Ortadoğu
ABD, İran’a karşı Orta Doğu’ya hangi askeri varlıkları konuşlandırdı?

ABD Başkanı Donald Trump’ın İran’a yönelik açık tehditleri karşısında, Amerikan ordusu geçtiğimiz ay Orta Doğu’ya askeri varlıklarını taşımaya başladı.
Hafta sonu, ABD Merkez Komutanlığı (CENTCOM) başkanı General Brad Cooper, İran’a olası bir saldırı durumunda koordinasyon toplantıları için İsrail’i ziyaret etti.
Haaretz’in açık kaynaklardan derlediği verilere göre son haftalarda, bir F-15 filosu ABD’deki Seymour Johnson Hava Üssü ve İngiltere’deki RAF Lakenheath’ten kalkarak Ürdün’e konuşlandırıldı.
Bu filo, daha önceki İran saldırılarında da Ürdün’de konuşlandırılmıştı. Filo pilotları, İsrail’e giden düzinelerce İran insansız hava aracının önlenmesine katıldı ve çeşitli madalyalar aldı.
Konuya aşina olan Amerikan kaynakları, mevcut konuşlandırmanın “sadece bir rotasyon meselesi” olduğunu ve 2025’te Ürdün’de yeniden konuşlandırılan diğer jetlerin yerini alacağını söylüyor.
Fakat açık kaynaklarda İngiltere ve ABD’ye dönen hiçbir filo henüz gözlemlenmedi, bu da şu anda Ürdün’de yaklaşık 35 F-15 uçağının konuşlandırıldığı anlamına geliyor. Bu jetler, savunma yeteneklerini güçlendirmek amacıyla konuşlandırılmış gibi görünüyor ve İran’a yönelik bir saldırı yapmaları beklenmiyor.
Son haftalarda savaş uçaklarının varışına, ana üslerinden Ürdün ve Suudi Arabistan’a yaklaşık 40 nakliye ve lojistik uçuşu ile yaklaşık 10 hava ikmal tankeri de eşlik etti.
İngiliz Kraliyet Hava Kuvvetleri de, yalnızca “savunma amaçlı” olarak Katar’a birkaç Typhoon savaş uçağı konuşlandırdığını duyurdu.
Son iki gün içinde, Teksas’ın Fort Hood kentinden Kuveyt’e yaklaşık on ek uçuş da açık kaynaklı izleme sistemleri aracılığıyla gözlemlendi. Fort Hood, iki THAAD bataryasına ev sahipliği yapıyor.
Fakat ABD’nin, İsrail’e bu hava savunma sistemini gerçekten konuşlandırıp konuşlandırmadığı hâlâ belirsizliğini koruyor.
Üst düzey ABD yetkilileri Wall Street Journal’a geçen hafta, Körfez bölgesindeki önemli ABD tesislerini korumak için Orta Doğu’ya ek THAAD ve Patriot füze savunma bataryaları konuşlandırma planları olduğunu söylediler.
Bu tesisler arasında Katar’daki El Udeyd Hava Üssündeki CENTCOM karargahı ve Bahreyn’deki ABD 5. Filo karargahı da bulunuyor.
Ayrıca, ABD geçen hafta USS Abraham Lincoln uçak gemisi saldırı grubunun Güney Çin Denizinden Orta Doğu’ya doğru ilerlediğini duyurdu. Grup geçen salı günü Malakka Boğazından geçti ve Endonezya açıklarında gözlemlenen son kaydedilen 20 knot hızla devam ederse, Arabistan Yarımadası açıklarında İran civarına ulaşmış olması gerekiyordu.
Grubun şu anki tam konumu açık kaynaklarda henüz açıklanmadı.
Uçak gemisine üç muhrip eşlik ediyor ve tüm saldırı grubu, onlarca savaş uçağı ve yüzlerce seyir füzesinin ateş gücüne sahip.
Geçtiğimiz hafta, önceki İran misillemeleri sırasında İsrail’e yardım eden balistik füze savunma sistemleriyle donatılmış birkaç ABD muhribinin daha bölgeye konuşlandırıldığı bildirildi.
Geçtiğimiz hafta, önceki İran saldırıları sırasında İsrail’e yardım eden balistik füze savunma sistemleriyle donatılmış birkaç ABD muhribinin daha bölgeye konuşlandırıldığı bildirildi.
Medya haberlerinin aksine, Hint Okyanusunun kalbindeki Diego Garcia üssünde olağandışı bir faaliyet kaydedilmedi. Ayrıca, İran ile önceki gerginlik dönemlerinde olduğu gibi, B-52 veya B-2 bombardıman uçaklarının adaya gönderildiğine dair açık kaynaklarda veya uydu görüntülerinde herhangi bir kanıt bulunamadı.
Ayrıca, mühimmat ve lojistik dahil olmak üzere, geçtiğimiz ay Orta Doğu’ya yapılan hava nakliyesinin hacminin, İran’a karşı önceki hazırlıklar olan Nisan ve Ekim 2024 ile Haziran 2025’teki 12 günlük savaşa kıyasla önemli ölçüde daha düşük kaldığı da dikkat çekici.
Fakat ABD’nin gizleme ve aldatma önlemleri de uyguladığı muhtemel, yani tüm faaliyetler görünür veya izlenebilir değil. Örneğin, Haziran 2025’te İran’ın nükleer tesislerine yaptığı saldırı sırasında, ABD B-2 bombardıman uçaklarının batıya, Pasifik Okyanusuna doğru yola çıktığını duyururken, asıl saldırı gücü gizlice doğuya doğru havalandı, uçuş boyunca yakıt ikmali yaptı ve İran’a sürpriz bir saldırı düzenledi.
Ortadoğu
İsrail propaganda için 1 milyar dolardan fazla harcadı

İsrail hükümeti, Gazze’deki soykırımın ardından ABD ve dünya genelinde çöken kamuoyu desteğini toparlamak amacıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana 1 milyar dolardan fazla propaganda harcaması yaptı. Responsible Statecraft’ın araştırması, Tel Aviv’in geleneksel lobi faaliyetlerinden doğrudan ABD’li şirketlerle sözleşme yapmaya ve yapay zeka modellerini manipüle etmeye kadar uzanan kapsamlı bir hat kurduğunu gösterdi.
İsrail hükümeti, Gazze’de Filistinlilere yönelik yürüttüğü askeri operasyonlar ve soykırım sürecinde uluslararası alanda kaybettiği kamuoyu desteğini geri kazanmak amacıyla 7 Ekim 2023’ten bu yana propaganda faaliyetlerine 1 milyar dolardan fazla bütçe ayırdı.
Responsible Statecraft (RS) tarafından yayımlanan araştırma, söz konusu meblağın İsrail’in özellikle en büyük müttefiki konumundaki ABD’de yürütüldüğü küresel “Hasbara” (halkla ilişkiler ve propaganda) çalışmalarında çarpıcı bir artışa karşılık geldiğini ortaya koydu.
Geniş çaplı propaganda hamlesi, İsrail’in yaklaşık üç yıldır Gazze’de sürdürdüğü ve ağır yıkıma yol açan eylemleri karşısında Amerikan toplumunun tutumunda meydana gelen belirgin değişimi hedef alıyor.
ABD kamuoyundaki destek çöktü
Gallup tarafından Temmuz 2025’te düzenlenen araştırmanın sonuçları, Amerikan halkının yüzde 60’ının İsrail’in Gazze’deki askeri harekâtlarını onaylamadığını gösterdi. İsrail ordusunun saldırıları Gazze’de çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 73 binden fazla Filistinlinin ölümüne yol açarken, bölge genelinde devasa bir fiziksel tahribat yarattı.
Kamuoyundaki bu olumsuz algıyı kırmaya çalışan İsrail, çeşitli iletişim stratejilerini devreye soktu. Bu kapsamda ABD Başkanı Donald Trump’ın eski kampanya yöneticisi Brad Parscale tarafından yürütülen ve “Allies for Peace” (Barış İçin Müttefikler) gibi sivil toplum kuruluşu görünümü verilen yapılar üzerinden toplu mesaj kampanyaları finanse edildi.
Lobi kuruluşlarından doğrudan şirket sözleşmelerine
İsrail, ABD’deki etkinlik alanını uzun yıllardır Amerikan İsrail Halkla İlişkiler Komitesi (AIPAC) ve İsrail İçin Birleşen Hristiyanlar (CUFI) gibi İsrail yanlısı lobi grupları vasıtasıyla koruyordu. Finansmanını ve insan kaynağını ağırlıklı olarak ABD vatandaşlarından sağlayan bu kuruluşlar, Yabancı Temsilciler Kayıt Yasası (FARA) kapsamında yabancı bir devlet adına hareket eden yapılar olarak kaydolmak zorunda kalmıyordu.
Ancak Tel Aviv yönetimi son dönemde yöntem değişikliğine gitti. RS araştırması, İsrail’in FARA kapsamında beyanda bulunan şirket ve şahısları doğrudan istihdam etmek suretiyle ABD’de lobi, halkla ilişkiler ve siyasi iletişim hatlarına 100 milyon dolardan fazla doğrudan kaynak aktardığını belgeledi.
FARA kaydı ilgili kurumların casusluk faaliyeti yürüttüğü anlamına gelmiyor; yasa gereği yabancı hükümetler adına ABD kamuoyunu ve siyasetçilerini etkilemeye çalışan yapıların aldıkları ödemeleri ve faaliyetlerini şeffaf biçimde açıklamalarını zorunlu kılıyor. Doğrudan sözleşmeler, İsrail hükümetine propaganda içeriğini tam denetim altına alma, belirli toplumsal grupları hedefleme ve operasyonel hızı artırma imkânı sunuyor.
Responsible Statecraft, incelemesini FARA resmi kayıtları, İsrail hükümetinin ihale ile satın alma belgeleri ve çok sayıda kaynakla yürütülen mülakatlara dayandırdı.
Evanjelikler, muhafazakârlar ve gençler hedefte
Propaganda mekanizmasının önemli bir bölümünü Fransız iletişim devi Havas Media yönetiyor. Şirket, İsrail’in desteğini kaybetme riskiyle karşı karşıya olduğu gruplara ulaşmak amacıyla ABD merkezli halkla ilişkiler firmalarıyla alt sözleşmeler imzalıyor.
Hedef kitlenin ana gövdesini Evanjelik Hristiyanlar, muhafazakâr çevreler ve genç nüfus oluşturuyor. Tel Aviv bu ağ üzerinden sosyal medya içerik üreticilerine ödeme yapıyor, kitlesel mesajlaşma ağlarını fonluyor ve internet kullanıcılarının arama motorları ile yapay zeka sistemlerinde karşılaştığı yanıtları biçimlendirmeye çalışıyor.
Yapay zeka yanıtlarını yönlendirme girişimi
İsrail hükümetinin doğrudan fonladığı bir diğer alan ise bilişim sektöründe “LLM poisoning” (Büyük Dil Modellerinin Zehirlenmesi) olarak tanımlanan ve yapay zeka veri tabanlarını manipüle etmeyi amaçlayan teknik müdahaleler oldu.
Bu sistemde özel olarak kurulan İsrail yanlısı dijital mecralar üzerinden içerik üretiliyor; Claude, ChatGPT ve Grok gibi yapay zeka sohbet robotlarının kullanıcı sorularına yanıt verirken bu hazırlanan siteleri kaynak alması hedefleniyor. RS’nin tespitlerine göre amaç, kullanıcıların doğrulanabilir somut olaylar hakkındaki sorgulamalarına verilen yanıtları İsrail lehine değiştirmek.
Araştırmada bu duruma örnek olarak İsrail askeri unsurlarının Gazze’de beş yaşındaki Filistinli çocuk Hind Receb’i ve ailesini öldürmesi vakası gösterildi. Yapay zeka sistemlerinin olayın olgusal çıplaklığını aktarmak yerine, tarafların iddialarını eşitleyen bir dil kullandığı ve İsrail ordusunun küçük bir çocuğa ateş açmak için ileri sürdüğü gerekçeleri ön plana çıkardığı kaydedildi.
Mali ilişkilerini açıklamayan şirketler var
İsrail adına kamuoyu oluşturma faaliyeti yürüten bazı halkla ilişkiler firmaları ile sosyal medya figürlerinin, FARA bünyesindeki yasal şeffaflık zorunluluğuna rağmen İsrail hükümetiyle girdikleri parasal ilişkileri bildirmekten kaçındıkları saptandı.
Responsible Statecraft araştırmasını şu tespitle tamamladı: “İsrail’in yeni yöntemleri Amerika’daki nüfuz ortamını dönüştürüyor. Ancak bu yöntemler, İsrail’in kamuoyunda derin tepki çeken politikalarının yol açtığı destek kaybını durdurmakta şimdiye kadar yetersiz kaldı.”
Ortadoğu
İsrail’de cezaevine timsahlı hendek planı hayvan haklarına takıldı

İsrail mahkemesi, Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in binlerce Filistinli esirin tutulduğu cezaevlerini timsah dolu hendeklerle çevreleme planını geçici olarak engelledi. Hayvan hakları örgütünün başvurusu üzerine alınan kararda, timsahların göreceği zarara dikkat çekildi. Mahkeme kararında ve başvuru metninde, cezaevlerindeki Filistinli esirlerin karşı karşıya kaldığı tehlikelere ise değinilmedi.
Kudüs Bölge Mahkemesi, İsrail Ulusal Güvenlik Bakanı Itamar Ben-Gvir’in binlerce Filistinli esirin tutulduğu cezaevlerinin etrafına timsahlarla dolu hendekler kazılmasına yönelik planını geçici olarak durdurdu.
İsrail devlet televizyonu KAN’ın aktardığına göre karar, Hayvanları Yaşatın (Let the Animals Live) adlı örgütün Çevre Bakanı Idit Silman, Ben-Gvir ve İsrail Cezaevi İdaresine (IPS) karşı yaptığı başvuru üzerine alındı. Örgüt, projenin timsahların kötü muamele görmesine yol açacağını ve cezaevi personelini tehlikeye atacağını ileri sürdü.
Yargıç Avraham Rubin, pazar günü açıkladığı kararda, “Timsahların uğrayabileceği zarara ilişkin iddialar incelenmeye değerdir ve hayvanların nakledilmesini ya da nakil amacıyla bulunması ve hazırlanmasıyla ilgili herhangi bir işlem yapılmasını yasaklayan bir karar verilmesini haklı kılmaktadır” dedi.
Ne davanı açan hayvan hakları örgütünün dilekçesinde ne de yargıç Rubin’in karar metninde, Ben-Gvir’in idaresindeki cezaevlerinde işkence ve cinsel saldırılara maruz kalan Filistinli esirlerin durumu ya da karşılaşabileceği hayati tehlikeler yer aldı.
Geçici tedbir kararının yeni bir karara kadar yürürlükte kalacağını belirten yargıç; Silman, Ben-Gvir ve İsrail Cezaevi İdaresine savunmalarını sunmaları için çarşamba gününe kadar süre verdi.
Nil timsahlarının statüsü değiştirilmişti
İsrail yönetimi, Çevre Bakanı Silman’ın temmuz ayında Nil timsahlarının koruma statüsünü değiştirmesiyle projeye hukuki zemin hazırlamıştı. Koruma altındaki yaban hayvanı kategorisinden çıkarılan timsahlar, “kontrollü ortamda yetiştirilen” veya “yönetim altında tutulan” yaban hayvanı sınıfına alındı.
Bu adımla birlikte İsrail cezaevi idaresi, Doğa ve Parklar İdaresinin belirlediği kurallara uymak kaydıyla timsahları cezaevi çevresinde tutma yetkisi elde etti. Söz konusu değişiklikten önce Nil timsahları yalnızca hayvanat bahçelerinde barındırılabiliyordu. Hayvanları Yaşatın örgütü, başvurusunda bu statü değişikliğinin de iptal edilmesini talep etti.
Ben-Gvir, Filistinli esirlerin firar etmesini engelleme gerekçesiyle cezaevlerinin etrafındaki su kanallarına timsah yerleştirilmesini teklif etmişti. İsrailli bakan, projesini hazırlarken ABD’nin Florida eyaletindeki “Alligator Alcatraz” isimli göçmen gözaltı merkezinden esinlendiğini açıklamıştı.
Bakan Ben-Gvir, aralık ayında sosyal medya hesabından, elinde tasmalı bir timsah tuttuğunu gösteren yapay zekayla üretilmiş bir görsel paylaşarak, “Lanetli terörist, kaçmayı mı düşünüyorsun? Bir daha düşün” ifadelerini kullanmıştı.
İsrailli yetkililer, timsahların güvenlik tedbirlerini artıracağını ve devriye gezen personel ihtiyacını azaltarak cezaevi maliyetlerini düşüreceğini savundu. Projenin Necef Çölü’nde yer alan Ketziot Cezaevi’nde uygulanması planlanmış ve yetkililer tesisin bir bölümünde hendek kazılarına başlamıştı.
Cezaevlerinde 9 bin 600 Filistinli bulunuyor
Başbakan Binyamin Netanyahu koalisyonunda yer alarak Aralık 2022’de göreve gelen Ben-Gvir, Filistinli esirlerin tutulma koşullarını ağırlaştıran kararlara imza attı. Ben-Gvir, cezaevlerini ziyaret ederek tutuklulara yönelik aşağılayıcı davranışlarda da bulundu.
Filistin Esirler ve Serbest Bırakılanlar Heyetinin verilerine göre İsrail cezaevlerinde kadın ve çocukların da aralarında yer aldığı yaklaşık 9 bin 600 Filistinli tutuluyor. Bu kişilerin binlercesi, herhangi bir suçlama ya da yargılama olmaksızın “idari tutukluluk” kapsamında alıkonuluyor.
Heyet, Gazze’ye yönelik saldırıların başladığı 2023 yılından bu yana 89 Filistinli esirin İsrail gözetiminde hayatını kaybettiğini kaydetti. Gazze’den gözaltına alınan onlarca kişinin akıbeti ise bilinmiyor.
Filistinlilerin tutulduğu tesisler arasında bulunan Sde Teiman gözaltı merkezinde 2024 yılında Filistinli bir esir beş asker tarafından tecavüze uğradı. Olayın görüntülerinin ortaya çıkmasının ardından gözaltına alınan askerlere destek vermek isteyen Yahudi yerleşimciler tesisi bastı. Mahkeme, bu yılın başlarında askerler hakkındaki suçlamaları düşürdü.
İsrailli insan hakları örgütü B’Tselem; gardiyanlar, askerler ve Şin Bet görevlilerinin Filistinli tutuklulara tecavüz ettiğini, anüse zorla cisim soktuğunu, cinsel organlarını darp ettiğini, esirleri aç bıraktığını, elektrik verdiğini ve tıbbi tedavilerini engellediğini belgeledi.
Ortadoğu
ABD, Kuzey Irak’taki askeri birliklerini çekmeye başladı

ABD ordusu Irak’ın kuzeyindeki askeri varlığını azaltmaya yönelik önceden planlanmış süreci başlattı. Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) Başkanlık Medya Danışmanı Kifah Mahmud, Erbil’deki Harir Hava Üssü’nden sevk edilen birliklerin başka ülkelere nakledileceğini açıklarken tamamen çekilme iddialarının yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını duyurdu.
Washington, Irak’taki askeri varlığını azaltmaya yönelik daha önce kararlaştırılan ve önceden planlanan süreci başlattı. Şarku’l Avsat’ın haberine göre plan kapsamında ABD güçleri Irak’ın kuzeyinden çekilecek.
Buna karşın Mesud Barzani liderliğindeki Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) Başkanlık Medya Danışmanı Kifah Mahmud, ABD’nin Irak’tan tamamen çekilmeye başladığı yönündeki haberlerin bir yanlış anlaşılmadan kaynaklandığını ve tam olarak gerçeği yansıtmadığını bildirdi.
Daha önce yayımlanan haberlerde ABD’ye ait hava savunma sistemlerinin bölgeden çıkarıldığı, Erbil kenti yakınlarında bulunan Harir Hava Üssü’ndeki füze ve insansız hava araçlarının başka yerlere nakledildiği öne sürülmüştü. Haberlerde ABD askerleri ile ağır teçhizatın büyük bölümünün de üsten çıkarıldığı bildirilmişti.
Askerler başka ülkelere nakledilecek
Kifah Mahmud konuya ilişkin açıklamasında, Washington’ın Patriot sistemlerinin tamamını geri çekmediğini ve bölgedeki çıkarlarını korumaya yetecek miktarda savunma sistemini muhafaza ettiğini söyledi.
“ABD’nin Kürdistan Bölgesi’nden çekildiği yönündeki haberler, konunun büyük ölçüde yanlış anlaşılmasından kaynaklanıyor” diyen Mahmud, daha önce Ayn el-Esad Hava Üssü ile Enbar vilayetinin diğer bölgelerinde konuşlandırılan ABD güçlerinin Irak merkez hükümeti ve Irak Kürt Bölgesel Yönetimi (IKBY) ile yapılan düzenlemeler kapsamında son aylarda Harir Hava Üssü’ne taşındığını aktardı.
Mahmud, bu askerlerin şimdi başka ülkelere çekilmek üzere hazırlandığını belirterek operasyonun personeli, teçhizatı ve hava savunma sistemlerini kapsadığını dile getirdi. Kuzey Irak’ta geleneksel anlamda bir ABD üssünün bulunmadığını savunan Mahmud, bölgede Irak devletine bağlı askeri güçleri ve Peşmergeyi eğiten bir grup Amerikalı danışmanın görev yaptığını kaydetti.
Al-Monitor yazarı Amberin Zaman da birkaç gün önce ABD’nin Kuzey Irak’tan tamamen çekilmeye yaklaştığını, ABD askerleri ile ağır teçhizatın büyük bölümünün Harir Hava Üssü’nden çıkarıldığını ve Patriot hava savunma bataryalarının tamamının açıklanmayan bir noktaya nakledildiğini bildirmişti.
Al-Monitor, çekilmenin bölgeyi İran ve Iraklı direniş gruplarının operasyonlarına karşı daha savunmasız bırakabileceğini ileri sürdü. Söz konusu grupların şubat ayından bu yana Kuzey Irak’a yaklaşık bin füze ve İHA fırlattığı kaydedildi.
Bölgeye yönelik füze ve İHA saldırıları sürüyor
Harir Hava Üssü ile Kuzey Irak’taki diğer noktalar, İran ve İran’la müttefik Iraklı grupların füze ve İHA saldırılarına hedef olmaya devam ediyor. Rudaw’a dayandırılan bilgilere göre Kuzey Irak temmuz ayında 88 füze ve İHA saldırısına uğradı; bu saldırılarda 10 kişi öldü, 15 kişi yaralandı.
Haberde görüşlerine yer verilen Kürt kaynaklar, saldırıların ABD’nin çekilmesinden sonra da süreceğini öngörüyor. Kaynaklar ayrıca Peşmerge güçlerinin yakın zamanda İHA karşıtı sistemler edinmiş olabileceğini ve bu sistemlerle Erbil üzerinde birkaç İHA’yı başarıyla etkisiz hale getirdiğini ifade ediyor.
Kuzey Irak bölgesi, İran’a karşı faaliyet gösteren İranlı Kürt ayrılıkçı gruplara ait çok sayıda karargâh ve komuta merkezine ev sahipliği yapıyor. ABD’ye ait askeri unsurlar da ülkenin bu kesiminde bulunuyor.
ABD ve İsrail’in İran’a karşı yürüttüğü savaşın en yoğun döneminde Tahran ve Iraklı direniş grupları, bazı Kürt silahlı gruplarına ait noktalar ile Victoria Üssü dahil Irak’taki ABD üslerine onlarca saldırı gerçekleştirdi.
Wall Street Journal (WSJ) ise 31 Temmuz’da yayımladığı haberinde, İran’ın ABD üslerine zayiat verdirmesinin ardından Washington’ın Kuveyt’teki askeri varlığının kapsamını yeniden değerlendirdiğini duyurdu.
Iraklı gruplardan misilleme açıklaması
Çekilme haberleri, ABD ile Suudi Arabistan’ın Irak’a yönelik bir dizi saldırısının ardından gündeme geldi. Bu saldırılarda, hükümetle bağlantılı resmi bir askeri yapı olan ve direniş gruplarıyla yakın ilişkileri bulunan Haşdi Şabi’nin onlarca mensubu öldürüldü. Iraklı direniş grupları, söz konusu saldırılara misilleme yapılacağını duyurdu.
Bağdat yönetimi, ABD ile yaptığı anlaşma çerçevesinde Irak’taki direniş gruplarının silahsızlandırılması için eylül ayına kadar süre tanıdı.
Irak, son birkaç yıldır ülkedeki ABD güçlerinin muhtemel çekilmesi konusunda Washington ile görüşmeler yürütüyor. ABD ordusu ülkedeki askeri varlığını azaltmasına rağmen Irak’tan tamamen ayrılacağına dair bir işaret vermedi ve danışmanlık rolüne geçişte ısrar etti.
Iraklı direniş grupları ise silahsızlanma konusunun görüşülebilmesi için ABD güçlerinin ülkeden tamamen çekilmesini şart koşuyor. ABD Başkanı Donald Trump yönetimi ise son aylarda Bağdat üzerindeki baskısını artırarak Iraklı direniş gruplarının dağıtılmasını talep etti.
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi5 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Dünya Basını1 hafta önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Dünya Basını1 hafta önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Avrupa1 hafta önce‘Yeraltı ülkesi’ geri geliyor: İsviçre sığınaklarında yeni ‘savaş düzenlemesi’
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını2 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü
Asya1 hafta önceÇin, ileri düzey çip üretimi açısından kritik önemedeki yerli litografi makinelerinin seri üretimine başladı








