Diplomasi
Putin’in çağrısıyla başlayan İstanbul süreci sarpa sardı: Taraflar ne diyor?

Rusya ve Ukrayna heyetleri, 2022’den bu yana ilk doğrudan görüşmeler için İstanbul’da bir araya gelmeye hazırlanıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 11 Mayıs’taki önerisiyle başlayan süreçte, taraflar müzakereler öncesinde beklenti ve pozisyonlarını açıkladı.
Rusya ve Ukrayna arasında 2022 yılından bu yana ilk doğrudan müzakerelerin İstanbul’da yapılması planlanıyor. Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’in 11 Mayıs’ta yaptığı öneri üzerine Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy de Türkiye’ye gelerek Putin ile görüşmeyi kabul etmişti.
Türkiye’nin girişimiyle öğleden sonraya ertelenen görüşmeler için Rus heyeti, Ukrayna tarafının gelmesini bekliyor.
TASS haber ajansı, görüşmenin 16 Mayıs’a ertelenebileceğini aktardı.
Rus heyetinde Devlet Başkan Yardımcısı Vladimir Medinskiy, Dışişleri Bakan Yardımcısı Mihail Galuzin, Genelkurmay Başkanlığı Ana Yönetim Dairesi Başkanı İgor Kostyukov ve Savunma Bakan Yardımcısı Aleksandr Fomin yer alıyor.
Ukrayna heyetine ise Savunma Bakanı Rüstem Umerov başkanlık edecek. Heyetteki diğer isimler açıklanmadı.
Medinskiy: Müzakerelerin amacı uzun vadeli barışın tesisi
Devlet Başkan Yardımcısı Vladimir Medinskiy, Rus heyetinin ciddi ve profesyonel bir çalışma yapmaya kararlı olduğunu belirtti.
Medinskiy, Rus tarafının olası uzlaşmaları görüşmeye hazır olduğunu ve doğrudan müzakerelerin amacının uzun vadeli barışın tesisi ile krizin temel nedenlerinin çözülmesi olduğunu vurguladı.
Ayrıca, İstanbul’daki Rus heyetinin tüm yetki ve yeterliliklere sahip olduğunu ve Moskova’nın bu görüşmeleri 2022’de kesintiye uğrayan sürecin devamı olarak gördüğünü ifade etti. Medinskiy, Putin’in İstanbul’daki müzakere pozisyonunu ve görevlerini belirlediğini de sözlerine ekledi.
Zelenskiy: Trump, Ukrayna tarafına Rusya’dan daha fazla baskı yapıyor
Ukrayna Devlet Başkanı Vladimir Zelenskiy, İstanbul’daki müzakerelerde Rus tarafıyla ateşkes konusunu görüşmeyi planladıklarını söyledi. Zelenskiy, Kiev müzakere heyetinin 16 Mayıs Cuma günü de İstanbul’da kalacağını belirtti.
Ukrayna Genelkurmay Başkanı Andrey Gnatov ve Ukrayna Güvenlik Teşkilatı (SBU) Başkanı Vasiliy Malyuk’un İstanbul’da olmayacağını kaydeden Zelenskiy, gerilimi azaltmaya yönelik ilk adımların atılması, özellikle ateşkes anlaşmalarının sağlanması için bir heyet gönderme kararı aldığını ifade etti.
Zelenskiy, Rus heyetiyle yapılacak görüşmelerin kesin zamanını veremeyeceklerini, görüşmelerin ya akşam saatlerinde ya da 16 Mayıs’ta yapılabileceğini dile getirdi. Zelenskiy ayrıca, Rusya’nın önerdiği doğrudan müzakere yolunun yanlış olduğunu ve Ukrayna’nın İstanbul’daki müzakereler konusunda ABD ile temas hâlinde olduğunu ve temsilcilerinin Türkiye’ye gelmesini beklediğini söyledi. Zelenskiy, Trump’ın Ukrayna tarafına Rusya’dan daha fazla baskı yaptığını da iddia etti.
ABD Başkanı Donald Trump, “Rusya ve Ukrayna’nın bir şeyler yapabileceğini umduğunu, çünkü bunun sona ermesi gerektiğini” ifade etti.
Trump: Gerekirse 16 Mayıs’ta İstanbul’a gitmeye hazırım
Trump, “Zelenskiy ABD’ye her geldiğinde yüz milyarlarca dolarla ayrılıyordu. Ancak bu önceki yönetimdi, şimdiki yönetim biraz daha sert bir yaklaşım sergiliyor,” dedi.
Gerekirse 16 Mayıs’ta İstanbul’a gelmeye hazır olduğunu belirten Trump, Ukrayna’daki çatışmanın çözümünde ilerleme kaydedilmesinin Putin ile görüşüp görüşemeyeceğine bağlı olduğunu söyledi. Trump, Rus heyetinin yapısından hayal kırıklığına uğramadığını da ekledi.
Zaharova: Avrupa ülkeleri son Ukraynalıya kadar kan dökülmesini istiyor
Rusya Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Mariya Zaharova, İstanbul’daki Ukrayna çözümüne ilişkin doğrudan müzakerelerin anlamının, çatışmanın temel nedenlerini ortadan kaldırmak ve uzun vadeli, kalıcı bir barış tesis etmek olduğunu belirtti.
Zaharova, Avrupa ülkelerinin Ukrayna’daki çatışmanın tırmanmasını destekleme niyetinde olduğunu ve Kiev’in “son Ukraynalıya kadar” kan dökülmesinin devamını hedeflediğini söyledi.
Zaharova ayrıca, Kiev’in müzakere sürecini her sekteye uğrattığında Ukrayna topraklarının küçüldüğünü ve Avrupa ülkelerinin Kiev’i bütünüyle destekledikleri sürece Ukrayna konulu müzakerelerde yer alma iddiasında bulunamayacaklarını vurguladı.
Lavrov: İngilizler Zelenskiy’i rehber gibi yönlendiriyor
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov, Batılı ülkelerin son birkaç gündür “ateşkes” kelimesini geri plana ittiğini söyledi. Lavrov, İstanbul’daki müzakereler zemininde İngilizlerin “Zelenskiy’i bir rehber gibi yönlendirdiğini” belirtti.
Ukrayna’da yabancı devletlerin askeri birliklerinin varlığının söz konusu olamayacağını ifade eden Lavrov, Ukrayna müzakerelerinin sorunsuz ve pürüzsüz geçeceğine dair bir güvence olmadığını kaydetti.
Lavrov, Ukrayna konulu özel bir toplantıya gelmeyi reddeden ve orada her türlü soruyu sorma fırsatları olan Avrupalı diplomatların davranışını “rezalet” olarak nitelendirdi.
Starmer’ın danışmanı Zelenskiy’e ‘tavsiye vermek için’ Türkiye’de
Kremlin: Putin, İstanbul’a gitmeyi planlamıyor
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, İstanbul’da yeniden başlayacak Rusya-Ukrayna müzakerelerinin süresinin gidişatına bağlı olacağını söyledi.
Peskov, Putin’in Ukrayna’daki çözüm için İstanbul’daki müzakere sürecine katılmayacağını ve önümüzdeki günlerde İstanbul’a gitmeyi planlamadığını belirtti.
Kremlin’in, Ukrayna ile yapılacak bir sonraki müzakere turlarının hangi düzeyde olabileceği ve bizzat Putin’in bir toplantıya gidip gidemeyeceği konusunda konuşmak için henüz erken olduğunu düşündüğünü de ekledi.
Diplomasi
BAE ile Kanada ticaret anlaşması imzaladı

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) ve Kanada, salı günü iki ekonomi arasındaki engelleri azaltmak ve yatırımı artırmak amacıyla kapsamlı bir ticaret anlaşması imzaladı.
Kanada Başbakanı Mark Carney, ABD ile gerginliğin yaşandığı bu dönemde ticaret ve yatırım bağlarını genişletmeyi hedefliyor.
Carney ve Abu Dabi Veliaht Prensi Şeyh Halid bin Muhammed bin Zayed El Nahyan, gümrük vergilerini düşürmeyi, bürokratik engelleri azaltmayı ve her iki ülkedeki işletmelerin pazara erişimini iyileştirmeyi amaçlayan Kapsamlı Ekonomik Ortaklık Anlaşması’nın (CEPA) imzalanmasına başkanlık etti.
ABD Başkanı Donald Trump’ın gümrük vergilerinin Kanada ekonomisinde dalgalanmalara yol açması üzerine Carney, önümüzdeki on yıl içinde Kanada’nın ABD dışındaki ticaret hacmini ikiye katlayacağına söz verdi.
Washington ile bir anlaşma sağlama yönündeki sonraki girişimler sonuçsuz kaldı ve bu durum Carney’i, Asya Pasifik’ten Avrupa ve Orta Doğu’ya kadar çeşitli ülkelerle ticaret anlaşmaları yapmak için agresif bir şekilde harekete geçmeye itti.
Başbakanlık yaptığı açıklamada, “CEPA tam olarak yürürlüğe girdiğinde, Kanada’nın BAE’ye yaptığı mevcut ihracatın %99’undan fazlasındaki gümrük vergilerini azaltacak veya ortadan kaldıracak. Bu, baklagil ve kanola yetiştiren Kanadalı çiftçiler, endüstriyel makine ve enerji üretim ekipmanı üreticileri, dünya çapındaki havacılık sektörümüz ve diğer Kanadalı yenilikçiler için yeni pazarlar anlamına geliyor,” dedi.
“Anlaşma ayrıca tarife dışı engelleri de ele alacak, ticaret ve yatırım için daha öngörülebilir bir ortam yaratacak ve sanayi, tarım, ormancılık, balıkçılık ve deniz ürünleri, çevre ve mühendislik sektörleri dahil olmak üzere Kanadalı mal ve hizmetlerin pazara erişimini genişletecektir,” denilen açıklamada, CEPA’nın 2027 yılında yürürlüğe girmesi beklendiği de belirtildi.
İki ülke ayrıca enerji, diplomatik ve savunma işbirliği konularında ön anlaşmalar imzaladı.
BAE Dış Ticaret Bakanı Sani El Zeyudi yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“İster ihracatçılarımız için iyileştirilmiş pazar erişimi yoluyla, ister lojistik, iletişim, ileri teknoloji ve imalat gibi yüksek büyüme gösteren sektörlerdeki yatırım fırsatlarına erişim yoluyla olsun, özel sektörümüz için önemli bir potansiyel görüyoruz; bunların tümü, dayanıklı, çeşitlendirilmiş ve küresel olarak bağlantılı bir ekonomi hedefimizi destekleyecektir.”
BAE, Kanada’nın Orta Doğu’daki en büyük ihracat pazarı ve Kanada da menşeli motorlu taşıtlar, yedek parçalar ve makinelerin önemli bir alıcısı.
İki ülke arasındaki karşılıklı ticaret hacmi geçen yıl 3,5 milyar Kanada doları (2,48 milyar ABD doları) olarak gerçekleşti.
Hükümet verilerine göre, bu rakam son birkaç yıldır yıllık %10 oranında artıyor.
BAE, geçen yıl Kanada’ya 50 milyar dolara kadar yatırım yapma taahhüdünde de bulunmuştu.
Kanada hükümetinden bir kaynak, anlaşmanın imzalanmasının, Kanada Parlamentosu’nun anlaşmayı onaylamasından önceki son adım olduğunu belirtti.
Diplomasi
Oxfam: Zenginler iklim felaketlerinden çifte kazanç sağlıyor

Oxfam raporuna göre iklimi bozan sektörlere yatırım yapan zenginler, felaketlerin ardından büyüyen yeniden inşa pazarından da kâr elde ediyor. Afetlere hazırlık ve toparlanma pazarının 2029 yılına kadar yıllık 92 milyar dolara ulaşması beklenirken gıda devi patronlarının serveti 120 milyar dolar arttı.
Dünyanın en zengin kesimi, iklim krizini derinleştiren kirletici sanayilerden para kazanmayı sürdürürken faturayı büyüten felaketlerin ardından devreye giren hazırlık ve yeniden inşa pazarından da kâr sağlıyor.
Uluslararası yardım kuruluşu Oxfam tarafından hazırlanan ve The Guardian gazetesinin aktardığı araştırma, küresel sermayenin gezegenin ısınma döngüsünü çift taraflı bir kazanç modeline dönüştürdüğünü gösteriyor.
Yardım kuruluşunun tahminlerine göre afetlere hazırlık, iyileştirme ve yeniden inşa hizmetlerini kapsayan pazarın büyüklüğü 2029 yılına kadar yıllık 70 milyar dolardan 92 milyar dolara çıkacak.
Raporu kaleme alan uzmanlar, hızla büyüyen bu pazarın en zengin isimler için krizin yıkıcı sonuçlarından gelir elde etme motivasyonu yarattığını, bunun da karbon salımını azaltmaya yönelik adımlara duyulan ilgiyi düşürebileceğini vurguluyor.
Oxfam Halkla İlişkiler Direktörü Jean McLean, en zenginlerin krizin iki aşamasında da kazanan taraf olduğuna işaret etti.
McLean, sürecin ilk adımında çevreyi kirleten sektörlere yatırımların sürdüğünü, ardından da giderek ısınan dünyaya kurtarma ve yeniden inşa hizmetleri sunan, hızla büyüyen bir “uyum ekonomisi” üzerinden gelir sağlandığını dile getirdi.
Kuruluşun hazırladığı endekste iklim krizini ağırlaştıran veya krizin yarattığı şartlara uyum pazarından kâr elde eden 217 şirket yer alıyor.
Listelenen işletmeler arasında soğutma sistemleri üretenler, sel bariyerleri geliştirenler ve yangın söndürme ekipmanı imal edenlerin yanı sıra taşımacılık, gıda, sigorta ve kredi hizmeti sunan kuruluşlar dikkat çekiyor.
Raporda iklim felaketleri ile küresel gıda piyasasına yön veren dev ticaret şirketlerini kontrol eden milyarderlerin servet artışı arasında da doğrudan bağ kuruluyor. Bu isimlerin toplam serveti 2020 yılından bu yana 120 milyar dolar yükseldi.
Sürece örnek olarak Batı Afrika’da 2024 yılında yaşanan aşırı hava olaylarının ardından kakao fiyatlarında kaydedilen yüzde 231 oranındaki artış gösteriliyor; Oxfam verileri, söz konusu fiyat sıçramasından bölgedeki yerel çiftçilerin hiçbir kazanç sağlayamadığını ortaya koyuyor.
Oxfam bu tablonun önüne geçebilmek amacıyla yüksek servet sahiplerine, özel jet sahiplerine, petrol ve doğalgaz şirketleriyle çevreyi kirleten diğer sektörlere yönelik vergilerin artırılması çağrısında bulundu.
Kuruluş ayrıca İngiltere’nin uluslararası iklim finansmanını yükseltmesini, sağlanacak bu kaynakların kredi olarak değil, karşılıksız hibe şeklinde verilmesini talep etti.
Birleşmiş Milletler programı kapsamında İngiltere’deki Exeter Üniversitesi ile Güney Afrika’daki KwaZulu-Natal Üniversitesinden bilim insanlarının yürüttüğü bağımsız bir araştırma ise küresel sıcaklık artışını 1,5 santigrat derece sınırında tutmanın artık mümkün olmadığını gösterdi.
Bilim insanları, hükümetlerin artık sıcaklık eşiğinin aşılmasını engellemeye odaklanmak yerine, ortaya çıkacak ağır sonuçları yönetmeye ağırlık vermesinin daha yerinde olacağını savundu.
Araştırmacılar, 1,5 derecelik sınırın aşılmasının aşırı hava koşullarına yol açacağını, buzulların erimesini hızlandıracağını ve mercan resiflerini yok edeceğini hatırlatarak bu gelişmelerin kıyı kentleriyle ada devletlerinin haritadan silinmesine yol açabileceği uyarısında bulundu.
BM Genel Sekreteri António Guterres de derecenin her bir kesrinin can alacağını, geçim kaynaklarını tüketeceğini, eşitsizliği büyüteceğini ve ekosistemleri geri dönülmez bir yıkıma sürükleyeceğini belirterek insanlığın felaketten kaçışın imkânsız hale geleceği noktaya hızla yaklaştığını söyledi.
ABD Başkanı Donald Trump ise Eylül 2025’te yaptığı açıklamada, iklim değişikliği uyarılarını “dünyada bugüne kadar yapılmış en büyük dolandırıcılık” diye tanımladı.
Temiz enerji projelerini “yeni yeşil aldatmaca”, karbon ayak izi kavramını ise “saçmalık” olarak niteleyen Trump, bu girişimlere yatırım yapan ülkelerin başarısızlığa uğrayacağını öne sürdü.
Diplomasi
Merz, Singapur’da “AB-TPP anlaşması” istedi

Alman hükümetinin Asya’daki ortak arayış devam ederken, Şansölye Friedrich Merz Singapur’da Trans-Pasifik Ortaklığı ile daha sıkı anlaşmalar istedi.
Merz’in Asya turunun programında Singapur, Japonya ve Güney Kore’de resmi ziyaretler ve görüşmeler yer alıyor.
Meselenin ticaret ve Pekin ile rekabet olduğunu gizlemeyen Şansölye, “Refahımız açık ticaret yollarına bağlı. Güvenliğimiz de öyle,” dedi ve “daha fazla ticaret, güvenli hammadde ve Almanya’da daha fazla istihdam için” tura çıktığını açıkça ilan etti.
Şansölyeye, Siemens CEO’su Roland Busch’un yanı sıra drone üreticisi Quantum Systems ve Airbus’ın askeri bölümünden yöneticilerin de aralarında bulunduğu yaklaşık 30 kişilik üst düzey iş dünyası temsilcilerinden oluşan bir heyet eşlik ediyor.
junge Welt’te (jW) yer alan habere göre Alman sermayesi ve hükümetinin bakış açısına göre, Japonya, Güney Kore ve Güneydoğu Asya Ülkeleri Birliği (ASEAN) ülkeleri özellikle umut vaat eden alternatif pazarlar olarak görülüyor.
Almanya’nın Pasifik bölgesindeki stratejisinin bir diğer hedefi ise AB ile CPTPP üye ülkeleri arasında bir serbest ticaret anlaşmasının imzalanması.
2018’de başlatılan ve “Trans-Pasifik Ortaklığı için Kapsamlı ve Aşamalı Anlaşma” olarak bilinen bu ticaret ittifakına Avustralya, Yeni Zelanda, Birleşik Krallık, Kanada, Vietnam, Şili, Japonya, Malezya, Meksika, Brunei, Peru ve Singapur dahil olmak üzere on iki ülke katıldı.
Bu ülkeler birlikte küresel GSYİH’nın yaklaşık yüzde 15’ini oluşturuyor ve toplam nüfusu 600 milyona yakın.
Merz, salı günü Singapur’da yaptığı açılış konuşmasında bu bağlamda, “Trans-Pasifik Ortaklığı üyeleriyle büyük çaplı bir bölgelerarası anlaşma yönünde” çalışılması çağrısında bulundu.
Şansölye ayrıca, bölgedeki tek tek ülkelerle de ek ticaret anlaşmaları yapılması çağrısında bulundu. Singapur ile bu tür bir anlaşma 2019 yılından beri yürürlükte.
Merz, uzun vadede hedefin, on bir üyesinin toplam nüfusu yaklaşık 700 milyon olan ASEAN ile AB arasında bir ticaret anlaşması imzalamak olduğunu açıkladı.
Singapur’un müzakerelerde kilit bir rol oynaması muhtemel. Hem Washington hem de Pekin ile iyi ilişkiler sürdüren bu şehir devleti, Avrupalı şirketler için Güneydoğu Asya’ya açılan lojistik ve finansal bir kapı işlevi görüyor.
Yaklaşık 2.400 Alman şirketinin bölgesel genel merkezi, eski İngiliz kraliyet kolonisi olan bu ülkede bulunuyor.
Alman sermayesi, özellikle yarı iletkenler, dijitalleşme, yeşil teknolojiler ve otomasyon alanlarında yerel araştırma ve geliştirme merkezlerine de yatırım yapıyor.
Alman Cumhurbaşkanı Steinmeier, Çin ile gerginliği azaltmak istiyor
Örneğin, bu yılın başlarında Almanya Dışişleri Bakanı Johann Wadephul, Schaeffler Grubu’nun yerel bir üniversiteyle ortaklaşa işlettiği robotik alanındaki “son teknoloji araştırma merkezini” ziyaret etmişti.
Son olarak, Berlin ile Singapur arasındaki askeri ve savunma sanayi işbirliği, Almanya’nın Pasifik stratejisinin temel taşlarından biri.
Örneğin, Singapur Donanması’nın yeni denizaltıları, Kiel’deki Thyssen-Krupp Marine Systems (TKMS) tarafından inşa edildi.
Buna ek olarak, TKMS, Singapur devlet şirketi ST Engineering ile bir anlaşma imzaladı.
Bu anlaşma, tıpkı İkinci Dünya Savaşı sırasındaki gibi, Singapur adasını Alman denizaltıları için kalıcı bir bölgesel onarım merkezine dönüştürecek.
Singapur ordusu ayrıca, mürettebatı Alman askeri eğitim alanlarında eğitilen “Leopard 2” tanklarını kullanıyor.
Amerika1 hafta önceSenatör Sanders: Silikon Vadisi zenginleri “korkunç bir plan” üzerinde çalışıyor
Diplomasi3 gün önce“Küresel Britanya” ve Kürt Reçetesinin İzleri
Dünya Basını7 gün önceProf. Wolff: Batı sömürgeciliğin sonuna geldiğini inkar ediyor
Ortadoğu2 hafta önceIsrael Hayom yazdı: İsrailli istihbaratçılar yıllardır Riyad’da
Ortadoğu2 hafta önceINSS: ABD gerileyen bir güç; artık etnik Yahudi kimliği demokratik normları önceliyor
Ortadoğu1 hafta önceMısır parlamentosu, Suudi Arabistan’a asker gönderme oylamasını erteledi
Görüş1 hafta önceFransa sokaklarında kaos ve hesaplaşma
Söyleşi5 gün önce“AfD, Alman büyük sermayesindeki iç çelişkinin bir ifadesi”











