Ortadoğu
ABD’nin Gazze planı Türkiye’siz masada tıkandı

ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı’nın Doha’da düzenlediği Gazze toplantısından, Türkiye’nin dışlanması ve Filistin Yönetimi konusundaki anlaşmazlıklar nedeniyle sonuç çıkmadı. Washington yönetimi, asker katkısı için Pakistan üzerindeki baskısını artırırken, İslamabad yönetimi iç kamuoyu ve ABD ilişkileri arasında denge arıyor.
ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM) tarafından Katar’ın başkenti Doha’da düzenlenen ve Gazze’ye konuşlandırılması planlanan Uluslararası İstikrar Gücü’nün (ISF) ele alındığı toplantıdan somut bir sonuç elde edilemedi.
Avrupalı yetkililerin aktardığı bilgilere göre, İsrail’in talebi üzerine Türkiye’nin davet edilmediği görüşmelerde, gücün görev tanımı ve konuşlanma şartlarına ilişkin temel başlıklarda uzlaşı sağlanamadı.
The Jerusalem Post‘un haberine göre, aylardır süren gecikmelerin ardından gerçekleşen toplantıda ABD heyeti, ISF’nin Mısır, Birleşik Arap Emirlikleri, Endonezya, Pakistan ve Azerbaycan gibi ülkelerden oluşabileceği tezini yineledi.
Ancak masadaki ülkelerden hiçbiri şu ana kadar asker gönderme taahhüdünde bulunmadı. CENTCOM’un toplantıya dair resmi bir açıklama yapmaması, sahadaki belirsizliğin sürdüğüne işaret ediyor.
İsrail ile Hamas arasındaki ateşkesin temel unsurlarından biri olarak görülen ISF’nin, bölgede kamu düzenini sağlaması ve Hamas’ın yerini alması öngörülüyor.
ABD’nin sahadaki mevcut katkısı ise büyük ölçüde insani yardım girişini koordine eden Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi (CMCC) ile sınırlı kaldı.
Netanyahu’nun vetosu süreci tıkadı
Toplantıdaki en büyük engeli, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun Filistin Yönetimi’nin sürece dahil edilmesini kesin bir dille reddetmesi oluşturdu. Birçok ülke, Filistin Yönetimi’nin onayı ve katılımı olmaksızın asker göndermeyi kabul etmiyor.
The Jerusalem Post‘a konuşan kaynaklar, yalnızca İtalya’nın Filistin Yönetimi şartı aramaksızın ISF’ye barış gücü göndermeye sıcak baktığını belirtti.
İsrailli ve ABD’li yetkililer, Arap ülkelerini Filistin Yönetimi olmadan asker göndermeye ikna edebileceklerini ve Filistin devleti kurulmadan Suudi Arabistan ile normalleşme sağlayabileceklerini düşünüyor.
Fakat uzmanlar bu beklentiyi aşırı iyimser buluyor. Mevcut şartlar altında ISF’nin hedeflenen 10 bin ila 20 bin asker yerine 5 bin civarında kalabileceği ve bölgesel Arap temsili olmadan meşruiyet sorunu yaşayacağı değerlendiriliyor.
Foreign Policy: Hamas’ı silahsızlandırmanın yolu Türkiye ve Katar’dan mı geçiyor?
Ankara masada yer almadı
Toplantıya Türkiye’nin davet edilmemesi dikkat çeken bir diğer husus oldu. Ankara, daha önce Gazze’ye barış gücü göndermeye hazır olduğunu açıklamıştı.
Demokrasileri Savunma Vakfı (FDD) Kıdemli Uzmanı Edmund Fitton-Brown, Türkiye meselesinin ISF etrafındaki çıkmazı özetlediğini savundu.
Fitton-Brown, konuya ilişkin değerlendirmesinde şu ifadeleri kullandı:
“Bu planın amacı Hamas’ı silahsızlandırmak ve teknokrat yöneticileri korumak. Ancak hiçbir ülke askerlerini tehlikeye atmak istemiyor. Ankara ise konuşlandırmaya istekli, fakat yanlış nedenlerle. Türkiye Hamas’ı silahsızlandırmaz, aksine örgütü korur.”
Washington’dan İslamabad’a asker baskısı
Reuters‘ın haberine göre, ISF planını hayata geçirme çabalarında yaşanan tıkanıklık, Washington’un özellikle Pakistan gibi Müslüman ülkeler üzerindeki baskısını artırmasına neden oldu.
Pakistan Genelkurmay Başkanı Mareşal Asım Munir, bu süreçte hem dış baskılar hem de iç siyasi dengeler açısından zorlu bir sınav veriyor.
Munir’in önümüzdeki haftalarda ABD Başkanı Donald Trump ile Washington’da bir araya gelmesi bekleniyor.
Son altı ay içinde Trump ile yapılacak üçüncü temas olacak bu görüşmenin ana gündem maddesini, Gazze’de kurulması planlanan istikrar gücüne Pakistan’ın olası katkısı oluşturacak. Munir’in son dönemde yürüttüğü ekonomik diplomasi temaslarında da bu başlığın öne çıktığı belirtiliyor.
Munir zorlu bir sınav veriyor
Analistler, Pakistan gibi ülkelerin bu misyona asker göndermesinin, hem çatışmanın doğrudan tarafı haline gelme riskini hem de ülke içindeki Filistin yanlısı kamuoyunun tepkisini beraberinde getireceğini vurguluyor.
Buna rağmen Munir’in, Washington ile ilişkileri onarma ve ABD’nin güvenlik yardımları ile yatırım desteğini kaybetmeme amacıyla Trump ile yakın bir ilişki kurduğu ifade ediliyor.
Washington merkezli Atlantic Council’den Michael Kugelman, Reuters‘a yaptığı değerlendirmede, “Gazze istikrar gücüne katkı sunmamak Trump’ı rahatsız edebilir. Bu da ABD’nin desteğine ihtiyaç duyan Pakistan için ciddi bir risk” diye konuştu.
Pakistan yönetimi ise resmi düzeyde temkinli bir dil kullanmayı sürdürüyor. Pakistan Dışişleri Bakanı İshak Dar, daha önce yaptığı açıklamada barışı koruma amacıyla asker gönderilmesinin değerlendirilebileceğini, ancak Hamas’ın silahsızlandırılmasının Pakistan’ın sorumluluğu olmadığını belirtmişti.
İslamabad yönetimi, Washington’un talepleri ile iç kamuoyundaki hassasiyetler arasında denge kurmaya çalışıyor.
ABD’li yetkililer, Doha toplantısında somut taahhütler almayı ve Trump’ın 2026 başında bir duyuru yapabilmesi için zemin hazırlamayı hedefliyordu.
Ancak gelinen aşamada Türkiye’nin dışlandığı, Filistin Yönetimi düğümünün çözülemediği ve hiçbir ülkenin asker taahhüdünde bulunmadığı bir tablo ortaya çıktı.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü











