Ortadoğu
Foreign Policy: Hamas’ı silahsızlandırmanın yolu Türkiye ve Katar’dan mı geçiyor?

Foreign Policy dergisinde yayımlanan ve John Haltiwanger tarafından kaleme alınan analizde, Trump yönetiminin Gazze barış planına ilişkin iyimser mesajlarına rağmen sürecin ciddi engellerle karşı karşıya olduğu belirtildi. Hazırlanan 20 maddelik planın en kritik unsurlarından biri olan Hamas’ın silahsızlandırılması, aşılması gereken en büyük zorluk olarak öne çıkıyor.
Diplomatlar ve bölge uzmanları, Doha ve Ankara’nın müzakere masasında önemli bir pazarlık gücüne sahip olduğunu vurgularken, bu etkinin tek başına yeterli olup olmayacağı konusundaki belirsizlik sürüyor.
İsrail tam silahsızlanma şartından geri adım atmıyor
İsrail’e karşı silahlı direnişin Hamas ideolojisinin temel bir unsuru olması, örgütün silahsızlanmayı kabul etmemesindeki en büyük etken olarak değerlendiriliyor.
Hamas’ın son dönemde silahlarını dondurmaya veya depolamaya açık olabileceğine dair sinyaller verdiği belirtilse de İsrail tarafı tam silahsızlanma dışında bir seçeneği kabul etmiyor.
Foreign Policy dergisine konuşan bir İsrail hükümet yetkilisi, konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:
“Hamas’ın silahlarını ‘gömebileceği veya depolayabileceği’ fikri tamamen kurgudan ibaret ve imkansız. Hamas silahsızlandırılmalı ve Gazze, 20 maddelik planda belirtildiği gibi askerden arındırılacaktır. İsrail, Trump planına bağlıdır ve ateşkesin başından beri kendi tarafını savunmuştur. İsrail, sınırımızın güvenliğini sağlayacak ve Gazze’nin Yahudi devletine tehdit oluşturmamasını temin edecektir.”
Arap ülkeleri asker göndermek için silahsızlanmayı bekliyor
Silahsızlanma konusundaki bu çıkmaz, Arap devletlerinin geçici Uluslararası İstikrar Gücü’ne (ISF) personel gönderme konusundaki isteksizliğinin temel nedenini oluşturuyor.
ABD Başkanı Donald Trump’ın planına göre ISF, Gazze’de güvenliği sağlayarak silahsızlanma sürecini denetleyecek. Bu güç, Gazze’nin günlük yönetimini üstlenecek geçici teknokrat komiteyi denetleyen bir Barış Kurulu ile koordineli çalışacak.
ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Dan Shapiro, Hamas ile çatışmak istemeyen Arap ve Müslüman ülkelerin, örgüt tamamen etkisiz hale getirilmeden bölgeye girmeyeceğini vurguladı.
Shapiro, mevcut durumu şu sözlerle özetledi:
“Hamas’ın silahlarını bırakması, teslim etmesi, silahların ve tünellerin imha edilmesine izin vermesi ve hatta Hamas savaşçılarının ve kalan liderlerinin sürgüne gitmesi için başarılı bir mekanizma kurulmadığı sürece, bu Arap ve Müslüman devletlerden gelen güvenlik güçlerinin BM Güvenlik Konseyi tarafından kendilerine verilen görevi yerine getirmelerini hayal etmek çok zor.”
“Ankara ve Doha’nın nüfuzu masadaki en güçlü kart”
Diplomatlara göre, özellikle Katar ve Türkiye, Hamas’ı silah bırakmaya zorlama konusunda merkezi bir rol oynayabilir. ABD ve Mısır ile birlikte ateşkesin garantörleri arasında yer alan bu iki ülke, örgütle uzun süredir devam eden ilişkilere sahip.
ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, “Gazze’deki ateşkes Türkiye ve Hamas ile olan ilişkisi olmadan gerçekleşmezdi” ifadelerini kullandı. Dan Shapiro ise Katar ve Türkiye’nin Hamas üzerindeki özel etkisinin, Trump’ın elindeki en iyi araç olduğunu savundu. Plana göre Trump’ın, Hamas liderlerini ikna etmeleri için Ankara ve Doha üzerindeki baskıyı artırması bekleniyor.
İsrail’in Türkiye ve Katar ile olan gerilimli ilişkileri, barış sürecinin yönetimini zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor. İsrail, Türkiye’nin Uluslararası İstikrar Gücü’ne katkıda bulunmasını reddetmiş olsa da Trump yönetimi ve Türk hükümeti bu konuda ısrarlı davranıyor.
Büyükelçi Barrack, Türk ordusunun kapasitesine dikkat çekerek, “Türklerin bölgedeki en büyük ve en etkili kara birliklerine sahip olması ve Hamas’la diyalog halinde olmaları nedeniyle, bu durum gerilimi azaltmak için kullanılacak güç unsurlarından biri olarak faydalı olabilir” değerlendirmesinde bulundu.
Hamas’ın geleceği belirsizliğini koruyor
Bununla birlikte, herkes silahsızlanma yolunun sadece Türkiye ve Katar’dan geçtiğine ikna olmuş değil. Orta Doğu Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Gönül Tol, bu olasılık konusunda karamsar olduğunu belirtti.
Tol, örgütün iç dinamiklerine işaret ederek şunları kaydetti:
“Türkiye ve Katar, Hamas üzerinde büyük bir nüfuza sahip iki ülke. Ancak Hamas gibi örgütlerin kendi mantıkları var. Her şey Hamas’ın kendi geleceği hakkında ne düşündüğüne bağlı olacak. Filistin davasına kalıcı bir çözüm bulunmadığı sürece Hamas dağılsa bile başka bir örgütün ortaya çıkması muhtemel.”
Tol ayrıca, Hamas liderliğinin, Ankara’nın ABD ile F-35 programına geri dönüş gibi yeni anlaşmalar peşinde koşması nedeniyle, Türkiye’nin niyetlerine şüpheyle yaklaşabileceğini öne sürdü.
“Siyasi çözüm olmadan silahların susması zor”
Siyasi danışmanlık şirketi Şeyh Grubu’nun CEO’su Selman Şeyh, Hamas’ın “inatçı” bir yapıya sahip olduğunu ve ancak güvendiği aktörler tarafından ikna edilebileceğini belirtti. Şeyh’e göre Doha bu tanıma uyuyor. Ancak sürecin başarısı için Filistin devletinin net bir nihai hedef olarak belirlenmesi gerekiyor.
Tarihsel örnekler de silahsızlanma süreçlerinin zorluğunu ortaya koyuyor. İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA), 1998 tarihli İyi Cuma Anlaşması’ndan sonra tamamen silah bırakması yedi yıl sürmüştü. Gazze’deki ateşkesin kırılganlığı göz önüne alındığında, zamanın daralması endişeleri artırıyor.
Alternatif yönetim modeli şart koşuluyor
Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, Doha Forumu’nda verdiği mülakatta, sürecin ya hızla ilerleyeceğini ya da anarşiye sürükleneceğini belirtti.
Eide, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, yönetimin devredileceği alternatif bir yapı oluşturulmadan mümkün olamayacağını vurguladı.
Eide, “Hamas gücü İsrail’e devretmeyecek. Bunu Uluslararası İstikrar Gücü tarafından desteklenen geçici, teknokratik bir Filistin yönetimine devretmek zorundalar. Silahsızlanma ancak bu bağlamda devreye girer” diye konuştu.
Hamas, İsrail askerleri Gazze’den çekilene kadar silah bırakmayacağını yinelerken, İsrail ordusu kıyı şeridinin yaklaşık yüzde 53’ünü işgal altında tutmaya devam ediyor. İsrail tarafı ise Hamas silahsızlanmadan askerlerini çekmeyeceğinin sinyalini veriyor.
Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, Doha Forumu’nda yaptığı açıklamada, silahsızlanmanın işgal baskısı altında gerçekleşemeyeceğini vurguladı.
Ensari, mevcut kısırdöngüyü şu sözlerle ifade etti:
“Soru şu: Silahsızlanma mı, işgal mi? İşgal ne zaman sona erecek? Silahsızlanma ne zaman başlayacak? Ve sıralama her zaman bir sorun olmuştur. Şimdi grubu silahsızlandırabilirsiniz ancak kişiler aynı güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalırlarsa, iki ay sonra 10 farklı grupla karşılaşabilirsiniz.”
Ortadoğu
Netanyahu, Batı Şeria’daki izinsiz yerleşimci karakollarının dağıtılmasını emretti

İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahun Batı Şeria’daki izinsiz İsrail yerleşimci ileri karakollarının sökülmesini emretti.
Reuters’a konuşan kaynaklar, Netanyahu’nun bu emri, Filistinlilere yönelik yerleşimci şiddetine karşı sert önlem alınması yönündeki ABD baskısına yanıt olarak verdiğini belirtti.
Söküm işlemlerinin ne zaman başlayacağı ise hemen belli olmadı.
Haber, ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin, yerleşimciler tarafından defalarca hedef alınan Batı Şeria’daki Turmus Ayya kasabasında Filistin kökenli Amerikalılarla bir araya gelmesinden bir gün sonra yayınlandı.
Huckabee, Filistinlilere yönelik yasa dışı Yahudi yerleşimcilerinin düzenlediği saldırıları “terör eylemleri” olarak nitelendirmişti.
İsrail yerleşimlerinin uzun süredir destekçisi olan Huckabee, son haftalarda yerleşimcilerin şiddet eylemlerini defalarca kınadı.
Ağustos ayında, Batı Şeria’nın Kusra köyünde Filistinlilere ait evleri kuşatan yerleşimcileri “İsrailli teröristler” olarak nitelendirdi ve daha sonra Filistinli Amerikalılara ait mülkleri ele geçiren yerleşimcilerin ABD’nin yaptırımlarına veya ülkeye giriş yasaklarına maruz kalabileceği uyarısında bulundu.
Huckabee, suçu kimin işlediğine bağlı olarak “farklı bir adalet standardı” olmaması gerektiğini belirterek, İsrail’i sorumluları soruşturmaya ve yargılamaya çağırdı.
İzinsiz yerleşim noktaları genellikle az sayıda yerleşimciyi barındıran prefabrik yapılardan oluşur. İsrail, bu tür yerleşim noktalarını zaman zaman söküp kaldırırken, diğerlerine geriye dönük olarak izin veriyor ve bunların devlet fonlarından yararlanmasını sağlıyor.
Son yıllarda Batı Şeria’da yerleşimcilerin şiddet eylemleri keskin bir artış gösterdi. Filistinliler ve insan hakları örgütleri, İsrail makamlarını saldırıları yeterince soruşturmamak veya faillerini adalete teslim etmemekle suçluyor.
Birleşmiş Milletler ve çoğu ülke, Batı Şeria’daki tüm İsrail yerleşimlerini uluslararası hukuk kapsamında yasadışı kabul ediyor ve bu bölgeyi “işgal altındaki topraklar” olarak değerlendiriyor.
İsrail ise bu tanımlamaya itiraz ediyor ve bölgenin işgal altında değil, “ihtilaflı bir bölge” olduğunu savunuyor.
Ortadoğu
İran, Hürmüz için yeni harita açıklayacak

İran, önümüzdeki günlerde Körfez’de yeni bir kısıtlı bölge ilan edeceğini ve Hürmüz Boğazı’ndan geçiş için oluşturulacak yeni denizcilik koridorunun haritalarını açıklayacağını duyurdu. Hafta sonu gemilere yönelik karşılıklı saldırılar, pazartesi günü petrol fiyatlarının yükselmesine yol açtı.
İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Sekreteri Muhsin Rızai, pazar günü devlet televizyonuna verdiği röportajda, yeni kısıtlı bölgenin ABD’nin İran’a yönelik ablukasının başladığı noktadan başlayacağını ve Körfez’deki bazı alanlara kadar uzanacağını söyledi.
Plana ilişkin ayrıntılı bilgi verilmezken Rızai, yeni bölgeye giren herhangi bir geminin yaptırım listesine alınacağını belirtti.
Rızai ayrıca, tanker trafiğine büyük ölçüde kapalı olan ve küresel enerji taşımacılığı açısından hayati önem taşıyan Hürmüz Boğazı’ndaki geçiş güzergâhlarını ayrıntılı şekilde gösteren haritaların da yakında onaylanacağını söyledi.
Rızai, “İran ve Umman karasularında yer alan ve yönetiminde İran’ın söz sahibi olacağı yeni uluslararası koridorun haritaları üzerinde anlaşmaya varıldı. Bunların önümüzdeki günlerde imzalanması gerekiyor” dedi.
Rızai, “Hürmüz Boğazı’nın açık tutulmasını ancak onlar [Amerikalılar] İran’a yönelik sabotaj, tehdit ve saldırıları durdurduğunda taahhüt edeceğiz” diye ekledi.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarının savaşı tetiklemesinin üzerinden altı ay geçerken çatışma çıkmaza girmiş görünüyor. Haziran ayında varılan ön ateşkes anlaşması çökerken, barış sürecini yeniden rayına oturtmayı amaçlayan diplomatik girişimlerde de çok az ilerleme sağlandı.
Ağustos ayının büyük bölümünde askeri faaliyetlere ara verilmesinin ardından karşılıklı saldırılar yeniden başladı. ABD Merkez Komutanlığına (CENTCOM) göre ABD güçleri, İran Devrim Muhafızları Ordusunun bölgedeki ABD savaş gemilerine düzenlediği saldırıların ardından cumartesi günü üç İran petrol tankerini vurdu. Vurulan tankerlerden biri, İran’ın başlıca petrol ihracat merkezi olan Hark Adası açıklarındaydı. İran da ABD saldırılarına bölgedeki üsleri hedef alarak yanıt verdi. ABD ordusunun çok sayıda kayıp verdiği basına yansıdı.
Tahran, bölgedeki ABD çıkarlarını vurma ve çatışma öncesinde küresel petrol arzının yaklaşık beşte birinin geçtiği Hürmüz Boğazı’ndaki petrol akışını durdurma kapasitesini koruduğunu gösterdi.
Pazartesi günü yayımlanan deniz taşımacılığı verilerine göre, son 10 günde Hürmüz Boğazı’ndan günde ortalama 10 ticari yük gemisi geçti. Bu, mayıs ayından bu yana görülen en düşük seviye oldu. Söz konusu gelişme, petrol fiyatlarının geçen haftaki sert yükselişini sürdürmesine katkıda bulunurken Brent petrol yüzde 0,8 artışla varil başına 97 doların üzerine çıktı.
Yaptırımlar ve petrol ablukası ekonomiyi sıkıştırıyor
İran, ekonomisini ağır biçimde etkileyen ABD yaptırımlarının yol açtığı sorunlarla mücadele çabalarını artıracağını açıkladı.
Ancak Reuters’a konuşan üç üst düzey İranlı kaynak, İran’ın petrol ihracatını abluka altına alarak ve yaptırımların delinmesini engelleyerek ülke ekonomisini boğmayı amaçlayan ABD kampanyasına direnmenin giderek zorlaştığını söyledi.
İran Meclis Başkanı Muhammed Bakır Kalibaf, pazar günü yaptığı açıklamada ABD’nin “çok geç olmadan” oyunun kurallarının değiştiğini anlaması gerektiğini söyledi.
Kalibaf, Telegram kanalında yayımlanan konuşmasında, “Bundan böyle İran’ın çıkarlarına ve güvenliğine yönelik her saldırıya daha hızlı, daha ağır ve daha acı verici bir karşılık verilecek” dedi.
Kalibaf, askeri cephenin yanı sıra İran’ın temel mücadelesinin artık üretim ve halkın geçim koşulları alanında olduğunu söyledi.
Döviz kurundaki sert dalgalanmaları, enflasyonu, işsizliği ve piyasa yönetimini başlıca sorunlar arasında gösteren Kalibaf, İranlıların zorluklara katlanabileceğini ancak kötü yönetime veya eylemsizliğe tahammül edemeyeceğini ve hükümetten hızlı hareket etmesini beklediğini ifade etti.
İran devlet medyasının pazar günü aktardığına göre Ekonomi Bakanı Ali Medenizade, Tahran’ın ABD’nin ekonomik baskısına reformlarla karşılık vermeyi planladığını söyledi ve yaptırımların İran’ın izlediği politikayı değiştirmesine yol açacağı düşüncesini reddetti.
Medenizade, “Ekonomik baskıdan ve tecritten, finansal bağların koparılmasından söz ediyorlar ve bir ülkenin ekonomisine baskı uygulayarak o ülkenin halkının kararlarını değiştirebileceklerini düşünüyorlar” dedi.
“Bir noktayı açıklığa kavuşturmam gerekiyor: İran ekonomisini reforme etme sorumluluğu ABD Hazinesine değil, İran hükümetine ve halkına aittir” diye ekledi.
İran: Hark Adası önceki aylarda 550 kez vuruldu
İran, Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü’nün (OPEC) üçüncü büyük üreticisi konumunda bulunuyor ve savaş öncesinde ham petrolünün yüzde 90’ını Hark Adası’ndaki ihracat merkezi üzerinden ihraç ediyordu. ABD’nin İran petrol ihracatına yönelik ablukasının nisan ortasında başlamasından bu yana petrol akışı kesintiye uğradı.
ABD Merkez Komutanlığı, X üzerinden yaptığı açıklamada, pazar günü itibarıyla ablukaya sıkı şekilde uyulmasını sağlamak amacıyla 92 ticari geminin rotasını değiştirdiğini, üç gemiyi devre dışı bıraktığını ve iki gemiye çıkarak denetim gerçekleştirdiğini bildirdi.
ABD Başkanı Donald Trump, 31 Ağustos’ta Hark Adası’nın “paramparça edildiğini” tasvir eden yapay zekâyla oluşturulmuş bir videonun eşlik ettiği tek cümlelik bir sosyal medya paylaşımı yaptı. İranlı yetkililer, Hark Adası’nın saldırıya uğraması halinde güçlü bir karşılık verileceğini açıkladı.
İran Petrol Bakanı Muhsin Paknejad, pazar günü devlet televizyonunda yayımlanan röportajında adanın önceki aylarda yaklaşık 550 kez vurulduğunu ancak faaliyetlerini sürdürdüğünü söyledi.
İran’ın Hürmüz Boğazı’na uyguladığı abluka, akaryakıt fiyatlarını yükselterek Trump’ın kamuoyu desteği üzerinde baskı oluşturuyor. Trump’ın Cumhuriyetçi Partisi, Kongre’nin kontrolünün belirleneceği kasım seçimlerine hazırlanıyor.
Bununla birlikte ABD Enerji Bakanı Chris Wright, petrolün Hürmüz Boğazı’ndan geçmeye devam ettiğini söyledi.
Wright, CNN’e yaptığı açıklamada şunları söyledi:
“Hürmüz Boğazı’ndan geçişlerimiz şu anda günde ortalama 9 milyon varilin üzerinde. Boğazı bypass eden boru hatlarını da hesaba kattığımızda muhtemelen çatışma öncesindeki akışın üçte ikisine veya daha fazlasına ulaşmış durumdayız. Dolayısıyla İranlılar hâlâ sorun çıkarmaya devam ediyor ancak ABD Donanması bu mücadeleyi kazanıyor.”
Ortadoğu
Özgürlük Filosu ekimde Gazze Şeridi için yeniden denize açılacak

Uluslararası aktivistler, İsrail’in Gazze’ye uyguladığı deniz ablukasını kırmak amacıyla ekim ayında Akdeniz’i geçecek yeni bir filo oluşturmayı planlıyor. Özgürlük Filosu Koalisyonu, gemilerin Gazze Şeridi’ne ilerlemeden önce İspanya, Portekiz ve İtalya limanlarına uğrayacağını açıkladı.
Uluslararası aktivistler, İsrail’in Gazze Şeridi’ne yönelik deniz ablukasını kırmak amacıyla önümüzdeki ay Avrupa’dan yola çıkacak yeni bir filo hazırlığı yürütüyor.
Özgürlük Filosu Koalisyonu (FFC), 2 Eylül’de yaptığı açıklamada, gemilerin ekim ayında denize açılmasının planlandığını bildirdi. Açıklanan plana göre filo, Gazze Şeridi’ne yönelmeden önce İspanya, Portekiz ve İtalya’daki limanları ziyaret edecek.
2010 yılından bu yana faaliyetlerini sürdüren Özgürlük Filosu ile 2025 yılında kurulan Küresel Sumud Filosu ayrı yapılar niteliği taşıyor; ancak iki oluşum Gazze ablukasını kırma hedefli seferlerde ortak hareket ediyor.
Özgürlük Filosu, Küresel Sumud Filosu’na destek verirken, koalisyon bünyesindeki bazı üyeler de Sumud seferlerine danışmanlık sağlıyor.
Aktivistler, mayıs ayındaki müdahalenin ardından ekim seferine mali kaynak ve kamuoyu desteği sağlamak üzere Avrupa genelinde çeşitli seferler düzenledi.
Mayıs seferinde 430 aktivist alıkonuldu
Özgürlük Filosu’nun destek sağladığı mayıs ayındaki Küresel Sumud Filosu seferi sırasında İsrail makamları, uluslararası sularda seyreden yaklaşık 54 gemiye müdahale etti.
Operasyonda, aralarında doktorların, gazetecilerin ve insani yardım çalışanlarının da yer aldığı 430 aktivist alıkonuldu.
Söz konusu müdahale, alıkonulan kişilerin İsrail cezaevlerinde darp, ölüm tehdidi ve tecavüz dahil cinsel şiddete maruz bırakıldıklarını aktarmasıyla uluslararası alanda tepki topladı.
Küresel Sumud Filosu, en az 67 katılımcının tıbbi müdahale gerektiren yaralanmalar yaşadığını, bu kişilerden 12’sinin hastaneye kaldırıldığını duyurdu.
İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir, alıkonulan aktivistlerin plastik kelepçelerle bağlandığı, diz çöktürüldüğü ve İsrail milli marşı eşliğinde zorlayıcı pozisyonlarda tutulduğu video kayıtlarını “İsrail’e hoş geldiniz” mesajıyla paylaştı.
Görüntülerde, elleri bağlı bir aktivist acı içinde bağırırken Ben-Gvir’in güvenlik görevlilerine “Çığlıklarından rahatsız olmayın” talimatı verdiği duyuldu.
Uluslararası Ceza Mahkemesine savaş suçu başvurusu
Yaşananların ardından 30 Mayıs’ta Uluslararası Ceza Mahkemesine (UCM) savaş suçu başvurusunda bulunan 11 mağdur arasında Avustralyalı sinemacı Juliet Lamont da yer aldı.
Lamont, yük konteynerinden dönüştürülen bir alana götürüldüğünü, karanlıkta elleri arkadan bağlı ve ayak bilekleri zincirli şekilde zorlayıcı pozisyonda tutulduğunu açıkladı.
Erkek askerlerden birinin tecavüzüne uğradığını belirten Lamont, diğer tutukluların vücutlarına silah sokulduğunu ve 70 yaşındaki bir kadının kaburgalarının kırıldığını ifade etti.
Lamont, tutulduğu alandan işkence ve acı çığlıkları duyulduğunu kaydetti.
Çok sayıda mağdur ifadesi, video kaydı, tıbbi rapor ve yeminli beyan içeren başvuru dosyasında, Avustralyalı bir insani yardım görevlisine İsrailli yetkililerce zorla içeriği belirsiz bir madde enjekte edildiği yönündeki anlatım da yer buldu.
Birleşmiş Milletler (BM), yaşanan gelişmelerin ardından İsrail Cezaevi Servisini, çatışma bölgelerinde cinsel şiddetten sorumlu tarafların yer aldığı 2026 kara listesine dahil etti.
BM Genel Sekreteri Antonio Guterres, kararın gerekçesi olarak mahkumlara yönelik belgelenen “cinsel şiddet örüntülerini” işaret etti.
Aktivistlere yönelik tutum diplomatik krizlere de yol açtı.
İtalya, Fransa ve Kanada, kendi vatandaşlarına yönelik muamele nedeniyle İsrail büyükelçilerini dışişleri bakanlıklarına çağırarak izahat istedi. İspanya ve İrlanda yönetimleri ise Bakan Ben-Gvir’in sergilediği yaklaşımı “canavarca” ve “dehşet verici” olarak nitelendirdi.
Dünya Basını2 hafta önceMilanovic uyardı: Dünya 1914 öncesine benzer bir uçurumun kenarında
Amerika2 hafta önceKıyamete beş kala – 1: Thiel, Deccal’i arıyor
Ortadoğu2 hafta önceMekke Anlaşması için İran iddiası: Tahran teklifi inceliyor
Rusya2 hafta önceTürkiye’den Rusya’ya ilk deniz yolu benzin sevkiyatı yola çıktı
Avrupa2 hafta önceAlman tarihçi Kittel, savaştan Hitler’i değil Stalin’i sorumlu tuttu
Görüş1 hafta önceBişkek’te “Yeni Düzen” gerçeğe dönüşüp dönüşemeyeceğini görmek için toplanıyor
Ortadoğu2 hafta önceSDG’nin feshi için yapılan anlaşmanın ayrıntıları
Dünya Basını2 hafta önce“Yapay zeka devasa bir aldatmaca”











