Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Foreign Policy: Hamas’ı silahsızlandırmanın yolu Türkiye ve Katar’dan mı geçiyor?

Yayınlanma

Foreign Policy dergisinde yayımlanan ve John Haltiwanger tarafından kaleme alınan analizde, Trump yönetiminin Gazze barış planına ilişkin iyimser mesajlarına rağmen sürecin ciddi engellerle karşı karşıya olduğu belirtildi. Hazırlanan 20 maddelik planın en kritik unsurlarından biri olan Hamas’ın silahsızlandırılması, aşılması gereken en büyük zorluk olarak öne çıkıyor.

Diplomatlar ve bölge uzmanları, Doha ve Ankara’nın müzakere masasında önemli bir pazarlık gücüne sahip olduğunu vurgularken, bu etkinin tek başına yeterli olup olmayacağı konusundaki belirsizlik sürüyor.

İsrail tam silahsızlanma şartından geri adım atmıyor

İsrail’e karşı silahlı direnişin Hamas ideolojisinin temel bir unsuru olması, örgütün silahsızlanmayı kabul etmemesindeki en büyük etken olarak değerlendiriliyor.

Hamas’ın son dönemde silahlarını dondurmaya veya depolamaya açık olabileceğine dair sinyaller verdiği belirtilse de İsrail tarafı tam silahsızlanma dışında bir seçeneği kabul etmiyor.

Foreign Policy dergisine konuşan bir İsrail hükümet yetkilisi, konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Hamas’ın silahlarını ‘gömebileceği veya depolayabileceği’ fikri tamamen kurgudan ibaret ve imkansız. Hamas silahsızlandırılmalı ve Gazze, 20 maddelik planda belirtildiği gibi askerden arındırılacaktır. İsrail, Trump planına bağlıdır ve ateşkesin başından beri kendi tarafını savunmuştur. İsrail, sınırımızın güvenliğini sağlayacak ve Gazze’nin Yahudi devletine tehdit oluşturmamasını temin edecektir.”

Arap ülkeleri asker göndermek için silahsızlanmayı bekliyor

Silahsızlanma konusundaki bu çıkmaz, Arap devletlerinin geçici Uluslararası İstikrar Gücü’ne (ISF) personel gönderme konusundaki isteksizliğinin temel nedenini oluşturuyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın planına göre ISF, Gazze’de güvenliği sağlayarak silahsızlanma sürecini denetleyecek. Bu güç, Gazze’nin günlük yönetimini üstlenecek geçici teknokrat komiteyi denetleyen bir Barış Kurulu ile koordineli çalışacak.

ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Dan Shapiro, Hamas ile çatışmak istemeyen Arap ve Müslüman ülkelerin, örgüt tamamen etkisiz hale getirilmeden bölgeye girmeyeceğini vurguladı.

Shapiro, mevcut durumu şu sözlerle özetledi:

“Hamas’ın silahlarını bırakması, teslim etmesi, silahların ve tünellerin imha edilmesine izin vermesi ve hatta Hamas savaşçılarının ve kalan liderlerinin sürgüne gitmesi için başarılı bir mekanizma kurulmadığı sürece, bu Arap ve Müslüman devletlerden gelen güvenlik güçlerinin BM Güvenlik Konseyi tarafından kendilerine verilen görevi yerine getirmelerini hayal etmek çok zor.”

“Ankara ve Doha’nın nüfuzu masadaki en güçlü kart”

Diplomatlara göre, özellikle Katar ve Türkiye, Hamas’ı silah bırakmaya zorlama konusunda merkezi bir rol oynayabilir. ABD ve Mısır ile birlikte ateşkesin garantörleri arasında yer alan bu iki ülke, örgütle uzun süredir devam eden ilişkilere sahip.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, “Gazze’deki ateşkes Türkiye ve Hamas ile olan ilişkisi olmadan gerçekleşmezdi” ifadelerini kullandı. Dan Shapiro ise Katar ve Türkiye’nin Hamas üzerindeki özel etkisinin, Trump’ın elindeki en iyi araç olduğunu savundu. Plana göre Trump’ın, Hamas liderlerini ikna etmeleri için Ankara ve Doha üzerindeki baskıyı artırması bekleniyor.

İsrail’in Türkiye ve Katar ile olan gerilimli ilişkileri, barış sürecinin yönetimini zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor. İsrail, Türkiye’nin Uluslararası İstikrar Gücü’ne katkıda bulunmasını reddetmiş olsa da Trump yönetimi ve Türk hükümeti bu konuda ısrarlı davranıyor.

Büyükelçi Barrack, Türk ordusunun kapasitesine dikkat çekerek, “Türklerin bölgedeki en büyük ve en etkili kara birliklerine sahip olması ve Hamas’la diyalog halinde olmaları nedeniyle, bu durum gerilimi azaltmak için kullanılacak güç unsurlarından biri olarak faydalı olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Hamas’ın geleceği belirsizliğini koruyor

Bununla birlikte, herkes silahsızlanma yolunun sadece Türkiye ve Katar’dan geçtiğine ikna olmuş değil. Orta Doğu Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Gönül Tol, bu olasılık konusunda karamsar olduğunu belirtti.

Tol, örgütün iç dinamiklerine işaret ederek şunları kaydetti:

“Türkiye ve Katar, Hamas üzerinde büyük bir nüfuza sahip iki ülke. Ancak Hamas gibi örgütlerin kendi mantıkları var. Her şey Hamas’ın kendi geleceği hakkında ne düşündüğüne bağlı olacak. Filistin davasına kalıcı bir çözüm bulunmadığı sürece Hamas dağılsa bile başka bir örgütün ortaya çıkması muhtemel.”

Tol ayrıca, Hamas liderliğinin, Ankara’nın ABD ile F-35 programına geri dönüş gibi yeni anlaşmalar peşinde koşması nedeniyle, Türkiye’nin niyetlerine şüpheyle yaklaşabileceğini öne sürdü.

“Siyasi çözüm olmadan silahların susması zor”

Siyasi danışmanlık şirketi Şeyh Grubu’nun CEO’su Selman Şeyh, Hamas’ın “inatçı” bir yapıya sahip olduğunu ve ancak güvendiği aktörler tarafından ikna edilebileceğini belirtti. Şeyh’e göre Doha bu tanıma uyuyor. Ancak sürecin başarısı için Filistin devletinin net bir nihai hedef olarak belirlenmesi gerekiyor.

Tarihsel örnekler de silahsızlanma süreçlerinin zorluğunu ortaya koyuyor. İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA), 1998 tarihli İyi Cuma Anlaşması’ndan sonra tamamen silah bırakması yedi yıl sürmüştü. Gazze’deki ateşkesin kırılganlığı göz önüne alındığında, zamanın daralması endişeleri artırıyor.

Alternatif yönetim modeli şart koşuluyor

Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, Doha Forumu’nda verdiği mülakatta, sürecin ya hızla ilerleyeceğini ya da anarşiye sürükleneceğini belirtti.

Eide, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, yönetimin devredileceği alternatif bir yapı oluşturulmadan mümkün olamayacağını vurguladı.

Eide, “Hamas gücü İsrail’e devretmeyecek. Bunu Uluslararası İstikrar Gücü tarafından desteklenen geçici, teknokratik bir Filistin yönetimine devretmek zorundalar. Silahsızlanma ancak bu bağlamda devreye girer” diye konuştu.

Hamas, İsrail askerleri Gazze’den çekilene kadar silah bırakmayacağını yinelerken, İsrail ordusu kıyı şeridinin yaklaşık yüzde 53’ünü işgal altında tutmaya devam ediyor. İsrail tarafı ise Hamas silahsızlanmadan askerlerini çekmeyeceğinin sinyalini veriyor.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, Doha Forumu’nda yaptığı açıklamada, silahsızlanmanın işgal baskısı altında gerçekleşemeyeceğini vurguladı.

Ensari, mevcut kısırdöngüyü şu sözlerle ifade etti:

“Soru şu: Silahsızlanma mı, işgal mi? İşgal ne zaman sona erecek? Silahsızlanma ne zaman başlayacak? Ve sıralama her zaman bir sorun olmuştur. Şimdi grubu silahsızlandırabilirsiniz ancak kişiler aynı güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalırlarsa, iki ay sonra 10 farklı grupla karşılaşabilirsiniz.”

Gazze planının ikinci aşamasını durduran tek şey: Gerçeklik

Ortadoğu

İsrailliler, ABD-Suudi Arabistan nükleer anlaşmasından endişeli

Yayınlanma

İsrailliler, ABD ile Suudi Arabistan arasındaki nükleer anlaşmanın Orta Doğu’da silahlanma yarışını tetiklemesinden endişe ediyor.

ABD ile Suudi Arabistan arasında, krallığın Amerikan teknolojisiyle nükleer reaktörler kurmasına ve uranyum zenginleştirmesine izin veren anlaşma, İsrail’de Orta Doğu’da bir silahlanma yarışının başlayabileceği yönündeki endişeleri artırdı.

Çarşamba günü açıklanan ve hâlâ Kongre’nin onayını gerektiren anlaşmanın, Suudi Arabistan’ın sivil bir nükleer program geliştirmesine imkân sağlaması amaçlanıyor.

Başbakan Binyamin Netanyahu ile savunma ve dışişleri bakanları, eleştirmenlerin İsrail’in uzun vadeli güvenlik çıkarlarını tehlikeye attığını söylediği anlaşma hakkında şu ana kadar herhangi bir açıklama yapmadı.

27 Ekim’de yapılacak seçimlerde Netanyahu’yu koltuğundan etmeyi hedefleyen eski Başbakan Naftali Bennett, “İsrail’in başının üzerinden Suudi Arabistan’la şekillenen nükleer anlaşma, güvenliğimizi tehlikeye atan ciddi bir stratejik başarısızlıktır” dedi.

Bennett, “Suudi topraklarında uranyum zenginleştirilmesi, bölgede nükleer bir yarışa ve kontrolün tehlikeli biçimde kaybedilmesine yol açabilir” ifadelerini kullandı.

Eski Savunma Bakanı Avigdor Lieberman ise “Suudi Arabistan’daki sivil nükleer programın sonu nükleer silah olacaktır ve bu, bütün Orta Doğu’da çılgınca bir silahlanma yarışına yol açacaktır” dedi.

Bölgede nükleer silah cephaneliğine sahip tek ülke olan İsrail’in anlaşmaya karşı çıkması ve Kongre nezdinde anlaşmanın durdurulması için lobi faaliyeti yürütmesi gerektiğini söyledi.

Suudi Arabistan’la nükleer anlaşma, hem Başkan Donald Trump’ın ilk yönetimi hem de eski Başkan Joe Biden döneminde yıllardır müzakere ediliyordu.

Ancak nükleer silahların yayılmasının önlenmesi alanında çalışan kuruluşların, anlaşmanın Suudi Arabistan’a nükleer silah geliştirme yolu açabileceği yönündeki uyarıları nedeniyle bugüne kadar herhangi bir anlaşmaya varılamamıştı.

İsrailliler ayrıca, Biden yönetiminin planında öngörüldüğü gibi, herhangi bir nükleer anlaşmanın İsrail ile Suudi Arabistan arasında uzun süredir hedeflenen normalleşme anlaşmasının bir parçası olmasını umuyordu.

Eski Genelkurmay Başkanı Benny Gantz, “Sivil nükleer kapasitenin Suudi Arabistan’a kazandırılmasının, ılımlı bir bölgesel ittifakın kurulması sürecine entegre edilmeden gerçekleştirilmesinin İsrail’in güvenliği açısından olumlu bir adım olduğunu söyleyecek hiçbir güvenlik yetkilisi yoktur” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

ABD’de Cumhuriyetçilerden İran savaşı için net strateji talebi

Yayınlanma

ABD Senatosu’ndaki Cumhuriyetçiler, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in İran savaşı için talep ettiği ek bütçeyi desteklemeye hazır olsa da, yönetimin çatışmayı nasıl sona erdireceğine dair net bir plan sunmamasından rahatsızlık duyuyor. Parti içinde artan ABD kayıpları, İran’daki sivil ölümler, yükselen akaryakıt fiyatları ve savaşın uzamasının ara seçimlere etkisi konusunda kaygılar dile getiriliyor.

ABD Senatosu’ndaki Cumhuriyetçiler, İran’la yürüyen askeri çatışmanın nasıl sona ereceğine ilişkin yönetimin net bir yol haritası ortaya koymadığını savunarak kaygılarını artırdı.

Parti içindeki birçok isim, artan ABD kayıplarıyla birlikte yüksek seyreden akaryakıt fiyatlarının ara seçimlerde Cumhuriyetçilere siyasi bedel çıkaracağı görüşünü dile getiriyor.

Bu rahatsızlık, Savaş Bakanı Pete Hegseth’in salı günü Senato Ödenekler Komisyonu’nda verdiği ifadenin ardından daha görünür hale geldi.

Hegseth, İran savaşı için istenen 80 milyar dolarlık ilave acil kaynak talebini savundu. Cumhuriyetçiler, Pentagon’un mühimmat stoklarını yenilemesi için ek finansmana destek vermek istese de, 28 Şubat’tan bu yana süren çatışmanın nasıl sonlandırılacağına ilişkin daha açık bir plan görmek istiyor.

Batı Virginia Senatörü Jim Justice, “Bir çıkış yolu olmak zorunda, söyleyeceğim tek şey bu” dedi.

Justice, son günlerde yaşamını yitiren üç ABD askerine atıf yaparak, “Doğal olarak hepimiz endişeliyiz çünkü son günlerde üç harika askerimizi kaybettik” ifadelerini kullandı.

İran’da hayatını kaybeden sivillerin sayısının 1.700 ile 3 binden fazla arasında tahmin edildiğini hatırlatan Justice, “Hepimiz sivil kayıplar konusunda son derece endişeliyiz. Her şeyden önce bu korkunç. İkinci olarak da dünyada pek karşılık gören bir durum değil” diye konuştu.

Justice, mevcut aşamada iki seçenek kaldığını savunarak, “Ya çekilip çıkacağız, işi şansa bırakacağız ve en iyisini umacağız ya da kazanacağız. Kazanmak da tek anlama geliyor: İran’ın nükleer silaha sahip olmamasını sağlamak” dedi.

ABD Başkanı Donald Trump ise çarşamba günü, İran güçlerinin Hürmüz Boğazı’ndaki gemileri hedef almaya devam etmesi halinde köprüler ve enerji santralleri gibi sivil altyapı tesislerini vurmakla tehdit etti.

Trump, Truth Social hesabındaki paylaşımında, “İran İslam Cumhuriyeti Hürmüz Boğazı’ndaki herhangi bir gemiye füze, roket, insansız hava aracı ya da başka herhangi bir silahla ateş açarsa, ABD Tahran’ın başkent bölgesindekiler dahil BİR KÖPRÜYÜ VEYA ELEKTRİK SANTRALİNİ bombalayacak ve yok edecek” ifadelerini kullandı.

Justice ise Trump’ın sivil hedef seçerken ihtiyatlı davranması gerektiğini söyledi. “İkmal hatlarını kesme gereği doğarsa, köprü olur, yol olur, bunları yapmak zorunda kalabiliriz. Ama sadece sivil bir noktayı, örneğin hastaneyi hedef alacağını sanmıyorum” dedi.

İsminin açıklanmasını istemeyen bir Cumhuriyetçi senatör, çatışmanın akaryakıt fiyatlarına etkisinin kasımdaki seçimler öncesinde parti adayları açısından ciddi siyasi sorun oluşturduğunu söyledi.

Senatör, “İnsanlar bundan kaygı duyuyor. Aksi halde tezahürat yaparlardı. Kimse eleştirel görünmek istemiyor” dedi ve “Akaryakıt fiyatları yüksek. Asıl büyük kaygı bu” ifadelerini kullandı.

Dışişleri Bakanı Marco Rubio’nun İran’ın çatışmayı sona erdirecek anlaşmaya varma konusunda ciddi davranmadığını söylemesinin ardından petrol fiyatları çarşamba günü yüzde 3 daha yükseldi.

Temsilciler Meclisi Başkanı Mike Johnson da salı günü yönetimin savaşı kısa sürede sona erdirecek çözüm üretmesi gerektiğini söyledi.

Cumhuriyetçi isimler gibi Trump’ın İran’ın silah sınıfı uranyum üretimini durdurma hedefini “çok önemli bir amaç” olarak nitelendiren Johnson, çatışmanın artık sona ermesi gerektiğini belirterek, “Bunu bitirmeliyiz” dedi.

Demokratlar ise Trump’ın İran’ın nükleer ve silah programlarını etkisiz hale getiremediğini ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden ulaşıma açamadığını savunarak Cumhuriyetçilere yönelik eleştirilerini sürdürüyor.

Senato Demokrat Grup Lideri Chuck Schumer, Senato Genel Kurulu’nda yaptığı konuşmada, Trump’ın insanların savaş yönetiminden “çok etkilendiği” yönündeki sözlerine karşı çıkarak, “Amerikalılar Trump’ın bu savaşı başından itibaren kötü yönettiğinden etkilenmiş değil” dedi.

Bazı Cumhuriyetçiler de bölgedeki güvenlik ortamının, Trump ile İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun şubat ayında başlattığı saldırılar öncesine kıyasla daha kötü olduğu görüşünü paylaşıyor.

Kentucky Senatörü Rand Paul, “İran savaşı başarılı olmadı. Başından beri bu savaşa karşı çıktım. Nesnel ölçütlerle bakıldığında savaştan önceye göre daha kötü durumdayız” dedi.

Paul, “Hürmüz Boğazı’nın askerileştirilmesine bakın, daha önce böyle bir durum yaşanmadı. Boğazı yeniden askerden arındırmanın kolay yolu yok. Bu açıdan daha kötü durumdayız” değerlendirmesini yaptı.

Buna karşılık bazı Cumhuriyetçiler, İran’ı kalıcı barış anlaşmasına zorlamak için Trump’ın askeri baskıyı artırmasını istiyor.

Teksas Senatörü John Cornyn, “İran saldırıyor, biz karşılık veriyoruz şeklindeki kısasa kısas yaklaşımı sonuç vermeyecek. Belirleyici askeri üstünlüğümüzü göstermeli ve Hürmüz Boğazı’nı açmalıyız. Bunu yapabilecek ülke varsa o da ABD. Kolay olacağını söylemiyorum ama bana göre savaşın hedefi bu” dedi.

Hegseth’in Senato Ödenekler Komisyonu’ndaki ifadesi sonrasında Cumhuriyetçi senatörler yönetimin planına ilişkin daha fazla bilgi talep etmeyi sürdürdü.

Maine Senatörü Susan Collins, yalnızca savaşın stratejisi ve nasıl sona ereceğiyle değil, eğitim faaliyetleri ile mühimmatın finanse edilmemesinin görev yapan askerler üzerindeki olası etkileriyle de ilgilendiğini söyledi.

Yönetimin savaşı bitirmeye dönük net planı olup olmadığı sorusuna Collins, kendisinin ve diğer önemli senatörlerin çatışmanın kapsamı ile süresini daha iyi değerlendirebilmeleri için henüz gizli oturumda bilgilendirilmediğini hatırlattı.

“Dünkü duruşma bir ölçüde yararlıydı ama hâlâ yanıt bekleyen sorular var” dedi.

Louisiana Senatörü John Kennedy ise yönetimin senatörlere kapalı oturumda daha kapsamlı bilgi vermesi gerektiğini söyledi.

Kennedy, “Gizli oturumda bilgilendirilmeye ihtiyacımız var. Sorularımıza yanıt vermeleri gerekiyor. Cevap beklediğimiz konular var” ifadelerini kullandı.

Pentagon’un kaynaklarının giderek tükenmesinden endişe duyduğunu belirten Kennedy, “Beni kaygılandıran nokta paralarının tükeniyor olması” dedi.

Bu değerlendirme, savaş uzadıkça Pentagon’un mali durumuna ilişkin kaygı taşıyan diğer birçok Cumhuriyetçi senatörün görüşüyle de örtüştü.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Trump’ın vurmakla tehdit ettiği “Kazma Dağı” neresi ve önemi ne?

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, Oval Ofis’te yaptığı açıklamada İran’ın “Kazma Dağı” olarak bilinen yer altı nükleer tesisini yakında çok şiddetli şekilde vurabileceklerini söyledi. İran’da Kuh-i Kolang Gaz La adıyla tanınan kompleks, Natanz zenginleştirme sahasının güneyinde ve dağın yaklaşık 328 fit altında kuruldu. Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsü (ISIS) değerlendirmelerine göre henüz faal olmayan tesis, uranyum zenginleştirme programlarına ev sahipliği yapacak büyüklükte.

ABD yönetimi İran’a yönelik olası askeri adımları değerlendirirken, Başkan Donald Trump’ın “Kazma Dağı” olarak adlandırılan yer altı nükleer tesisini bombalama tehdidi dikkatleri yeniden bu bölgeye çevirdi.

Trump, salı günü Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada ilgili sahadaki hedeflere değindi. Bu bölgeyi yakında ve çok şiddetli vurabileceklerini dile getiren Trump, şu ifadeleri kullandı:

“O bölgeyi büyük ihtimalle çok yakında vuracağız. Bu konuda yapabilecekleri hiçbir şey yok. Normalde bunu söylemezdim. Bir şey yapabileceklerini düşünseydim bunu asla dile getirmezdim. Ancak o bölgeyi çok yakında ve son derece şiddetli şekilde vuracağız.”

Dağın 328 fit altında inşa edilen tesis

İran’da Kuh-i Kolang Gaz La adıyla bilinen Kazma Dağı, ülkenin Natanz nükleer zenginleştirme sahasının güneyinde yer alıyor.

Bilim ve Uluslararası Güvenlik Enstitüsünün (ISIS) verilerine göre yer altı kompleksi, deniz seviyesinden 5 bin fitten fazla yükseklikteki dağın yaklaşık 328 fit altında yer alıyor.

İran, Natanz’daki yer üstü santrifüj tesisinin 2020 yılında meydana gelen bir patlamada tahrip olmasının ardından aynı yıl bu sahada kazı çalışmalarına başladı.

Söz konusu kompleks, ABD ordusunun 2025 yılında Natanz, Fordo ve İsfahan’daki ana nükleer tesisleri hedef alan Gece Yarısı Balyozu Harekâtı (Operation Midnight Hammer) sırasında vurulmadı.

Saldırının ardından inşaat çalışmaları devam etti ve hız kazandı. Bu durum Kazma Dağı’nı, askeri harekâtın ardından büyük ölçüde zarar görmeden kalan az sayıdaki ana yer altı nükleer sahadan biri haline getirdi.

Tesisin kapasitesi

Tesisin henüz faal duruma geçmediği değerlendiriliyor. Bununla birlikte ISIS tarafından yapılan uydu görüntüsü analizleri, Tahran yönetiminin karar alması halinde yer altı kompleksinin uranyum zenginleştirme ve nükleer silah programlarına ev sahipliği yapabilecek genişlikte olduğunu gösteriyor.

Enstitü, mevcut durumda tesiste bu tür faaliyetlerin yürütüldüğüne dair bir kanıt bulunmadığını kaydediyor.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, Senato Tahsisat Komisyonu’nda düzenlenen oturumda milletvekillerinin tesise ilişkin sorularını yanıtladı.

ABD ordusunun derine gömülü hedefleri vurma kabiliyetine sahip olduğunu vurgulayan Hegseth, şu değerlendirmede bulundu:

“Kabiliyetlerimizin birçoğu gizli tutuluyor. Ancak bu dünyada Tanrı’nın yeşil yeryüzündeki herhangi bir noktaya ulaşabilecek bir güç varsa o da dünyanın en güçlü ordusu olan ABD ordusudur. Her şey seçenekler ve tercihlerle ilgilidir.”

Wall Street Journal’ın haberine göre İsrail istihbaratı, İran’ın geçen yıl Kazma Dağı’nın derinliklerindeki tünellere uranyum zenginleştirme santrifüjleri taşıdığına dair kanıtları ABD’li yetkililere sundu.

İsrail makamları bu tespitleri, 2025 yılının haziran ayında gerçekleşen ve İran’ın üç ana nükleer sahasının hedef alındığı 12 gün süren ortak ABD-İsrail saldırılarının bir parçası olan Gece Yarısı Balyozu Harekâtı sonrasında elde ettiğini iletti.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English