Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Foreign Policy: Hamas’ı silahsızlandırmanın yolu Türkiye ve Katar’dan mı geçiyor?

Yayınlanma

Foreign Policy dergisinde yayımlanan ve John Haltiwanger tarafından kaleme alınan analizde, Trump yönetiminin Gazze barış planına ilişkin iyimser mesajlarına rağmen sürecin ciddi engellerle karşı karşıya olduğu belirtildi. Hazırlanan 20 maddelik planın en kritik unsurlarından biri olan Hamas’ın silahsızlandırılması, aşılması gereken en büyük zorluk olarak öne çıkıyor.

Diplomatlar ve bölge uzmanları, Doha ve Ankara’nın müzakere masasında önemli bir pazarlık gücüne sahip olduğunu vurgularken, bu etkinin tek başına yeterli olup olmayacağı konusundaki belirsizlik sürüyor.

İsrail tam silahsızlanma şartından geri adım atmıyor

İsrail’e karşı silahlı direnişin Hamas ideolojisinin temel bir unsuru olması, örgütün silahsızlanmayı kabul etmemesindeki en büyük etken olarak değerlendiriliyor.

Hamas’ın son dönemde silahlarını dondurmaya veya depolamaya açık olabileceğine dair sinyaller verdiği belirtilse de İsrail tarafı tam silahsızlanma dışında bir seçeneği kabul etmiyor.

Foreign Policy dergisine konuşan bir İsrail hükümet yetkilisi, konuya ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

“Hamas’ın silahlarını ‘gömebileceği veya depolayabileceği’ fikri tamamen kurgudan ibaret ve imkansız. Hamas silahsızlandırılmalı ve Gazze, 20 maddelik planda belirtildiği gibi askerden arındırılacaktır. İsrail, Trump planına bağlıdır ve ateşkesin başından beri kendi tarafını savunmuştur. İsrail, sınırımızın güvenliğini sağlayacak ve Gazze’nin Yahudi devletine tehdit oluşturmamasını temin edecektir.”

Arap ülkeleri asker göndermek için silahsızlanmayı bekliyor

Silahsızlanma konusundaki bu çıkmaz, Arap devletlerinin geçici Uluslararası İstikrar Gücü’ne (ISF) personel gönderme konusundaki isteksizliğinin temel nedenini oluşturuyor.

ABD Başkanı Donald Trump’ın planına göre ISF, Gazze’de güvenliği sağlayarak silahsızlanma sürecini denetleyecek. Bu güç, Gazze’nin günlük yönetimini üstlenecek geçici teknokrat komiteyi denetleyen bir Barış Kurulu ile koordineli çalışacak.

ABD’nin eski İsrail Büyükelçisi Dan Shapiro, Hamas ile çatışmak istemeyen Arap ve Müslüman ülkelerin, örgüt tamamen etkisiz hale getirilmeden bölgeye girmeyeceğini vurguladı.

Shapiro, mevcut durumu şu sözlerle özetledi:

“Hamas’ın silahlarını bırakması, teslim etmesi, silahların ve tünellerin imha edilmesine izin vermesi ve hatta Hamas savaşçılarının ve kalan liderlerinin sürgüne gitmesi için başarılı bir mekanizma kurulmadığı sürece, bu Arap ve Müslüman devletlerden gelen güvenlik güçlerinin BM Güvenlik Konseyi tarafından kendilerine verilen görevi yerine getirmelerini hayal etmek çok zor.”

“Ankara ve Doha’nın nüfuzu masadaki en güçlü kart”

Diplomatlara göre, özellikle Katar ve Türkiye, Hamas’ı silah bırakmaya zorlama konusunda merkezi bir rol oynayabilir. ABD ve Mısır ile birlikte ateşkesin garantörleri arasında yer alan bu iki ülke, örgütle uzun süredir devam eden ilişkilere sahip.

ABD’nin Ankara Büyükelçisi Tom Barrack, “Gazze’deki ateşkes Türkiye ve Hamas ile olan ilişkisi olmadan gerçekleşmezdi” ifadelerini kullandı. Dan Shapiro ise Katar ve Türkiye’nin Hamas üzerindeki özel etkisinin, Trump’ın elindeki en iyi araç olduğunu savundu. Plana göre Trump’ın, Hamas liderlerini ikna etmeleri için Ankara ve Doha üzerindeki baskıyı artırması bekleniyor.

İsrail’in Türkiye ve Katar ile olan gerilimli ilişkileri, barış sürecinin yönetimini zorlaştıran unsurlar arasında yer alıyor. İsrail, Türkiye’nin Uluslararası İstikrar Gücü’ne katkıda bulunmasını reddetmiş olsa da Trump yönetimi ve Türk hükümeti bu konuda ısrarlı davranıyor.

Büyükelçi Barrack, Türk ordusunun kapasitesine dikkat çekerek, “Türklerin bölgedeki en büyük ve en etkili kara birliklerine sahip olması ve Hamas’la diyalog halinde olmaları nedeniyle, bu durum gerilimi azaltmak için kullanılacak güç unsurlarından biri olarak faydalı olabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Hamas’ın geleceği belirsizliğini koruyor

Bununla birlikte, herkes silahsızlanma yolunun sadece Türkiye ve Katar’dan geçtiğine ikna olmuş değil. Orta Doğu Enstitüsü Kıdemli Araştırmacısı Gönül Tol, bu olasılık konusunda karamsar olduğunu belirtti.

Tol, örgütün iç dinamiklerine işaret ederek şunları kaydetti:

“Türkiye ve Katar, Hamas üzerinde büyük bir nüfuza sahip iki ülke. Ancak Hamas gibi örgütlerin kendi mantıkları var. Her şey Hamas’ın kendi geleceği hakkında ne düşündüğüne bağlı olacak. Filistin davasına kalıcı bir çözüm bulunmadığı sürece Hamas dağılsa bile başka bir örgütün ortaya çıkması muhtemel.”

Tol ayrıca, Hamas liderliğinin, Ankara’nın ABD ile F-35 programına geri dönüş gibi yeni anlaşmalar peşinde koşması nedeniyle, Türkiye’nin niyetlerine şüpheyle yaklaşabileceğini öne sürdü.

“Siyasi çözüm olmadan silahların susması zor”

Siyasi danışmanlık şirketi Şeyh Grubu’nun CEO’su Selman Şeyh, Hamas’ın “inatçı” bir yapıya sahip olduğunu ve ancak güvendiği aktörler tarafından ikna edilebileceğini belirtti. Şeyh’e göre Doha bu tanıma uyuyor. Ancak sürecin başarısı için Filistin devletinin net bir nihai hedef olarak belirlenmesi gerekiyor.

Tarihsel örnekler de silahsızlanma süreçlerinin zorluğunu ortaya koyuyor. İrlanda Cumhuriyet Ordusu’nun (IRA), 1998 tarihli İyi Cuma Anlaşması’ndan sonra tamamen silah bırakması yedi yıl sürmüştü. Gazze’deki ateşkesin kırılganlığı göz önüne alındığında, zamanın daralması endişeleri artırıyor.

Alternatif yönetim modeli şart koşuluyor

Norveç Dışişleri Bakanı Espen Barth Eide, Doha Forumu’nda verdiği mülakatta, sürecin ya hızla ilerleyeceğini ya da anarşiye sürükleneceğini belirtti.

Eide, Hamas’ın silahsızlandırılmasının, yönetimin devredileceği alternatif bir yapı oluşturulmadan mümkün olamayacağını vurguladı.

Eide, “Hamas gücü İsrail’e devretmeyecek. Bunu Uluslararası İstikrar Gücü tarafından desteklenen geçici, teknokratik bir Filistin yönetimine devretmek zorundalar. Silahsızlanma ancak bu bağlamda devreye girer” diye konuştu.

Hamas, İsrail askerleri Gazze’den çekilene kadar silah bırakmayacağını yinelerken, İsrail ordusu kıyı şeridinin yaklaşık yüzde 53’ünü işgal altında tutmaya devam ediyor. İsrail tarafı ise Hamas silahsızlanmadan askerlerini çekmeyeceğinin sinyalini veriyor.

Katar Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Macid el-Ensari, Doha Forumu’nda yaptığı açıklamada, silahsızlanmanın işgal baskısı altında gerçekleşemeyeceğini vurguladı.

Ensari, mevcut kısırdöngüyü şu sözlerle ifade etti:

“Soru şu: Silahsızlanma mı, işgal mi? İşgal ne zaman sona erecek? Silahsızlanma ne zaman başlayacak? Ve sıralama her zaman bir sorun olmuştur. Şimdi grubu silahsızlandırabilirsiniz ancak kişiler aynı güvenlik tehditleriyle karşı karşıya kalırlarsa, iki ay sonra 10 farklı grupla karşılaşabilirsiniz.”

Gazze planının ikinci aşamasını durduran tek şey: Gerçeklik

Ortadoğu

İran, Hürmüz Boğazı geçiş ücretinden vazgeçmek istemiyor

Yayınlanma

ABD’nin Hürmüz Boğazı’nda serbest geçiş karşılığında İran’a dondurulmuş 100 milyar dolarlık varlığını serbest bırakmayı teklif ettiği, ancak Tahran’ın bu öneriyi geri çevirdiği iddia edildi. The Wall Street Journal gazetesinin haberine göre İran, boğazdan geçen gemilerden yıllık yaklaşık 40 milyar dolar gelir elde etmeyi planlıyor.

ABD yönetimi, yurtdışında bloke edilen yaklaşık 100 milyar dolar değerindeki İran varlığının bir kısmını serbest bırakma karşılığında, Tahran’dan Hürmüz Boğazı’ndan geçen gemilerden geçiş ücreti alma planından vazgeçmesini talep etti.

The Wall Street Journal (WSJ) gazetesinin konuya vakıf kaynaklara dayandırdığı haberine göre, Tahran bu teklifi geri çevirdi.

Haberde, ABD Başkanı’nın Özel Temsilcisi Steve Witkoff ve Donald Trump’ın damadı Jared Kushner’in bu hafta Katar’ın başkenti Doha’yı ziyaret ederek Katarlı arabulucularla bir araya geldiği belirtildi.

Görüşmede, geçen ay Hürmüz Boğazı’nın seyrüsefere açılması konusunda varılan mutabakatın uygulanmasının ele alındığı kaydedildi. Kaynaklar, tarafların Lübnan’daki son durumu da masaya yatırdığını aktardı.

Katar’daki müzakerelerin ardından İran Dışişleri Bakan Yardımcısı Kazım Garibabadi, Hürmüz Boğazı’nın ABD’nin değil, “İran’ın komutası altında” yer aldığını ifade etti.

Bu açıklamanın ardından İran askeri yetkilileri, Tahran ile koordine edilmemiş rotaları kullanan her geminin “derhal ve güçlü” bir yanıtla karşılaşacağı uyarısında bulundu.

Tahran yıllık 40 milyar dolar gelir hedefliyor

WSJ’nin ulaştığı bilgilere göre Tahran, seyrüsefer güvenliğini sağlama maliyetlerini gerekçe göstererek Hürmüz Boğazı’ndan geçen tüm gemilerden ücret almayı hedefliyor.

İran tarafı bu mekanizmanın yılda yaklaşık 40 milyar dolar gelir getirebileceğini hesaplarken, ABD ve Körfez ülkeleri bu uygulamaya karşı çıkıyor.

Sürece alternatif bir çözüm getirmek isteyen Umman, denizcilik ve petrol şirketlerinin gönüllü katkılarıyla finanse edilecek özel bir fon kurulmasını önerdi.

Bu fonun, boğazın güney kesiminde güvenliğin sağlanmasında kullanılması öngörülüyordu. Ancak gazetenin haberine göre İran, kendisine doğrudan bir ödeme yapılmasını içermediği gerekçesiyle bu girişimi de reddetti.

Haziran ayı ortasında ABD ve İran, aylarca süren çatışmaların ardından İslamabad Mutabakat Muhtırası’nı imzalamıştı.

Belge; çatışmaların durdurulmasını, Hürmüz Boğazı’nın uluslararası deniz taşımacılığına açılmasını, İran’ın nükleer programına ilişkin müzakerelerin başlamasını, yaptırımların aşamalı olarak hafifletilmesini ve İran’ın yurtdışındaki bazı dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını öngörüyor.

Bu anlaşmanın ardından ABD Merkez Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), ABD ordusunun Trump’ın talimatı doğrultusunda İran limanlarına ve kıyı bölgelerine çıkan tüm deniz yollarındaki ablukayı kaldırdığını duyurmuştu.

İran da Hürmüz Boğazı’ndan gemi geçişlerine izin vermiş, ancak yabancı gemilerin geçişten en az 48 saat önce bildirimde bulunmasını zorunlu kılmıştı.

Haziran ayı sonunda New York Times gazetesi, İranlı bir yetkiliye dayandırdığı haberinde İran ve Umman’ın boğazdan geçen gemilerden ücret alınmasına yönelik planlar hazırladığını yazmıştı. ABD Başkanı ise boğazdan geçişlerin ücretsiz olması gerektiğini açıklamıştı.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Suriye Dışişleri Bakanı: Hizbullah’la görüşmeye açığız

Yayınlanma

Lübnan resmi haber ajansının aktardığına göre Suriye Dışişleri Bakanı, perşembe günü Beyrut’a yaptığı ziyarette, “çıkarlar gerektirirse” Suriye’nin Hizbullah’la görüşmeye açık olduğunu söyledi.

Esad Şeybani, Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn ve Hizbullah’ın müttefiki olan Meclis Başkanı Nebih Berri dahil Lübnan hükümetinin önde gelen isimleriyle görüştü. Bu, ABD Başkanı Donald Trump’ın Suriye güçlerinin Lübnan’da Hizbullah’la mücadele etmesi ihtimalini gündeme getirmesinden bu yana Şeybani’nin ülkeye yaptığı ilk ziyaretti.

Suriye Cumhurbaşkanı Ahmed Şara, daha önce Suriye güçlerinin Lübnan’a gireceğine dair iddiaları “söylenti” olarak nitelendirerek reddetmişti.

Lübnan resmi haber ajansının aktardığına göre Şeybani, perşembe günü Lübnan’daki görüşmelerinde “Hizbullah dosyasının” gündeme gelmediğini, ancak Suriye’nin örgütle görüşmeye açık olduğunu söyledi. Ajans, Şeybani’nin açıklamalarına ilişkin daha fazla ayrıntıyı hemen yayımlamadı.

Cumhurbaşkanı Avn’ın ofisinden yapılan açıklamada, komşu ülkeler Suriye ve Lübnan’ın birbirlerinin istikrarını istediği belirtildi. Açıklamada ayrıca Şara’nın, Suriye’nin Lübnan’ın iç meselelerinde taraf olmayacağı konusunda Avn’a güvence verdiği ifade edildi.

Eski El Kaide komutanı Şara yönetimindeki Suriye’nin yeni hükümeti, güçlerinin 2024’te Devlet Başkanı Beşar Esad’ı devirmesinden bu yana ABD’nin müttefiki olarak öne çıktı. Şam yönetimi, ABD ve İsrail ile İran arasındaki bölgesel savaşın büyük ölçüde dışında kaldı.

Hizbullah ise İsrail’le savaş halinde. İsrail saldırıları Lübnan’ın güneyindeki geniş bölgelerde büyük yıkıma yol açtı.

Trump geçen ay, Lübnan’da çok fazla sivil öldürdüğü gerekçesiyle İsrail’i eleştirdikten sonra Şara ile Hizbullah’la mücadele konusunu görüştüğünü söyledi. Trump, “İsrail’e, Hizbullah meselesini Suriye’nin halletmesine izin vermesini önerdim. Çünkü açıkçası, bence bu işi daha iyi yaparlar,” dedi.

Şam savaşa çekilme konusunda temkinli

Şara daha sonra, Suriye devlet medyasına göre, “Suriye’nin Lübnan’a gireceğine dair dolaşıma sokulan söylentilerin tamamen asılsız olduğunu” söyledi.

Reuters mart ayında, ABD’nin Suriye’yi, Hizbullah’ın silahsızlandırılmasına yardımcı olmak için Lübnan’ın doğusuna asker göndermeyi değerlendirmeye teşvik ettiğini bildirmişti. Ancak habere göre Şam, savaşa sürüklenme ve Suriye ile Lübnan’da mezhep gerilimlerini tırmandırma endişesiyle böyle bir göreve girişmekte isteksizdi.

Trump’ın Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, ABD’nin Suriye’yi Lübnan’a güç göndermeye teşvik ettiği yönündeki haberi “yanlış ve hatalı” diye nitelendirerek reddetti.

Herhangi bir Suriye müdahalesi, hem Suriye’de hem de Sünni Müslümanlar, Şii Müslümanlar, Hristiyanlar ve Dürziler dahil çok sayıda mezhep ve dini topluluğa ev sahipliği yapan Lübnan’da mezhep gerilimlerini körükleyebilir.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Beyrut’ta askeri komuta krizi: Cumhurbaşkanı Avn iddiaları reddetti

Yayınlanma

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, Hizbullah kanadından gelen uyarıların ardından Lübnan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Rudolphe Heykel’in görevden alınacağına dair iddiaları asılsız olarak nitelendirerek yalanladı. Meclis Başkanı Nebih Berri askeri kurumun kendileri için kırmızı çizgi olduğunu vurguladı.

Lübnan Cumhurbaşkanı Joseph Avn, bir Hizbullah yetkilisinin ordu komutasında değişiklik yapılacağına dair uyarılarının ardından, Beyrut yönetiminin Lübnan Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Rudolphe Heykel’i görevden almayı planladığı yönündeki iddiaları yalanladı.

Cumhurbaşkanlığı ofisinden yapılan açıklamada, genelkurmay başkanının veya güvenlik kurumu liderlerinin görevden alınacağına dair iddiaların asılsız olduğu, bu kurumların güvenliğin sağlanmasında ve devlet egemenliğinin tesis edilmesinde temel bir rol oynadığı ifade edildi.

Cumhurbaşkanı Avn, açıklamalarında ayrıca Lübnan yasalarına aykırı olarak yürütülen birkaç tur doğrudan görüşmenin ardından geçen ay varılan Lübnan-İsrail çerçeve anlaşmasını da savundu.

Washington’daki müzakerelerden çıkan çerçeve anlaşmasının, maddeleriyle devlet mantığını yansıttığını belirten Avn, Lübnan’ın egemen bir devlet olduğunu, kendi adına müzakereler yürüttüğünü ve savaşın başarısızlığa uğramasının ardından mevcut en iyi seçenek olarak müzakere yolunu seçtiklerini aktardı.

Hizbullah’ın müttefiki olan Emel Hareketi’nin lideri ve Lübnan Meclis Başkanı Nebih Berri de 29 Haziran’da yayımlanan mülakatında Heykel’in görevden alınacağı iddialarına değindi.

El-Ahbar gazetesine konuşan Berri, bu tür bir fikirle şaka bile yapılmaması ve ordu üzerinden oyunlar oynanmaması gerektiğini vurguladı.

Meclis Başkanı, askeri kurumun kendileri için kırmızı çizgi, ulusal istikrarın temel unsurlarından biri ve iç barışın korunmasının en önemli güvencesi olduğunu sözlerine ekledi. Berri, açıklamalarında Beyrut ile Tel Aviv arasında Washington’da varılan anlaşmayı da eleştirdi.

Lübnan Silahlı Kuvvetlerinden yapılan açıklamaya göre Genelkurmay Başkanı Heykel, pazartesi günü ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) Komutanı ile bir araya gelerek Beyrut-Tel Aviv çerçeve anlaşmasını ele aldı. Görüşmede Heykel, ABD’ye desteklerinden ötürü teşekkür ederek askeri işbirliğinin sürdürülmesinin Lübnan’ın güvenlik ve istikrarının korunması açısından hayati önem taşıdığını söyledi.

Hizbullah’ın üst düzey yetkililerinden Nevvaf el-Musevi, Lübnan Cumhurbaşkanı’nı ordu komutanını görevden almaya çalışmakla suçlamıştı.

Musevi, 28 Haziran’da yaptığı açıklamada, “Lübnan’da iç savaş çıkarmaya çalışan kişi Cumhurbaşkanı Joseph Avn’dır. Avn, Heykel’e istifa etmesi için baskı yapıyor ancak komutan bunu reddetti” ifadelerini kullandı. Musevi ayrıca, “Halkımızı temin ederim ki Washington’da Lübnan ile İsrail arasında imzalanan çerçeve anlaşmanın hiçbir değeri yoktur. Bu yüzden endişelenmeyin” dedi.

Heykel’in geçen yıl boyunca, Lübnan işgal altında ve saldırı altındayken Hizbullah’ın silahsızlandırılması planlarını ilerletmeyi reddettiği bildiriliyor. Ayrıca 2025’te bu konu nedeniyle istifa tehdidinde bulunduğu da belirtiliyor.

Mart başında başlayan son savaştan haftalar önce Washington’a yaptığı bir ziyaret sırasında Heykel, buradaki bir toplantıda Hizbullah’ı terör örgütü olarak tanımlamayı reddederek ABD’li yetkililerin tepkisini çekmişti.

Musevi’nin iddiası, geçen ay İsrail’le imzalanan anlaşmaya yönelik ülke çapındaki tepkiyle aynı döneme denk geldi. ABD, Lübnan ve İsrail arasında varılan anlaşma, işgal güçlerinin çekilmesinden önce Hizbullah’ın silahsızlandırılmasını şart koşuyor. Anlaşma aynı zamanda, bu yılın mart ayından bu yana 4 binden fazla Lübnan vatandaşının ölümüne ve 1 milyondan fazla insanın yerinden edilmesine yol açan İsrail’e karşı Lübnan’ın uluslararası hukuki şikayetlerde bulunmasını engelliyor.

Çerçeve anlaşmasının maddeleri, sadece Hizbullah tabanı tarafından değil, örgüt dışındaki geniş kesimler tarafından da İsrail’in Lübnan topraklarındaki varlığını meşrulaştırma girişimi olarak değerlendiriliyor.

Bu hafta Lübnan medyasına yansıyan bilgilere göre, Meclis Başkanı Berri yeni Lübnan-İsrail anlaşmasına karşı duracak geniş tabanlı ve mezhepler üstü bir siyasi cephe inşa etmek için çalışmalar yürütüyor.

Hem Berri hem de Hizbullah, bu anlaşmanın yürürlüğe girmesine izin vermeyeceklerini açıkça ilan etmiş durumda. Lübnan toplumunun büyük bir kesimi ise yetkililerin, Lübnan ordusu ile Hizbullah’ı karşı karşıya getirmeyi amaçlayan ABD çağrılarına kulak vermesi halinde ülkede yeni bir çatışma ortamının oluşmasından endişe duyuyor.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English