Ortadoğu
İsrail’in Gazze’de Hamas’a alternatif olarak desteklediği milis lideri öldürüldü

İsrail’in Gazze’de Hamas’a alternatif olarak desteklediği “Halk Güçleri” adlı milis grubunun lideri Yasir Ebu Şebab, Refah’ta silahlı kişilerce öldürüldü. Ebu Şebab, insani yardım kamyonlarını yağmalamak ve İsrail ordusuna istihbarat sağlamakla biliniyordu. Hamas olayı “kaçınılmaz son” olarak nitelerken, İsrailli analistler bunu Tel Aviv’in stratejisinin “gürültülü bir başarısızlığı” olarak yorumladı.
İsrail’in Gazze’de Hamas’a karşı desteklediği ve insani yardım yağmasıyla bilinen milis lideri Yasir Ebu Şebab’ın öldürüldüğü bildirildi.
İsrail Ordu Radyosu ve Kanal 14, “Halk Güçleri” adı verilen milis gücünün lideri olan Ebu Şebab’ın Refah’ta “silahlı kişiler” tarafından vurulduğunu aktardı.
Ölümüne ilişkin çelişkili bilgiler
Ebu Şebab’ın nerede öldüğüne dair farklı bilgiler paylaşıldı. The Times of Israel gazetesinin kaynakları, çatışmanın ardından İsrail’e götürülen Ebu Şebab’ın aldığı yaralar nedeniyle hayatını kaybettiğini duyurdu.
Buna karşılık Haaretz gazetesi, Soroka Hastanesi’nin açıklamasına dayanarak Ebu Şebab’ın İsrail’e götürülmediğini ve Gazze’de öldüğünü bildirdi. Haaretz, hastanenin “Ebu Şebab’ın buraya getirilmediğini belirtti” ifadelerine yer verdi.
İsrail’in Kanal 12 televizyonu ise Ebu Şebab’ın “aşiret içi çatışma” sonucu öldürüldüğünü öne sürdü.
Hamas: Bu, vatanına ihanet edenlerin sonudur
Hamas’a bağlı Radaa Force adlı Telegram kanalı, milis liderinin fotoğrafını “Size söylemiştik; İsrail sizi korumaz” notuyla paylaştı.
Hamas’tan yapılan açıklamada, “İşgalci İsrail’in öldürülen işbirlikçisi Yasir Ebu Şebab’ın başına gelenler, halkına ve vatanına ihanet eden, işgalci İsrail’in elinde bir araç olmaktan memnuniyet duyan herkesin kaçınılmaz sonudur” denildi.
İsrailli analistler: Tel Aviv için ‘gürültülü bir başarısızlık’
İsrailli askeri analist Avi Aşkenazi, “Ordu milisi korumayı başaramadı. En büyük Gazze milisinin liderinin öldürülmesi bunun kanıtı. Ne yazık ki Hamas’ın milisin geleceğine dair propagandası başarılı oldu” dedi.
Kanal 12, Ebu Şebab’ın ölümünü, Tel Aviv’in Gazze’de Hamas’a alternatif yaratma çabasının “gürültülü bir başarısızlığı” olarak niteledi ve “Sonuçta milis çöktü, Hamas kaldı” yorumunu yaptı.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın Filistin İşleri Editörü Elior Levy ise sosyal medya hesabından, “Geçmiş hatalarımızdan ders çıkarıp, Gazze’de Hamas’a karşı kirli işlerimizi silahlı milislere yaptıramayacağımızı anlamamızın zamanı geldi. Daha önce de işe yaramadı, şimdi de yaramayacak” eleştirisinde bulundu.
Axios haber sitesinden İsrailli gazeteci Barak Ravid de Ebu Şebab’ı destekleme fikrinin arkasındaki iradeyi sorguladı. Ravid, “Netanyahu hükümeti, Filistin yönetimini Gazze’ye getirmek istemedi ve bu yüzden Ebu Şebab fikrini çıkardı. Acaba bu parlak fikrin arkasında kim vardı? Başarısız olan, ortadan kaldırılan ve İsrail’e stratejik zarar veren kimdi” diye yazdı.
Yardım kamyonlarını yağmalıyor, İsrail’e istihbarat sağlıyordu
Savaş boyunca Ebu Şebab ve lideri olduğu milis gücü, İsrail tarafından silahlandırılıp desteklendi. Bu güçlerin, Gazze’ye giren insani yardım kamyonlarının sistematik olarak yağmalanmasının arkasındaki ana yapı olduğu biliniyordu. Tel Aviv ise bu yağmalardan Hamas’ı sorumlu tutuyordu.
Ebu Şebab’ın adamlarının ayrıca, İsrail askerlerinin operasyonları öncesinde bölgede keşif yaptığı ve direniş güçlerine karşı Tel Aviv adına defalarca çatışmaya girdiği de belirtiliyor.
“Halk Güçleri” olarak bilinen grup, Gazze Şeridi’nde faaliyet gösteren İsrail destekli en büyük Hamas karşıtı milis gücü olarak tanımlanıyor. Ebu Şebab’ın, İsrail saldırılarıyla büyük ölçüde yıkılan Refah’ta yaklaşık 2 bin kişilik bir kuvveti yönettiği ifade ediliyor.
Uyuşturucu kaçakçılığından hüküm giymiş, hapishaneden kaçmıştı
Temmuz ayında Hamas, Ebu Şebab’a “vatana ihanet, silahlı isyan ve çete kurma” suçlamalarıyla teslim olması için 10 gün süre tanımış, aksi halde gıyabında yargılanacağını duyurmuştu.
Ebu Şebab, 2015 yılında Hamas tarafından uyuşturucu kaçakçılığı ve hırsızlık suçlarından 25 yıl hapis cezasına çarptırılmıştı. Ekim 2023’te tutulduğu hapishanenin İsrail hava saldırılarıyla vurulmasının ardından kaçmayı başarmıştı.
Ebu Şebab’ın mensubu olduğu Tarabin aşireti ise kendisini “reddettiğini” ve İsrail ile işbirliği nedeniyle öldürülmesi çağrısında bulunduğunu açıklamıştı.
Geçen ay sağlanan ateşkesin ardından Hamas, İsrail destekli çetelere yönelik operasyonlarını yoğunlaştırmıştı. Ekim ortasında Gazze İçişleri Bakanlığına bağlı güçlerle silahlı gruplar arasında çatışmalar yaşanmış, onlarca milis öldürülmüş ve çok sayıda kişi gözaltına alınmıştı.
Ateşkes yürürlüğe girdiğinde İbranice basın, Ebu Şebab ve çetesinin İsrail’e tahliye edilmeyeceğini yazmıştı.
Ortadoğu
ABD, Orta Doğu’ya üçüncü uçak gemisini gönderiyor

ABD ordusu, Başkan Donald Trump’ın İran’a yönelik yeni saldırıların ufukta olabileceği uyarısında bulunmasının ardından, Orta Doğu’ya üçüncü bir uçak gemisi saldırı grubunu sevk ediyor.
Özel bir amfibi saldırı grubunu da içeren bu sevkiyat, ABD’deki ara seçimlerin yaklaşmasıyla birlikte İran’a karşı Trump’ın savaşının hızla değişen dinamiklerini vurguluyor.
Trump, savaşın birkaç hafta süreceği yönündeki ilk vaatlerine rağmen, ara seçimlerden sonra gerginliğin tırmanmasının hâlâ geçerli bir seçenek olduğunu belirtti.
Şu anda Orta Doğu’ya doğru yol alan gemi grubu, toplamda 7.000’den fazla denizci ve 2.000 Deniz Piyadesi’ni taşıyor.
Bu gruba, USS Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu ve iki amfibi çıkarma gemisinden oluşan USS Makin Island amfibi hazırlık grubu da dahil.
Hassas askeri operasyonlar hakkında konuşmak üzere isminin açıklanmaması koşuluyla konuşan bir ABD’li yetkiliye göre, bu durum Ekim ayı sonuna kadar bölgede üç uçak gemisinin bulunacağı anlamına gelebilir.
Orta Doğu’da halihazırda bulunan personel de hesaba katıldığında, bu hamle ABD’nin deniz kuvvetleri varlığını 20.000’den fazla denizci ve deniz piyadesi ile yüzlerce uçağa ulaşacak şekilde alışılmadık derecede yüksek bir seviyeye çıkaracak.
Donanma, Nisan ayında 2003 yılından bu yana ilk kez Orta Doğu’da üç uçak gemisi saldırı grubu bulundurmuştu.
USS George HW Bush ve USS George Washington uçak gemileri, USS Boxer amfibi hazırlık grubu ile birlikte şu anda bölgede bulunuyor.
USS George Washington genellikle Pasifik Okyanusu’nda görevlendirilir fakat zorlu görev süresi boyunca mürettebatın 260 günden fazla süreyle aralıksız denizde kalmasına neden olan USS Abraham Lincoln’ün yerini almak üzere Orta Doğu’ya sevk edildi.
Theodore Roosevelt uçak gemisi saldırı grubu bölgeye ulaştığında, Washington’un Japonya açıklarına kaydırılması muhtemel.
Perşembe günü Time dergisinde yayınlanan bir röportajda Trump, yeni saldırı olasılıklarına değindi ve 3 Kasım ara seçimlerinden sonra İran’a yönelik bombardımanı yoğunlaştırmasının “mümkün” olduğunu söyledi.
Israrla sorulunca Trump, stratejisi hakkında daha fazla ayrıntıya giremeyeceğini söyledi.
Trump, “Bunu size söyleyemem çünkü bakın, siz ‘nereyi bombalayacaksınız?’ diye soruyorsunuz,” dedi.
Pazartesi günü yapılan röportajda, İran’dan gelen son ateşkes teklifini reddettiğini belirterek, “bir yıl önce onaylamayacağı şeyleri bugün de onaylamayacağını” söyledi.
Trump, örnek olarak İran’ın önemli bir enerji nakil koridoru olan Hürmüz Boğazı’nı “açma” teklifini gösterdi ama teklifin genel olarak “yeterince iyi olmadığını” belirtti.
Giderek daha fazla tepki çeken bu savaşın Kasım ayında Cumhuriyetçilerin şansını zora sokup sokmayacağu sorulduğunda Trump, ilk başta “Mümkün” diye yanıt verdi. Fakat ardından, “İran’ın nükleer silahı olmayacağı için bu durum yardımcı olmalı,” diye ekledi.
Başkan, “dünya çapında da dahil olmak üzere” “halkın %100’ünün” İran’ın nükleer saldırı kapasitesine sahip olmasına karşı olduğunu söyledi ve “Yani, bu şekilde ifade ederseniz, faydası olur. Bunu söylemezseniz, zararı olabilir,” diye konuştu.
Ortadoğu
Şam’dan yalanlama: Hizbullah ile Türkiye’de görüşmedik

Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam ile Hizbullah heyetlerinin gerilimi düşürmek için Türkiye’de gizlice görüştüğü yönündeki Reuters haberini yalanladı. Haberde yer alan iddiaya göre heyetler Türk istihbaratının davetiyle eylülde en az bir kez bir araya geldi ve Şam yönetimi örgüte Lübnan’a askeri müdahalede bulunmama güvencesi sundu.
Suriye Enformasyon Bakanlığı, Şam’daki yeni hükümet yetkilileri ile Lübnan merkezli Hizbullah temsilcilerinin Türkiye’de bir araya geldiği yönündeki iddiaları yalanladı.
Bakanlığa bağlı Dış Medya Dairesi, 1 Ekim’de yaptığı açıklamada, söz konusu haberlerin gerçek dışı ve dayanaksız olduğunu belirterek herhangi bir temasın gerçekleşmediğini duyurdu.
Reuters haber ajansı aynı gün yayımladığı haberde, iki tarafın aralarındaki gerilimi düşürmek amacıyla eylül ayında Türkiye’de en az bir kez gizli toplantı yaptığını aktarmıştı.
Ajans, haberini ikisi Suriyeli, biri ABD’li yetkili ve biri Hizbullah’a yakın üst düzey Lübnanlı güvenlik kaynağı olmak üzere altı kişiye dayandırdı.
Habere göre buluşma, Türk güvenlik ve istihbarat kurumlarının davetiyle düzenlendi. Toplantıda Hizbullah temsilcilerinin yanı sıra Suriye istihbaratından ve Dışişleri Bakanlığından yetkililer yer aldı.
Ajansa konuşan ABD’li kaynak, görüşmenin anlaşmazlıkları gidermeye odaklandığını ve iyi geçtiğini söyledi.
Görüşmeye katıldığı öne sürülen Suriyeli bir yetkili, tarafların birbirlerine karşı düşmanlık beslemedikleri hususunda uzlaştığını aktardı. Buna göre Şam yönetimi, Hizbullah’ı silahsızlandırma gerekçesiyle Lübnan topraklarına askeri müdahalede bulunmayacağına dair örgüte güvence verdi.
Washington ise Suriye’nin Hizbullah’a karşı harekete geçmesini istiyor. ABD Başkanı Donald Trump, Şam yönetiminin örgüte askeri saldırı düzenlemesi gerektiği yönündeki talebini kamuoyu önünde birden fazla kez paylaştı.
Haberde aktarılan uzlaşma arayışına karşın Suriyeli heyet, Hizbullah’ın sınır ötesi silah kaçakçılığını durdurmasını ve özellikle Suriye’nin güneyindeki uyuyan hücrelerini lağvetmesini talep etti.
Hizbullah ise eski Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad yönetiminin Aralık 2024’te devrilmesinden bu yana ülke topraklarında hücreleri olduğu iddiasını reddediyor.
Şam yönetimi hafta başında roket saldırısı hazırlığı içindeki bir Hizbullah hücresinin yakalandığını ileri sürmüştü. Hizbullah bu iddia karşısında, “Suriye topraklarında hiçbir şekilde varlığımız yok ve orada herhangi bir güvenlik veya askeri faaliyette yer almıyoruz” açıklamasını yaptı.
Toplantı iddiasına ilişkin sorular karşısında Türkiye Dışişleri Bakanlığı, Milli Savunma Bakanlığı, Suriye Dışişleri Bakanlığı ve ABD Dışişleri Bakanlığı sessizliğini korurken Hizbullah’ın basın bürosu yorum yapmaktan kaçındı.
Suriye’deki yeni iktidar yapısı ile Hizbullah arasındaki temas iddiaları, tarafların geçmişteki yoğun çatışma geçmişine dayanıyor.
Hizbullah iç savaş boyunca Esad ordusu saflarında savaştı; Heyet Tahrir eş-Şam’ın (HTŞ) çekirdeğini oluşturan Nusra Cephesi ve Ahrar eş-Şam gibi gruplarla doğrudan karşı karşıya geldi.
Esad iktidarını Aralık 2024’te deviren HTŞ, mevcut Suriye Savunma Bakanlığında belirleyici konum taşıyor.
Nusra Cephesi, iç savaşın ilk evrelerinde Lübnan’ın kuzey ve doğu sınırlarını ele geçirmiş, ardından Lübnan ordusu ve Hizbullah birliklerince bu hatlardan püskürtülmüştü. Grup aynı dönemde Beyrut dahil Lübnan genelinde bombalı saldırılar ve suikastlar düzenledi.
Esad yönetiminin çöküşüyle Hizbullah’ın Suriye’deki etkinliği sona ererken, yeni Şam güçlerinin Lübnan sınırına askeri tahkimat yaptığı kaydediliyor.
Sınıra sevk edilen askeri birlikler arasında, geçmiş çatışma döneminde ülkeye giren yabancı savaşçıların da yer aldığı belirtiliyor.
Ortadoğu
Trump’ın damadının şirketi İsrail ordusunun tedarikçisine ortak çıktı

CNN’in haberine göre Jared Kushner’ın yatırım şirketi Affinity Partners, İsrail ordusuna silah ve teçhizat sağlayan firmalarda pay sahibi olan Phoenix Financial grubunun en büyük hissedarı kalmayı sürdürdü. Kushner’ın Gazze müzakerelerinde resmi kadro almadan gönüllü diplomat olarak yer alması, şirketteki 1 milyar doları aşan hisse değeri nedeniyle tartışma yarattı.
ABD Başkanı Donald Trump’ın damadı Jared Kushner, Gazze’deki savaşın sona erdirilmesine yönelik müzakerelerde rol üstlenirken yatırım şirketi Affinity Partners üzerinden İsrailli finans grubu Phoenix Financial ile ticari bağlarını korudu.
CNN tarafından İsrail’deki mali kayıtlar incelenerek yapılan araştırma, Phoenix’in İsrail ordusuna silah, insansız hava aracı, savaş gemisi ve yıkım ekipmanı tedarik eden en az dokuz şirkette pay sahibi olduğunu ortaya koydu.
Bu şirketlerin tamamının hisse değeri geçen yıl artış kaydetti. Kuruluşların birçoğu, Gazze’deki çatışmaların ürünlerine yönelik talebi yükselttiğini açıkladı.
Affinity Partners, Trump’ın Ocak 2025’te başkanlık görevine başlamasından hemen önce Phoenix’teki payını neredeyse iki katına taşıdı.
Şirket, Temmuz 2026’da bu hisselerin dörtte birini 340 milyon doları aşkın bir bedelle elden çıkardı. Bu işlemden elde edilen gelir, satılan paylar için başlangıçta ödenen tutarın beş katını aştı.
Satışın ardından Phoenix’in en büyük hissedarı kalmayı sürdüren Affinity’nin elindeki yüzde 7,4’lük payın piyasa değeri temmuz ayı itibarıyla 1 milyar doların üzerine çıktı. Kushner, Phoenix’i daha önce şirketinin “en iyi yatırımı” olarak nitelendirmişti.
İncelenen belgelere göre Phoenix, İsrail’in en büyük savunma sanayisi şirketi Elbit Systems’e en az 265 milyon dolarlık yatırım yaptı. Elbit, İsrail ordusuna mühimmat, tank sistemleri ve askeri teçhizat temin ediyor.
İsrailli finans grubunun portföyünde İHA kameraları üreten NextVision, topçu mühimmatı tapası imal eden Reshef Technologies ve tank parçaları geliştiren Ashot Ashkelon da yer alıyor.
Phoenix ayrıca savaş gemisi üreticisi Israel Shipyards ile birlikte Boeing ve Caterpillar’da da hisse sahibi. İsrail ordusu operasyonlarda Boeing’in ürettiği uçak ve mühimmatları, Gazze’deki yıkımlarda ise Caterpillar üretimi iş makinelerini kullanıyor.
Kushner’ın şirketi Affinity doğrudan bu savunma kuruluşlarına ortak olmasa da Phoenix’in ana hissedarı sıfatıyla grubun mali kazancından pay alma imkanını koruyor.
Kushner, Trump yönetiminde resmi bir kadro almadan, gönüllü temsilci sıfatıyla diplomatik görüşmelere katılıyor. Bu konum, resmi bir kamu görevinde zorunlu tutulan mali bildirim ve çıkar çatışması yükümlülüklerine tabi olmamasını sağlıyor.
CNN, Kushner’ın yürüttüğü diplomatik temasların söz konusu yatırımları doğrudan etkilediğine dair somut bir veriye ulaşmadığını duyurdu.
Fakat Gazze müzakerelerinde görev üstlenen bir ismin, İsrail ordusunun tedarikçilerine sermaye aktaran bir grupta ana hissedar olması çıkar çatışması tartışmalarına yol açtı.
Kushner’ın avukatı, müvekkilinin Phoenix’in yönetim kurulunda yer almadığını, yatırım kararlarına müdahale etmediğini ve ticari girişimleriyle diplomatik temasları arasında bağ olmadığını savundu.
CNN ise Kushner’ın Eylül 2025’te Forbes dergisine verdiği mülakatta Phoenix yönetimiyle “çok aktif bir diyalog” sürdürdüğünü ve şirket yöneticileriyle birkaç haftada bir temas kurduğunu söylediğini aktardı.
Avukatı bu temasların tek tek yatırımlarla değil, genel piyasa eğilimleriyle sınırlı olduğunu öne sürerken diplomatik mesainin artmasıyla birlikte şirket yönetimiyle görüşmelerin seyreldiğini kaydetti.
Beyaz Saray Sözcüsü Anna Kelly, Kushner’ın şahsi ticari işlerinin gönüllü diplomatik vazifeleriyle bağlantısı bulunmadığını dile getirdi.
Phoenix ise hissedarlarına sunduğu değerin temel faaliyet performansından beslendiğini belirterek haberdeki ayrıntılı bulgular hakkında değerlendirme yapmadı.
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi5 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceEnsarullah lideri: Suudi Arabistan’ın Mekke iddiası ‘asrın yalanı’
Asya2 hafta öncePakistan’a Katar’dan ikinci LNG sevkiyatı yapılacak
Diplomasi1 hafta öncePalantir nasıl Ukraynalıları kobay faresine dönüştürdü?
Diplomasi1 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da kapılarını açıyor
Asya2 hafta önceSoftBank, OpenAI yatırımı için 11 milyar dolar borçlanacak












