Bizi Takip Edin

Ortadoğu

İran’dan Trump’ın müdahale tehdidine sert yanıt: ‘Uzanan el kesilir’

Yayınlanma

ABD Başkanı Trump’ın İran’daki protestolara “koruma” gerekçesiyle müdahale edebileceği yönündeki açıklamaları Tahran’da sert tepkiyle karşılandı. İranlı üst düzey yetkililer, ülkenin güvenliğinin kırmızı çizgileri olduğunu vurgulayarak, dışarıdan gelecek her türlü müdahalenin en ağır şekilde karşılık bulacağını belirtti.

İran, ABD ve İsrail’in ülkede devam eden protestolara “göstericileri koruma” iddiasıyla müdahale etme tehditlerine sert bir dille karşılık verdi.

Tahran yönetimi, ülkenin güvenliğini ve istikrarını hedef alacak her türlü saldırıya karşı uyarıda bulundu.

Laricani: Trump’ın müdahaleleri bölge güvenliğini sarsıyor

İran Yüksek Ulusal Güvenlik Konseyi Başkanı Ali Laricani, X platformundan yaptığı paylaşımda, Trump ve İsrailli yetkililerin açıklamalarıyla “perde arkasındaki niyetlerin” açığa çıktığını belirtti.

Protestocuların haklı talepleri ile yıkıcı unsurlar arasında ayrım yaptıklarını vurgulayan Laricani, “Trump şunu anlamalıdır ki; ABD’nin iç meselelere müdahalesi, tüm bölgenin istikrarını bozmak ve Amerikan çıkarlarını baltalamak anlamına gelir” diye konuştu.

Laricani, Amerikan halkına da seslenerek şu uyarıda bulundu:

“Amerikan halkı bilmeli ki bu macerayı başlatan Trump’tır; askerleri konusunda dikkatli olmalılar.”

Şemhani: Güvenlik bahanesiyle uzanan el kesilir

İran Devrim Lideri ve Cumhurbaşkanı Siyasi Danışmanı Ali Şemhani de X hesabından yaptığı açıklamada, İran halkının ABD’nin Irak, Afganistan ve Gazze’deki “kurtarma tecrübesini” yakından bildiğini ifade etti.

Şemhani, “İran’ın güvenliği bahanesiyle müdahale etmeye ve yaklaşmaya çalışan her el, hedefine ulaşmadan kesilecektir ve saldırgan pişman edilecektir” uyarısında bulundu.

İranlı yetkili, “İran’ın ulusal güvenliği kırmızı çizgidir ve pervasız tweetlerin malzemesi değildir” diye konuştu.

Bekai: Amerika’nın sicili niyetini ortaya koyuyor

İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai ise ABD’nin İran halkına duyduğu sözde “sempatinin” derinliğini anlamak için Amerikalı siyasetçilerin geçmişteki icraatlarına bakmanın yeterli olacağını belirtti.

Bekai, X platformundaki paylaşımında şu ifadeleri kullandı:

“Muhammed Musaddık liderliğindeki seçilmiş hükümete darbe düzenlemekten, isyancıları finanse edip silahlandırmaya; 1988 yılında İran yolcu uçağını düşürüp Basra Körfezi üzerinde masum kadın ve çocukları öldürmekten, sekiz yıllık savaşta Saddam’a tam destek vermeye; İranlıların katledilmesinde İsrail rejimiyle işbirliği yapmaktan, 2025 yılında İran’ın altyapısına saldırılmasına ve insanlık tarihinin en ağır yaptırımlarına kadar uzanan bir sicil… Şimdi de İranlıları koruma bahanesiyle İran’a saldırma tehdidinde bulunuyorlar.”

Bu yaklaşımın uluslararası hukukun en temel ilkelerinin “açık bir ihlali” olduğunu vurgulayan Bekai, “İranlılar sorunlarını kendi aralarında diyalog ve etkileşimle çözecek, dış müdahalenin hiçbir türüne izin vermeyecektir” dedi.

Muhbir: ABD halkımıza düşmanlık ediyor

Devrim Lideri Danışmanı Muhammed Muhbir de Trump’ın yeni bir şey söylemediğini belirterek, “Onlar 1953’ten beri İran’da kargaşa çıkarmaya çalışıyor” diye konuştu.

ABD’yi “suçlu” olarak nitelendiren Muhbir, Washington’ın zalim yaptırımlarla İran halkına karşı en üst düzeyde düşmanlık sergilediğini ifade etti. İran halkının geçim sıkıntısıyla ilgili gerçek protestolar ile diğer hareketleri ayırt ettiğini belirten Muhbir, halkın kritik anlarda her zaman bilinçli hareket ettiğini kanıtladığını vurguladı.

Azizi: Trump önce kendi ülkesindeki sorunları çözsün

ABD’nin tehditlerine bir tepki de İslami Şûra Meclisi Ulusal Güvenlik ve Dış Politika Komisyonu Başkanı İbrahim Azizi’den geldi.

Azizi, “Eğer ABD kendi iç sorunlarını çözebilecek kapasitedeyse, İran’ın iç işlerine karışmadan önce kendi ülkesindeki evsizlik ve yoksulluk gibi ciddi sorunları halletsin” dedi.

Azizi, mevcut meselelerin İran’ın iç konusu olduğunu ve kendi çerçevesi içinde çözülmesi gerektiğini belirtti.

Trump ve İsrail’den müdahale tehdidi

ABD Başkanı Donald Trump, bugün yaptığı açıklamada İran’daki olaylara müdahale tehdidinde bulunarak, amacın “protestocuları korumak” olduğunu iddia etmişti.

Trump, “Eğer İran barışçıl göstericilere ateş açar ve onları öldürürse, ABD onları kurtarmak için müdahale edecektir” ifadelerini kullanmıştı.

Truth Social platformunda bir paylaşım yapan Trump, “Biz hazırız ve harekete geçmeye hazırız” demişti.

Bu açıklamanın ardından İsrail Evimiz Partisi lideri Avigdor Lieberman da Trump’ın sözlerine destek vererek, “Böyle bir durumda İsrail’in de bu adıma katılacağından eminim” diye konuştu.

Söz konusu tehditlerin, İran’da ekonomik durum nedeniyle başlayan protestoların ardından gelmesi dikkat çekti. ABD yönetimi ve İsrail’in, son savaştaki ve rejimi devirme konusundaki başarısızlıklarının ardından bu durumu kendi çıkarları için kullanmaya çalıştığı yorumları yapılıyor.

Trump’tan İran’a müdahale tehdidi: ‘Barışçıl göstericiler öldürülürse yardıma geliriz’

Batı ve İsrail kaynaklı medya manipülasyonu iddiası

Öte yandan Lübnan merkezli el-Meyadin televizyonu, Trump’ın paylaşımından önce protestoların boyutuyla ilgili büyük bir medya kampanyası yürütüldüğünü ve sahte haberlerin yayıldığını bildirdi.

Kanal, yapay zeka ile üretilen sahte bilgilerin ve geçmiş yıllara ait videoların dolaşıma sokulduğunu aktardı.

Batılı ve İsrailli kaynakların “öldürüldüğünü” iddia ettiği bazı İranlı göstericilerin hayatta olduğu ortaya çıktı.

Sosyal medyada öldüğü iddia edilen Rıza Niknam adlı vatandaş, yayınladığı videoda “Sağlığım yerinde, hakkımda çıkan haberlerin aslı yok. Medyada ve sosyal platformlarda yayılanlar gerçeği yansıtmıyor” ifadelerini kullandı.

Ayrıca İsrail Dışişleri Bakanlığının Farsça yayın yapan resmi sosyal medya hesabı “IsraelPersian”ın, İranlı göstericileri sokağa çıkmaya teşvik eden ve hükümete karşı kışkırtan paylaşımlar yaptığı belirtildi.

İran’ın birçok kenti geçtiğimiz günlerde zorlu ekonomik koşullar, hayat pahalılığı ve para biriminin dolar karşısında değer kaybetmesi nedeniyle gösterilere sahne oldu. Bazı gösterilerde şiddet olayları yaşandı.

Bu gelişmelerin gölgesinde İran Merkez Bankası Başkanı Muhammed Rıza Farzin pazartesi günü istifa etti ve yerine Abdunnasır Himmeti atandı.

İslam Devrimi’nden bu yana Batı’nın ambargolarına ve yaptırımlarına maruz kalan İran’da halk geçim sıkıntısı yaşıyor.

Buna rağmen İran hükümetleri, nükleer program, savunma sanayii ve gıda güvenliğinde kendi kendine yetme gibi alanlarda ilerleme kaydetmeye çalışıyor.

Fars ve Hemedan’da “müdahaleye hayır” yürüyüşleri

Öte yandan Cuma günü İran’ın Fars ve Hemedan vilayetlerinde, kamu güvenliğini tehdit edenlere karşı güvenlik güçlerinin kararlı adımlar atmasını talep eden kitlesel yürüyüşler düzenlendi.

Göstericiler, “barışçıl protestoları istismar ederek ülkede sabotaj eylemleri gerçekleştiren unsurları” kınadı. Şiddet ve vandalizmin her türlüsünü reddettiklerini belirten kalabalıklar, meşru taleplerin yasal ve barışçıl yollarla ifade edilmesi gerektiğine vurgu yaptı.

Gösterilerde ABD’nin İran’ın iç işlerine müdahalesini kınayan sloganlar atıldı.

Bunun yanı sıra İran televizyonu, bu sabah Luristan vilayeti Başsavcısı Said Şehvari’ye dayandırdığı haberinde, ülkenin batısındaki Azna ve Delfan kentlerinde “kamu güvenliğini bozan çok sayıda kişinin” tespit edilerek gözaltına alındığını duyurdu.

Yetkililer, bazı provokatörlerin barışçıl protestoları fırsat bilerek kamu binalarına, genel tesislere ve hatta askeri kurumlara saldırıp halk arasında korku ve kaos yaratmaya çalıştığını belirtti.

2025’ten 2026’ya İran: Güvenlik Öncelikli Devlet Aklı

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English