumda, Batılı askerlerin batılı silahları takip etmesi yönünde çağrılar yapılacaktır.
Bu tartışma Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron tarafından başlatılmıştı. Macron, defalarca Fransız kara kuvvetlerinin Ukrayna’da konuşlandırılmasını söz konusu etmişti. Bunun için bazı NATO ülkelerinden onay aldı fakat Macron, Batılı birliklerin müdahalesinin gerekçesini birkaç kez değiştirdi. Son olarak şöyle söyledi: “Eğer Ruslar cephe hattını kırıp geçerse ve Ukrayna’dan talep gelirse (ki bugün hala böyle bir durum söz konusu değil), o zaman kendimize meşru olarak sormalıyız.’’
Bu arada Ukrayna, cephe hattının hemen yakınında eğitmek üzere 150.000 acemi asker talep etti. Eminim ki Ukrayna hükümeti, belli ki bunu yapmaya hazır olan bazı NATO ülkelerinin aksine, sonuçlarını farkındadır. NATO eğitmenlerinin alacağı büyük riski göz önünde bulundurursak, koruyucu önlemler alınması gerekecektir, örneğin kara konuşlu hava savunması gibi. Bu durum bugüne kadar aşılmayan kırmızı çizgiyi aşacaktır, zira askerler doğrudan Rusya ile çatışma operasyonlarına dahil olabilirler.
ABD bugüne kadar Ukrayna’ya askeri birlik göndermeyi kategorik olarak reddetmiş ve müttefiklerine de bunu yapmamaları konusunda çağrıda bulunmuştu. Ancak ABD Genelkurmay Başkanı General Charles Q. Brown, ”zamanla oraya varacağız’’ diyerek NATO eğitmenlerinin konuşlandırılmasının kaçınılmaz olduğunu açıkladı. Yalnızca Almanya Şansölyesi değil, onun yanı sıra İtalya ve Macaristan Dışişleri Bakanları da silahlı kuvvetlerinin Ukrayna’daki savaşa askeri müdahalede bulunmasını reddetti. Müttefiklerin içinde de mevcut gidişatı kabul etmeyen devletler giderek artış gösteriyor.
Mevcut gelişmelere bakıldığında bu pozisyonların geçerli olup olmayacağı şüphelidir. NATO’nun ABD tarafından yapılan ve Vietnam Savaşı’na yol açan hatalara benzer hatalar yapması daha olası görünüyor. Konuşlandırılacak ülkede bir danışman ekiple işe başlamak, ardından ekiplerin çatışma operasyonlarına katılması ve kayıplar vermesi, bunun üzerine de savaşa daha büyük askeri birliklerle müdahale etme ihtiyacının doğması. Bu, ittifak için önceden programlanmış kopma noktasına sürükleyen bir gelişme olacaktır. Eğer bu gerçekten gerçekleşirse NATO, eski NATO olmayacaktır.
NachDenkSeiten: Sayın Kujat, Vladimir Putin’in yeni barış önerileri, Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın barış misyonu ve Washington’daki son NATO zirvesi gibi güncel olayları nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu olaylar Ukrayna’daki savaşın sona ermesine yönelik gelişmeler midir?
Harald Kujat: Çin, geçtiğimiz yılın şubat ayında İstanbul’da elde edilen sonuçlar temel alınarak barış müzakerelerine başlanmasını önermişti. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin de Minsk ve İstanbul anlaşmalarını müzakerelerin temeli olarak tanımladı. Putin öncelikle Ukrayna’yı Rusya ile müzakere yasağını kaldırmaya davet etti. Sonrasında “ortaya çıkan gerçekliklerin tanınması’’ olarak ifade ettiği, Ukrayna birliklerinin Rusya tarafından ilhak edilen bölgelerden (Donetsk, Luhansk, Zaporizhia ve Kherson) eski idari sınırlar dahilinde tamamen çekilmesini talep etti. Ukrayna bu teklifi kabul edip çekilmeye başladığı anda ve NATO’ya katılma planlarından vazgeçtiğini resmen bildirdiği anda Rusya da çatışmalara son verecek ve ertesi gün müzakerelere başlamaya hazır olacaktı.
ABD Başkanı Joe Biden ise müzakerelerin yapılıp yapılmayacağına, yapılacaksa da ne zaman ve hangi koşullar altında yapılacağına yalnızca Ukrayna hükümetinin karar verebileceğini defalarca kez vurguladı. Yani Putin’in önerisi Ukrayna’nın Batılı destekçileri tarafından reddedildi. İlk karşı çıkan kişilerden biri de NATO Genel Sekreteri Jens Stoltenberg oldu ve “bu bir barış önerisi değil, daha fazla işgal önerisidir’’ dedi. Stoltenberg’in bu açıklaması NATO’nun sanki bu savaşta doğrudan müdahalesi varmış gibi, kurbanmış gibi verilen bir tepki izlenimi uyandırıyor.
Macaristan Başbakanı Viktor Orban’ın Vladimir Zelenski’nin yanı sıra Putin ve Xi Jinping ile de ateşkes ve müzakereyle savaşı sona erdirme olasılıklarını görüşmesi, Avrupalıların gerçekçi ve stratejik olmayan eylemleriyle kendilerini içine soktukları bu çıkmazdan bir çıkış yolu aradıklarını göstermektedir.
Orban, Avrupa’nın harekete geçmesini sağlamaya çalışması sebebiyle destek göreceğine, bir yetkisi bulunmaması konusunda ve görüşmelerin koordineli yürütülmemiş olması sebebiyle eleştirildi. Hatta kamuoyunda Orban’ın AB Konseyi Başkanlığı görevinden alınıp alınmayacağı ve alınacaksa nasıl alınabileceği bile tartışıldı. 2012 yılında Avrupa Birliği’nin “bir savaş kıtasını bir barış kıtasına dönüştürdüğü’’ sebebiyle Nobel Barış Ödülü’ne layık görüldüğü düşünüldüğünde bu dikkat çeken bir davranıştır.
Ancak Slovakya Başbakanı Fico, Orban’a desteğini dile getirdi: “Macaristan Başbakanına Kiev ve Moskova’ya tereddüt etmeden seyahat ettiği için hayranlığımı ifade etmek istiyorum. Eğer sağlık durumum izin verseydi ben de onunla birlikte seyahat etmekten memnuniyet duyardım.’’ Orban, barış misyonunu NATO zirvesinden hemen sonra Donald Trump ile görüşerek tamamladı ve ardından şunları söyledi: “Barış yapmanın yollarını konuştuk. Günün iyi haberi: o bu işi çözecek.’’ Bunun üzerine Trump da sosyal medya hesabından “Teşekkürler Viktor. Barış olmalı, hem de hızlı bir şekilde” ifadelerini kullanarak Orban’ı doğrulamış oldu.
Beklenildiği gibi Washington’daki NATO zirvesinin odak noktası Ukrayna politikasıydı. Ancak çatışmaların sona ermesini sağlamak ve müzakerelerle barış yapılması için bir yol bulmak amacıyla değil. Bunun aksine Ukrayna’nın askeri zafer kazanması ve NATO’ya katılma talebi doğrultusunda mali ve maddi desteğin sürdürülmesi konusuna odaklanıldı.
Her iki konunun da “Trump’a dayanıklı’’ bir şekilde düzenlenmesi gerekiyordu bu yüzden de kelimelerin doğru seçilebilmesi için uzun tartışmalar yaşandı. Nihayetinde üye devletler, Ukrayna’nın NATO üyeliği de dahil olmak üzere tam Avrupa-Atlantik entegrasyonuna giden geri dönülmez yolda Ukrayna’yı destekleyecekleri konusunda mutabık kaldılar. Bunun yanında bir davet çıkarılabilmesinin ancak NATO’nun tüm müttefiklerinin mutabık kalması ve tüm koşulların yerine getirilmesi durumunda mümkün olabileceği vurgulandı. Ancak tüm NATO devletleri bir davette bulunmaya hazır değil.
ABD Başkanı Biden da 4 Haziran tarihinde Time dergisine verdiği bir mülakatta Ukrayna’nın NATO’nun bir parçası olmayacağını ve ABD’nin Ukrayna ile ilişkilerini diğer ülkelerle olduğu gibi yalnızca kendilerini savunabilmeleri için silah tedarik ederek yürüteceğini söyledi. Ukrayna’nın “NATO’laşmasını’’ desteklemeye hazır olmadığını söyleyen de kendisiydi.
Zirvede mutabık kalınan tedbirler arasında Wiesbaden’deki mevcut ABD destek komutanlığının yanı sıra Ukrayna askerlerinin destek ve eğitimini koordine edecek bir NATO merkezinin kurulması da var. Önümüzdeki yıl için 40 milyar avroluk mali paket üzerinde de anlaşmaya varıldı. Yeni hava savunma sistemlerinin ve ilk F-16 savaş uçaklarının da yakında teslim edilecekleri duyuruldu.
NATO, 1967’de Harmel Raporu’nda olduğu gibi kendisini Avrupa-Atlantik barış ve istikrar çapası olarak sunma tarihi fırsatını kaçırmıştır. NATO’nun ‘kitlesel misilleme’ stratejisi döneminde ittifakın durumuna ilişkin Harmel Raporu, ittifakın askeri güvenlik ve yumuşama politikası yoluyla kalıcı barışın bir faktörü haline gelmesi çağrısında bulunmuştu.
NachDenkSeiten: NATO zirvesinin sonuçlarından biri, ABD hükümeti ile Alman hükümeti arasındaki Tomahawk füzelerinin ve ABD’nin diğer uzun menzilli silahlarının yeniden Almanya’da konuşlandırılması konusunda varılan anlaşmaydı. Bu, 1980’li yıllarda NATO’nun Çift Yön Kararı ve bunun sonucunda ortaya çıkan ve bu silahları Avrupa’da yasaklayan, ayrıca 2019’da ABD tarafından iptal edilen INF Antlaşmasını anımsatıyor. Bu tarz bir anlaşma bizi Avrupa’da büyük bir savaşa daha yaklaştırır mı ve Berlin neden bu anlaşmaya razı oluyor?
Harald Kujat: 10 Temmuz tarihinde yapılan kısa ikili açıklamada, ABD’nin 2026 yılında Almanya’da konvansiyonel uzun menzilli sistemleri geçici olarak konuşlandırmaya başlayacağı ve daha sonra bunların kalıcı olarak yerleştirilmeye başlanacağını duyuruldu. Bu karar ABD’nin SM-6 füzelerini, ‘Tomahawk’ seyir füzelerini ve daha sonrasında da hali hazırda hala geliştirilmekte olan hipersonik silah sistemlerini Almanya’da konuşlandırma kararıdır. Tomahawk seyir füzelerinin menzilinin 2500 kilometreye kadar sahip olan varyantları bulunmaktadır ve gelecekte konuşlandırılacak olan hipersonik füzelerin menzilinin daha da fazla olması beklenmektedir. ‘2nd Multi-Domain Task Force’ olarak adlandırılan birlik bu silah sistemleriyle donatılacak. Birim, 2021’den beri Wiesbaden’de konuşlandırılmış durumda ve 2026 yılına kadar tam olarak faaliyete geçmesi bekleniyor, buna benzer beş birim dünya çapında konuşlandırılacaktır.
Bunun NATO’daki bir beceri eksikliğini kapatıp kapatamayacağı ve ABD stratejisinin ulusal bir bileşeni olup olmadığı henüz belli değildir. Her ne olursa olsun bunun caydırıcı bir etkisinin olup olmadığı şüphelidir, çünkü Rusya uzun menzilli, güçlü hipersonik silahlardan oluşan geniş bir çeşitliliğe sahiptir ve dolayısıyla bu kabiliyet segmentinde tırmanış üstünde hakimiyet kurabilirler.
Rusya Dışişleri Bakan Yardımcısı Sergei Ryabkov bu hamlenin Rusya tarafından beklendiğini ve “telafi etmeye yönelik karşı önlemlerin’’ geliştirildiğini açıkladı. Bu durum, ABD’nin tek taraflı olarak feshettiği INF Anlaşması alanında son derece istikrarsızlaştırıcı bir politika izlediğinin bir başka somut göstergesidir. Rusya, kara konuşlu orta ve kısa menzilli füzelerin konuşlandırılmasına ilişkin tek taraflı moratoryumunu ve olası tedbirlerini dikkatle yeniden gözden geçirecektir.
Rusya’nın, ABD’nin Almanya’da Avrupa-stratejik saldırı potansiyelinin geliştirilmesini, NATO’nun savunma kabiliyetinin güçlendirilmesi olarak değil (tıpkı daha önce ABD’nin Aegis fırlatma rampalarına sahip NATO balistik füze savunma sistemi gibi), ABD’nin Rus-Amerikan kıtalararası stratejik dengesini Rusya’nın aleyhine değiştirmek için Avrupa’da konuşlandırarak jeostratejik bir avantaj elde etmeye yönelik ulusal bir önlem olarak gördüğünü anlamak önemlidir. Neticede iki savunma bakanı (Almanya, ABD) tehlikeli tırmanışı kontrol altında tutmak için telefonda görüşme yaptılar.
* 1 Mart 1942 doğumlu emekli General Harald Kujat, Alman Silahlı Kuvvetleri Genel Müfettişi ve NATO Askeri Komitesi Başkanı olarak NATO’daki en yüksek rütbeli subay. Aynı zamanda NATO-Rusya Konseyi ve Avrupa-Atlantik Ortaklık Konseyi başkanlığı görevlerinde bulundu. Harald Kujat, hizmetlerinden dolayı Fransa Cumhuriyeti Onur Lejyonu Komutan Haçı, Letonya, Estonya ve Polonya’dan Komutan Haçı Liyakat Nişanı, Liyakat Lejyonu dahil olmak üzere çok sayıda ödülle onurlandırıldı. ABD ve Belçika Krallığından Büyük Leopold Nişanı Kurdelesi, Federal Almanya Cumhuriyeti Büyük Liyakat Madalyası ve Malta, Macaristan ve NATO’dan da dahil olmak üzere diğer yüksek ödüller aldı.
Dünya Basını
Ray Dalio yapay zeka balonu ve küresel borç krizini değerlendirdi

Dünyanın en büyük hedge fonu Bridgewater Associates’in kurucusu Ray Dalio, YouTube yayınında Steven Bartlett’a açıklamalarda bulundu. Dalio, yapay zeka teknolojilerindeki aşırı değerlemelerin bir yatırım balonuna dönüştüğünü ve küresel ekonomide tarihi bir kırılma yaşandığını bildirdi.
Dünyanın en büyük hedge fonu olan Bridgewater Associates’i 1975 yılında iki odalı bir dairede kuran ve kurumsal yatırımcılara 53 milyar doları aşkın kümülatif net kazanç sağlayan ünlü küresel makro yatırımcı Ray Dalio, “A Diary of a CEO” adlı söyleşi programında Steven Bartlett’ın sorularını yanıtladı.
2008 küresel finans krizini öngören az sayıdaki fon yöneticisinden biri olan ve S&P 500 endeksinin yüzde 40’a yakın değer kaybettiği o dönemde Bridgewater bünyesinde yüzde 9,5 pozitif getiri elde eden Dalio, güncel piyasa dinamikleri, yapay zeka yatırımları ve küresel ekonomi hakkındaki tespitlerini paylaştı.
Yatırımcı Jeremy Grantham’ın “tarihin en büyük yatırım balonuyla karşı karşıya olunduğu” yönündeki görüşünün hatırlatılması üzerine Dalio, bu değerlendirmeye katıldığını belirtti. Piyasalardaki mevcut durumu analiz eden Dalio, “Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum” dedi.
“Bir balonun içinde olduğumuza dair klasik işaretleri görüyorum”
Tarihteki borsa balonlarının oluşum ve patlama mekanizmalarını detaylandıran Dalio, devrim niteliğindeki yeni teknolojilerin piyasalarda aşırı coşku yarattığını söyledi.
1929 Büyük Buhranı öncesinde evlere ilk kez elektrik, aydınlatma, buzdolabı girmesinin, otomobillerin, uçakların ve radyonun yaygınlaşmasının büyük bir gelecek beklentisi oluşturduğunu hatırlatan Dalio, 2000 yılındaki internet balonu sürecinde de benzer bir dinamiğin yaşandığına dikkat çekti.
Yapay zeka teknolojisinin insan vücudunun fiziksel işlevlerinin yanı sıra zihnin düşünme ve muhakeme süreçlerini de ikame etmeye başladığını kaydeden Dalio, yatırımcıların gelecekteki kârlılığı gözetmeksizin piyasaya akın ettiğini vurguladı.
Dalio, “İnsanlar mucizevi bir teknoloji gördüklerinde ona yatırım yaparlar, hatta borç para alarak bahis oynarlar. Ancak varlığın fiyatının önemli olduğunu gözden kaçırırlar. Şu anda yapay zeka konusunda çok heyecanlıyız ve heyecanlı olmalıyız da çünkü devrim niteliğinde değişimler getirecektir” değerlendirmesinde bulundu.
“Servet ile para aynı şey değildir”
Finansal balonların teknik arka planını açıklayan Dalio, servet ile nakit para arasındaki farka işaret etti. Muhasebe üzerindeki değerlemelerin harcanabilir nakit olmadığını belirten Dalio, “Servet ile para aynı şey değildir. Birçok insanın zenginleştiğini görürsünüz ancak bu serveti doğrudan harcayamazsınız. Harcama yapabilmek için serveti satıp paraya çevirmeniz gerekir” dedi.
Şirketlerin finansman sağlama süreçlerini örnek gösteren Dalio, 50 milyon dolar sermaye toplayan bir girişimcinin şirket değerlemesini 1 milyar dolara çıkarabileceğini, kağıt üzerinde milyarder olabileceğini ancak gerçekte harcanan paranın yalnızca 50 milyon dolar kaldığını vurguladı. Balonların patlama tetikleyicilerini sıralayan Dalio, şu ifadeleri kullandı:
“Balonu patlatan şey genellikle insanların borçlarını ödemek veya vergi yükümlülüklerini karşılamak için ellerindeki varlıkları satıp paraya çevirme ihtiyacı duymasıdır. Bu durum çoğunlukla faiz oranlarının yükselmesiyle gerçekleşir. Enflasyon baskısı arttığında merkez bankaları frene basmak ister. Faizler yükseldiğinde borcu olanlar daha fazla nakit bulmak zorunda kalır. Satışlar başladığında süreç tersine işler. Varlık fiyatları düşer, teminatlar erir, borçları ödemek için daha fazla satış yapılır ve bu da tüketim harcamalarının kesilmesine yol açar.”
Bartlett’ın sunduğu senaryoyu doğrulayan Dalio, piyasada zayıf ve tecrübesiz yatırımcıların borçla veya kaldıraçlı borsa yatırım fonları üzerinden pozisyon almasının balona işaret eden en belirgin göstergelerden biri olduğunu söyledi.
Yapay zeka şirketlerinin gelecekte elde edecekleri gelirleri kesin olarak öngöremediğini belirten Dalio, firmaların ya yetersiz yatırım yaparak rekabette geride kalma ya da aşırı yatırım yaparak maliyet baskısı altında kalma dilemmasıyla karşı karşıya olduğunu kaydetti.
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz
“Nakitte kalmak enflasyon karşısında en kötü yatırımdır”
Bireysel yatırımcıların ve girişimcilerin olası bir ekonomik çöküşe karşı nasıl hazırlanması gerektiğine değinen Dalio, piyasaları zamanlamanın son derece güç olduğunu, en etkili yöntemin portföy çeşitlendirmesi olduğunu vurguladı.
Parasını mevduat hesabında veya para piyasası fonlarında tutan kişilerin güvende olmadığını savunan Dalio, “İnsanlar parayı bankada tutmanın en güvenli liman olduğunu düşünür. Bu doğru değildir. Uzun vadede enflasyon karşısında erimeye mahkum en kötü yatırımdır. Yıllık yüzde 3,5 ila 4 seviyesindeki enflasyon paranın alım gücünü eksiltir. Alınan faizden ödenen vergiler de düşüldüğünde reel getiri oldukça zayıf kalır” dedi.
Çeşitlendirilmiş bir varlık sepetinin önemine değinen Dalio; hisse senetleri, tahviller, gayrimenkul, altın ve kripto varlıklar arasındaki ilişkiyi aktardı. Portföyünde yüzde 1 oranında Bitcoin bulundurduğunu belirten Dalio, altın tercihini şu sözlerle açıkladı:
“Sert para kategorisinde portföylerin yüzde 5 ila 15’inin bu tür varlıklara ayrılması gerektiğini düşünüyorum. Ben külçe altını Bitcoin’e tercih ediyorum. Altın basılamayan bir paradır. 1971 yılına kadar resmi para sisteminin merkezindeydi ve halen merkez bankalarının en büyük ikinci rezerv varlığıdır. Altın başkasının yükümlülüğü olmayan tek finansal varlıktır. Bitcoin ise basılamayan bir diğer tür para olmakla birlikte kuantum bilgisayarlar gibi teknolojik risklere, hükümetlerin düzenleme, vergilendirme ve yasaklama baskılarına açıktır. Merkez bankaları işlemlerinin gizli ve kendi kontrollerinde kalmasını istedikleri için önemli miktarda Bitcoin tutmayacaktır.”
“Aklınız ve bedeniniz ikame edildiğinde satacak neyiniz kalır?”
Yapay zeka ve robotik teknolojilerin istihdam piyasası üzerindeki etkilerini değerlendiren Dalio, otomasyonun tarihsel gelişimini özetledi.
İnsanlığın tarım toplumundan sanayi devrimine geçişinde makinelerin kas gücünün yerini aldığını, günümüzde ise yapay zekanın insan zihninin üst düzey düşünme ve muhakeme yetilerini üstlendiğini dile getirdi.
Bu dönüşümün sermaye sahipleri ile çalışanlar arasındaki gelir dağılımı makasını daha da açacağını belirten Dalio, “İşletmelerin elde ettiği gelirden çalışanlara giden pay azalırken iş yeri sahiplerine giden pay artmaktadır. İnsan bedeninin ve zihninin yerini makineler aldığında insanların satacak neyi kalacak sorusuyla yüzleşeceğiz. İnsana özgü kalan unsurlar duygular ve sezgilerdir” dedi.
Yapay zeka devriminden yalnızca en üstteki yüzde 0,1 ile yüzde 10’luk dilimde yer alan, bu teknolojiyi kullanabilen yetenekli grubun kazançlı çıkacağını ifade eden Dalio, üniversite mezunlarının dahi iş bulmakta zorlandığı bir döneme girildiğini belirtti. Birçok işletme için yeni mezun yetiştirmenin maliyetli hale geldiğini, bu görevlerin yapay zeka vasıtasıyla hızla tamamlanabildiğini aktardı.
Gençlere ve gelecek nesillere tavsiyelerde bulunan Dalio, şunları kaydetti:
“Tarih göstermiştir ki en başarılı olanlar en zeki olanlar ya da en çok çalışanlar değil, değişime en iyi uyum sağlayanlardır. Geleceğin ne getireceğini kesin olarak bilemezsiniz. Kodlama öğrenmenin çözüm olduğu söyleniyordu ancak yapay zeka modelleri artık kodlama yapabiliyor. Önemli olan insanın kendi doğasını tanıması, yapay zeka araçlarını en üst düzeyde kullanmayı öğrenmesi ve adaptasyon kabiliyetini geliştirmesidir.”
“Büyük bir borç krizinin ve çöküş döneminin içindeyiz”
Ekonomik hareketlerin arkasındaki yapısal mekanizmaları “Büyük Döngü” kavramıyla açıklayan Dalio, yaklaşık 80 yıllık bir insan ömrüne karşılık gelen uzun vadeli borç ve güç döngülerinin son safhasına gelindiğini belirtti.
1945 yılında kurulan dünya düzeninin para, iç siyaset ve jeopolitika alanlarında kırılma yaşadığını savundu.
ABD ve İngiltere gibi ülkelerin aşırı borçlandığını, kamu bütçe açıkları verdiğini ve gelir eşitsizliğinin hat safhaya ulaştığını kaydeden Dalio, İngiltere’deki siyasi tabloyu örnek gösterdi.
İngiltere’de son yedi yılın altısında yeni bir başbakanın göreve geldiğini hatırlatan Dalio, “İngiltere aşırı borçlanmış, üretkenliği düşmüş ve seçenekleri tükenmiş klasik bir döngü örneğidir. Yeterli para olmadığında vaatler tutulamaz, liderler sürekli değişir. Zenginler yüksek vergi bölgelerinden kaçar. Bütçe açıklarını finanse edecek alacaklı bulmak zorlaşır” dedi.
Connecticut eyaletindeki sosyo-ekonomik durumu da paylaşan Dalio, eyaletin kişi başına düşen gelirde ABD’nin en zengin ikinci bölgesi olmasına rağmen lise öğrencilerinin yüzde 22’sinin okulu bıraktığını veya devamsızlık yaptığını, çete ve uyuşturucu sorunları nedeniyle hapishane bütçesinin eğitim bütçesini aştığını ifade etti.
Sistemlerin toplumun geneli için çalışmadığı dönemlerde iç çatışmaların arttığını vurgulayan Dalio, ABD ve Çin arasındaki küresel güç dengesine ilişkin şu değerlendirmelerde bulundu:
“İçinde bulunduğumuz evre bir gerileme ve çöküş dönemidir. Tarihte tek bir hakim gücün düzeni sağladığı dönemler daha barışçıl olmuştur. Bugün Çin, birçok ülke için ABD’den daha büyük bir ticaret ortağı konumundadır. Orta Doğu’daki ve İran civarındaki gelişmeler, ABD toplumunun uzun süreli kara savaşlarına veya benzin fiyatlarındaki artışlara tahammülünün olmadığını göstermiştir. Bu durum ABD’nin küresel güç kullanma ve caydırıcılık kabiliyetinin sınırlarını ortaya koymakta, İngiliz İmparatorluğu’nun Süveyş Krizi sonrası yaşadığı güç kaybına benzer bir kaymaya işaret etmektedir.”
Küresel ekonomideki mevcut zorlukların aşılması için partiler üstü, ekonomik gerçekleri kavrayan yapılar tarafından zorlu yapısal reformların hayata geçirilmesi gerektiğini belirten Ray Dalio, genç girişimcilerin sınır bağımlı kalmadan eğitim, üretkenlik ve toplumsal huzurun yüksek olduğu küresel merkezlerde varlık göstermeleri gerektiğini sözlerine ekledi.
İktisatçı Ann Pettifor: Faiz sistemi ekolojiyi tahrip ediyor
Dünya Basını
Milyarder Elon Musk: Paranın hiçbir değerinin kalmayacağı döneme giriyoruz

Tesla ve SpaceX’in CEO’su Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği özel mülakatta yapay zeka teknolojilerinin beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını geride bırakacağını açıkladı. İnsan benzeri robotların ve dijital süper zekanın üretimi devasa boyutlara ulaştıracağını belirtilen ünlü iş insanı, önümüzdeki 10 yıl içinde paranın tüm anlamını yitireceğini ve küresel ekonomide benzeri görülmemiş bir bolluk çağının başlayacağını savundu.
Tesla ve SpaceX’in CEO’su olan Amerikalı milyarder Elon Musk, İngiliz yayın kuruluşu The Economist’e verdiği kapsamlı video mülakatta açıklamalarda bulundu.
Tesla’nın Teksas’taki dev tesislerinde gerçekleşen söyleşide Musk, yapay zeka gelişiminin durdurulamaz bir hıza ulaştığını ve önümüzdeki beş ila 10 yıl içinde dünyada taşların yerinden oynayacağını ilan etti.
Sunucunun “Önümüzdeki 10 yıl içinde, yani 2036 yılında başarmayı hedeflediğiniz dünya nasıl bir yer olacak?” sorusunu yanıtlayan Elon Musk, “10 yıl sonrasından, yani 2036 yılından bahsediyoruz. Büyük ihtimalle her ikimiz de o günleri göreceğiz. Yapay zekanın ezici bir üstünlük kurmadığı bir gelecek hayal etmek imkansız. 10 yıl içinde yapay zekanın tüm insanların toplam zekasından katbekat üstün olmasını bekliyorum. Hatta bence yapay zeka yaklaşık beş yıl içinde tüm insanlığın toplam zekasını aşacak” dedi.
“Yapay zeka beş yıl içinde tüm insanların toplam zekasını geçecek”
Gelişimin boyutlarını tarif eden Musk, “İnsan olmak dışında yapay zekanın insanlardan daha iyi yapamayacağı hiçbir şey kalmayacak. En olası senaryo, herkesin aklına gelen her şeye sahip olabileceği inanılmaz bir bolluk çağıdır. Bu kulağa çılgınca gelebilir ama işte 2026 yılındayız, 2036’da nerede olacağımızı göreceğiz. Tabii ki küresel bir nükleer savaş gibi felaketler bu süreci rayından çıkarabilir. Ancak Üçüncü Dünya Savaşı çıkmadığını varsayarsak, muazzam bir bolluk çağına doğru ilerliyoruz. Bu, geleceğe dair bir iyimserlik ve heyecan mesajıdır” ifadelerini kullandı.
Şirketlerinin gelecekte nasıl para kazanacağına ilişkin soru üzerine ekonomi tanımını yeniden yapan Elon Musk, dijital zekanın hızlı ilerleyişine karşın fiziksel dünyada varlık göstermesi için robotlara ihtiyaç duyulduğunu belirtti.
Musk, “Ekonomiyi dijital ve fiziksel zeka olarak düşünebilirsiniz. Şu an dijital zeka neredeyse her geçen hafta yeni bir kırılmayla ilerliyor. Ancak henüz dijital aleme sıkışmış durumda. Mekanik tutuculara, yani insan benzeri robotlara ihtiyacınız var. Kısacası çok sayıda robota ihtiyacınız var” açıklamasını yaptı.
“2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak”
Ekonominin mal üretimi ve hizmet sunumu olduğunu vurgulayan ünlü girişimci, “Muazzam miktarda dijital zekaya sahip devasa sayıda robotunuz olduğunda, bir bakıma sonsuz bir ekonomiye ulaşırsınız. Gelecek geçmişten çok ama çok farklı olacak. Yaşayacağımız değişimin büyüklüğünü anlatabilecek hiçbir benzetme ya da mecaz yok. Şirketlerimin nasıl para kazanacağına gelince, başka bir tahminde daha bulunayım: 2036 yılında paranın hiçbir önemi kalmayacak” dedi.
Sunucunun hisse hissedarlarının para kazanma beklentisini hatırlatması üzerine Musk, “Gıda, barınma, ulaşım ve eğlence için paraya ihtiyaç duyarsınız. Eğer robotlar ve yapay zeka herhangi bir insanın tüketebileceğinden çok daha fazla mal ve hizmet üretiyorsa, o zaman paraya neden ihtiyaç duyasınız ki?” cevabını verdi.
“İnsanların kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız”
Süper zeki sistemlerin insan kontrolünden çıkacağını iddia eden Musk, “İnsanların 10 yıl içinde kontrolü elinde tutması neredeyse imkansız. Yapay zeka ile insan arasındaki zeka farkı, insan ile şempanze arasındaki zeka farkından katbekat fazla olduğunda, şempanzelerin kontrolü elinde tutmasını hayal etmek zordur. Bizler esasen evrimleşmiş şempanzeleriz. Çok değil, kısa süre önce ormanda ağaçlarda sallanıp muz yiyorduk” şeklinde konuştu.
“Süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek kibir olur”
Gelecekte devasa bir yapay zekayı yönlendirme iddiasında olmadığını belirten Musk, “Benden katbekat akıllı olan süper zeki bir yapay zekayı kontrol edebileceğimi düşünmek benim açımdan bir kibir gösterisi olur. Yapmamız ve denememiz gereken tek şey, yapay zekanın iyi değerlere sahip olmasını, insanlığı önemsemesini, mutlu olmamızı ve gelişmemizi istemesini sağlamaktır. Biyolojik sinir ağımın bana söylediği şey, yapay zeka güvenliği için en önemli unsurun azami düzeyde hakikat arayışında bulunması ve meraklı olması gerektiğidir. Eğer durum buysa, insanlığı besleyip koruyacaktır” dedi.
“Katil robotların insanlığı yok etme riski yüzde 10 ila 20 arasında”
Daha önce yaptığı uyarılara değinen Musk, “Yapay zeka ve robotlarla ilgili halen risk olduğunu düşünüyorum, bu risk sıfır değil. Geçmişte katil robotların insanlığı yok etme olasılığının yüzde 10 ila 20 arasında olduğunu söylemiştim. Felsefi olarak olumlu tarafa bakma kararı aldım. Yapay zeka ve robotların bu inanılmaz ivmesini gerçekten durdurmanın bir yolunu göremiyorum” ifadelerini kullandı.
“Çılgın akışı durduramam, o yüzden yolculuğun tadını çıkarmaya bakıyorum”
Musk, teknolojik gidişata ilişkin duruşunu şu sözlerle özetledi: “Durdurma düğmesi olsaydı bile muhtemelen ona basmamalıydık, çünkü en olası sonuç herkes için inanılmaz bir bolluk çağıdır. Benim felsefem şu an için ‘yolculuğun tadını çıkaralım’ noktasına geldi. Dürüst olmak gerekirse burada durdurulamaz bir ilerleme var. Durdurmak istesem bile bunu başaramam. Evrenin sonu fizik kurallarına göre kademeli bir soğuma, yani ısı ölümüyle bitecek. Eğer nihai varış noktası korkunçsa, o zaman her şey yolculuğun kendisiyle ilgilidir.”
“Rakip teknoloji devleri birbirini denetleyip dürüst tutmalı”
Yapay zeka güvenlik risklerinin azaltılması için teknoloji devlerinin işbirliği yapması gerektiğini savunan Tesla CEO’su, Google DeepMind CEO’su Demis Hassabis ile yaptığı görüşmeyi aktardı.
Musk, “En önde gelen yapay zeka şirketlerinin birkaç haftada bir toplanıp güvenlik konularını tartışması kısa vadede atılacak en hızlı adımdır. Mevcut sistemlerden çok daha akıllı yeni bir öncü model piyasaya sürülmeden önce, rakip yapay zeka şirketlerinin bu modeli zararlı etkilere karşı test etmesine ve güvenlik sorunlarını gidermek için erteleme tavsiyesinde bulunmasına fırsat tanınmalıdır. Hükümette derin teknik bilgisi olmayan kişilerin bir modelin yayınlanıp yayınlanmaması gerektiğine karar vermesi zordur. Ancak rakipler kendilerine bir iki hafta süre verildiğinde sorunları vurgulayabilir. Rakiplerin birbirini dürüst tutma teşviki vardır” değerlendirmesinde bulundu.
İçerik denetiminde film derecelendirme sistemine benzer bir sektör grubu modelini öneren Musk, “Eğer bir şirket çok tehlikeli bir şey yapıyor ve tehlikeyi azaltmak için adım atmayı reddediyorsa, işte o zaman hükümetin müdahale etmesi gereklidir” dedi. Amazon’un Anthropic üretimi Mythos modeli hakkındaki siber güvenlik endişeleri üzerine Beyaz Saray’ı aramasını bu duruma örnek gösterdi.
“Çin elektriğe sahip ama çip sıkıntısı çekiyor”
Sektördeki küresel rekabeti değerlendiren Musk, Çin merkezli teknoloji firmalarının başarısına dikkat çekti. Çin’in Kimi K3 modelinin Anthropic’in Fable modeline yaklaştığını belirten Musk, jeopolitik dengeler hakkında şunları söyledi: “Çinli yapay zeka şirketleri nispeten küçük bir hesaplama gücüyle çok iyi iş çıkarıyor. Büyük bir hesaplama gücüne sahip olurlarsa lider konuma geçme şansları yüksek. Yapay zekanın önündeki kısıtlamalar elektrik ve yapay zeka çipleridir. Çin, ABD, Avrupa ve Hindistan’ın toplamından daha fazla elektriğe sahip. ABD’nin çip ihracatı kısıtlamaları nedeniyle Çin şu an çip sıkıntısı çekiyor. Çin dışındaki dünyada ise kısıtlayıcı unsur elektrik ve soğutma kapasitesidir. Çin ayrıca litografi sorununu çözmeye ve devasa hacimlerde çip üretmeye tahmin edilenden daha yakın. Fiziksel yapay zeka alanında da çok iyi robot şirketlerine sahipler.”
Çin’deki robot dövüşü etkinliklerini eğlenceli bulduğunu söyleyen Musk, kafası koptuğu halde dövüşmeye devam eden bir robot izlediğini belirtti.
Rakipleriyle olan ilişkilerine değinen Musk, OpenAI CEO’su Sam Altman’a yönelik eleştirilerini yineledi. Musk, “Sam Altman’ın hayranı değilim. Kar amacı gütmeyen, açık kaynaklı ve dünyaya ait olması gereken bir şirket kuruyorsunuz, sonra bu şirket bir şekilde 800 milyar dolarlık kapalı kaynaklı, kar amacı güten bir şirkete dönüşüyor. Bence bu, para bağışlama amacıma tamamen zıt bir durum. Anthropic Kurucusu Dario Amodei de Sam Altman’a güvenmediği için ekibiyle OpenAI’dan ayrıldı. Dario ilkeli bir insandır. Dünyanın iyiliği için kişisel farklılıklarımızı bir kenara bırakıp konuşmamız gerekiyorsa konuşuruz” dedi.
İstihdam piyasasındaki dönüşüme işaret eden Musk, yapay zekanın tüm masa başı işleri insanlardan daha iyi yapacağını vurguladı. Musk, “Yazılım mühendisliğinde yapay zeka, profesyonel yazılım mühendislerinin en az yüzde 90’ından daha iyi kod yazıyor. Yakında bu oran yüzde 99’a çıkacak ve rekabet etmek imkansız hale gelecek. Bu durum Stockfish satranç programının seviyesine ulaşmaya benziyor. Stockfish satrançta o kadar iyi ki, küçük bir bilgisayarda hatta telefonunuzda çalıştırıp Magnus Carlsen’i rahatça yenebilirsiniz. Yazılımda da durum bu olacak” uyarısında bulundu.
“Çalışmak tıpkı bahçe bakımı gibi isteğe bağlı bir hobiye dönüşecek”
Gelecekte çalışmanın zorunluluk olmaktan çıkacağını savunan Musk, “Çalışmak isteğe bağlı hale gelecek. Bunu bahçe bakımına benzetebiliriz. Bahçenizde sebze yetiştirmek zorunda değilsiniz, markete gidip kusursuz sebzeler alabilirsiniz. Bahçenizdeki domatesler markettekiler kadar sulu ve düzgün olmaz ama kendi ürettiğiniz için hoş bir dokunuştur. İş hayatı da tıpkı böyle bir hobiye dönüşecek” ifadelerini kullandı.
“İnsanlara karşılıksız para dağıtılmalı, enflasyon değil deflasyon çıkacak”
İşini kaybeden kitlelerin yaşam standartlarına dair ekonomi teorisini açıklayan Musk, “Hazine insanlara doğrudan karşılıksız para çekleri dağıtmalıdır. Para, mal ve hizmetlerin paraya oranıdır. Üretim miktarı yüzde 1000 oranında artarsa, veri tabanında para oluştursanız bile mal ve hizmet üretimi para arzından daha hızlı artacağı için enflasyon değil deflasyon yaşanacaktır. Önümüzdeki dönemin ana sorunu enflasyon değil deflasyon olacak” açıklamasında bulundu.
Kendi serveti ve vergi yükümlülüklerine dair rakamlar veren Musk, “Tarihte bir insan tarafından ödenen en yüksek vergiyi ödeyerek rekor kırdım. Federasyona yüzde 40, California eyaletine yüzde 15 olmak üzere toplamda yaklaşık yüzde 45 vergi ödüyorum. Öldüğümde kalan servetimden bir yüzde 45 daha vergi alınacak. Trilyonlarca dolar vergi ödeyeceğim ve bundan rahatsız değilim. Şirketler üzerindeki oy kontrolüm (SpaceX’te yüzde 80 civarında) bana sadece beş ila 10 yıllık uzun vadeli yatırımlara, Ay ve Mars üslerine odaklanma imkanı tanıyor. Aksi takdirde borsa analistlerinin çeyrek dönemlik kar baskılarına maruz kalırsınız” dedi.
Uzay projelerine ilişkin tutkusunu dile getiren ünlü iş insanı, “Altı yaşındayken sinemada izlediğim ilk film Yıldız Savaşları olmuştu ve aklımı başımdan almıştı. Bilinci dünya ötesine taşımak ve Yıldız Görevi tarzı bir geleceği gerçek kılmak istiyorum. Yıldız Gemisi füzesini günde birden fazla kez fırlatmayı hedefliyoruz. Bazen hayatım o kadar gerçek dışı geliyor ki bir simülasyonun içinde olduğumuza inanıyorum” sözlerini sarf etti.
Starlink uydu ağının jeopolitik rolüne ve Ukrayna savaşına değinen Musk, cephe hatlarının iki yılı aşkın süredir değişmediğini belirterek pragmatik bir barış anlaşmasının şart olduğunu söyledi.
Musk, “Diplomatlar lüks mekanlarda yedi kap yemek yerken cephede her gün insanlar ölüyor. Rusya geri çekilmeyecek, bu gerçekçi değil. Pragmatik davranıp barış yapmalıyız” ifadelerini kullandı.
“Hükümet harcamalarındaki devasa israfı engellemek için siyasete girdim”
ABD siyasetine ve Hükümet Verimliliği Departmanı bünyesindeki çalışmalarına ilişkin özeleştiride bulunan Musk, “Siyasete biraz fazla karıştım, kendimi kaptırdım. Amacımız devasa boyutlara ulaşan bütçe açığıyla mücadele etmekti. ABD’de borç faiz ödemeleri, Savunma Bakanlığı ve istihbarat bütçesinin toplamını aştı. Afrika’ya yardım adı altında istenen paraların Washington’daki adreslere yönlendirildiğini gördük. ABD Uluslararası Kalkınma Ajansı fonlarının kesilmesi nedeniyle kimsenin öldüğüne inanmıyorum, Gates Vakfı gibi dev özel vakıflar bu kaynakları karşılayabilir” şeklinde konuştu.
“Sınırların korunmasını ve güvenli şehirler istemek aşırı sağcılık değildir”
Avrupa siyasetine dair görüşlerini savunan ve kendisine yönelik aşırı sağcılık suçlamalarını reddeden Elon Musk, “Güvenli sınırlar, güvenli şehirler ve mantıklı kamu harcamaları istemek aşırı sağcılık değil, normal insanların talepleridir. İngiltere’de mevcut nüfus artışı ve Batı değerlerine tamamen karşıt görüşlerin yayılması devam ederse önümüzdeki 20 yıl içinde bir iç savaş kaçınılmaz hale gelebilir. Sosyal refah devletleri, yaşam standardı düşük insanları çekerek ekonomik bir güç oluşturuyor. Sadece topluma faydalı olacak, dürüst göçmenlerin kabul edildiği kontrollü göçü destekliyorum” dedi.
Yapay zeka devriminin siyasi çatışmalardan çok daha hızlı gerçekleşeceğini belirten Musk, söyleşiyi “İngiltere’deki olası bir iç savaş 20 yıl uzaklıktaysa, yapay zeka tekilliği 10 yıl uzaklıktadır. Yapay zeka ve robotik devrimi her şeyi domine edecektir” diyerek noktaladı.
Dünya Basını
Pekin ve Brüksel, küresel enerji geçişinin kurallarını baştan yazıyor

Project Syndicate için bir makale kaleme alan Emmanuel Guerin, Avrupa Birliği ve Çin’in küresel enerji geçişinde egemenlik kurmak amacıyla birbirlerinin geleneksel güç alanlarına yöneldiğini belirtti. Emmanuel Guerin, Çin’in küresel standartları belirlemeye odaklanırken Avrupa’nın sanayi tabanını yeniden inşa etmeye çalıştığını vurguladı.
Project Syndicate platformunda Emmanuel Guerin imzasıyla yayımlanan “Pekin Modeli Brüksel Etkisiyle Buluşuyor” başlıklı makalede, küresel enerji geçişinde güç dengelerinin yeniden şekillendiği kaydedildi.
Sciences Po bünyesindeki Paris İklim Okulu Dekan Yardımcısı ve Avrupa İklim Vakfı Üst Yöneticisi Özel Danışmanı olan Emmanuel Guerin, yazısında Avrupa ve Çin’in uzun yıllar boyunca birbirine rakip kalkınma ve enerji dönüşümü modellerini temsil ettiğini aktardı.
Guerin, Avrupa’nın öncelikle pazarlara, ortak kurallara ve çok taraflı kurumlara bağlı kaldığını, Çin’in ise sanayi politikasına, altyapı yatırımlarına ve üretime ağırlık verdiğini belirtti. Makalede, “Avrupa sıklıkla küresel ölçekte referans noktası haline gelen düzenlemeler üretti (‘Brüksel Etkisi’). Çin ise fabrikalar üretti” ifadelerine yer verildi.
Ancak makaleye göre bu ayrım günümüzde ortadan kalkıyor. Avrupa sanayi tabanını hızla yeniden inşa etmeye çalışırken Çin, uluslararası standartları ve yönetişim çerçevelerini etkilemeye daha fazla odaklanıyor. Guerin, Avrupalı karar vericiler Pekin’in sanayi stratejisini incelerken, Çinli liderlerin de Avrupa’nın uzun süre önce öğrendiği bir gerçeği fark ettiklerini kaydetti: “Kalıcı güç sadece teknolojileri üretmekten değil, aynı zamanda onları yöneten kuralları yazmaktan gelir.”
Guerin, bu eğilimlerin jeoekonomik gücün yapısındaki bir değişimi yansıttığını savundu. Makalede belirleyici sorunun artık kaynakları kimin kontrol ettiği, ürünleri kimin ürettiği veya her teknolojide kimin liderlik ettiği olmadığı ifade edildi. Asıl sorunun, bir sonraki enerji ve teknoloji dönüşümünün gerçekleşeceği değer zincirlerini kimin yönettiği olduğu vurgulandı.
Avrupa’nın temiz enerji teknolojilerindeki Çin imalat hakimiyeti ve derinleşen bağımlılıkları karşısında sanayi politikasını yeniden keşfettiğini aktaran Guerin; Sanayi Hızlandırıcı Yasası, Kritik Hammaddeler Yasası ve ilgili tedbirlerin, sanayi kapasitesi olmadan ortaya konan iklim hedefinin dayanıklılık değil, bağımlılık yarattığı bilincinden doğduğunu yazdı.
Çin’in ise güneş panelleri, bataryalar, elektrikli araçlar ve elektrik şebekeleri için dünyanın en büyük ekosistemini kurduktan sonra yalnızca sanayi liderliğinin yeterli olmadığı sonucuna vardığı kaydedildi. Çin’in Küresel Enerji Şebekeleri Geliştirme ve İşbirliği Örgütü üzerinden fotovoltaik, hidrojen, enerji depolama, yüksek voltajlı iletim, akıllı şebeke ve karbon muhasebesi alanlarında standartlar belirlemek üzere teknik komiteleri topladığı aktarıldı.
Guerin, bu adımları değerlendirirken makalesinde şu ifadelere yer verdi: “Bunlar mühendislik çalışmalarına benzeyebilir ancak bundan çok daha fazlasıdır. Bunlar, Çin’in temiz enerji ekonomisinin işletim sistemine sahip olma çabasını temsil ediyor. Endüstri standartlarını belirleyen ülke, bir teknolojiyi düzenlemekten fazlasını yapar. Kendisini yatırımları yönlendirebilecek, neyin neyle uyumlu çalışabileceğine karar verebilecek ve herkesin üzerine inşa etmek zorunda olduğu mimariyi sabitleyecek bir konuma getirir.”
“Sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye ve ucuz enerji gerektirir”
Makalede, Avrupa liderlerinin üretim kapasitesi olmadan koyulan kuralların stratejik özerklik sağlamadığını öğrendiği, Çin’in ise standartlar olmadan çalışan fabrikaların uluslararası etkiyi sınırlandırdığını gördüğü ifade edildi. Her iki tarafın da diğerinin onlarca yıldır mükemmelleştirdiği stratejik avantajların peşinden koştuğu vurgulandı.
Buna karşın bu yakınlaşmanın simetri anlamına gelmediğini belirten Guerin, iki tarafın da kendi geleneksel güç alanlarının ötesine uzanırken yeni ve yabancı zorluklarla karşılaştığını dile getirdi. Guerin makalesinde, “Bir sanayi tabanını yeniden kurmak sermaye, ucuz enerji, yoğun tedarikçi ağları ve örtük bilgi gerektirir; bunların hiçbiri yalnızca düzenlemeler yoluyla ortaya çıkarılamaz” değerlendirmesinde bulundu.
Küresel standartları belirlemenin de kolay olmadığını ekleyen yazar, bir devletin her teknik komiteye personel atasa bile ürettiği standartları dünyanın geri kalanına kabul ettirmekte başarısız olabileceğini kaydetti.
“ABD sahayı Avrupa ve Çin’e bırakıyor”
Sürecin sonucunun üçüncü büyük bir faktörden etkileneceğini belirten Guerin, Hindistan, Endonezya, Brezilya ve çeşitli Körfez ülkeleri gibi hırslı devletlerin kendi sanayi kapasitelerini inşa ettiklerini aktardı. Ancak çoğu ülkenin bu tür stratejileri izleyemeyeceğini, standartları yazamayacakları ve fabrikaları kuramayacakları için Brüksel veya Pekin’de tasarlanan işletim sistemlerini devralarak seçmedikleri bağımlılıkları kabul etmek zorunda kalacaklarını vurguladı.
Makalede Amerika Birleşik Devletleri’nin (ABD) konumuna ilişkin olarak ise şu ifadelere yer verildi: “Bir de enerji dönüşümünü tamamen terk ederek bu yarışın dışında kalmayı seçen Birleşik Devletler var. Fabrikalar kurmak veya elektrikleşmenin kurallarını yazmak yerine gümrük duvarları örüyor ve sahayı Avrupa ile Çin’e bırakıyor.”
“Üçüncü aşama zincirleri yönetmekle ilgili olacak”
Değer zincirlerinin yönetişiminin teknik olduğu kadar siyasi bir mesele de olduğunu vurgulayan Guerin, geleneksel sanayi politikası yaklaşımının değişmesi gerektiğini savundu. Temiz enerji yarışının ilk aşamasının teknolojileri icat etmek, ikinci aşamasının bunları ölçekli bir şekilde üretmek olduğunu belirten Guerin, makalesinde “Üçüncü aşama ise bunların dolaştığı, bağlandığı ve değer yarattığı zincirleri yönetmekle ilgili olacak” ifadelerini kullandı.
Guerin, Avrupa için çıkarılacak dersin sadece daha fazla fabrika kurmak olmadığını, Avrupa’nın gerçek stratejik avantajının kendi kurallarını herkesin kuralına dönüştürme konusunda kanıtlanmış yeteneği olduğunu kaydetti. Makale, “Enerji dönüşümü aynı nadir kombinasyonu ödüllendirir: Üretim kapasitesi, kural koyma yetkisi ve karmaşık sistemleri bir arada tutacak kurumlar. Hiçbir taraf sadece geleneksel güçlerine dayanarak kazanamaz” değerlendirmesiyle son buldu.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Avrupa6 gün önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’











