Ortadoğu
Trump yönetimi, Gazze’nin yeni liderliğini açıklamaya hazırlanıyor

Trump yönetimi, uzun süreli gecikmelerin ardından “ikinci aşama”ya geçerek çarşamba günü (14 Ocak) Gazze için yeni bir yönetim yapısı açıklayacak.
Kırılgan ateşkesi yönetmekle görevli ABD ve İsrail yetkilileri, aynı yetkililerin Gazze İnsani Yardım Vakfı (GHF) ile ilgili geçmişteki sicillerine rağmen ilerleme kaydedebileceklerini ısrarla savunuyorlar.
Gazze İnsani Yardım Vakfı, erişim yolları İsrail askerleri tarafından birkaç kez ateş açılan bir yardım dağıtım planıydı ve başarısızlıkla sonuçlanmıştı.
Planları bilen kaynaklar Financial Times’a (FT) verdikleri demeçte, üst düzey yetkililerin açıklamalarının ardından İsrail’in desteğiyle “hızlı kazanımlar” elde etmeyi hedeflediklerini söylediler. Bu kazanımlar arasında Mısır’a açılan Refah sınır kapısının tamamen yeniden açılması, Filistinlilere daha fazla tıbbi destek sağlanması ve Gazze’ye yönelik ithalat kısıtlamalarının gevşetilmesi yer alıyor.
Durumu yakından bilen kişiler, eski Bulgaristan savunma bakanı ve BM elçisi Nikolay Mladenov’un bölünmüş bölgenin “yüksek temsilcisi” olarak açıklanacağını söyledi.
GHF ile ilgisi olmayan, saygın bir diplomat olan Mladenov, 14 üyeli Filistin teknokrat komitesinin günlük yönetişim çalışmalarını denetleyecek.
Kaynaklar, ABD Başkanı Donald Trump ve diğer dünya liderlerinin önderlik ettiği “barış kurulu”nun açıklanmasının şimdilik erteleneceğini belirtti.
Fakat Beyaz Saray, ABD elçisi Steve Witkoff ve Trump’ın damadı ve Gazze politikasının ana mimarı Jared Kushner’ın da aralarında bulunduğu önemli uluslararası aktörlerden oluşan genel “kurul”un yürütme komitesini açıklamayı planlıyor.
Duyuruların zamanlaması, Trump’ın İran’a karşı askeri harekat başlatıp başlatmayacağına ilişkin kararından etkilenebilir.
Ateşkesin “ikinci aşaması”ndaki sonraki adımlar, iki yıllık savaşı sona erdiren ve geçen Ekim ayında ABD’nin arabuluculuğunda imzalanan ateşkes anlaşmasında belirtildiği gibi, Filistinli teknokratların Gazze’ye gönderilerek Hamas’tan sivil işleri devralmasını içeriyor.
Bölgedeki bir diplomat, Filistinli teknokrat komiteye atıfta bulunarak, “Onların başarılı olabileceğini göstermemiz gerekiyor,” dedi fakat planları bilen birkaç kişi, daha büyük sorunların devam ettiğini söyledi.
Batılı ve Müslüman ülkeler, İsrail güçleri hâlâ bölgenin yarısını işgal ederken ve Hamas diğer yarısını sıkı kontrolü altında tutarken, Gazze’ye barış gücü veya fon sağlamaya isteksiz davranmaya devam ediyor.
Bölgesel bir diplomat, tahmini olarak on milyarlarca dolarlık bir kaynağa ihtiyaç varken, şu ana kadar sadece 1 milyar dolar toplandığını söyledi.
Bu ayki Davos ekonomi forumunu, Gazze planları için mali ve siyasi destek toplamak amacıyla kullanmayı hedefleyen ABD’li yetkililer, ilerlemenin önündeki en büyük engellerin, Hamas’ın silahsızlandırılması planı ve bunun gerçekleşme ihtimalinin belirsizliği ile İsrail hükümetinin, silahsızlandırma olmadan büyük çaplı yeniden inşa veya daha fazla asker çekilmesini kabul etmemesi olduğunu söyledi.
Mladenov, geçen hafta Binyamin Netanyahu da dahil olmak üzere üst düzey ABD ve İsrail yetkilileriyle görüşmek üzere İsrail’e gitti. Perşembe günü başbakanlık ofisinde, Mladenov’un baş yardımcısı ve Orta Doğu’da uzun yıllara dayanan deneyime sahip eski Bulgaristan ve BM diplomatı Miroslav Zafirov da dahil olmak üzere, Gazze’nin savaş sonrası geçiş sürecinden sorumlu birçok kişi bulunuyordu.
Masada “Amerikan” tarafında iki Bulgarın yanında, İsrail’de bulunan Gazze ekibini yöneten üst düzey ABD elçisi Aryeh Lightstone ve ABD ekibine gönüllü olarak danışmanlık yapan İsrailli teknoloji girişimcisi ve eski yedek asker Liran Tancman oturuyordu.
Onların karşısında, “İsrail” tarafında, Netanyahu’ya Gazze ve ABD politikası konusunda danışmanlık yapan İsrail-Amerikalı risk sermayedarı Michael Eisenberg ve bu yılın sonlarında Mossad dış istihbarat teşkilatının başına atanan başbakanın askeri sekreteri General Roman Gofman oturuyordu.
Kaynaklar, dört ABD ve İsrail yetkilisinin de, geçen yıl birkaç ay boyunca İsrail’in kontrolündeki Gazze bölgelerinde gıda dağıtım noktalarını koruyan ABD askeri şirketleri ile faaliyet gösteren Gazze İnsani Yardım Vakfı’nın planlanması ve tanıtılmasında önemli rol oynadığını söyledi.
GHF içindeki kişiler ve grupla ilişkili diğer kişilere göre, Lightstone fon ve uluslararası destek toplamak için çalıştı. Eisenberg, Tancman ve Gofman ise bu fikri İsrail sistemi içinde oluşturdu ve ilerletti.
Özel yardım dağıtım planı, Hamas’ın Gazze üzerindeki yönetimini ve ekonomik kontrolünü zayıflatma girişimleriyle bağlantılıydı, fakat bu hedef büyük ölçüde başarısız oldu.
İsrailli ve Batılı yetkililer ve analistler de dahil olmak üzere, ABD öncülüğündeki “ikinci aşama” ateşkes girişimini eleştirenler, son planların Gazze’deki siyasi ve güvenlik gerçeklerinden kopuk olduğunu söylüyor.
Bu kişiler, diplomatlar, iş adamları ve gayri resmi danışmanlardan oluşan küçük ABD ve İsrail yetkilileri ekibinin son derece hırslı ama bilgisiz olduğunu ve Netanyahu’nun sağcı yönetimine aşırı yakın olduğunu savunuyor.
Bu grup, “Project Sunrise” adı verilen, Gazze’yi on yıl içinde fütüristik bir yapay zeka destekli lüks yerleşim bölgesi olarak yeniden geliştirmek için 112 milyar dolarlık bir plan olan 32 sayfalık iddialı bir plan geliştirdi.
Gazze meseleleriyle ilgilenen bir kişi, “Onlar ‘Sunrise’a odaklanmışlar ve geriye doğru çalışıyorlar, ama [Gazze’deki] mevcut durumdan oraya ulaşmak için ortada hiçbir şey yok,” dedi.
Bölgesel diplomat, ‘Sunrise’ planının arkasındaki grubun “uyandıkları için güneşin doğduğunu düşündüklerini” söyledi ama “Bu, tek seçenek… Kötü bir plan ya da yetersiz bir plan olduğunu söyleyebilirsiniz, ancak daha iyi bir fikri olan biri çıkmadıkça, olacak olan budur,” diye ekledi.
İki İsrailli yetkili, Gazze ile ilgili son planlamanın, Trump’ın ikinci döneminde benimsediği alışılmadık tarzı yansıttığını söyledi. Bu tarzda, politika, teknoloji endüstrisi yöntemlerini ve “gayri resmi resmi” elçileri kullanan özel sektör işadamları tarafından yürütülüyor.
ABD ve İsrail sivil yetkililerinden oluşan grup, geçen ekim ayında yapılan ateşkesin ardından kurulan ve Sivil-Askeri Koordinasyon Merkezi olarak adlandırılan, İsrail’in güneyindeki ABD liderliğindeki askeri karargahın etkisini de geride bıraktı.
Öte yandan Bir Arap diplomat ve Filistinli bir yetkili, Times of Israel gazetesine verdiği demeçte, 13 Ocak günü yaklaşık bir düzine Filistinlinin, Hamas’ın yerine Gazze’nin günlük işlerini yönetmek üzere kurulacak teknokratik komitede görev almak üzere resmi davet aldığını söyledi.
Mektupları alan iki teknokrat, davetin “Barış Kurulu”nun atadığı yüksek temsilci Nikolay Mladenov tarafından imzalandığını söyledi.
Haberde ABD’nin, geçen ay muhataplarına Mısır, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Birleşik Krallık, İtalya ve Almanya’nın liderlerinin Trump ile “Barış Kurulu”na katılma taahhüdünü aldığını bildirdiği söyleniyor.
Teknokratik komite, daha önce Filistin Yönetimi’nin ulaştırma bakan yardımcısı olarak görev yapan Ali Şaas tarafından yönetilecek. Şaas Gazze’den, ama şu anda Batı Şeria’da yaşıyor.
Gazze Ticaret Odası Başkanı İyad Ebu Ramazan da salı günü Mladenov’dan mektup alanlar arasındaydı. Kendisinden teknokratik komitenin Ekonomi, Ticaret ve Sanayi Komiseri olarak görev yapmasının istendiğini söyledi.
Ebu Ramazan, “Gazze halkının acılarını hafifletmek için çalışmaya başlamak için sabırsızlandığını” söyledi.
Ebu Ramazan’ın, İsrail medyasına açık kimliğiyle demeç vermesi de şaşırtıcı bulunuyor.
Bir Arap diplomat, ABD’nin İsrail’i, Refah Sınır Kapısı’nın yeniden açılması da dahil olmak üzere, teknokratik komitenin meşruiyetine ilk ivmeyi kazandıracak bir dizi adımı kabul etmeye ikna etmek için çalıştığını söyledi.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












