Bizi Takip Edin

Amerika

Charlie Kirk suikastı, Gladio tipi bir ‘faydalı trajedi’ mi?

Yayınlanma

Amerikalı yazar Thomas Karat, muhafazakâr aktivist Charlie Kirk’e yönelik suikastın, siyasi muhalefeti bastırmak ve otoriter tedbirleri meşrulaştırmak için kullanıldığını kaydetti. Karat, olayın anında solculara yıkılmasını ve medyadaki koordineli anlatıyı, Soğuk Savaş dönemindeki Gladio tipi “sahte bayrak” operasyonlarına benzeterek, bunun bir “faydalı trajedi” olarak silaha dönüştürüldüğünü belirtti. Makalede, İsrail Başbakanı Netanyahu’nun suikasttan sadece 20 dakika sonra taziye mesajı yayımlaması gibi anormalliklere dikkat çekildi.

Amerikalı yazar Thomas Karat, kişisel Substack blog sayfasında yayımladığı özel makalede, muhafazakâr aktivist Charlie Kirk’e yönelik suikastın, ABD’de siyasi muhalefeti bastırmak ve otoriter bir gündemi ilerletmek için bir araç olarak kullanıldığını kaydetti.

Karat’ın analizine göre, Kirk’ün öldürülmesi, “aşırı sağ veya gizli şebekelere dayanan siyasi şiddetin hızla solun üzerine atıldığı ve muhalefete yönelik baskıları meşrulaştırmak için kullanıldığı tarihi bir örüntüye” uyuyor.

Makalede, 10 Eylül 2025’te Utah Valley Üniversitesinde bir forumda konuşma yaparken uzak mesafeden bir keskin nişancının boynundan vurarak öldürdüğü Kirk’ün ölümünün yarattığı ilk şokun, saatler içinde yerini daha planlı bir sürece bıraktığı belirtildi.

Karat, haber kanallarından devlet kurumlarına kadar geniş bir yelpazede olayın “radikal solcu teröristlerin” işi olarak çerçevelendiğini ve Kirk’ün “düşmüş bir kahraman” olarak kutsandığını ifade etti.

Yazar, bu anlatının tekinsiz hızının ve tutarlılığının, aşırılıkçı şiddetin otoriter tedbirler için rıza üretmek amacıyla manipüle edildiği Soğuk Savaş dönemindeki “gerilim stratejisi” vakalarını akla getirdiğini vurguladı.

Makalede, “Kirk suikastı, ister tek bir eylem ister bir komplonun parçası olsun, ‘faydalı bir trajedi’ olarak silaha dönüştürülüyor. Muhalif sesleri susturma, devlet gözetimini sıkılaştırma ve popülist bir tabanı kuşatma altındaki bir rejim arkasında toplama çağrılarına zemin hazırlıyor,” ifadelerine yer verildi.

Netanyahu’nun erken taziye mesajı şüphe uyandırdı

Karat’ın makalesinde dikkat çektiği en tuhaf gelişmelerden biri, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun suikasttan hemen sonraki tepkisi oldu.

Utah’ta silah sesleri duyulduktan sadece 20 dakika sonra ve henüz hiçbir ABD’li yetkili Kirk’ün durumunu teyit etmemişken, Netanyahu’nun X (eski adıyla Twitter) platformunda Kirk için özenle hazırlanmış bir taziye mesajı yayımladığı belirtildi.

Netanyahu’nun mesajında Kirk’ü “İsrail’in aslan yürekli bir dostu” olarak övdüğü ve “Onu İsrail’e davet etmiştim… Ne yazık ki bu ziyaret gerçekleşemeyecek,” dediği aktarıldı.

Bu zamanlamanın “tuhaf bir şekilde erken” olduğu vurgulanan makalede, Netanyahu’nun mesajı yayına girdiğinde henüz hiçbir Amerikan haber kuruluşunun, hatta eski Başkan Donald Trump’ın bile Kirk’ün ölümünü duyurmadığına işaret edildi.

Karat, bu durumun “bir müttefikin aşırı dikkatinden mi, yoksa önceden bilgi sahibi olmasa bile ayrıcalıklı erken bilgi erişimine mi işaret ettiği” sorusunu gündeme getirdiğini yazdı. Sosyal medyada pek çok kullanıcının da bu zamanlama farkını “çok tuhaf” olarak nitelendirdiği belirtildi.

Makalede, Kirk’ün İsrail çıkarlarıyla olan ilişkisinin de “ılık” olduğu, hatta haftalar önce Jeffrey Epstein ağının Mossad ile bağlantılarına dair söylentileri tartıştıktan sonra bazı zengin İsrail taraftarı bağışçıların tepkisini çektiği bilgisine yer verildi.

Habere göre Kirk, Netanyahu’dan gelen İsrail’i ziyaret etme davetini geri çevirmiş ve arkadaşlarına İsrail politikalarını eleştirmesi durumunda “misillemeden korktuğunu” söylemişti.

Bu nedenle Netanyahu’nun Kirk’ü “nesilde bir gelen” ve “ortak Yahudi-Hristiyan medeniyetinin” savunucusu olarak nitelendiren coşkulu taziye mesajının siyasi amaçlı olduğu değerlendirildi.

Medya ve siyaset, suçluyu ‘anında’ buldu

Karat, suikastın hemen ardından Amerikan sağındaki etkili seslerin ve yayın organlarının “radikal solcuları” ve MAGA (Yeniden Büyük Amerika) hareketinin düşman olarak gördüğü herkesi hedef göstermeye başladığını belirtti.

Olaydan sadece birkaç saat sonra Fox News‘in “İlerici Çılgınlık Charlie Kirk’ü Öldürdü” başlığıyla bir köşe yazısı yayımladığı ve yazıda liberallerin “yıllardır süren insanlıktan çıkarma söyleminin” bu cinayete yol açtığı iddia edildiği aktarıldı.

Aynı gece, 2024 seçimlerinden sonra Beyaz Saray’a dönen Başkan Donald Trump’ın televizyonda yaptığı konuşmada, Kirk’ün ölümünden “radikal solu” sorumlu tuttuğu ve “Bu tür bir söylem, gördüklerimizden doğrudan sorumludur,” diyerek cinayeti, Kirk’ü Nazilere benzeten solcu eleştirmenlerle ilişkilendirdiği ifade edildi.

Karat’a göre, sosyal medya trollerinden Başkan’ın masasına uzanan bu mesajın hızı ve koordinasyonu, “sanki bir tetikleyici olayı bekleyen önceden var olan bir anlatı senaryosunun” devreye girdiğini gösteriyor

Üzerinde yazı olan mermiler

Makalede, olay yerinden elde edilen ilk kanıtların da bu anlatıyı güçlendirmek için kullanıldığına dikkat çekildi. Yetkililerin, keskin nişancının .30-06 kalibrelik sürgülü tüfeğini kampüs yakınlarındaki ormanlık alanda terk edilmiş halde bulduğu belirtildi.

The Wall Street Journal‘a sızdırılan bir iç güvenlik bültenine göre, tüfeğin şarjöründe bulunan mühimmatın üzerine “transseksüel ve antifaşist ideolojiyi” ifade eden sloganlar kazınmıştı.

Bu “patlayıcı detayın” sağcı medya tarafından anında benimsendiği ve Kirk’ün katilinin aşırı solcu bir aşırılıkçı olduğunun kanıtı olarak sunulduğu aktarıldı.

Ancak Karat, FBI’ın kamuoyuna yaptığı açıklamalarda “mermi oymalarından hiç bahsetmediğini” ve üst düzey bir kolluk kuvveti yetkilisinin The New York Times‘a, bu yazıların “doğrulanmadığını ve yanlış yorumlanmış olabileceğini” söylediğini yazdı.

Bu şüpheler ortaya çıktığında ise medyadaki “transseksüel suikastçı” anlatısının çoktan kamuoyunun bilincine yerleştiği vurgulandı.

Tarihsel paralellikler: Gladio’nun hayaleti

Thomas Karat, makalesinin önemli bir bölümünü Kirk suikastı ile 20. yüzyıl Avrupa’sındaki meşhur “gerilim stratejisi” arasındaki paralelliklere ayırdı.

Bu dönemde, genellikle NATO veya istihbarat desteğiyle aşırı sağcı şebekeler tarafından gizlice düzenlenen bir dizi “sahte bayrak” terör saldırısının, kamuoyunu sağa kaydırmak ve otoriter tedbirleri meşrulaştırmak için kasıtlı olarak solcu aşırılıkçıların üzerine atıldığı hatırlatıldı.

Makalede, İsviçreli tarihçi Dr. Daniele Ganser’in doktora tezinde incelediği Gladio Operasyonu’ndan örnekler verildi:

— Piazza Fontana, 1969 (İtalya): Milano’da bir bankada patlayan bomba 16 kişiyi öldürdü. Olay “derhal Komünistlerin üzerine atıldı” ve bir anarşist şüpheli gözaltında gizemli bir şekilde öldü. Yıllar sonra, bir istihbarat generalinin ifadesiyle, bombalamanın aslında Gladio bünyesinde çalışan neo-faşistler tarafından gerçekleştirildiği ve “Komünistlerin iktidara gelmesini önlemeye yönelik bir ABD planının parçası olduğu” ortaya çıktı.

— Peteano bombalaması, 1972 (İtalya): Üç polisi öldüren bir tuzak bombası başlangıçta Kızıl Tugaylar’a atfedildi. Ancak daha sonra neo-faşist Vincenzo Vinciguerra’nın, İtalyan gizli servis ajanlarının yardımıyla saldırıyı solcu grupları suçlamak için düzenlediğini itiraf ettiği belirtildi.

— Bologna tren istasyonu katliamı, 1980 (İtalya): 85 kişiyi katleden devasa bombalama için hükümetin ilk açıklaması yine komünistleri suçlamak oldu. Ancak daha sonra bunun da neo-faşist militanlarca düzenlenen “anti-komünist bir sahte bayrak” operasyonu olduğu anlaşıldı.

— Türkiye’nin “Kontrgerilla” operasyonları, 1970’ler: Makalede, benzer taktiklerin Türkiye’de de Gladio ile ilişkili gizli birim ve Ülkücü milisleri tarafından kullanıldığı ifade edildi. Aralık 1978’deki Maraş katliamının, faşist milislerin kendilerine ait bir sinemayı bombalayıp suçu sosyalistlere ve Alevi azınlığa atarak başlattığı bir “sahte bayrak” operasyonu olduğu anımsatıldı.

Karat, bu örneklerin “aşırı sağcı veya devlet görevlilerinin dramatik şiddet eylemleri gerçekleştirmesi, kamuoyunda solcu ‘aşırılıkçıları’ suçlaması, medyanın bu anlatıyı körüklemesi ve ardından devletin halk panik halindeyken sola karşı sert tedbirler alması” gibi tutarlı bir planı ortaya koyduğunu yazdı.

Yazar, “Kirk suikastının birileri tarafından Gladio tarzı bir katalizör olarak tasarlanıp tasarlanmadığı” gibi rahatsız edici bir soruyu gündeme getirdi.

Dijital Gladio ve anlatı savaşı

Makalede, Kirk suikastı sonrası anlatının, algoritma odaklı bilgi ortamında ne kadar hızlı ve kusursuz bir şekilde şekillendirildiğine dikkat çekildi.

Karat, “Eski usul psikolojik operasyonların yeni nesil sosyal medya viralliği ile birleşmesine tanık oluyoruz; esasen Twitter botlarının ve kablolu haber bültenlerinin, geçmişte dağıtılan broşürlerin ve rüşvet verilen gazetelerin rolünü oynadığı dijital çağın bir Gladio’su,” ifadelerini kullandı.

Saldırıdan dakikalar sonra, bazıları bot olduğundan şüphelenilen etkili bir hesap ağının aynı anda aynı suçlayıcı söylemleri yaydığı ve bunun bir propagandacı oyun kitabını andırdığı belirtildi.

İsrail hükümetiyle bağlantılı operatörlerin daha önce ABD kamuoyunu etkilemek için “gerçek Amerikalı gibi görünen yüzlerce sahte hesap” kullandığına dair Forbes haberine atıfta bulunuldu.

‘Şehitlik’ anlatısı

Karat’a göre, Kirk’ün ölümünden sonra kasıtlı ve planlı bir şekilde “şehit” ilan edilmesi, bir dizi otoriter ve baskıcı dürtünün duygusal dayanağı olarak hizmet ediyor.

Başkan Trump’ın Kirk’ü “hakikat ve özgürlük için bir şehit” ilan etmesiyle başlayan bu süreç, sağcı medya ve siyasetçiler tarafından Kirk’ü neredeyse aziz mertebesine yükselten bir kampanyaya dönüştü.

Bu “şehitlik sendromunun” muhalefeti susturmak ve baskıları meşrulaştırmak için nasıl silahlaştırıldığına dair şu örnekler verildi:

— Teknoloji Platformlarında Sansür: Kirk’ün ölümü, sosyal medya şirketlerine solcu sesleri yasaklamaları için baskı yapmak amacıyla kullanılıyor.

— Muhalefete Karşı Hukuki Baskı: Cumhuriyetçi yetkililer, “iç terör” tanımını gevşek örgütlenmiş sol grupları da içerecek şekilde genişletmek için teklifler hazırlıyor. Trump’ın danışmanı Stephen Miller’ın Demokrat Parti’yi “bir iç aşırılıkçı örgüt” olarak nitelendirdiği aktarıldı.

— Cumhuriyetçi Parti Tabanının Seferber Edilmesi: Kirk’ün ölümü, Cumhuriyetçi tabanı, özellikle de en radikal unsurları harekete geçirmek için güçlü bir araç haline geldi.

— Gözetim Devletinin Genişletilmesi: Suikast, daha önce tartışmalı olan kitlesel gözetim ve polis yetkilerinin kabulünü kolaylaştırıyor. FBI bünyesinde solcu aşırılıkçılığa odaklanan yeni bir “Kirk Görev Gücü” kurulduğu belirtildi.

Karat, bu sürecin Nazilerin 1933’teki Reichstag Yangını’nı komünistleri ezmek ve diktatörlüklerini kurmak için bir bahane olarak kullanmalarına benzediğini yazdı.

Cui bono ya da kimin yararına?

Makalenin son bölümünde Karat, “cui bono” (kimin yararına) sorusunu sorarak bu olaydan fayda sağlayan aktörleri analiz etti. Ona göre kazananlar şunlar:

— Donald Trump ve yakın çevresi: Kirk’ün ölümü, Trump’ın gücünü pekiştirmesi ve siyasi rakiplerine karşı “savaş zamanı başkanı” pozisyonu alması için “siyasi bir lütuf” oldu.

— Cumhuriyetçi Parti’nin sertlik yanlıları ve aşırı sağ: Parti içindeki ılımlı sesler susturulurken, en radikal fikirler ana akım haline geldi.

— İç güvenlik kurumları: FBI ve DHS gibi kurumlar, bütçelerini ve yetkilerini genişletmek için bir fırsat yakaladı.

— Siyonist jeopolitik aktörler: Netanyahu hükümeti, ABD’deki Evanjelikler ve MAGA muhafazakârlarıyla bağlarını güçlendirdi ve ortak düşmanlara (radikal solcular) karşı bir anlatı oluşturdu.

— Teknoloji tekelleri ve yapay zeka gözetim kompleksi: Kriz, teknoloji platformları ile hükümet arasında daha yakın bir işbirliğine ve yeni gözetim teknolojilerinin yaygınlaşmasına zemin hazırladı.

Karat, makalesini şu uyarıyla sonlandırdı:

“Bu demokrasi bir uçurumun kenarında. Charlie Kirk’ün adı ya demagoglar tarafından kötüye kullanılan trajik bir dipnot olarak tarihe geçecek ya da dikkate almadığımız son bir uyarı işareti olarak kalacak.”

Yazar, Kirk’ün ölümünün, tarihin en kötü derslerinin modern kullanım için nasıl yeniden paketlenebileceğine dair çarpıcı bir örnek olduğunu ve asıl tehlikenin silahlı bir tetikçiden ziyade, onun eyleminin serbest bıraktığı otoriter tepki olabileceğini vurguladı.

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English