Ortadoğu
Amerikalı yapay zeka şirketleri, Gazze’nin savaş sonrası gözetim altyapısını planlıyor

Amerikan yapay zeka ve gözetim şirketleri Palantir ve Dataminr, İsrail’in güneyinde kurulan bir askeri koordinasyon merkezinde Gazze’nin savaş sonrası yönetimi için aktif rol alıyor. Donald Trump’ın “barış planı” çerçevesinde şekillenen bu yapı, bölgede yapay zeka destekli tam gözetim ve kontrol üzerine kurulu yeni bir işgal modeli oluşturuyor.
Ekim ayının ortasından bu yana yaklaşık 200 Amerikan askeri personeli, Gazze Şeridi’nin kuzey ucuna 20 kilometre mesafedeki bir depoda görev yapıyor.
Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) olarak adlandırılan bu yapı, görünüşte eski Başkan Donald Trump’ın 20 maddelik “barış planını” hayata geçirmek amacıyla kuruldu.
Planın ilan edilen hedefleri arasında Hamas’ın silahsızlandırılması, Gazze’nin yeniden imarı ve Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkıyla devletleşme yolunda ilerlemesi bulunuyor.
Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi de geçen hafta bu plana onay verdi.
Ancak Gazze’nin geleceğine ilişkin bu görüşmelerde hiçbir Filistinli yapı yer almıyor.
Buna karşılık, Beyaz Saray’ın savaş sonrası Şerit tasarımı içinde en az iki Amerikan özel gözetim şirketi şimdiden kendine yer bulmuş durumda.
Savaş sonrası tasarımda iki Amerikan gözetim şirketi
+972 Magazine‘in ulaştığı belgelere göre, merkezde bir “Maven Saha Hizmet Temsilcisi” bulunuyor.
Amerikan teknoloji şirketi Palantir tarafından geliştirilen Maven projesi, savaş bölgelerinden toplanan gözetim verilerini analiz ederek ölümcül hava saldırıları da dahil olmak üzere Amerikan askeri operasyonlarını hızlandırmayı amaçlıyor.
Platform; uydu, casus uçak, insansız hava aracı (İHA), ele geçirilen iletişim kayıtları ve internet verilerini bir araya getirerek bunları “komutanlar ile destek birimleri için ortak, aranabilir bir uygulamada paketliyor”.
Amerikan ordusu, Maven’i “yapay zeka destekli muharebe alanı platformu” olarak nitelendiriyor. Bu sistem daha önce Yemen, Suriye ve Irak’taki Amerikan hava saldırılarına rehberlik etti.
Palantir, teknolojisini askeri hedeflerin belirlenip bombalanması sürecini kısalttığı iddiasıyla pazarlıyor. Şirketin teknoloji müdürü bu süreci kısa süre önce “öldürme zincirini optimize etmek” olarak tanımlamıştı.
Palantir, yaz aylarında Amerikan silahlı kuvvetleri için Maven platformunu güncellemek ve geliştirmek üzere 10 milyar dolarlık bir sözleşme imzaladı. Şirket, Ocak 2024’ten bu yana İsrail ordusuyla da yakın bir iş birliği içinde ve taraflar “savaşla ilgili görevler” için stratejik ortaklık anlaşması yaptı.
Savaş suçu ve soykırım suçlamalarına rağmen İsrail’e bağlılığını açıklayan Palantir CEO’su Alex Karp, şirketinin “tamamen uyanıklık karşıtı” olduğunu söylemişti.
Sosyal medya izleme uzmanı Dataminr de devrede
Merkezdeki sunumlarda adı geçen bir diğer Amerikan gözetim şirketi ise Dataminr oldu.
Bu yapay zeka girişimi, X (eski adıyla Twitter) gibi sosyal medya platformlarıyla kurduğu yakın ilişkiler sayesinde devletlerin ve şirketlerin internet kullanıcılarını izlemesine olanak tanıyor.
Şirket, hizmetini “gerçek zamanlı olay, tehdit ve risk istihbaratı” olarak tanıtıyor.
Dataminr, 2010’ların ortasında FBI’a Twitter’ın tüm kullanıcı verilerine erişim sağlayarak “suç ve terör faaliyetlerini” izleme hizmeti sunmaya başladı.
Şirket, kolluk kuvvetlerine herhangi bir sosyal medya kullanıcısının “geçmiş dijital faaliyetlerini” tarama ve “kişinin diğer kullanıcılarla bağlantılarını” keşfetme imkanı verdi.
O dönemde Twitter, yüzde 5’ine sahip olduğu Dataminr’i “resmi ortak” olarak nitelendiriyordu. CIA’nın risk sermayesi fonu In-Q-Tel de şirketin ilk yatırımcıları arasındaydı.
O tarihten bu yana Dataminr, Amerikan ordusu ve ülke genelindeki kolluk birimleriyle yakın çalıştı.
Trump döneminde Black Lives Matter protestolarını takip eden şirket, Biden döneminde ise kürtaj hakkı eylemcilerini izlemek için kullanıldı.
Bu yılın mart ayında Los Angeles Polis Departmanı, Gazze’de ateşkes talep eden protestocuları gözetlemek için Dataminr’den yararlandı
Yapay zeka güdümlü yeni gözetim rejimi
Palantir ve Dataminr’in merkezdeki varlığı, Trump planında Filistinlilerin kendi kaderini tayin hakkından belirsiz bir şekilde bahsedilmesine rağmen, İsrail’in Gazze üzerindeki kontrolünün derinleşerek süreceğini gösteriyor.
Savaş sonrası güvenlik mimarisinin merkezinde yapay zeka destekli gözetim ve silah sistemleri yer alacak.
Sözde ateşkesin ilk altı haftası, sahadaki Filistinliler için gelecekteki tabloyu özetliyor. CMCC’deki Amerikan askeri yetkilileri, İsrail askerlerini gerçek zamanlı olarak izliyor.
Ancak Gazze Sağlık Bakanlığına göre, 10 Ekim’de yürürlüğe giren anlaşmadan bu yana İsrail askerleri 340’tan fazla Filistinliyi öldürdü.
Han Yunus’taki Nasır Hastanesi hemşirelik direktörü Muhammed Sakr, bu hafta The Guardian‘a yaptığı açıklamada, “Ateşkesten önceki dönemden pek farkı yok” dedi ve ekledi: “Ne yazık ki bombardıman hâlâ sürüyor”.
‘Güvenli topluluklar’ planı
Trump planı çerçevesinde ABD, adı açıklanmayan ülkelerden askerlerin oluşturacağı bir Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) kurulmasını denetleyecek.
Palantir’in Maven sistemi ile Dataminr platformları, ABD ve ISF’ye İsrail’in cephaneliğindeki temel unsurlarla kıyaslanabilir yetenekler sağlayacak.
Bu teknolojiler, İsrail’in savaşın başından beri kullandığı yapay zeka destekli hedefleme ve sosyal medya izleme sistemlerini yansıtıyor.
ABD’nin geçmişte Filistin topraklarındaki İsrail gözetim çabalarını desteklediği düşünüldüğünde, bu şirketlerin topladığı verilerin yalnızca Washington’ın kontrolünde kalması beklenmiyor.
2013’te Edward Snowden’ın sızdırdığı belgeler, NSA’nın İsrail istihbaratına Filistinli sivillere ilişkin ham istihbarat aktardığını ortaya koymuştu.
New York Times‘a göre, iki ülkenin istihbarat teşkilatları 7 Ekim’den bu yana iş birliğini daha da derinleştirdi.
Planın temel önerilerinden biri, Hamas kontrolündeki bölgelerdeki Filistinlilerin “Alternatif Güvenli Topluluklar” olarak adlandırılan yerleşkelere kitlesel olarak nakledilmesi.
Her biri yaklaşık 25 bin Gazzeliye ev sahipliği yapacak bu yerleşkeler, devriye yolları, çitler ve gözetim kameralarıyla çevrilecek.
İsrail, bu yerleşkelere girişin iç güvenlik teşkilatı Şin Bet’in onayıyla yapılmasını ve temel kriterin kişinin ya da akrabalarının Hamas’la bağı olup olmaması gerektiğini belirtiyor.
Fakat Hamas’ın 2007’den beri Gazze’yi yönetmesi nedeniyle yüz binlerce kamu çalışanının örgütle bağı bulunuyor.
Yeni işgal modeli: Dış kaynak kullanımı
Trump planında İsrail’in aşırı sağcı hükümetini rahatsız eden madde, İsrail ordusunun Gazze Şeridi üzerindeki kontrolünün aşamalı olarak kaldırılacağı ve bir Filistin devletinin kurulmasının kolaylaştırılacağına dair muğlak vaat.
Ancak geçmiş deneyimler, bu tür planların İsrail’in işgal altındaki topraklar üzerindeki hakimiyetini daha da pekiştirdiğini gösteriyor.
1990’lardaki Oslo Anlaşmaları, İsrail’in Filistin telekomünikasyon altyapısı üzerindeki kontrolünü kalıcı hale getirmişti.
İsrail’in 2005’teki Gazze’den “çekilmesi” ise askeri kontrolü havadan gözetim ve hedefli suikast politikasıyla sürdürmüş, bu durum o dönem “havadan uygulanan işgal” olarak tanımlanmıştı.
CMCC’deki yetkililer şimdi Gazze üzerinde İsrail kontrolünün yeni bir paradigmasını şekillendiriyor; bu kez iş Amerikan askeri güçlerine ve özel sektör ortaklarına devrediliyor.
Palantir ve Dataminr gibi şirketler, yeni askeri teknolojileri geliştirmek için veri toplarken, İsrail ordusu da istihbarat paylaşımı yoluyla Şerit’i kontrol altında tutmayı hedefliyor.
Son on yılda, özellikle 7 Ekim’den bu yana Palantir, Dataminr, Microsoft, Google ve Amazon gibi Amerikan şirketleri, savaşı bir yatırım ve büyüme fırsatı olarak gördü.
İsrail’in Gazze üzerindeki denetimsiz gücü, bölgeyi militarize olan yapay zeka endüstrisi için ideal bir kuluçka merkezine dönüştürdü.
Amerikan yetkililer, CMCC’yi “kaotik bir start-up” olarak tanımlarken, askeri teknoloji endüstrisinin kurumsal çıkarları bölgenin siyasi gerçekliğine kalıcı olarak kazınıyor.
Ortadoğu
Ensarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’

Ensarullah lideri Abdülmelik Husi, Yemen güçlerinin Mekke şehrine SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi iddiasını kesin biçimde reddetti.
Husi, Riyad’ın Mekke’nin kutsallığını Yemen’e yönelik saldırı ve ablukayı meşrulaştırmak için istismar ettiğini söyledi.
Yemen’deki Ensarullah hareketinin lideri Abdülmelik Husi, Yemen Silahlı Kuvvetlerinin Mekke’ye SİHA saldırısı girişiminde bulunduğu yönündeki Suudi Arabistan iddiasını “büyük, çirkin ve iğrenç bir yalan” olarak nitelendirerek reddetti.
Perşembe akşamı El-Mesire televizyonunda yayımlanan konuşmasında Husi, Riyad’ın bu suçlamayı Yemen’e yönelik saldırılarını ve ablukayı meşrulaştırmak amacıyla ortaya attığını söyledi.
“Halkımıza yönelik yalanlarla başkalarını kandırmak amacıyla Mekke’nin kutsallığını istismar ettiklerinde, onun kutsallığına saygı göstermemiş olurlar” diyen Husi, Müslümanların Mekke’nin kutsallığının bu şekilde kullanılmasını kınaması gerektiğini belirtti.
Husi, “Suudi Arabistan, Müslüman halkımıza yönelik saldırganlığını ve haksız ablukasını meşrulaştırmak için Mekke ile bağlantılı asılsız suçlamalara başvuruyor” dedi.
“Mekke uğruna her şeyimizi feda etmeye hazırız”
Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin İslam’ın kutsal mekânlarına derin bir saygı beslediğini vurgulayan Husi, Suudi Arabistan’ın suçlamasının Yemen halkının İslami, insani ve ahlaki onuruna yönelik doğrudan bir saldırı olduğunu söyledi.
Husi şöyle devam etti:
“Kutsal mekânlara en derin saygıyı besleyen, Mekke’yi korumaya en bağlı ve kutsal mekânlar tehlikeyle karşılaştığında harekete geçmeye en hazır halklardan biriyiz. Canlarımız, ruhlarımız, mallarımız ve sahip olduğumuz her şey Mekke ve bütün İslami kutsal mekânlar uğruna feda edilmeye hazırdır.”
İslami kimliğine saygı duyan hiçbir Müslümanın, Hz. Muhammed’in “iman ve hikmet ehli” olarak nitelendirdiği Yemen halkına yöneltilen bu suçlamayı kabul edemeyeceğini söyleyen Husi, Yemenlilerin İslam’a, Kur’an’a ve kutsal mekânlara yönelik saldırılar karşısında daima ilk harekete geçen halklardan biri olduğunu hatırlattı.
Husi, “Bu asılsız suçlamayı kendine bayrak edinen Suudi rejimi, fitne ve yalanın kaynağıdır. Mekke’nin kutsallığına hakaret eden büyük yalanları ve uydurmaları istismar edecek kadar alçalmıştır”, ifadelerini kullandı.
Yemen halkına yöneltilen suçlamanın “asrın yalanı” olarak nitelenmeyi hak ettiğini belirten Husi, Suudi Arabistan’ın iddialarının doğrulanmadan kabul edilmemesi gerektiğini söyledi.
“Suudi Arabistan, insanların hemen inanması gereken bir kaynak değildir. Tüm İslam dünyasında ve küresel ölçekte yolsuzluk, adaletsizlik ve suçlulukla tanınmaktadır” diyen Husi, Riyad’ı Yemen halkına karşı suç işlemek, “eğlence adı altında yozlaşmayı yaymak” ve Siyonizmle ittifakı çerçevesinde İslam dünyasında bölünmeyi körüklemekle suçladı.
Doğrulamadan kınayanlara tepki
Ensarullah lideri, Suudi Arabistan’ın iddiasını araştırmadan kınama açıklaması yayımlayan hükümetler, devlet başkanları, din adamları ve siyasi şahsiyetlere de sert tepki gösterdi.
Husi, “Bu tür vahim suçlamalar karşısında takınılması gereken doğru tavır; doğrulamak, araştırmak ve gerçeği ortaya çıkarmaktır,” dedi.
Kur’an’ın güvenilir olmayan kaynaklardan gelen haberlerin araştırılmasını emrettiğini hatırlatan Husi, “Suudi Arabistan’ın iddialarını reddetmeli ya da en azından kabul etmeden önce doğrulamalıydılar. Suudi rejimi asılsız bir haber ve büyük bir iftira ortaya attı. Asgari yükümlülük, yalancıyla birlikte yalancı durumuna düşmemek için bu iddiayı doğrulamaktı,” ifadelerini kullandı.
Husi, suçlamayı araştırmadan tekrarlayanların “yalana ve ahlaki çöküşe ortak olduğunu” belirterek şunları söyledi:
“Halkımıza yönelik bu iftirayı benimseyenler, Allah katında Suudi Arabistan’la birlikte bütün sorumluluğu taşımaktadır. Halkımıza iftira atmak, İslam’daki en büyük suçlardan biridir. Bu suçlamayı dillendiren devlet başkanları, krallar, prensler, hükümetler, din adamları ve siyasi şahsiyetler rezilliği, utancı ve kınanmayı hak ediyor. Batıla kulak verip yalancı şahitlik yaptılar.”
“Petrodolar ve mali çıkarlar”
Bazı devletlerin Suudi Arabistan’la mali ilişkilerinin tepkilerinde belirleyici olduğunu savunan Husi, “Onlar için önemli olan petrodolarlar ve mali çıkarlardır,” dedi.
Bazı hükümetlerin İslam’ın kutsal mekânlarını ve ümmeti yüzüstü bırakmalarına rağmen kutsal mekânları savunduklarını ileri sürdüğünü söyleyen Husi, bu çevrelerin tepkilerini “gerçek ve açık düşmana” yöneltmesi gerektiğini belirtti.
Siyonist rejimin açıklama, yayın ve siyasi planlarında Mescid-i Aksa, Mekke ve Medine’ye yönelik tehditlerin açıkça yer aldığını kaydeden Husi, İslam dünyasına Suudi Arabistan’ın anlatılarına kapılmak yerine bu tehditle mücadele etme çağrısı yaptı.
Husi, Yemen halkı ile silahlı kuvvetlerinin kendilerine yöneltilen iftiraya ve süregelen haksızlıklara karşılık verme konusunda hukuki, ahlaki ve dini haklarını saklı tuttuğunu vurguladı.
Suudi Arabistan, Yemen’e yönelik askeri harekâtın başladığı 2015’ten bu yana Yemen Silahlı Kuvvetlerini çeşitli dönemlerde Mekke’ye ve diğer Suudi kentlerine balistik füze ve SİHA göndermekle suçladı.
Yemenli yetkililer ise askeri operasyonlarının savunma amaçlı olduğunu; Suudi Arabistan öncülüğündeki koalisyonu saldırılarını durdurmaya, Yemen’in egemenliğine saygı göstermeye ve ülkeye uygulanan kara, deniz ve hava ablukasını kaldırmaya zorlamayı hedeflediğini belirtiyor.
Ortadoğu
ABD, Yemen ile görüştü iddiası

İddiaya göre ABD’li diplomatlar hafta sonu Umman’daki ABD büyükelçiliğinde Yemen direnişinin temsilcileriyle bir araya geldi.
Axios’a konuşan bölgeden bir kaynak, Umman hükümetinin yardımıyla düzenlenen Maskat’taki toplantının, ABD ile Ensarullah arasındaki ateşkesi sürdürmeye ve Bab el-Mendeb Boğazı’nın açık kalmasını sağlamaya odaklandığını belirtti.
ABD, Yemen direnişine karşı Suudi Arabistan’ın Yemen’de yürüttüğü savaşa çekilmeden hayati önem taşıyan bir deniz ticaret yolunu açık tutmak istediği için hassas bir konumda bulunuyor.
Washington, Suudi Arabistan’ın askeri müdahale taleplerini şu ana kadar reddetti.
Kaynak, toplantıda ABD’yi büyükelçilikten diplomatların temsil ettiğini fakat büyükelçinin toplantıya katılmadığını belirtti.
Söz konusu kişi, Yemenli temsilcilerin toplantı sırasında ABD ile Mayıs 2025’te imzalanan ateşkesin devam etmesini istediklerini açıkça ifade ettiklerini ekledi.
Suudi Arabistan, Yemen direnişine karşı İngiltere’den askeri yardım istedi
Kaynak ayrıca, Yemen temsilcilerinin, iki taraf arasında yeniden alevlenen çatışmalar kapsamında saldırılarının yalnızca Suudi gemilerini hedef aldığını vurguladıklarını belirtti.
Temsilciler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndan geçen diğer tüm gemilerin serbestçe seyrüsefer etmesine izin vereceklerini taahhüt ettiler.
ABD Dışişleri Bakanlığı sözcüsü yaptığı açıklamada, “ABD’nin Orta Doğu’daki temel çıkarları arasında Kızıldeniz ve bölgede seyir özgürlüğünün sağlanması ve terörizmin yayılmasının önlenmesi yer almaktadır. Trump Yönetimi, İran ve onun vekillerinden gelen saldırılara karşı bu çıkarları savunma konusundaki kararlılığını açıkça ortaya koymuştur,” dedi.
Açıklama şöyle devam etti:
“Söz konusu toplantı hakkında yorum yapmayacağı. Fakat Yemen konusunda bölgesel müttefiklerimiz ve ortaklarımızla düzenli iletişim halindeyiz ve bölgede kaos yaratan Husi milisleri ve diğer terörist gruplara karşı ortak terörle mücadele hedeflerimize odaklanıyoruz.”
Toplantıdan bir gün sonra, Başkan Yardımcısı JD Vance gazetecilere, ABD’nin Ensarullah ile müzakere halinde olduğunu söyledi.
Vance, “Husilerle de doğrudan görüşmeler yürütüyoruz; bu nedenle durumun kontrolümüz altında olduğunu düşünüyoruz,” dedi.
ABD Dışişleri Bakanlığı’ndan yapılan açıklamaya göre, Dışişleri Bakanı Marco Rubio salı günü Umman Dışişleri Bakanı Seyyid Bedr el-Busaydi ile bölgedeki gerginliği azaltmaya yönelik çabalar hakkında görüştü.
Bu görüşme, ABD ile Umman arasında haftalarca süren gerginliğin ardından gerçekleşti.
Başkan Trump, Umman’ın Hürmüz Boğazı konusunda İran ile yürüttüğü görüşmeler nedeniyle ülkeyi bombalamakla tehdit etmişti.
Son günlerde Yemen direnişi ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmalar şiddetleniyor. Yemenliler, Bab el-Mendeb Boğazı’ndaki kıyı şeridini ve birkaç adayı hâlâ kontrol altında tutuyor.
Suudiler, Yemen’deki direniş güçlerine yönelik hava saldırılarını yoğunlaştırdı. Ne var ki Yemen’de destekledikleri güçler, şu ana kadar etkili bir kara karşı saldırısı başlatamadı.
Ortadoğu
Körfez ülkelerinde ABD’nin güvenlik şemsiyesine dair şüpheler artıyor

İran savaşı, Körfez ülkelerinde ABD’nin sağladığı korumaya dönük güveni sarstı. Bölge yönetimleri, Washington’ın çatışma başlattığını ancak sonuçlarını yönetme iradesi gösteremediğini savunuyor. Time dergisinin haberine göre bölgedeki Arap monarşileri, Amerikan güvenlik şemsiyesine duyulan kuşkular nedeniyle Tahran ile doğrudan uzlaşı ve gerilimi azaltma yolları arıyor.
Ortadoğu’daki savaş, Körfez ülkelerinde ABD’nin sağladığı “güvenlik şemsiyesine” duyulan güveni sarstı.
Amerikan Time dergisi, bölge ülkelerinden yetkililere dayandırdığı haberinde, ABD ile İran arasındaki çatışmaların başlaması üzerine Körfez yönetimlerinin Amerikan korumasını artık güvenilir görmediğini yazdı.
Derginin aktardığına göre bölgedeki savaş, Körfez başkentlerinin Washington’a bakışını değiştirdi.
Arap ülkelerinin itirazlarına rağmen Washington yönetiminin İsrail ile birlikte bölgesel bir savaşa girmeye hazır olduğu, ancak doğacak sonuçları yönetme kabiliyetine veya niyetine sahip olmadığı değerlendirmesi öne çıkıyor.
Körfez ülkeleri, ABD’nin İran politikasına yönelik tutarlı bir strateji geliştiremediği görüşünü uzun süredir koruyor.
Savaş sürecinde ABD hedeflerinin her hafta değiştiği belirtilen haberde, Hürmüz Boğazı kapalıyken dahi savaştan çekilmeye çalışan Donald Trump yönetiminin müttefiklerini uyarısız, istişaresiz ve korumasız bıraktığı hissini yarattığı kaydedildi.
ABD’ye duyulan şüpheler nedeniyle bölge yönetimlerinin büyük bölümü Tahran ile cepheleşmek yerine gerilimi azaltma ve caydırıcılık stratejilerine yöneldi.
Katar ve Umman, Washington yönetimini Tahran ile bir mutabakat imzalamaya teşvik ederken, Suudi Arabistan Pakistan’ın arabuluculuk girişimine destek verdi. Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Kuveyt ve Bahreyn de barış odaklı diplomatik temaslara katıldı.
Bahreyn, Katar, Kuveyt, BAE, Umman ve Suudi Arabistan’ı kapsayan Körfez bloğu, on yılı aşkın süredir “güven vermeyen bir Washington ile tehdit oluşturan Tahran arasında” kalarak dış politikalarında çeşitlendirme arayışını sürdürüyor.
ABD egemenliğinin azaldığı bölgede nasıl hareket edileceğine dair ortak bir uzlaşı oluşmasa da, Arap başkentlerinde yeni bir güvenlik mimarisinin inşası bekleniyor.
Ağustos ayı sonunda İran’ın dini lideri Mücteba Hamaney, Körfez ülkelerine seslenerek “gerçek düşmanı” doğru tespit etme ve onun “sinsi planlarına” alet olmama çağrısı yaptı.
Hamaney açıklamasında, ABD ve İsrail yönetimlerini yalnızca Tahran’ın ve “İslami direniş cephesinin” değil, Batı Asya ve Kuzey Afrika halkları dahil bütün İslam toplumunun ortak düşmanı ilan etti.
The Washington Post gazetesi, ABD’nin müttefikleri konumundaki Suudi Arabistan, BAE, Katar, Kuveyt ve Bahreyn cephesinde Trump’ın İran politikasına dönük hoşnutsuzluğun arttığını yazdı.
Gazetenin ulaştığı kaynaklar, kimi ülkelerin kendi topraklarındaki devasa ABD askeri üslerinin varlığını sorgulamaya başladığını dile getirdi. Haberde, tepkilere karşın Körfez ülkelerinin kısa vadede başka bir müttefik seçeneğine sahip olmadığı da vurgulandı.
Financial Times gazetesi ise, İran’ın Ortadoğu’daki ABD üslerine düzenlediği saldırıların Washington’ın bölgedeki askeri varlığının geleceğine gölge düşürdüğünü aktardı.
Politico dergisi ise Tahran’ın misillemelerinden etkilenen Körfez devletlerinin İran ile barış zemini arayışında ortaklaşmaya çalıştığını, fakat Arap monarşileri arasındaki geçmişe dayalı anlaşmazlıkların uzlaşı sürecini engellediğini belirtti.
Avrupa2 hafta önceAvrupa savunma sanayii Ukrayna’ya yetişemiyor
Avrupa2 hafta önceKoçbaşı olarak AfD
Avrupa2 hafta önceCDU, AfD’yi durdurmak için yeni göç planı hazırlıyor
Ortadoğu2 hafta önceİsrail Deniz Kuvvetleri Komutanı, Türkiye’yi tehdit etti
Asya2 hafta önceÇin’in HQ-17AE kısa menzilli hava savunma sistemi Pakistan’ın İHA savunmasını güçlendirecek
Asya5 gün önceDeepSeek mühendisi: “Gelecek ya komünizm olacak ya Cyberpunk”
Dünya Basını2 hafta önceProf. Hanke: Washington’dan gelen hiçbir açıklamaya güvenemezsiniz
Avrupa2 hafta önceAfD, Saksonya-Anhalt’ta büyük bir farkla kazandı








