Avrupa
Almanya’da eyalet seçimleri: Saksonya’da CDU, Thüringen’de AfD zafer kazandı

Almanya’nın doğu eyaletleri Saksonya ve Thüringen’de yapılan seçimler, Almanya için Alternatif’in (AfD) yükselişini bir kez daha teyit etti.
Çıkış anketlerine göre AfD 1 Eylül Pazar günü Almanya’nın doğusundaki Thüringen eyaletinde yapılan eyalet seçimlerini %30,5 oy oranıyla kazanarak partinin bir eyalet seçimindeki ilk galibiyetini elde etti.
Almanya’nın doğusundaki Saksonya ve Thüringen eyaletlerinde yaklaşık beş milyon kişi yeni eyalet parlamentoları için oy kullanma hakkına sahipti.
Daha küçük bir eyalet olan Thüringen’de AfD oyların %30,5’ini alarak Almanya tarihine geçerken, ana muhalefetteki Hıristiyan Demokrat Birlik (CDU) oyların %24,5’ini alarak ikinci oldu.
Die Linke’den (Sol Parti) ayrılan isimlerin kurduğu yeni sol parti Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) önemli bir başarı elde ederek %16 ile üçüncü sırada yer aldı.
Şimdiye kadar Sosyal Demokratlar ve Yeşiller ile birlikte bir azınlık hükümetinde yer alan görevdeki eyalet başbakanı Bodo Ramelow’un Sol Parti’si, 2019’daki bir önceki seçime kıyasla oy oranının yarısından fazlasını kaybederek bu kez oyların yalnızca %12,5’ine ulaştı.
Bu arada, Şansölye Olaf Scholz’un SPD’si %7 oy alırken, ulusal koalisyon ortakları Yeşiller ve liberal FDP bir sonraki eyalet parlamentosunda temsil edilmek için yeterli oyu alamadı.
Thüringen’de seçimlere katılım %70’in üzerindeydi.
Saksonya’da sağ AfD ve CDU’da konsolide oldu
Alman Demokratik Cumhuriyeti’nin ilhakından bu yana yapılan önceki eyalet seçimleriyle kıyaslandığında Saksonya’da seçime katılım rekor seviyelere ulaştı.
Eyalette seçmenlerin %74,4’ünün katılımıyla, seçmenlerin %72,8’inin sandık başına gittiği 1990 yılındaki rekorun üzerine çıkıldı.
Kamu yayıncısı ARD’ye göre Saksonya’da, görevdeki eyalet başbakanı Michael Kretschmer’in CDU’su %31,5 oyla, %30 oy alan AfD’nin önünde az bir farkla zafer kazandı.
BSW de Saksonya’da oyların %12’sini kazanarak üçüncü sıraya yerleşti.
Kretschmer şu ana kadar, sırasıyla %5,5 ve %8,5 oy alan Yeşiller ve SPD ile koalisyon içinde hükümet etti ve her ikisi de bir sonraki eyalet parlamentosuna girmeyi başardı.
AfD lideri Weidel: Seçmenler AfD-CDU koalisyonu istiyor
Seçim sonuçları belli olduktan sonra ZDF’ye konuşan AfD Eş Başkanı Alice Weidel, seçmenlerin bir AfD-CDU koalisyonundan yana oy kullandığını savundu.
AfD olmadan eyalet hükümetlerinde istikrarlı bir hükümet olamayacağına işaret eden Weidel, federal hükümetteki trafik lambası koalisyonunu oluşturan partilerin cezalandırıldığını söyledi.
Partinin diğer eş başkanı Tino Chrupalla da ZDF’ye verdiği demeçte, Saksonya’da olduğu gibi Thüringen’de de bir politika değişikliği olması gerektiği yönünde seçmen iradesi oluştuğunu söyledi ve Thüringen’de hükümet etmek için açık bir yetki bulunduğunu belirtti.
Chrupalla, “AfD tüm partilerle konuşmaya istekli ve diğerleri AfD’ye karşı sözde güvenlik duvarının hâlâ geçerli olup olmadığını düşünmeli,” dedi.
AfD’li Höcke diğer partilerle görüşmeye başlayacak
Thüringen’de AfD’nin lideri Björn Höcke ise ARD’ye konuştu ve “Biz bir numaralı halk partisiyiz,” dedi. Tarihi bir sonuçtan söz eden Höcke, diğer partilerle hükümete katılım konusunda görüşmeler yapmaya başlayacağını da sözlerine ekledi.
Höcke, seçimden sonra en güçlü partinin halkı görüşmelere davet etmesinin iyi bir parlamento geleneği olduğunu söyledi ve “Biz hükümet sorumluluğunu üstlenmeye hazırız,” dedi.
Höcke Thüringen’de kendi seçim bölgesini kazanamadı. Greiz II seçim bölgesindeki eyalet seçim yetkilisine göre, eyalet parlamentosu için doğrudan yetki mücadelesinde Höcke, CDU adayı Christian Tischner tarafından yenilgiye uğratıldı. Höcke oyların %38,9’unu, Tischner ise %43’ünü aldı.
Höcke, beş yıl önce Thüringen’in Katolik ağırlıklı Eichsfeld bölgesinde yapılan eyalet seçimlerinde CDU’ya kaybettikten sonra uzun süredir gelecek vaat eden bir seçim bölgesi arıyordu.
CDU Thüringen’de AfD, Yeşiller ve Sol ile işbirliğini reddetmişti
Thüringen’de %23,7 oy oranı ile ikinci olan CDU’nun liste başı adayı Mario Voigt, kendisini Sol Partili eyalet başbakanı Bodo Ramelow’un azınlık koalisyonuna açık bir alternatif olarak sunmuş olsa da eyaletteki memnuniyetsizlikten faydalanmakta zorlandı.
Voigt seçim kampanyasını Höcke ile kendisi arasında bir “düello” şeklinde kurguladı ve kendisini Höcke ya da Ramelow gibi Batı Alman kökenlilerin aksine Thüringen kökenli bir siyasetçi olarak sundu.
Voigt, AfD’nin yanı sıra Sol ve Yeşiller ile işbirliğini kategorik olarak reddetti.
Voigt akşamın erken saatlerinde destekçilerine CDU’nun “siyasi merkezdeki en güçlü güç” olarak geri döndüğünü söyledi.
Voigt de partisinin hükümet etme yetkisine sahip olduğunu düşünüyor. Erfurt’ta yaptığı açıklamada, “CDU olarak biz de bunu CDU liderliğinde siyasi değişim için bir fırsat olarak görüyoruz,” dedi.
Sol Partili başbakan hükümeti CDU’nun kurmasını istiyor
Thüringen Başbakanı Ramelow ARD televizyonunda AfD ile ilgili olarak, “Ben faşizmin normalleşmesine karşı mücadele ediyorum,” dedi.
Ramelow, seçim kampanyasında CDU ya da BSW’ye karşı değil, AfD’ye karşı mücadele etmişti. Şimdi ise CDU’nun liste başı adayı Voigt’un hükümet etme görevini üstlendiğini düşünüyor.
Ramelow, “Demokratik yelpazeden kim en çok oyu alırsa görüşmeleri o başlatmalı, onları davet etmeli,” dedi.
Sol Partili siyasetçi, Başbakan olarak kendi pozisyonunu kaybedeceği öngörüsüyle ilgili olarak da, “Siyasi bir makamın sınırlı bir süre için verilmesiyle ilgili bir sorunum yok,” ifadelerini kullandı.
Wagenknecht’ten CDU ve SPD’ye yeşil ışık
AfD’nin yanı sıra Sahra Wagenknecht İttifakı (BSW) da bu seçimin en büyük kazananlarından biri.
Eski Sol Partili Katja Wolf’u Thüringen’de liste başı adayı olarak gösteren BSW, %15,6 oy alarak Erfurt’taki eyalet parlamentosuna girmeyi başardı.
Seçim kampanyasında BSW, Ukrayna’ya silah sevkiyatını eleştirmek ve Rusya ile müzakere çağrısı yapmak gibi federal siyasete ilişkin konularla puan topladı.
Bununla birlikte, göçü sınırlandırma ve sosyal güvenlik lehindeki tutumları da birçok seçmenin dikkatini çekti.
Partinin lideri Sahra Wagenknecht ARD televizyonuna verdiği demeçte, “[Saksonya’da] CDU ile birlikte iyi bir hükümet kuracağımızı umuyoruz, muhtemelen SPD ile de. Umarım bu işe yarar,” dedi.
BSW lideri, Thüringen’de de benzer bir koalisyonun düşünülebileceğini söyledi.
Öte yandan Wagenknecht, Thüringen’de AfD ile koalisyonu açıkça reddetti ve AfD’nin eyalet lideri Björn Höcke ile “birlikte çalışamayacaklarını” vurguladı.
Bununla birlikte, BSW’nin resmi X hesabından yapılan açıklamada, “Halk için somut iyileştirmelere ek olarak, Ukrayna savaşında diplomasiye bağlılık ve ABD’nin orta menzilli füzelerinin konuşlandırılmasına hayır demek olası koalisyonlar için şarttır. Biz sadece çoğunluk tedarikçisi olarak mevcut değiliz. Bu durum geçerliliğini korumaktadır,” denildi.
CDU, BSW ile ilişki kurmaya açık
CDU Genel Sekreteri Carsten Linnemann, partisinin Thüringen ve Saksonya’daki seçimlerde elde ettiği sonucu bir başarı olarak görüyor. ARD’ye konuşan Linnemann CDU’nun “gerçek bir halk partisi” olduğunu söyledi; trafik ışığı partilerinin cezalandırıldığını ve AfD sonucunun aldatıcı olduğunu savudu.
Linnemann CDU’nun AfD ile koalisyon kurmayacağını vurguladı. CDU ve BSW arasındaki olası ittifaklar konusunda ise bunun federal eyaletlerde CDU’nun iki lider adayı Kretschmer ve Voigt tarafından kararlaştırılacağını söyledi.
CDU parlamento grubu başkan yardımcısı Jens Spahn, CDU’nun BSW ile eyalet düzeyinde birlikte çalışmasının mümkün olduğuna inanıyor. Spahn, Thüringen’deki BSW’nin öncelikle eyalet siyasetine odaklanmak istediğine ikna olmuş durumda.
Avrupa
Sadiq Khan, Palantir’i “ihale kurallarına uymamak” ile suçladı

Londra Belediye Başkanı Sadiq Khan adına çalışan avukatlar, başkent polisinin, Palantir ile işbirliğinde ihale kurallarını ihlal ettiğini iddia etti.
Teknoloji şirketi, Khan’ın belediye başkan yardımcısının, yapay zeka ve veri analizi hizmeti sağlanması amacıyla Metropolitan Polisi ile yapılan 50 milyon sterlinlik sözleşmeyi onaylamayı reddetmesinin ardından, haziran ayında Yüksek Mahkeme’de Belediye Başkanı’nın Polislik ve Suçla Mücadele Ofisi aleyhine dava açtı.
Palantir, belediye başkanının sözcüsüne atfedilen ve şirketin belirtilmeyen “değerleri ve etik ilkeleri”ne atıfta bulunan açıklamaları gerekçe göstererek, Khan’ın ofisinin sözleşmeyi hukuka aykırı ve “mantıksız” bir şekilde engellediğini iddia ediyor.
Palantir’in Birleşik Krallık CEO’su Louis Mosley, Khan’ın kararının siyaseti Londralıların güvenliğinin üstünde tuttuğunu savunurken, Metropolitan Polis Komiseri Mark Rowley ise polis teşkilatının Palantir teknolojisine erişememesinin, teşkilatın bütçesindeki kesintilerin etkisini daha da kötüleştireceğini belirtti.
Geçen perşembe günü sunulan ve POLITICO tarafından incelenen duruşma öncesi savunma beyanında, belediyenin polis departmanı MOPAC’ın avukatları Palantir’in iddiasının “haksız olduğunu ve reddedilmesi gerektiğini” belirterek, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “hukuka aykırı bir ihale süreci yürüttüğünü” savundu.
Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü ile Palantir’in 2025 yılında teknolojinin bir pilot uygulamasını tasarladıkları ve böylece tutarın, MOPAC onayı gerektirecek 500.000 sterlinlik eşiğin altında kalmasının sağlandığı belirtildi.
Khan’ın emniyet ve suçla mücadele alanından sorumlu belediye başkan yardımcısının liderliğindeki MOPAC, Londra Emniyet Müdürlüğü’nü denetliyor.
Açıklamaya göre, söz konusu pilot projenin Nisan 2026’da sona ermesinden önce, Londra Emniyet Müdürlüğü ve Palantir, pilot projenin süresini uzatmak üzere Palantir’e çok daha büyük bir sözleşmeyi doğrudan vermek üzere görüşmelere başladı.
Açıklamada, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün “her aşamada” daha büyük sözleşmeyi Palantir’e verme niyetinde olduğu belirtilirken, bu yaklaşımın şirket tarafından “desteklendiği/teşvik edildiği/yardımcı olunduğu” da eklendi.
Khan’ın avukatları, bunun kasıtlı bir “Palantir stratejisi”ni yansıttığını savunuyor. Bu stratejiye göre şirket, genellikle pilot proje olarak adlandırılan düşük maliyetli kamu sözleşmelerine, “etkili ve şeffaf rekabet ve/veya ihale kanunu gerekliliklerinden kaçınmak niyetiyle, amacı ve/veya etkisiyle” giriyor ve ardından kamu kurumunu “etkili ve şeffaf bir rekabet yürütmeden ve/veya ihale kanununa uymadan” daha fazla sözleşme vermeye “etkilemeye” çalışıyor.
Açıklamada ayrıca, Londra Emniyet Müdürlüğü’nün ihale stratejisi için MOPAC’tan onay almayı kasıtlı olarak kaçındığı ve Palantir dışındaki firmaların da yarışta olduğu izlenimini vermek amacıyla MOPAC’a defalarca “yanıltıcı ve/veya tutarsız” bilgiler sağladığı belirtiliyor.
Açıklamada, bu faktörlerin yetkililerin Khan’ın yardımcısına sözleşmenin paranın karşılığını verdiğini bildirememelerine neden olduğu ifade ediliyor.
Bir Palantir sözcüsü, savunma açıklamasını “yanlış” olarak nitelendirdi ve açıklamanın hem pilot uygulamanın sonuçlarını hem de hükümetin dış kaynak kullanımı kılavuzunu göz ardı ettiğini söyledi.
Met, devam eden dava hakkında yorum yapmayı reddetti. Dava dilekçesinde taraf olarak adı geçmemekle birlikte, davaya bir cevap sunduğunu doğruladı.
Davanın 2027 yılının Ocak ayında mahkemeye taşınması bekleniyor.
MOPAC, Met Polisi ile işbirliği yaparak, Palantir’in de teklif verebileceği, talep gören yapay zeka ve veri yetenekleri için rekabetçi bir ihale tasarlayacağını açıkladı.
Bu arada Met Polisi, teşkilat içindeki suistimalleri tespit etmek için Palantir’in yazılımını kullanan önceki pilot uygulamayı uzattı.
Avrupa
NATO, Avrupa’daki nükleer silah yığınağını artıyor

NATO, Avrupa’da nükleer silahlanmayı daha da artırmaya hazırlanıyor ve Rusya sınırına yakın bölgelerde nükleer silah konuşlandırılmasını değerlendiriyor.
Geçen hafta, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, Avrupa kıtasına ek ABD nükleer silahlarının konuşlandırılmasını ihtimal dışı bırakmadı.
German Foreign Policy’nin aktardığı uzmanlara göre, yeni ABD nükleer bombaları Birleşik Krallık’ta halihazırda konuşlandırılmış durumda.
Finlandiya ve Litvanya da dahil olmak üzere Rusya sınırında veya sınırına yakın ülkeler, olası ek konuşlandırma yerleri olarak gündeme getiriliyor.
Bunu mümkün kılmak için Litvanya anayasasında değişiklik yapıyor. Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ise kısa süre önce bu adımı onayladığını belirtti.
Rutte, “nükleer silaha sahip Rusya” göz önüne alındığında planın oldukça “hassas” olduğunu kamuoyuna açıkça kabul etti.
ABD, Büchel’de depolanan bombaları, “taktik” amaçlarla kullanılabilen yeni B61-12 modeliyle değiştirerek nükleer savaş eşiğini düşürdü.
Büchel’in nükleer kapasitesini modernize etmek için gerekli yenileme çalışmaları milyarlarca dolara mal oluyor.
Aynı zamanda Fransa da Almanya ile koordineli olarak ulusal nükleer kapasitesini geliştiriyor.
Rutte’den nükleer caydırıcılık vurgusu
NATO Genel Sekreteri Mark Rutte, 21–22 Nisan tarihlerinde İstanbul’da üye ülkelerden yaklaşık 150 uzmanı bir araya getiren bu yılki NATO Nükleer Politika Sempozyumu’nda, NATO’nun sadece konvansiyonel değil, nükleer yeteneklerini de geliştirmeye devam edeceğini zaten ima etmişti.
Rutte o sırada, “büyük istikrarsızlık dönemlerinde nükleer caydırıcılığın öneminin arttığını” söylemiş, bu nedenle caydırıcılığın “inandırıcı, güvenli ve etkili” kalmasının sağlanması gerektiğine işaret etmişti.
Bu bağlamda, “NATO’nun nükleer duruşunun kötüleşen güvenlik ortamına nasıl daha fazla uyum sağlaması gerektiği de dahil olmak üzere” “önemli kararlar” alınması gerekeceğini belirtmişti.
Rutte, o dönemde NATO’nun modernizasyonu kapsamında nükleer konulara ilişkin çalışmaların halihazırda devam ettiğini kaydetmiş; “nükleer silaha sahip Rusya” ile çatışmanın “tırmanma” riski göz önünde bulundurulduğunda bunun özellikle “hassas” bir konu olduğunu ifade etmişti.
İki ay sonra, 18 Haziran’da Brüksel’de düzenlenen olağan yıllık toplantının ardından NATO Nükleer Planlama Grubu, şu anda “NATO’nun nükleer yeteneklerini modernize etme” ve “nükleer planlama yeteneklerini güçlendirme” sürecinde olduğunu yeniden teyit etti.
Grup, gerekli “yeteneklere” bu doğrultuda “yatırım” yapacağını da ekledi.
Nükleer yeteneklerin modernizasyonu: Savaş riski arttı
Halihazırda devam etmekte olan modernizasyon, bir yandan “nükleer paylaşım” kapsamında beş Avrupa ülkesinde depolanan eski ABD nükleer bombalarının yenileriyle değiştirilmesini içeriyor.
Üst düzey askeri yetkililerin açıklamalarının da gösterdiği ve uzmanların da doğruladığı üzere, bu süreç artık tamamlandı.
Spesifik olarak, eski B61 bombaları yeni B61-12 modelleriyle değiştirilmiş durumda.
B61-12’ler, önceki modellere kıyasla önemli ölçüde daha isabetli; ayrıca ölçeklendirilebilir, yani farklı patlayıcı güç seviyelerinde konuşlandırılabilir.
Uzmanların da doğruladığı üzere, bu durum prensipte bu bombaların “taktik” amaçlarla da kullanılabileceği anlamına gelir.
Yani örneğin, düşman komuta merkezlerini ve diğer askeri altyapıyı imha etmek için olduğu kadar, düşman kuvvetlerinin yoğunlaştığı bölgeleri de yok etmek için kullanılabilirler.
Prensipte savaş alanında kullanılması bile düşünülebilir. Bu durum, bombaların kullanım eşiğini düşürüyor ve nükleer savaş riskini artırıyor.
Söz konusu ABD bombaları, Eifel bölgesindeki Büchel’deki hava üslerinde, Belçika’daki Kleine Brogel’de, Hollanda’daki Volkel’de, İtalya’daki Aviano ve Ghedi’de ve Türkiye’deki İncirlik’te konuşlandırılmış durumda.
Uzmanlara göre, şu anda herhangi bir anda kullanıma hazır toplamda yaklaşık 100 nükleer bomba bulunuyor. Büchel için şu ana kadar belirtilen rakam 20
Nükleer bomba modernizasyonunda F-35 faktörü
Yeni B61-12 bombalarına geçiş, başka modernizasyon önlemleriyle birlikte gerçekleşiyor. Bunlar arasında özellikle yeni ABD yapımı F-35 avcı uçaklarına geçiş yer alıyor.
Nükleer paylaşım programına dahil olan tüm silahlı kuvvetler halihazırda F-35 uçaklarına sahip ya da bunları edinme sürecinde.
Buna, 10 milyar avro karşılığında 35 adet F-35 uçağı satın alan Alman Silahlı Kuvvetleri (Bundeswehr) de dahil.
F-35’leri işletmek için Büchel Hava Üssü’nün kapsamlı bir yenileme sürecinden geçmesi gerekiyor.
Diğer hususların yanı sıra, görev kontrolü için tamamen yeni bir altyapıya ihtiyaç duyuluyor. Yenileme çalışmalarının en geç 2027 yılına kadar tamamlanması planlanıyor.
Yoğun zaman baskısı ve ABD’nin belirli güvenlik şartları (örneğin, Çin’de üretilen çeliğin bile kullanılamaması gibi) şu anda maliyetleri hızla artırıyor.
İlk planlarda maliyetin 700 milyon avronun biraz üzerinde olacağı öngörülürken, kısa sürede bu rakam 1,1 milyar avroya çıktı.
Geçen temmuz ayında Savunma Bakanlığı, nihai maliyetin muhtemelen iki milyar avroya kadar çıkabileceğini kabul etti.
Haziran ayında, inşaat çalışmaları nedeniyle geçici olarak Nörvenich’e taşınan Tornado jetleri Büchel’e geri dönebildi.
Haberlere göre, yenileme çalışmalarının 2030 yılına kadar tamamen tamamlanması beklenmiyor.
Rusya sınırına NATO nükleer silahları gidebilir
Cuma günü bildirildiği üzere, NATO devam eden nükleer silahlanma çabalarının bir parçası olarak yeni konuşlandırma üsleri kurmayı da değerlendiriyor.
Birleşik Krallık’ta bu planın halihazırda uygulamaya konulduğu bildiriliyor. Daha geçen yaz, silah karşıtı aktivistler, B61-12 bombalarının Cambridge’in kuzeydoğusundaki Lakenheath Hava Üssü’ne nakledildiğine dair net kanıtlara sahip olduklarını belirtmişlerdi.
Bu, 2008’den bu yana ilk kez Birleşik Krallık’ta ABD nükleer silahlarının depolandığı anlamına geliyor.
Uzmanlar artık genel olarak ABD nükleer bombalarının Lakenheath’e ulaştığını varsayıyor.
2021 yılında bu hava üssü, Avrupa’da ABD’ye ait F-35 savaş uçaklarını barındıran ilk üs olmuştu. Yeni B61-12’lerle birlikte Birleşik Krallık, Avrupa’da ABD nükleer bombalarını depolayan altıncı ülke konumuna geldi.
NATO Genel Sekreteri Rutte’nin dpa’ya verdiği röportajda bu olasılığı açıkça dışlamaması nedeniyle, diğer ülkeler de bu örneği takip edebilir.
Bahsedilen olası yerler arasında Finlandiya, Litvanya ve Polonya bulunuyor; bu ülkelerin tümü Rusya sınırında ya da sınırına yakın konumda yer alıyor.
Litvanya kısa süre önce anayasasından nükleer silah konuşlandırma yasağını kaldıracağını duyurdu.
Cumhurbaşkanı Gitanas Nausėda, temmuz ayı başında Berlin’de yaptığı açıklamada, amacın “nükleer caydırıcılık için tüm seçenekleri kullanmak” olduğunu belirtti.
Şansölye Friedrich Merz de bu adımı onayladığını belirtti.
Avrupa’ya ilave 100 ila 150 B61-12 nükleer bombası konuşlandırılacak
Uzmanlar, Avrupa’da toplam 100 ila 150 adet ek B61-12 nükleer bombasının konuşlandırılabileceğini tahmin ediyor.
Aynı zamanda Fransa da nükleer silah stokunu artırma planlarını açıkladı. Paris, Rusya’yı “karanlıkta bırakmak” amacıyla kesin sayıyı açıklamak istemiyor.
Haberlere göre NATO da planlanan nükleer silahlanma konusunda ayrıntı vermemeyi düşünüyor. Bunun nedeni de yine Moskova’da belirsizlik yaratmak olarak gösteriliyor.
Bu durum stratejik bir avantaj olarak lanse ediliyor olsa da, aslında Avrupa’daki belirsizliği daha da artırıyor. Çünkü Rusya’nın Batı Avrupa’ya daha yakın yerlere nükleer silah konuşlandırarak aynı şekilde karşılık vermesi ve dolayısıyla Batı’yı da karanlıkta bırakması son derece muhtemel.
Bu durum, ABD’nin tüm ilgili anlaşmaların süresinin dolmasına izin vererek nükleer silah kontrolünü sistematik olarak baltalamasının ardından yaşanıyor.
Son olarak, bu yıl 5 Şubat’ta resmi olarak yürürlükten kalkan Yeni START Anlaşması da buna dahil.
Nükleer Silahların Ortadan Kaldırılması için Uluslararası Kampanya (ICAN) temsilcisi Alistair Burnett, “Artık yürürlükte olan tek bir nükleer silah kontrol anlaşması bile yok,” diyor.
Avrupa
Masonlar genç üye avında: Giriş yaşı 40’ın altına düştü

İngiltere’deki masonlar, giderek yaşlanan üye profilini yenilemek amacıyla kapılarını gençlere açtı ve üniversite yapılanmalarına ağırlık verdi. Birleşik Büyük Loca, yürütülen açık kapı günleri ve sosyal medya kampanyaları sayesinde yeni katılanların yüzde 47’sinin 40 yaş altı kişilerden oluştuğunu duyurdu.
İngiliz masonları, üye profilinin hızla yaşlanması üzerine örgütlenme stratejisinde köklü değişikliğe giderek genç nüfusu bünyesine katmak için harekete geçti.
Financial Times gazetesinin haberine göre, geleneksel kapalılığıyla bilinen yapı, toplumla daha açık ilişki kurma yolunu seçti.
İngiltere ve Galler Birleşik Büyük Locası (UGLE) verilerine göre, geçmişte yaklaşık 500 bin olan üye sayısı günümüzde 175 bin seviyesine kadar geriledi.
UGLE Büyük Sekreteri Adrian Marsh, yeni katılımcı kazanımının teşkilatın uzun vadeli varlığını sürdürebilmesi için temel bir zorunluluk haline geldiğini kaydetti.
Sayıları giderek azalan örgüt, son yıllarda gençlere ulaşmak amacıyla üniversitelerde özel localar kurmaya başladı. Öğrenci oryantasyon dönemlerinde etkinlikler düzenleyen ve halka açık günler ilan eden geleneksel yapı, geçmişte yalnızca üyelere açık olan tarihi binaları ile tören simgelerini ziyarete açtı.
Uygulanan yöntemler sonucunda, organizasyona yeni girenlerin yüzde 47’sini 40 yaş altı bireyler oluşturdu. Bu oran 2020 yılında yüzde 45 seviyesindeydi.
17’nci yüzyıldan bu yana varlığını sürdüren ve dünya genelinde yaklaşık 6 milyon üyesi bulunan yapı, kendisini felsefi, hayırsever ve ilerici bir kardeşlik örgütü olarak tanımlıyor.
Yapı, ana hedeflerini “ahlaki gelişim” ve dünyayı tanıyarak daha iyiye taşıma çabası olarak açıklıyor.
Şeffaflaşma adımlarına karşın, organizasyonun İngiltere’deki devlet kurumları ve ticari ağlar üzerindeki olası nüfuzuna dair tartışmalar sürüyor.
Yürütülen bir araştırmada, Londra Finans Merkezi (City of London) Belediye Meclisi üyelerinin yaklaşık üçte birinin masonik bağlarını beyan ettiği ortaya çıktı.
Süreç içerisinde Londra Emniyet Teşkilatı, olası çıkar çatışmalarının önüne geçmek amacıyla personeline geçmişteki ya da mevcut masonluk bağlarını bildirme zorunluluğu getirdi.
Masonların bu kararı iptal ettirmek için mahkemeye yaptığı başvuru reddedildi.
Glasgow Üniversitesi bünyesinde çalışmalarını sürdüren tarihçi Andrew Prescott, genç üye bulma sıkıntısının yaklaşık yarım asırdır devam ettiğini belirtti.
Prescott, modern gençliğin asırlık karmaşık ritüelleri öğrenmek yerine, daha esnek kuralları bulunan kulüpleri tercih ettiğini vurguladı.
The Telegraph gazetesinin ocak ayındaki haberine göre, İngiltere’deki localar üye toplamak amacıyla Facebook ve benzeri sosyal medya platformları üzerinden ilk kez geniş çaplı sponsorlu reklam kampanyaları başlattı.
Country genelindeki birimler, yayınladıkları ilanlarla doğrudan üyelik çağrısında bulundu.
Dünya Basını7 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi4 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını7 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












