Ortadoğu
İran’da protestolar ikinci haftasında

İran’da yerel para biriminin değer kaybı nedeniyle başlayan ve ikinci haftasına giren protestolarda, güvenlik güçleri aralarında silahlı kişilerin de bulunduğu çok sayıda göstericinin gözaltına alındığını duyurdu. Emniyet yetkilileri eylemlerin organize bir ayaklanmaya dönüştüğünü vurguladı.
İran emniyet güçleri, ülke genelinde ikinci haftasına giren protestolar sırasında eylemleri organize eden çok sayıda kişinin gözaltına alındığını duyurdu. Emniyet teşkilatından yapılan açıklamada, yakalanan şüphelilerin bazılarının yurt dışından finansal destek aldığı, bazılarının ise üzerlerinde silah ve patlayıcı madde ele geçirildiği belirtildi.
“Dolarla ödeme aldıklarını itiraf ettiler”
İran Emniyet Genel Müdürü Ahmed Rıza Radan, pazar günü devlet televizyonuna verdiği demeçte, protestoların başlangıçta “çarşı esnafının meşru ekonomik taleplerine dayanan gösteriler” olarak ortaya çıktığını ancak sürecin hızla “ayaklanmaya dönüştüğünü” ifade etti.
Radan, “İki gün önce, ayaklanmaları kışkırtan kişileri gözaltına almaya başladık” diye konuştu. Bazı şüphelilerin sorgularında dolar cinsinden ödeme aldıklarını itiraf ettiklerini aktaran Radan, bu durumun protestoların yabancı sivil toplum kuruluşları veya istihbarat teşkilatları tarafından desteklendiğini gösterdiğini savundu.
Luristan ve İsfahan’da sabotaj planı
İran emniyeti, ülkenin batısındaki Luristan eyaletine bağlı Kuhdeşt kentinde silah ve patlayıcı taşıyan iki kişinin yakalandığını açıkladı. Kuhdeşt Emniyet Müdürü Ali Amani, şehirdeki olayların lideri olduğu iddia edilen bu kişilerin “sabotaj eylemleri planladığını” belirtti. Amani, şüphelilerden birinin üzerinde ateşli silah, çok sayıda el yapımı patlayıcı ve kesici alet bulunduğunu kaydetti.
Devrim Muhafızları Ordusu da İsfahan’da olaylara öncülük ettiği öne sürülen iki genç kadının gözaltına alındığını bildirdi. Yapılan açıklamada, söz konusu kişilerin kamu malına zarar verilmesi çağrısında bulunduğu ve Almanya’daki bir ajanstan ödeme aldığı iddia edildi.
Devrim Muhafızları Halkla İlişkiler Birimi, Luristan eyaletinin merkezi Hürremabad’da ise olayları yönlendirmekle suçlanan üç kişinin daha yakalandığını duyurdu. Bu kişilerin Iran International ve diğer muhalif medya kuruluşlarından talimat aldığı, slogan yazma ve protestoları şiddet eylemlerine dönüştürme faaliyetlerinde bulunduğu öne sürüldü.
Ekonomik kriz ve yaptırımların gölgesinde protestolar
Gösteriler, İran para biriminin dolar karşısında sert değer kaybı yaşaması üzerine 28 Aralık’ta dükkân sahipleri ve çarşı esnafının tepkisiyle başladı. ABD yaptırımlarının etkisi altındaki İran ekonomisinde yaşanan döviz krizi, halkın alım gücünü düşürürken, düzenli su ve elektrik kesintileri de toplumsal tepkiyi artırdı.
İranlı yetkililer, yurt dışından yönlendirilen unsurların barışçıl protestoları kısa sürede istismar ettiğini, kamu binaları ve askeri tesislere yönelik sabotaj girişimleriyle toplumda kaos yaratılmak istendiğini savunuyor.
İsrailli gazeteci Zvi Yehezkeli, 30 Aralık’ta i24 News kanalına verdiği demeçte, olayların kışkırtılmasında yabancı istihbaratın rolüne dikkat çekti. İsrail istihbarat teşkilatı Mossad ise 29 Ocak’ta X (Twitter) hesabı üzerinden Farsça yaptığı paylaşımda İranlılara seslenerek, “Hep birlikte sokağa çıkın. Zamanı geldi” ifadelerini kullandı.
Hamaney’den “meşru talep” ve “ayaklanma” ayrımı
İran dini lideri Ayetullah Ali Hamaney, 2 Ocak’ta yaptığı konuşmada protestocuların ekonomik şikâyetlerini kabul etti. Hamaney, “Bir esnaf, ulusal paranın değer kaybına, döviz kurlarındaki istikrarsızlığa ve iş ortamındaki belirsizliğe baktığında, işini yürütemediğini söyler ve bunda haklıdır” dedi. Ancak Hamaney, meşru protesto hakkı ile şiddet içeren ayaklanmalar arasında kesin bir ayrım yapılması gerektiğini vurguladı.
Reuters haber ajansı, pazar günü yerel hak örgütlerine dayandırdığı haberinde, bir haftalık süreçte bir düzineden fazla kişinin hayatını kaybettiğini bildirdi. Kürt hakları grubu Hengaw ölü sayısını en az 17 olarak açıklarken, ABD merkezli HRANA ise en az 16 kişinin öldüğünü ve 582 kişinin gözaltına alındığını öne sürdü. Hayatını kaybedenler arasında sivillerin yanı sıra güvenlik güçleri mensuplarının da bulunduğu belirtiliyor.
Reuters ayrıca Kum Valisinin açıklamalarına atıfta bulunarak, şehirde iki kişinin öldüğünü, bunlardan birinin hazırladığı el yapımı patlayıcının infilak etmesi sonucu hayatını kaybettiğini aktardı. Sosyal medyada paylaşılan görüntülerde, bazıları silahlı olan göstericilerin dini mekânları ateşe verdiği ve karakollara saldırı girişiminde bulunduğu görüldü.
İran’daki iç karışıklık, İsrail ile yaşanan askeri gerilimin tırmandığı bir döneme denk geldi. İsrail, haziran ayında İran İslam Cumhuriyeti’ne karşı 12 gün süren bir harekât başlatmış, ABD de İsrail adına İran’ın nükleer tesislerini bombalayarak saldırıya katılmıştı. İran bu saldırılara, Tel Aviv dahil olmak üzere İsrail’in askeri ve istihbarat hedeflerini balistik füzeler ve insansız hava araçlarıyla vurarak yanıt vermişti.
İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu’nun, İran’ın gelişmiş füze programını gerekçe göstererek Tahran’a karşı “ikinci tur” bir savaşın zeminini hazırlamaya çalıştığı ifade ediliyor.
Trump’tan İran’a müdahale tehdidi: ‘Barışçıl göstericiler öldürülürse yardıma geliriz’
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












