Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Doha saldırısı: Washington’un sessiz onayı mı, yoksa istihbarat zaafı mı?

Yayınlanma

İsrail, Gazze savaşının başlangıcından bu yana bölgedeki direniş güçlerine karşı yürüttüğü “lider kadroyu yok etme” stratejisi kapsamında dün Filistin toprakları dışında yeni bir suikast girişiminde bulunarak Katar’ın başkenti Doha’da Hamas liderlerinin toplantı yaptığı merkezi hedef aldı.

Harekât, yalnızca askeri bir saldırı olmanın ötesinde, mevcut arabuluculuk sürecini sabote etmeye yönelik açık bir girişim olarak görüldü.

Saldırı, İsrail ile Hamas arasında ateşkes ve esir takası anlaşması sağlamak amacıyla bizzat Washington’ın desteklediği Katar kanalına doğrudan bir müdahale niteliği taşıyor.

Suikast girişiminin başarısız olması, olayın ciddiyetini ve muhtemel sonuçlarını hafifletmiyor. Bu saldırıyla birlikte İsrail’in kontrolsüz eylemlerinin çok ileri bir aşamaya ulaştığı değerlendiriliyor.

El-Ahbar gazetesine konuşan konuya aşina kaynaklara göre, Mısır makamları son iki haftadır Hamas yetkilileriyle yaptıkları görüşmelerde, örgütün liderlerinin başta Lübnan ve Türkiye olmak üzere Filistin dışındaki güvenlik risklerine karşı uyarıldığını belirtti.

Ancak Katar’da bu denli aleni bir suikast girişiminin düzenlenmesi, hem Doha hem de Kahire için şok etkisi yarattı. ABD’nin, saldırıdan önce uyarıda bulunduğu yönündeki iddiaların aksine, Washington’ın Katarlı yetkilileri saldırıdan on dakika sonra bilgilendirdiği öğrenildi.

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun, suikast kararını önceki gün Kudüs’te meydana gelen saldırının ardından aldığını iddia etmesi ise inandırıcı bulunmadı.

İsrail Genelkurmay Başkanı Eyal Zamir, bir haftadan uzun bir süre önce Hamas’ın yurt dışındaki liderlerini tehdit ederek İsrail’in bu liderleri tasfiye etme niyetinde olduğunu ima etmişti.

Saldırıya en az on İsrail savaş uçağının katıldığı, Ürdün, Suriye, Irak ve Suudi Arabistan hava sahalarını kullanarak yaklaşık bin 800 kilometre yol katettiği bildirildi. Uçakların, Doha’da Hamas siyasi lider heyetinin toplantı yaptığı bir binayı hedef alan on adet hassas güdümlü füze fırlattığı belirtildi.

ABD’nin zımni onayı

İsrail’in, ABD’nin müttefiki olan bir Körfez ülkesinde bu büyüklükte bir harekâtı Washington’ın zımni rızası ve onayı olmadan gerçekleştirmesi mümkün görünmüyor.

ABD’nin el-Udeyd’deki askeri üssünün varlığı, operasyonel güvenlik gerekçeleriyle ABD Merkez Komutanlığının (CENTCOM) saldırı hakkında önceden bilgilendirilmesini gerektiriyor.

CENTCOM’un yeni komutanının birkaç gün önce Tel Aviv’i ziyaret ederek üst düzey askeri ve güvenlik yetkilileriyle görüşmesi de dikkat çekti.

Amerikalıların saldırıdan yeterli süre önce haberdar olmadıkları ve “bir şey yapamadıkları” iddiası doğru kabul edilse bile, ABD’nin bu saldırıya karşı tutumunun ne olacağı merak konusu.

Washington’ın, topraklarında Ortadoğu’daki en önemli Amerikan askeri üslerinden birini barındıran “stratejik müttefiki” Katar’a saygı gereği, Güvenlik Konseyinde İsrail’e karşı alınabilecek olası tedbirleri veto etmekten kaçınıp kaçınmayacağı bilinmiyor.

Netanyahu: Düşman dokunulmazlığa sahip olmayacak

Netanyahu, yaptığı resmi açıklamada, Kudüs ve Gazze’deki saldırıların ardından güvenlik birimlerine Hamas liderlerini hedef almaya hazırlanmaları talimatı verdiğini doğruladı.

Örgütün liderliğinin “7 Ekim katliamını organize ettiğini ve İsrail’e karşı eylemleri benimsemeye devam ettiğini” söyleyen Netanyahu, “Düşman dokunulmazlığa sahip olmayacak ve İsraillilerin kanı yerde kalmayacak,” diye konuştu.

Hamas liderlerini dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar takip etme sözü veren Netanyahu, “Hamas liderleri 7 Ekim operasyonunu Katar’da kutladılar ve aynı yerde hedef alındılar,” dedi.

Ancak Hamas liderlerinin Aksa Tufanı operasyonunu kutlarken çekilen görüntülerinin Doha’da değil, İstanbul’da kaydedildiği biliniyor.

Hamas ve Katar’dan sert tepki

Hamas, saldırıyı şiddetle kınayarak “iğrenç bir suç ve bariz bir saldırganlık” olarak nitelendirdi. Hareketten yapılan açıklamada, saldırının Mısır ile birlikte arabuluculuk rolü üstlenen Katar’ın egemenliğinin açık bir ihlali olduğu belirtildi.

Saldırının, son Amerikan teklifinin ayrıntılarını görüşen müzakere heyetini hedef aldığı ve kayıplara rağmen “girişimin başarısız olduğu” ifade edildi.

Açıklamada, İsrail’in tüm yatıştırma çabalarını boşa çıkarmaya çalıştığı ve direnişin elindeki esirlerin hayatını umursamadığı vurgulanarak, “işgalin suçlarına verdiği daimi destek” nedeniyle ABD yönetimi de sorumlu tutuldu.

Hamas, saldırganlığın durdurulması, Gazze Şeridi’nden tamamen çekilme, gerçek bir esir takası ve yeniden imarın başlaması yönündeki taleplerini yineledi.

Katar ise İsrail’e karşı sert bir medya çıkışı yaparak operasyonu “devlet terörü” olarak tanımladı. Katar Başbakanı ve Dışişleri Bakanı Muhammed bin Abdurrahman, Doha’nın egemenliği konusunda taviz vermeyeceğini ve her türlü ihlale kararlılıkla yanıt vereceğini belirtti.

Abdurrahman, “saldırıya karşı caydırıcı önlemler almak üzere bir hukuk ekibi oluşturulduğunu” kaydetti.

Netanyahu’yu “bölgeyi onarılamaz bir aşamaya sürükleyen bir haydut” olarak nitelendiren Abdurrahman, saldırı hakkında önceden bilgilendirilmediklerini ve bir ABD’li yetkilinin patlamalardan sadece on dakika sonra kendileriyle temasa geçtiğini söyledi.

İsrail’de zamanlama tartışması

İsrail’de ise Kanal 13 televizyonu, üst düzey ordu ve hükümet yetkililerinin operasyonun zamanlamasını “uygunsuz” bulduğunu ve Katar arabuluculuğundaki müzakere fırsatlarının sonuna kadar kullanılmasını tercih ettiklerini bildirdi.

Kan televizyonunun haberine göre, Genelkurmay Başkanı, Mossad Başkanı, Askeri İstihbarat Dairesi Başkanı ve Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı, saldırının kendisine değil zamanlamasına itiraz etti.

Kanal 12 ise Mossad’ın operasyon hakkında önceden bilgisi olmasına rağmen fiilen uygulamaya katılmadığını aktardı.

Washington’da ise Axios haber portalına göre, Trump’ın danışmanları “İsrail’in bombardımandan önce Washington’a danışmadığını” ve geç bilgilendirildiklerini iddia etti.

ABD’nin, Tel Aviv’den resmi bildirim almadan önce İsrail uçaklarını radarlarla tespit ettiği ve bu durumun Washington öncülüğünde yürütülen bir arabuluculuk esnasında gerçekleşmesi nedeniyle rahatsızlık yarattığı belirtildi.

Israel Hayom gazetesi ise istihbarat kaynaklarına dayandırdığı haberinde, Katar’daki Hamas liderlerini hedef alma fikrinin bir yıl önce gündeme geldiğini ancak Amerikalılarla yaşanan anlaşmazlık nedeniyle reddedildiğini yazdı.

Haberde, Stratejik Planlama Ron Dermer’in birkaç gün önceki ABD ziyaretinin ardından operasyona “yeşil ışık” yakıldığı öne sürüldü.

İsrail, bugüne kadar hangi Hamas liderlerini hedef aldı?

Ortadoğu

Bahreyn’de İran adına casuslukla suçlanan 3 kişiye müebbet

Yayınlanma

Bahreyn yargısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu adına casusluk yaptıkları gerekçesiyle 3 kişiyi müebbet hapis cezasına çarptırdı. Başsavcılığın karara ilişkin açıklamasında, sanıkların ülkeye karşı düşmanca ve terör eylemlerine destek vermek amacıyla işbirliği yaptıkları kaydedildi.

Bahreyn yargısı, İran Devrim Muhafızları Ordusu (DMO) adına casusluk yapmakla suçlanan 3 kişiyi müebbet hapis cezasına çarptırdı.

Başsavcılıktan 14 Temmuz’da yapılan açıklamada, “Üç sanık, Bahreyn Krallığı’na karşı düşmanca ve terör eylemlerine destek vermek ve ülkenin çıkarlarına zarar vermek amacıyla terör örgütü İran Devrim Muhafızları ve mensuplarıyla işbirliği yapmakla suçlandı. Mahkeme, sanıkların tamamını müebbet hapis cezasına çarptırdı” ifadeleri yer aldı.

Söz konusu kararlar, Bahreyn yönetiminin 28 Şubat’ta başlayan ABD, İsrail ve İran arasındaki savaştan bu yana yürüttüğü geniş çaplı baskı politikasının son adımı olarak değerlendiriliyor. Bu süreçte yüzlerce kişi gözaltına alınırken halka açık toplantılar yasaklandı ve muhalifler hapsedildi. Uygulamaların ağırlıklı olarak ülkenin Şii çoğunluğunu hedef aldığı kaydediliyor.

Bahreyn İçişleri Bakanlığı, mayıs ayı başında aralarında yaklaşık 30 Şii din adamının da yer aldığı 41 vatandaşın casusluk yaptıkları ve DMO ile bağlantılı oldukları iddiasıyla gözaltına alındığını duyurmuştu. Daha önce Bahreyn Temsilciler Meclisi, monarşinin baskı politikalarını ve İran’a karşı savaşa verdiği desteği kamuoyu önünde eleştiren 3 milletvekilinin üyeliğini düşürmüştü.

69 kişi aileleriyle birlikte vatandaşlıktan çıkarıldı

Nisan ayı sonunda Bahreyn yönetimi, “İran’ın düşmanca eylemlerini yüceltmek veya bu eylemlere sempati göstermekle” suçlanan 69 kişiyi ve ailelerini vatandaşlıktan çıkardı. Bahreyn Haklar ve Demokrasi Enstitüsü (BIRD), hukuki güvenceler ve itiraz hakkı sağlanmadan alınan bu kararı tehlikeli bir baskı döneminin başlangıcı olarak nitelendirdi.

Mart ayında ise Bahreynli yetkililerin, İran adına casusluk yapmakla suçlanan Şii aktivist Muhammed el-Musevi’yi işkenceyle öldürdüğü iddia edildi.

Musevi’nin cansız bedenine ait görüntülerde darp, kabloyla kırbaçlama ve elektrik verme sonucu oluştuğu belirtilen izlerin yer aldığı aktarıldı.

Manama yönetimi, İran liderliğine yönelik her türlü destek veya sempati ifadesine karşı sert ve zaman zaman şiddet içeren politikalarını sürdürüyor. Casusluk suçlamaları ise ülkenin güvenliğine yönelik tehditleri etkisiz hale getirmenin başlıca araçlarından biri olarak kullanılıyor.

ABD Beşinci Filosu Bahreyn’de konuşlu

Nüfusunun çoğunluğu Şiilerden oluşan ancak Sünni El Halife ailesi tarafından yönetilen Bahreyn, bölgedeki en büyük ABD deniz üssüne ev sahipliği yapıyor. ABD Beşinci Filosu’nun konuşlandığı bu üs, ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşta kritik rol oynadı.

Tahran yönetimi ise Washington ve Tel Aviv ile işbirliği yaptıkları gerekçesiyle Bahreyn’e ve diğer Körfez ülkelerine yönelik binlerce füze ve insansız hava aracı saldırısı düzenledi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Hürmüz Boğazı’nda BAE tankerlerini vurdu

Yayınlanma

Birleşik Arap Emirlikleri, Hürmüz Boğazı’ndan geçen iki petrol tankerinin İran seyir füzeleriyle vurulduğunu, saldırıda bir kişinin hayatını kaybettiğini, sekiz kişinin ise yaralandığını duyurdu. İran Devrim Muhafızları Ordusu, ABD’nin hava saldırılarına karşı başlattığı misilleme operasyonları kapsamında uyarıları dikkate almayan tankerleri hedef aldığını açıkladı.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE) yönetimi, ülkeye ait iki petrol tankerinin Hürmüz Boğazı’ndan geçişleri esnasında İran seyir füzeleriyle vurulduğunu bildirdi.

BAE Savunma Bakanlığından yapılan açıklamada, “Mombasa ve Al-Bahiyah adlı ulusal tankerler, Umman karasuları içinde, Hürmüz Boğazı’nın güney deniz rotasından geçerken iki İran seyir füzesiyle hedef alındı” ifadesine yer verildi. Bakanlık, Mombasa tankerinde çalışan Hindistan uyruklu bir mürettebatın yaşamını yitirdiğini, sekiz kişinin de yaralandığını açıkladı. Açıklamada, saldırı nedeniyle her iki tankerde yangın çıktığı, yangınların daha sonra kontrol altına alındığı ve gemilerde maddi hasar oluştuğu kaydedildi.

Abu Dabi yönetimi, saldırıyı bölgenin güvenlik ve istikrarını tehdit eden “uluslararası hukukun açık ve ciddi bir ihlali” olarak nitelendirerek kınadı. BAE ayrıca söz konusu gerilimi tırmandırıcı adımlara karşılık verme hakkını saklı tuttuğunu açıkladı. Birleşik Krallık Deniz Ticareti Operasyonları (UKMTO) verilerine göre salı günü Umman’ın Limah kentinin güneydoğusunda bir tankerin daha füzeyle vurulduğu saptandı.

BAE tankerlerine yönelik saldırıların, İran’ın ABD’nin son operasyonlarına karşı bölgede başlattığı yeni misilleme dalgası kapsamında gerçekleştiği bildirildi.

Devrim Muhafızları tankerlerin uyarıları dikkate almadığını savundu

İran Devrim Muhafızları Ordusu, bölgedeki çok sayıda ABD askeri tesisinin yanı sıra Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş kurallarını ihlal eden tankerlerin de hedef alındığını duyurdu.

Devrim Muhafızları Ordusundan yapılan açıklamada, “Kuralları ihlal eden iki süper tanker ABD tarafından kandırıldı, Hürmüz Boğazı Deniz Güvenliği Kontrol Merkezi’nin tekrarlanan uyarılarını dikkate almadı ve seyir sistemlerini kapattı. Mayınlı bir koridordan geçmeyi seçerek deniz trafiğini tehlikeye attılar” ifadesi kullanıldı. Devrim Muhafızları, bölge ülkelerine “saldırgan düşmanla işbirliği” yapmamaları yönündeki uyarılarını yineledi.

İran, “Zafer II Operasyonu” adıyla başlattığı yeni harekât kapsamında Bahreyn’deki ABD askeri altyapısının da hedef alındığını açıkladı. Vurulan noktalar arasında silah depoları ile bir uydu iletişim merkezinin yer aldığı belirtildi.

Devrim Muhafızları Ordusu, Bahreyn’de konuşlu ABD Beşinci Filosu’na füze ve insansız hava araçlarıyla yeni saldırılar düzenlendiğini duyurdu. Açıklamada, yakıt depolama tesislerinin ateşe verildiği; Patriot radar sistemleri, filonun hava kontrol radarı, erken uyarı amaçlı C-RAM radar sistemi ile insansız güdümlü botların sevk ve idare edildiği komuta merkezinin imha edildiği aktarıldı. Devrim Muhafızları ayrıca Ürdün’deki ABD tesislerinin de vurulduğunu açıklayarak misilleme operasyonlarının devam ettiğini vurguladı.

İran ordusu da Kuveyt’teki hava savunma sistemleri, yakıt depoları ve mühimmat tesislerine insansız hava araçlarıyla saldırı düzenlendiğini bildirdi. Ordu, ABD’nin adımlarına karşı operasyonların süreceğini açıkladı. İran’ın bu açıklamaları, ABD’nin üst üste üçüncü gece ülkenin farklı bölgelerine ağır saldırılar düzenlediği sırada geldi.

Trump savaşı Kongre’ye bildirdi

Diğer yandan ABD Başkanı Donald Trump, İran’a karşı askeri harekâtın yeniden başladığını Kongre’ye resmen bildirdi. Trump yönetimi, bu adımla birlikte ABD ordusunun Kongre onayı olmadan bölgede faaliyet yürütebileceği 60 günlük yeni bir sürenin başladığını kaydediyor.

Reuters haber ajansının aktardığı mektupta Trump, “Bu askeri harekâtı, Amerikalıları, ABD’nin ulusal güvenliğini ve dış politika çıkarlarını koruma sorumluluğum doğrultusunda başlattım” ifadesini kullandı.

Pazartesi gecesi ve takip eden saatlerde, ABD’nin İran’a yönelik şiddetli saldırıları üst üste üçüncü gecede de devam etti. Yayınlanan görüntülerde, İran’ın Kiş Adası, Seravan kenti ve Washington’ın saldırılarıyla sivil teknelerin ateşe verildiği kıyı şeridi dahil olmak üzere ülke genelindeki ağır yıkım yansıdı. Saldırılarda bir milli park koruma istasyonu ve yem deposunun da hedef alındığı, bu saldırı sonucunda bir park korucusunun iki oğlu ve gelini dahil olmak üzere ailesinin hayatını kaybettiği bildirildi.

İran limanlarına yönelik ablukayı yeniden yürürlüğe koyan Trump, ABD’yi “Hürmüz’ün Muhafızı” ilan etti. Trump, Fox News televizyonuna verdiği demeçte, “Bu gece onlara çok sert vuracağız, yarın da çok sert vuracağız ve bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. Hiçbir şeyleri yok. Büyük laflar etmek dışında hiçbir şeyleri kalmadı. Onları tanıdım ve tamamen delirmiş durumdalar” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suudi Arabistan ile BAE arasındaki gerilim finans devlerini ürküttü

Yayınlanma

Suudi Arabistan ile Birleşik Arab Emirlikleri arasındaki güç mücadelesinin tırmanması, Wall Street merkezli çok uluslu dev finans kuruluşlarını acil durum senaryoları hazırlamaya yöneltti. Egemen varlık fonlarının toplam büyüklüğü 3 trilyon doları aşan iki Körfez ülkesinin ekonomik rekabeti, küresel bankaların iki ortak arasında seçim yapmak zorunda kalma endişesini artırıyor.

Suudi Arabistan ile Birleşik Arab Emirlikleri (BAE) arasında giderek büyüyen nüfuz ve ekonomi odaklı anlaşmazlık, küresel finans dünyasında endişeleri artırdı.

Bloomberg’in konuya vakıf üst düzey yöneticilere dayandırdığı haberine göre aralarında Goldman Sachs Group, Morgan Stanley, BlackRock ve Brookfield’ın da yer aldığı dünyanın önde gelen banka ve varlık yönetim şirketleri, iki Körfez ülkesi arasındaki ilişkilerin daha da bozulması ihtimaline karşı acil durum planları hazırlamaya başladı.

Yöneticiler, Basra Körfezi’nin en büyük iki ekonomisi arasındaki gerilimin küresel finans kuruluşlarında ciddi kaygı yarattığını ifade etti. Wall Street temsilcileri, iki müttefik arasındaki rekabetin sertleşmesi halinde çapraz ateşte kalmaktan endişe duyuyor.

Söz konusu şirketler uzun yıllardır hem Suudi Arabistan hem de BAE pazarındaki faaliyetlerini genişletmek için yoğun çaba gösteriyor. İki ülkenin kontrol ettiği egemen varlık fonlarının toplam büyüklüğü 3 trilyon doları aşarken, Riyad ve Abu Dabi yönetimleri son yıllarda yapay zeka, finans ve altyapı sektörlerine milyarlarca dolarlık yatırımlar gerçekleştirdi.

Bloomberg, kaygıların boyutunu şu ifadelerle aktardı:

“Kaygılar, bazı küresel yatırım bankalarının ve bölgedeki en az bir hükümetin yetkililerinin, ekonomik rekabetin daha da sertleşmesi durumunda nasıl hareket edeceklerini belirlemek üzere kurum içi değerlendirmeler yapmasına yol açacak kadar yüksek.”

Yöneticiler, iki ülke arasında doğrudan bir askeri çatışma beklemediklerini ancak tarafların daha iddialı ve uzlaşmaz tutumlar benimsemesi durumunda, gelecekte Riyad ile Abu Dabi arasında çok daha zorlu tercihler yapmak zorunda kalabileceklerini belirtiyor.

Risk yönetimi şirketi Crownox’un Üst Yöneticisi Hussein Nasser-Eddin de iki ülke arasındaki gerilimin göz ardı edilmemesi ve gelişmelerin yakından takip edilmesi gerektiği uyarısında yer verdi.

Riyad ve Abu Dabi’den güvence açıklamaları

Tansiyonun yükselmesine rağmen her iki ülkeden de resmi olarak ilişkilerin normal seyrinde devam ettiğine dair açıklamalar geliyor.

BAE’li bir yetkili Bloomberg’e yaptığı açıklamada, Riyad ile Abu Dabi’nin “önemli ticaret ve yatırım akışlarıyla desteklenen, köklü ve güçlü ekonomik ve ticari bağlarını sürdürdüğünü” ifade etti.

Yetkili ayrıca BAE Ekonomi Bakanlığına banka transferleriyle ilgili ulaşmış herhangi bir şikayet yer almadığını belirtti.

Suudi Arabistan Merkez Bankası ise yazılı açıklamasında, ülkenin finans sektörünün “güçlü bir düzenleyici çerçeve içinde faaliyet gösterdiğini ve belirli ülkelere yönelik doğrudan herhangi bir kısıtlama bulunmadığını” kaydetti.

Çalışma vizeleri hakkında bilgi veren Suudi bir yetkili ise vizelerin işverenlerin talepleri doğrultusunda verilmeye devam ettiğini ve uygulama prosedürlerinde herhangi bir değişiklik yapılmadığını bildirdi. Ancak aynı yetkili, Suudi Arabistan ile BAE arasındaki ikili ilişkilerin geleceğine dair soruları yanıtsız bıraktı.

Resmi güvencelere karşın sahada farklı gelişmelerin yaşandığı kaydediliyor. Financial Times gazetesi, geçen hafta yayımladığı haberinde Suudi Arabistan’ın BAE’deki hesaplara gönderilen bazı para transferlerini geciktirdiğini veya engellediğini öne sürmüştü.

Gazeteye konuşan kaynaklar, Suudi bankalarından BAE’deki şirket ve kişilere ait hesaplara yapılan transferlerin mayıs ayından bu yana çoğunlukla herhangi bir gerekçe gösterilmeden iade edildiğini ya da bekletildiğini aktarmıştı.

Yemen, Sudan ve İran başlıklarında derin ayrışma

İki ülke arasında uzun süredir devam eden nüfuz rekabeti, 2025’in sonlarında ve 2026’nın ilk aylarında Yemen’de belirgin bir kırılmaya yol açtı.

2015 yılında Husi milislerine karşı ortak askeri operasyon başlatan iki müttefik, daha sonra karşı karşıya geldi. BAE destekli ayrılıkçı Güney Geçiş Konseyinin Yemen’in güneyinde bağımsızlık ilan etme girişimi üzerine Suudi Arabistan, bölgedeki Emirlik destekli milisleri hedef alan askeri adımlar attı.

Bu gerilimin ardından BAE, Yemen’deki askeri misyonunu sonlandırdığını duyurdu.

İki başkent arasındaki anlaşmazlık Sudan’da da kendini gösterdi. Riyad yönetimi, BAE’nin Sudan’daki Hızlı Destek Kuvvetleri’ne (HDK) verdiği desteğe açıkça karşı çıkarak Sudan ordusunu ve resmi devlet kurumlarını destekleme kararı aldı.

Bölgesel güvenlik politikalarında, özellikle İran ile ilişkiler konusunda da ciddi görüş ayrılıkları yer alıyor. ABD’nin Tahran’daki rejimi devirme odaklı baskı politikasının sonuçsuz kalmasının ardından Suudi Arabistan, kendi güvenliğini önceleyerek İran ile doğrudan diyalog zeminini tercih etti.

Bloomberg, mayıs ayındaki haberinde Suudi Arabistan’ın, BAE tarafından gündeme getirilen “İran’a karşı koordineli ve ortak bir Körfez askeri saldırısı düzenlenmesi” yönündeki çağrıyı reddettiğini yazmıştı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English