Bizi Takip Edin

Ortadoğu

Suudi Arabistan Yemen’in doğusunda kontrolü sağladı: BAE destekli güçler çekiliyor

Yayınlanma

Yemen’in doğusunda Suudi Arabistan destekli Vatan Kalkanı güçleri, Birleşik Arap Emirlikleri destekli Güney Geçiş Konseyi karşısında stratejik bir zafer elde ederek Hadramut ve el-Mehra vilayetlerinde kontrolü sağladı. Çatışmaların ardından Konsey güçleri bölgedeki karargâhlardan çekilirken, Riyad yönetiminin himayesindeki diyalog çağrısını kabul etti.

Birleşik Arap Emirlikleri (BAE), Yemen’in doğusunda Suudi Arabistan ile girdiği ilk dolaylı muharebeyi kaybetti.

2017 yılındaki kuruluşundan bu yana ilk kez, Abu Dabi’ye sadık Güney Geçiş Konseyi (GGK), Hadramut ve el-Mehra vilayetlerindeki askeri nüfuzunu yitirdi.

Konsey güçleri, Riyad’a sadık Vatan Kalkanı güçlerinin kara baskısı ve Suudi savaş uçaklarının desteğiyle, iki vilayette kontrol ettiği tüm karargâhlardan çekilmek zorunda kaldı.

Vatan Kalkanı güçleri Mukalla ve Seyun’da kontrolü sağladı

Geçen cuma günü başlayan çatışmalar, Vatan Kalkanı güçlerinin Hadramut vilayetinin merkezi Mukalla kentinde kontrolü sağlamasıyla dün akşam sona erdi.

Bu gelişme, Vadi Hadramut’un merkezi Seyun kentindeki Birinci Askeri Bölge’nin düşmesinden bir gün sonra gerçekleşti.

Mukalla’nın düşüşü, vilayetteki kabilelerin Gayl bin Yemin ilçesindeki petrol platosunu geri almasını izledi. GGK güçleri, Vatan Kalkanı birlikleri bölgeye ulaşmadan önce yaşanan şiddetli çatışmaların ardından bu bölgeyi terk etmişti.

Yemen başkanlık konseyinde BAE-Suudi bölünmesi

Güney Geçiş Konseyi yenilgiyi kabul etti

Cuma akşamı iki yıllık bir geçiş süreciyle “Güney Arabistan Devleti”ni ilan ederek ileriye doğru bir hamle yapmaya çalışan GGK, yenilgiyi kabullendi.

Konsey, Suudi Arabistan’ın himayesinde “Güney-Güney” siyasi diyaloğuna katılma talebine boyun eğdi.

Konseyin resmi internet sitesinde yayımlanan açıklamada, “Suudi Arabistan Krallığı’nın güney diyaloğunu himaye etme davetini memnuniyetle karşılıyoruz. Bu davet, Konseyin kuruluşundan bu yana benimsediği yaklaşımın pratik bir tercümesidir. Diyalog, başta güney halkının davası ve devletini geri alma hakkı olmak üzere siyasi meseleleri ele almanın tek ve makul yoludur” ifadeleri kullanıldı.

Hava saldırılarında ağır bilanço: En az 80 ölü

Gözlemciler bu açıklamayı, Hadramut ve el-Mehra’daki askeri baskı altında gerçekleşen bir geri adım olarak nitelendiriyor. Çatışmalarda GGK saflarında onlarca ölü ve yaralı olduğu bildirilirken, konsey güçlerinin Hadramut’un çeşitli kentlerinden kaçtığı görüldü.

AFP’ye konuşan Konseyden bir kaynak, hava saldırılarının “Konsey güçlerinden en az 80 unsurun ölümüne ve 152 askerin yaralanmasına” yol açtığını aktardı. Yüzlerce GGK mensubunun akıbeti belirsizliğini korurken, yaklaşık 130 kişinin Vatan Kalkanı güçleri tarafından esir alındığına dair haberler geliyor.

Riyad yanlısı güçler sokaklara indi

Riyad’a sadık Hadramut vilayeti yönetiminin Seyun kentinde güvenliği sağladığını duyurmasından saatler sonra, Suudi Arabistan yanlısı gruplar dün öğleden sonra Mukalla kentindeki konuşlanmalarını tamamladı.

El-Ahbar gazetesine konuşan yerel kaynaklar, bu grupların Reyyan Havalimanı ve Dabbe Petrol Limanı’nda kontrolü sağladıktan sonra, doğrudan çatışma yaşanmaksızın kent sokaklarına yayıldığını belirtti.

Kaynaklara göre, GGK’nın Hadramut sahilindeki askeri kanadı olan Hadramut Seçkinleri (en-Nuhbe el-Hadramiyye) Mukalla’dan tamamen çekildi.

BAE’ye sadık birçok askeri kamp, Suudi Arabistan’dan personelin zarar görmeyeceği ve Vatan Kalkanı güçlerine dahil edileceği yönünde güvence aldıktan sonra konseye desteğini çekerek çatışmadan teslim oldu.

İkmal hatları kesildi: El-Mehra’daki güçler kuşatma altında

GGK güçleri el-Mehra vilayetinde varlığını sürdürüp el-Gayda kentinden çekilse ve Niştun Limanı gibi hayati kurumlardan güvenli çekilme çağrılarını reddetse de, Mukalla ve Şihr kentlerinin düşüşü bu güçleri zor durumda bıraktı.

Askeri ikmal hatlarının kesilmesi nedeniyle, Şebve vilayetine güvenli çıkış sağlayacak bir anlaşmaya varılamaması halinde bu birlikler esir düşme riskiyle karşı karşıya.

Suudi Arabistan’ın doğu stratejisi ve yeni nüfuz paylaşımı

Son gelişmeler, Yemen yüzölçümünün yarısına denk gelen Hadramut vilayetinin özerk yönetim projesini yeniden gündeme getirdi.

El-Ahbar gazetesine bilgi veren siyasi kaynaklar, Suudi Arabistan’ın Şebve, Hadramut ve el-Mehra’yı kapsayan doğu bölgesini BAE yanlısı güçlerden geri alma sürecini tamamlamaya yöneldiğini belirtti. Riyad yönetiminin, GGK kontrolündeki petrol zengini Şebve vilayetini de ele geçirmek için hamleler yaptığı ifade ediliyor.

Hadramut Valisi Salim el-Hanbaşi, on yıl aradan sonra ilk kez vilayeti yönetmek üzere dün Suudi Arabistan’dan dönerek Seyun kentine geldi.

Dört bölgeli yeni bölünme senaryosu

Kaynaklar, BAE yanlısı Genel Halk Kongresi partisi yöneticilerinden Şebve Valisi Avad el-Vezir’e vilayeti teslim etmesi yönünde çağrılar yapıldığını kaydetti.

Riyad’ın önümüzdeki günlerde kontrolü sağlamak amacıyla vilayete yakın el-Abr bölgesinde askeri hazırlıklar yaptığı bildiriliyor.

Doğu vilayetlerindeki çatışmaların durması halinde Suudi Arabistan’ın bu bölgedeki kontrolle yetineceği, güney vilayetlerinin (Abyan, Aden, Lahic ve Dali) ise GGK kontrolünde kalacağı öngörülüyor.

Gözlemciler bu durumu, Krallığın Yemen’i ikisi güneyde ikisi kuzeyde olmak üzere dört bölgeye ayırmayı hedeflediği yeni bir nüfuz paylaşımı olarak değerlendiriyor.

Ortadoğu

Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.

Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.

“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.

Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.

ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.

Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.

Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.

Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.

Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.

BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.

Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.

ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.

Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.

Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.

Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.

Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.

Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.

Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.

Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Yayınlanma

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.

Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.

Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.

İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.

Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.

Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:

“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”

Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.

Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.

Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.

İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.

Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.

Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.

Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.

LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:

“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”

Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.

Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.

İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.

Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.

Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:

“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”

Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.

Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.

Bu oran 2020’de %10,6’ydı.

Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.

Okumaya Devam Et

Ortadoğu

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

Yayınlanma

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.

Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.

Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.

Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.

İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.

Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde

Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.

ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.

İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.

Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.

Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.

Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English