Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İsrail, bugüne kadar hangi Hamas liderlerini hedef aldı?

Yayınlanma

Hamas’ın 1987’deki kuruluşundan bu yana İsrail, örgütün siyasi ve askeri liderlerini Filistin içinde ve dışında hedef alan suikastlar düzenliyor. İsrail, bu suikastları Hamas’ı zayıflatmanın bir yolu olarak görürken, yıllar içinde pek çok üst düzey isim bu saldırılarda hayatını kaybetti.

Hamas’ın Aralık 1987’de kurulmasından bu yana, örgütün siyasi ve askeri liderleri, İsrail tarafından Filistin içinde ve dışında gerçekleştirilen suikastların hedefi oldu.

İsrail, Hamas liderlerine yönelik suikastları, hareketi zayıflatmak ve örgütsel yapısını bozmak için etkili bir yöntem olarak değerlendirdi.

Kimi zaman başarılı olan kimi zaman ise başarısızlıkla sonuçlanan bu suikastlar, Şeyh Ahmed Yasin ve Abdülaziz el-Rantisi gibi sembol isimleri hedef alan hassas operasyonlardan, Gazze’ye yönelik savaşlar esnasında Hamas’ın askeri kanadındaki saha komutanlarını hedef alan daha geniş çaplı saldırılara kadar çeşitlilik gösterdi.

Hamas, Doha’daki müzakere heyetinin suikast girişiminden kurtulduğunu açıkladı

Salah Şihade

Temmuz 2002’de bir İsrail hava saldırısı, Hamas’ın askeri kanadı İzzeddin el-Kassam Tugaylarının fiili kurucusu Salah Şihade’nin Gazze şehrinin doğusundaki ed-Derec mahallesindeki evini hedef aldı. Saldırıda Şihade, eşi ve Kassam Tugayları komutanlarından koruması Zahir Nasar’ın da aralarında bulunduğu 18 kişi hayatını kaybetti.

Şubat 1952’de Gazze’deki Şati Mülteci Kampı’nda doğan Şihade, gençliğinde Mısır’a giderek İskenderiye’deki Sosyal Hizmetler Enstitüsünde eğitim gördü. Lisans derecesini aldıktan sonra Gazze’ye döndü ve bölgenin sosyal işler müfettişi olarak görev yaptı.

1984 yılında, Hamas’ın kuruluşundan üç yıl önce, Filistinli Mücahitler adıyla bir askeri yapı kurdu. Bu yapı, İsrail’e karşı bir dizi operasyon düzenleyen gizli hücrelerden oluşuyordu.

Şihade, 1991’de İzzeddin el-Kassam Tugaylarına dönüşen bu örgütün liderliğini sürdürdü. 1988 ile 2000 yılları arasında İsrail tarafından tutuklu yargılandı.

Şeyh Ahmed Yasin

İsrail, 22 Mart 2004’te, Gazze’nin güneyindeki es-Sabra mahallesinde bulunan İslam Külliyesi Camisi’nden tekerlekli sandalyesiyle çıkarken Şeyh Ahmed Yasin’e üç roketle saldırdı. Yasin, saldırı sonucunda hayatını kaybetti.

Gençliğinde geçirdiği bir kaza sonucu felç olan Şeyh Yasin, 1938’de doğdu. Hayatını İslami ilimlere adadıktan sonra Müslüman Kardeşler’e katıldı. Ancak asıl tanınırlığını, yeni bir İslami örgüt olan Hamas’ın lideri olduğu Birinci Filistin İntifadası sırasında kazandı.

1989’da İsrail tarafından tutuklandı ve müebbet hapis cezasına çarptırıldı. 1997’de, Hamas Siyasi Büro Başkanı Halid Meşal’e Ürdün’ün başkenti Amman’da suikast girişiminde bulunan iki İsrailli ajanın serbest bırakılması karşılığında yapılan bir esir takasıyla serbest kaldı.

Yasin, 6 Eylül 2003’te de bir İsrail suikast girişiminden sağ kurtulmuştu. İsrail helikopterleri, Gazze’de İsmail Heniyye ile birlikte bulunduğu bir daireyi hedef almış, Yasin saldırıda sağ kolundan hafif yaralanmıştı.

Abdülaziz el-Rantisi

Doktor ve siyasetçi Abdülaziz el-Rantisi’nin, Şeyh Ahmed Yasin’in yerine Hamas liderliğine geçmesinin ardından İsrail, 17 Nisan 2004’te Gazze şehrinde aracına bir helikopterle düzenlediği roket saldırısıyla Rantisi’yi öldürdü.

Hamas’ın önde gelen liderlerinden Rantisi, 2003 yazında bir suikast girişiminden kurtulmuştu. İslam Külliyesi, Gazze Şeridi’ndeki Arap Tabipler Birliği ve Filistin Kızılayı gibi kurumlarda idari görevler üstlendi.

1978’de açılışından itibaren Gazze İslam Üniversitesinde öğretim görevlisi olarak çalıştı ve İsrail karşıtı faaliyetleri nedeniyle farklı dönemlerde tutuklandı.

Rantisi, 1992’de Lübnan’ın güneyindeki Merc ez-Zuhur’a sürgün edilenlerin sözcülüğünü yaptı. 1993’te Merc ez-Zuhur’dan döndükten hemen sonra tutuklandı ve 1997 ortalarına kadar cezaevinde kaldı.

Nizar Reyyan

İsrail, Ocak 2009 başında Gazze’ye başlattığı Dökme Kurşun harekatı sırasında Hamas liderlerinden Nizar Reyyan’ı, Şeridi’nin kuzeyindeki Cibaliya Mülteci Kampı’ndaki evine düzenlediği bombardımanla öldürdü.

Reyyan, Kassam Tugayları ile askeri faaliyetlerde bulunmuş ve suikasta uğrayana kadar art arda Hamas Siyasi Büro üyeliği yapmıştı.

İsrail’in 2005’te Gazze Şeridi’nden çekilmesinin ardından geçen yıllarda Reyyan, İsrail’in Filistinlilerin evlerini roketlerle hedef almasını engellemek amacıyla insan kalkanları oluşturarak organize bir halk kampanyasına liderlik etti. Reyyan, yüzlerce vatandaşla birlikte bombalanma tehdidi altındaki binaların çatılarına çıkarak tekbir getiriyordu.

Mahmud el-Mebhuh

14 Şubat 1960’ta Gazze Şeridi’ndeki Cibaliya Mülteci Kampı’nda doğan Mahmud el-Mebhuh, Hamas’a bağlı İzzeddin el-Kassam Tugaylarının liderlerinden biriydi. İsrail, onu Birinci Filistin İntifadası sırasında iki İsrail askerinin kaçırılıp öldürülmesinden sorumlu tutuyordu.

1986’da İsrail güçleri tarafından silah bulundurmak ve İslami Harekete üye olmak suçlamasıyla bir yıl süreyle Gazze’deki es-Seraya Cezaevi’nde tutuldu. 1987’de Birinci İntifada’nın başlamasıyla serbest kalan Mebhuh, direniş faaliyetlerine gizlilik içinde devam etti.

Kurucu lider Şeyh Ahmed Yasin ve İzzeddin el-Kassam Tugaylarının kurucusu Salah Şihade ile ilişkilerini güçlendirdi ve komutan Muhammed eş-Şeratiha tarafından kurulan ilk askeri grubun üyesi oldu. Hapisten çıktıktan sonra, Hamas komutanlarından Şeyh Salah Şihade’nin talimatıyla asker kaçırma konusunda uzmanlaşan “Birim 101″i kurdu.

İsrail, Mahmud el-Mebhuh’u Dubai’de öldürdü. Dubai polisi 2010’da, suikastı İngiliz, İrlanda, Alman ve Fransız pasaportu taşıyan 11 kişinin gerçekleştirdiğini duyurdu ve yüksek teknolojili kamera kayıtlarına dayanarak şüphelilerin fotoğraflarını yayımladı.

Ahmed el-Caberi

İsrail, Kasım 2012’de Gazze şehrine düzenlediği bir hava saldırısıyla, Şihade ve Muhammed ed-Dayf ile birlikte hareketin Askeri Konseyindeki “üçüncü kişi” olarak kabul edilen Hamas’ın önde gelen liderlerinden Ahmed el-Caberi’yi öldürdü.

1960 doğumlu olan Caberi, siyasi hayatına Fetih Hareketi’nde başladı. Cezaevindeyken Hamas’ın kurucusu Ahmed Yasin ile tanıştı ve hareketin liderleriyle ilişkilerini güçlendirdi. 1995’te cezaevinden çıktıktan sonra Hamas’a katıldı. 2000 yılında, Dayf ve Şihade ile birlikte Kassam Tugayları Askeri Konseyinin üç üyesinden biri oldu.

Dayf’ın 2003’teki bir suikast girişiminde ağır yaralanmasının ardından, Dayf’ın yardımcısı olarak Kassam Tugaylarının fiili komutanı hâline geldi ve İsrailli güvenlik ve askeri liderlerin ifadesiyle “Hamas’ın genelkurmay başkanı” ve “zorlu isim” unvanlarını aldı.

Caberi, İsrail’e karşı askeri faaliyetlerin organize edilmesinde ve koordine edilmesinde önemli bir rol oynadı ve 2011’de asker Gilad Şalit karşılığında Filistinli esirlerin takası sürecini yönetti.

Raid el-Attar

İsrail, 21 Ağustos 2014’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah şehrinde bir eve düzenlediği hava saldırısıyla, İsrail iç istihbarat teşkilatı Şin Bet’in (Şabak) “Kassam’ın en güçlü liderlerinden biri” olarak tanımladığı Raid el-Attar’ı öldürdü.

Kassam Tugayları Askeri Konseyi üyesi ve kurucularından olan Attar, Refah bölgesinin askeri sorumlusuydu. İsrail, onu Hamas’ın yer altı tünel sistemini inşa etmekle suçluyordu.

Attar ayrıca, 2006’da Kerem Ebu Salim bölgesinde Kassam Tugaylarının düzenlediği, iki İsrail askerinin öldürüldüğü ve asker Gilad Şalit’in esir alındığı saldırıyı planladı. İsrail, 2014’teki Gazze savaşı sırasında subayı Hadar Goldin’in öldürülmesinden ve cesedinin alıkonulmasından da Attar’ı sorumlu tuttu.

1994’te Kassam Tugaylarına katılan Attar, Mısır-İsrail sınırındaki bir İsrail askeri mevzisine düzenlenen ve bir İsrail subayının öldürüldüğü saldırıda yer almıştı.

Cemile eş-Şanti

İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik saldırılarının başlangıcında, 18 Ekim’de Gazze şehrindeki evine düzenlenen bir hava saldırısıyla Hamas hükümetinin ilk kadın bakanı olan Cemile eş-Şanti öldürüldü.

Şanti’nin adı, 3 Kasım 2006’da, liderliğindeki bir kadın yürüyüşünün, İsrail ordusunun Gazze Şeridi’nin kuzeyindeki Beyt Hanun beldesinde onlarca direnişçinin bulunduğu bir camiye uyguladığı ablukayı kırmasıyla öne çıkmıştı.

2006 yılında Hamas’ı temsil eden Değişim ve Reform listesinden Yasama Meclisi üyeliğine seçildi.

Şanti, 2013’te Gazze Şeridi’ni yöneten Hamas hükümetinde Kadın Bakanı olarak atandı. 2021’de ise Siyasi Büro’nun ilk kadın üyesi olarak bu göreve geldi.

Eymen Nevfel

İsrail, geçen 17 Ekim’de Gazze Şeridi’nin merkezindeki el-Bureyc Mülteci Kampı’na bir hava saldırısı düzenleyerek Hamas liderlerinden Eymen Nevfel’i hedef aldı.

Hamas’ın en önde gelen güvenlik ve istihbarat liderlerinden biri olan Nevfel, Kassam Tugayları Genel Askeri Konseyi üyesi ve Merkez Vilayetler Tugayı komutanıydı. Tel Aviv, onu daha önce suikast için arananlar listesinde dördüncü sıraya koymuştu.

Kassam Tugaylarının ilk kuşağından olan Nevfel, intifadalar (1987 ve 2000) sırasında askeri faaliyetlere liderlik edenlerdendi. 1991’de İsrail cezaevlerinde, 1997’de ise Filistin Yönetimi tarafından üç kez tutuklandı.

Nevfel, yıllarca Kassam Tugaylarının istihbarat birimini yönettikten sonra askeri operasyonların komutasını üstlendi. Son görevi, Tugayların Merkez Vilayetler Tugayı komutanlığıydı.

Salih el-Aruri

İsrail’e ait bir insansız hava aracı (İHA), 2 Ocak 2024’te Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güney banliyösünde Hamas’a ait bir büronun bulunduğu binayı hedef alarak Salih el-Aruri’yi öldürdü. Ekim 2017’den beri hareketin Siyasi Büro Başkan Yardımcısı olan Aruri, 31 Temmuz 2021’de yeniden seçilmiş ve Batı Şeria’daki hareketin sorumluluğunu üstlenmişti.

1966’da işgal altındaki Batı Şeria’nın merkezindeki Ramallah yakınlarındaki Arura kasabasında doğan Aruri, Hamas’ın iki numaralı ismi olarak kabul ediliyordu.

İzzeddin el-Kassam Tugaylarının kuruluşuna katkıda bulunan Aruri, İsrail cezaevlerinde 18 yıl geçirdi. Ayrıca 1985’ten 1992’de tutuklanana kadar el-Halil Üniversitesindeki İslami öğrenci hareketine liderlik etti.

1987 sonlarında kuruluşunun ardından Hamas’a katılan Aruri, 2014’te Tel Aviv tarafından Batı Şeria’da üç İsraillinin kaçırılıp öldürülmesini planlamakla suçlanmıştı.

İsmail Heniyye

Filistin’in önde gelen siyasi liderlerinden ve Hamas’ın sembol isimlerinden biri olan İsmail Heniyye, 2006-2007 yılları arasında Filistin Başbakanı olarak görev yaptı. Hareket, 31 Temmuz 2025’te Tahran’daki konutunu hedef alan bir İsrail hava saldırısında öldürüldüğünü duyurdu.

Heniyye, 2021’de üst üste ikinci kez Hamas Siyasi Büro Başkanlığına seçilmişti ve görev süresi 2025’te sona erecekti.

Siyasi faaliyetlerine, daha sonra Hamas’ın içinden çıktığı Müslüman Kardeşler’in öğrenci kolu olan İslami İttifak içinde başlayan Heniyye, İsrail ordusu tarafından defalarca tutuklanmış ve suikast girişimlerine maruz kalmıştı.

Yahya es-Sinvar‌

1962’de Gazze Şeridi’nde doğan Yahya es-Sinvar, Aksa Tufanı operasyonunda Hamas’ın en önde gelen lideriydi. Gazze’deki Hamas lideri olan Sinvar, İsmail Heniyye’nin geçen Temmuz 2024’te Tahran’da öldürülmesinin ardından Hamas Siyasi Büro Başkanı oldu.

Genç yaşta Hamas’a katılan Sinvar, hareketin iç güvenlik işlerini yürüten, İsrail ile bağlantılı olduğundan şüphelenilen muhbirleri soruşturan ve İsrailli istihbarat ve güvenlik görevlilerini takip eden “Mecd” adlı bir güvenlik birimi kurdu.

İsrail, Sinvar’ı üç kez tutukladı ve 1988’deki üçüncü tutukluluğunun ardından dört kez müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Buna rağmen, İsrail tarafından serbest bırakılan 1027 Filistinli mahkûm arasında yer aldı. Sinvar, Hamas’ta önde gelen bir lider olarak görevine geri döndü ve 2017’de hareketin Gazze Şeridi’ndeki Siyasi Büro Başkanlığını üstlendi.

Sinvar, 16 Ekim 2024’te Gazze Şeridi’nin güneyindeki Refah şehrinde İsrail ordusuyla girdiği çatışmada hayatını kaybetti.

Muhammed ed-Dayf

Hamas’ın askeri kanadı Kassam Tugaylarının başkanı olan Muhammed ed-Dayf, gizemli bir figür olarak biliniyordu. Filistinliler arasında “Dahi”, İsrailliler arasında ise “Yedi Canlı Kedi” olarak tanınıyordu.

İsrail’in en çok aranan isimlerinden biri olan Dayf, 2000 yılında hapsedilmiş ancak İkinci Filistin İntifadası’nın başında kaçmıştı.

2002’deki suikast girişimlerinden birinde hayatta kalmayı başaran Dayf, bir gözünü kaybetti. İsrail, onun ayrıca bir bacağını ve bir elini kaybettiğini ve konuşma güçlüğü çektiğini iddia etti.

İsrail, 2014’te Gazze Şeridi’ne düzenlediği bir saldırıda Dayf’ı öldürmeyi başaramadı ancak eşini ve iki çocuğunu öldürdü.

Temmuz 2024’te İsrail, Han Yunus’taki bir yerleşkeye düzenlediği hava saldırısında Dayf’ı öldürdüğünü duyurdu. Hamas Hareketi ise Dayf’ın ölümünü Ocak 2025 sonuna kadar doğrulamadı.

Hamas liderlerine suikast, İsrail için devam eden bir hedef

İsrail Ordu Radyosu, 9 Eylül’de İsrail’in Katar’daki Hamas yetkililerini hedef aldığını bildirdi. Medya kaynakları, hedeflenen Hamas liderlerinin Halil el-Hayye, Zahir Cebbarin, Halid Meşal ve Nizar Avadullah olduğunu belirtirken, Hamas’a yakın kaynaklar Reuters‘e operasyonun başarılı olmadığını söyledi.

Bu operasyon, İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir’in 31 Ağustos’ta, Gazze Şeridi’ndeki savaşın devam ettiği bir ortamda, Hamas liderlerini yurt dışında tasfiye etme tehdidinde bulunmasının ardından geldi.

Zamir, “Hareketin hayatta kalan liderlerinin çoğu yurt dışında oturuyor, onlara da ulaşacağız,” diyerek ordunun “tüm arenalarda ve her zaman saldırgan bir şekilde, inisiyatif alarak ve operasyonel üstünlükle hareket ettiğini” sözlerine ekledi.

İsrail, Gazze Şeridi’ne yönelik saldırıların başlangıcından bu yana hareketin yurt dışındaki liderlerini hedef alan suikastlar gerçekleştirmişti. Bunlar arasında Beyrut’un güney banliyösünde Salih el-Aruri’nin ve İran’ın başkenti Tahran’da Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Heniyye’nin öldürülmesi de bulunuyor.

Bundan yıllar önce, 2010’da, İsrail Hamas liderlerinden Mahmud el-Mebhuh’u da öldürmüştü.

Ortadoğu

Kuveyt iki İranlı diplomatı istenmeyen kişi ilan etti

Yayınlanma

Kuveyt, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarının ardından iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” ilan etti ve ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verdi. İran ise ABD’nin son saldırılarında Kuveyt ve Bahreyn topraklarının kullanıldığını belirterek iki ülkenin siyasi liderliğini doğrudan sorumlu tuttu.

Kuveyt Dışişleri Bakanlığı, gece saatlerinde ülke topraklarını hedef alan İran İHA ve balistik füze saldırılarına tepki olarak iki İranlı büyükelçilik personelini “istenmeyen kişi” (persona non grata) ilan etti. Diplomatlara ülkeyi terk etmeleri için 24 saat süre verildi.

Bakanlık, iki İranlı diplomatik personelin görevine son verildiğini ve sınır dışı edilmelerine karar verildiğini açıkladı. Dışişleri Bakan Yardımcısı Hamad Süleyman el-Maşan, İran’ın Kuveyt Maslahatgüzarı Hamid Yakubi Far’ı bakanlığa çağırdı ve saldırıları kınayan resmi protesto notasını kendisine iletti.

Kuveyt yönetimi, füze saldırılarının ülkenin egemenlik haklarını ihlal ettiğini belirtti. Yetkililer, Kuveyt’in kendisini savunma konusunda “tam ve doğal bir hakka” sahip olduğunu vurguladı.

İran tarafı ise operasyonun, kendisine yönelik düşmanca eylemlerde kullanılan yabancı askeri unsurlara ev sahipliği yapan Kuveyt’e karşı “meşru bir yanıt” olduğunu ifade etti.

Saldırılar havalimanı ve askeri tesislerin yakınlarını vurdu

İran Devrim Muhafızları Ordusu tarafından düzenlenen saldırıların, batılı güçlerin lojistik merkezi olarak değerlendirilen Kuveyt Uluslararası Havalimanı çevresi dahil kritik stratejik tesisleri hedef aldığı bildirildi.

Kuveytli yetkililer, havalimanındaki Terminal 1’in füze saldırıları nedeniyle ağır hasar gördüğünü açıkladı. Yetkililer, saldırılarda 1 kişinin hayatını kaybettiğini, 63 kişinin yaralandığını bildirdi.

İran füzelerinin asıl hedefinin ise İran’a yönelik hava saldırılarında kullanıldığı belirtilen Ali el-Salem ve Arifcan hava üsleri olduğu kaydedildi.

Bu nedenle, sivil havalimanında meydana gelen ağır hasarın, İran füzelerini önlemeye çalışırken başarısız olan Kuveyt hava savunma sistemine ait bir önleme füzesinden kaynaklanmış olabileceği ihtimali gündeme geldi.

Aynı gece İran Devrim Muhafızları’nın Kuveyt ile eş zamanlı olarak Bahreyn’deki hedeflere de füze fırlattığı aktarıldı.

İran Kuveyt ve Bahreyn’i sorumlu tuttu

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD ordusunun Keşm Adası’ndaki bir telekomünikasyon kulesi ile Hürmüz Boğazı’ndaki bir petrol tankerini hedef alan son bombardımanlarına tepki gösterdi.

Bakanlık, ABD uçakları ile füzelerinin Bahreyn ve Kuveyt topraklarından çıkış yaptığını tespit ettiklerini açıkladı. İran, her iki ülkenin siyasi liderliğini bu saldırılardan doğrudan sorumlu tuttuğunu bildirdi.

İran Dışişleri Bakanlığı, ABD’nin söz konusu eylemlerinin 8 Nisan’da sağlanan ateşkesi açık biçimde ihlal ettiğini belirtti. Bakanlık ayrıca bu saldırıların Birleşmiş Milletler (BM) Şartı’nın ulusal egemenliği güvence altına alan 2. Maddesinin 4. Fıkrasına aykırı olduğunu ifade etti.

Tahran yönetimi, gelecekte yaşanabilecek herhangi bir saldırganlığa karşı, saldırının çıkış noktası olan ülkeleri doğrudan hedef alacak şekilde tüm savunma kapasitesini seferber edeceği uyarısında bulundu.

Şubat ayı sonlarında İran’a karşı başlayan ABD-İsrail savaşı bölgedeki gerilimi yüksek seviyede tutmayı sürdürüyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İsrail’in Lübnan saldırılarında can kayıpları artıyor

Yayınlanma

ABD’nin tek taraflı ateşkes ilan etmesinin üçüncü gününde, İsrail ordusu Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı. Ülkenin güneyindeki bombardımanlarda aralarında bir ilkyardım görevlisinin de bulunduğu çok sayıda sivil hayatını kaybederken, Washington’da yürütülen diplomatik görüşmelerde askeri hareket özgürlüğü dayatması pürüz yaratmaya devam ediyor.

İsrail ordusu, Washington’ın tek taraflı ateşkes ilanının ardından Lübnan genelindeki hava saldırılarını ve zorunlu tahliye emirlerini artırdı.

Son olarak başkent Beyrut’un hemen güneyindeki Halde otoyolunda seyir halindeki bir araç insansız hava aracı (İHA) tarafından vurulurken, ülkenin güneyindeki bombardımanlarda en az yedi kişi öldü, onlarca kişi de yaralandı.

İsrail’in Lübnan’a yönelik askeri tırmanışı, ABD’nin tek taraflı ateşkes açıklamasına rağmen 3 Haziran’da da hız kesmeden devam etti. Tel Aviv yönetimi, ülkenin güneyi başta olmak üzere birçok bölgede düzenlediği bombardımanları ve yoğun hava saldırılarını artırdı.

Çarşamba günü öğle saatlerinde, başkent Beyrut’un hemen güneyinde yer alan Halde otoyolundaki bir araç, İsrail İHA’sı tarafından hedef alındı. Saldırıda bir kişinin yaralandığı bildirildi.

Ülkenin güneyindeki el-Huş kasabasına düzenlenen İsrail saldırısında ise en az altı sivil hayatını kaybetti. Ayrıca, Arabsalim köyüne yönelik bir başka İHA saldırısında, er-Risale İzciler Derneği’ne bağlı ilkyardım görevlisi Ali Selman Nasr öldü.

Bu son kayıpla birlikte, 2 Mart’tan bu yana İsrail saldırılarında hayatını kaybeden Lübnanlı ilkyardım ve arama kurtarma görevlisi sayısının en az 134’e yükseldiği belirtildi.

Güneydeki Kevseriyet el-Riz ve Zirariye kasabaları da gün içinde düzenlenen iki ayrı hava saldırısının hedefi oldu. Halde otoyolundaki saldırı öncesinde, güney bölgelerinde en az beş aracın daha İsrail İHA’ları tarafından vurulduğu aktarıldı. Sur, Nebatiye ve güneyin diğer bölgelerinde yıkıcı hava saldırıları ile yoğun topçu atışları gün boyu kesintisiz sürdü.

Tel Aviv yönetimi, çarşamba sabahından itibaren Lübnan’ın güneyindeki Arzi, Kevseriyet el-Riz, Zirariye, Cbaa, Humin el-Fevka, İrkay ve Harayeb’in bir kısmını kapsayan üç yeni zorunlu tahliye emri yayımladı.

Bölge sakinlerine, planlanan hava saldırıları öncesinde evlerini derhal terk etmeleri yönünde uyarılarda bulunuldu.

İsrail’in bu aralıksız saldırıları, Lübnan ile İsrail arasında Washington’da yürütülen doğrudan görüşmelerin ikinci gününde meydana geldi.

Söz konusu doğrudan müzakerelerin yürütülmesi, Lübnan yasalarına aykırı olması gerekçesiyle iç kamuoyunda tartışmaları da beraberinde getiriyor.

Diğer taraftan Hizbullah, Lübnan’ın güneyindeki İsrail askeri birliklerine karşı eylemlerini sürdürüyor.

Bununla birlikte direniş güçlerinin sınır ötesi operasyonlarını büyük ölçüde azalttığı, son iki günde ise yalnızca Kiryat Şimona bölgesine yönelik birkaç şüpheli İHA sızması gerçekleştirdiği bildiriliyor.

Diplomatik temaslar ve hareket özgürlüğü şartı

ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi geç saatlerde Lübnan’da tek taraflı bir ateşkes ilan etmişti. Bu ilan, İsrail’in Beyrut’un güney banliyölerinin tamamı için tahliye emri çıkararak başkente yönelik büyük bir bombardıman dalgası tehdidinde bulunmasından birkaç saat sonra gelmişti.

Ancak Tel Aviv’in, İran’ın Washington ile görüşmeleri sonlandırma ve İsrail’i yeniden vurma tehditleri üzerine ABD’den gelen baskıyla bu planlanan büyük saldırıdan geri adım atmak durumunda kaldığı ifade ediliyor.

Washington yönetimi ve Lübnan’ın ABD Büyükelçiliği, Hizbullah’ın karşılıklı saldırıların durdurulmasını öngören ABD teklifini kabul ettiğini öne sürdü.

Bu teklife göre İsrail sadece başkent Beyrut’a saldırmaktan kaçınacak, buna karşılık Hizbullah da İsrail topraklarına yönelik eylemlerine son verecekti.

Ancak Hizbullah yönetimi ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri bu kısmi teklifi reddederek, tüm Lübnan topraklarını kapsayacak eksiksiz ve topyekûn bir ateşkes talebini yineledi.

İsrail ise Hizbullah’ın operasyonları tamamen durmadığı takdirde Beyrut’a yönelik askeri harekat planını devreye sokacağını belirtiyor.

Tel Aviv ayrıca, varılacak herhangi bir ateşkes anlaşmasında Lübnan topraklarında askeri açıdan “hareket özgürlüğü” talep ediyor. Bu şart, egemenlik ihlali oluşturduğu gerekçesiyle Lübnan tarafınca tamamen reddediliyor.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD, Hürmüz’de gizli taktiğe geçti

Yayınlanma

ABD ordusunun, Hürmüz Boğazı’nda gemilere refakat etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” askıya alınmasına rağmen bölgedeki ticari gemilere yardım etmeyi sürdürdüğü ancak bu faaliyetleri artık gizli tuttuğu bildirildi. Bloomberg’in askeri kaynaklara dayandırdığı habere göre, ABD güçleri doğrudan eşlik etmek yerine bölgede uzaktan koordinasyon, gözetleme ve anlık müdahale taktiklerini devreye soktu.

ABD Deniz Kuvvetleri, Washington’ın Hürmüz Boğazı’ndaki ticari gemilere eşlik etmeyi öngören “Özgürlük Projesi” adlı girişimi durdurma kararının ardından, bölgeden geçen gemilere yardım etmeye devam ediyor.

Bloomberg’ün kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Amerikan ordusu bu faaliyetlerini artık kamuoyuna duyurmaktan kaçınıyor.

Bloomberg’in verileri ve ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) açıklamalarından derlenen bilgilere göre, boğazdan geçen ticari gemiler İran mayınlarından kaçınmak için transponder cihazlarını kapatıyor ve güneye, Umman kıyılarına daha yakın rotalar izliyor. Amerikan askeri unsurları ise bu süreçte gemilere destek sağlıyor.

CENTCOM Halkla İlişkiler Direktörü Deniz Albay Tim Hawkins pazartesi günü yaptığı açıklamada, “Amerikan kuvvetleri gemilere doğrudan refakat etmese de bölgesel ve küresel ekonomi için hayati bir uluslararası koridor olan Hürmüz Boğazı’ndan engelsiz ve güvenli bir şekilde geçmek isteyen ticari gemilerle iletişim kurmaya ve koordinasyon sağlamaya devam ediyoruz” dedi.

Bloomberg, ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth’in cumartesi günü yaptığı açıklamada, ABD’nin bölgedeki adımları sayesinde Hürmüz Boğazı’ndaki gemi trafiğinin eninde sonunda normale döneceğini belirttiğine dikkat çekti.

Hudson Enstitüsü Kıdemli Uzmanı Bryan Clark, Amerikan kuvvetlerinin bölgedeki güncel taktiğini şu sözlerle açıkladı:

“Eğer ticari gemiler İran’ın karşı kıyısı boyunca ilerler ve transponderlarını kapatırlarsa, İran güçlerinin bu hareketliliği tespit etmek ve insansız hava araçları veya füzelerle saldırı düzenlemek için radarlar ya da gözlemciler kullanması gerekir. ABD Deniz Kuvvetleri ise bu faaliyetleri tespit edebilir ve İran ünitelerine misilleme saldırısı düzenleyebilir.”

Nitekim iki taşımacılık şirketi, boğazdan geçiş yaptıkları sırada gemilerinden birine İran’a ait hızlı hücum botlarının yaklaştığını, bu sırada helikopterlerin ortaya çıkarak botları bölgeden uzaklaştırdığını bildirdi.

Şirket yetkilileri, geçiş sürecinde ABD ordusuyla iletişim halinde olduklarını teyit etti.

CENTCOM’un salı akşamı yaptığı açıklama da ABD’nin bölgedeki aktif varlığının sürdüğüne işaret ediyor. Komutanlık, bölge sularında yasal olarak seyreden sivil denizcileri hedef alan İran insansız hava araçlarının imha edildiğini duyurdu.

Denizcilik Ligi Deniz Stratejileri Merkezi uzmanı Steve Wills, ABD ordusunun hava ve füze savunmasını entegre eden modern AEGIS komuta kontrol sistemiyle donatılmış savaş gemilerini ve E-2D erken uyarı uçaklarını kullanarak gemi koruma faaliyetlerini koordine edebileceğini ekledi.

Wills, bu sistemlerin bölgede kapsamlı bir görüş sağladığını ve Hürmüz Boğazı üzerinde bir tür uzaktan fakat doğrudan gözetleme imkanı sunduğunu ifade etti.

Bloomberg, ABD Deniz Kuvvetlerinin mevcut aşamadaki adımlarının, Tahran’ın sert direnişiyle karşılaşan “Özgürlük Projesi”ne kıyasla taktiksel bir değişiklik gösterdiğini belirtiyor.

“Özgürlük Projesi” askıya alınmıştı

ABD Başkanı Donald Trump, 4 Mayıs gecesi yaptığı açıklamada, Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasının ardından Basra Körfezi’nde mahsur kalan ticari gemilerin geçiş özgürlüğünü güvence altına alacaklarını duyurmuştu.

Trump, Ortadoğu’daki çatışmalara doğrudan dahil olmayan birçok ülkenin ABD’den bu yönde talepte bulunduğunu belirtmişti. “Özgürlük Projesi” adı verilen operasyon, bu açıklamanın ertesi sabahı başlatılmıştı.

Ancak Trump, 6 Mayıs’ta operasyonu askıya aldı. Kararını Pakistan ve diğer ülkelerden gelen taleplere bağlayan Trump, İran’a karşı yürütülen kampanyadaki “büyük askeri başarıları” ve Tahran ile nihai bir anlaşmaya varılması konusundaki “önemli ilerlemeyi” gerekçe gösterdi.

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi ise 18 Mayıs’ta Hürmüz Boğazı’nı yönetmek üzere devlet düzeyinde yeni bir kurum kurulduğunu açıkladı.

Bu kurumun, boğazdaki operasyonlara ilişkin gerçek zamanlı güncel bilgiler paylaşacağı belirtildi. İran parlamentosundan yapılan açıklamada ise Hürmüz Boğazı’ndaki seyrüsefer trafiğini yönetmek için profesyonel bir mekanizma hazırlandığı ve bu rotanın “Özgürlük Projesi”ne katılan ülkelere kapatılacağı vurgulandı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English