Ortadoğu
Netanyahu: İlerici-Müslüman ittifakı Batıyı yok ediyor

Kudüs’te düzenlenen “Uluslararası Antisemitizmle Mücadele Konferansı”nda konuşan İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, radikal Müslümanların ve “ultra Batı karşıtı ilericilerin” Batıyı yok etmek istediklerini ileri sürdü.
Netanyahu konuşmasında, “militan İslamın istilası”nın tüm Batı toplumlarını ve şehirlerini tehdit ettiğini savunarak, “İsrail’in bugün yaptığı şey sadece kendini savunmak değil, sizi, hepsini savunmak,” dedi.
Başbakan şöyle devam etti:
“Çünkü Yahudi devleti yok edilirse Orta Doğu’da Batı kalmaz. Fakat Yahudi devleti ortadan kalkarsa, Avrupa’nın daha fazla istilasına engel olacak hiçbir şey kalmaz.”
Netanyahu konuşmadan önce, Diaspora İşleri Bakanı Amichai Chikli, bakanlığı tarafından ikinci yıl üst üste düzenlenen konferansta, tüm toplumlar için bir numaralı tehdidin “radikal İslam” olduğunu söyledi.
Ayrıca, “aşırı sağda” antisemitizm olduğunu ve özellikle Amerika’da giderek arttığını savunan bakan, buna karşın “ilerici sol”un insan haklarını “Yahudilere ve Yahudi devletine karşı bir silaha dönüştürdüğünü“ de ekledi.
Ardından, ABD Başkanı Donald Trump’ın yönetiminin ”üniversite kampüslerinde antisemitizme karşı sert önlemler almasını, liderleri sorumlu tutmasını ve terör örgütlerini açıkça destekleyen vatandaş olmayanların sınır dışı edilmesini sağlamasını” övdü.
Chikli, “Bu vesileyle, Mahmud Halil’e Cezayir’e güvenli bir yolculuk diliyorum,” deyince büyük alkış aldı.
Chikli, Filistin’i tanıyan ülkeleri kınarken, Hollanda, Kanada, Fransa ve İngiltere gibi ülkelerin “düşüncesizce kapılarını açtığını” ve bunların çoğunun “tanınmaz hale geldiğini” söyledi.
Etkinliğe video konferansla katılan ABD Senatörü Ted Cruz, “On yıl önce Amerika’da sol kesimde antisemitizm vardı ve şimdi bu, Demokrat Partiyi tamamen ele geçirmiş durumda,” dedi.
Teksaslı Cumhuriyetçi senatör şöyle devam etti:
“Ama beni şu anda üzen şey, sağda antisemitizmin yükselişi. Sağda somut ve tehlikeli bir antisemitik grup var ve bu grup güç kazanıyor, popülerlik kazanıyor, gençler tarafından dinleniyor ve dikkat çekiyor. Geçtiğimiz yıl, sağda antisemitizmin hayatım boyunca hiç görmediğim kadar yükseldiğini gördüm. Bu tehlikeli ve giderek büyüyor.”
Chikli, ABD Adalet Bakanlığının antisemitizmle mücadele görev gücü başkanı Leo Terrell’e bir ödül takdim etti. Sivil haklar avukatı ve radyo sunucusu olan Terrell, daha önce Demokrat adayları destekledikten sonra 2020’de Donald Trump’a destek vermişti.
Terrell, 7 Ekim’den bu yana antisemitizmin arttığı kolej ve üniversitelerin finansmanının kesilmesini savunuyor.
Terrell konuşmasında, “Yahudi nefretini kullanan ve destekleyen, antisemitizmi destekleyen” ABD medya kuruluşlarını eleştirdi ve bunlar arasında CNN, MSNBC, New York Times, Washington Post ve Los Angeles Times’ı saydı.
Avrupa’nın yükselen yeni sağcı gruplarının ve liderlerinin de yer aldığı etkinlikte, suikaste kurban giden ABD’li aşırı sağcı influencer ve aktivist Charlie Kirk anısına ödül verildi.
Ödülü, İslamı “gerçek düşman” olarak nitelendiren Kirk’ün papazı Rob McCoy aldı.
McCoy, “Charlie, benim gibi, Yahudilerin Tanrısının seçilmiş halkı olduğuna inanıyordu. Ve sizler, ahlaki yasayı aldığınız için Tanrının seçilmiş halkısınız,” dedi ve şöyle devam etti:
“İslamı bir din olarak değil, şeriat yasasını uygulamaya çalışan, din kılığına girmiş bir siyasi yapı olarak görüyorum. Charlie bunu anlıyordu. Onu antisemitik olarak nitelendirdiler. İsrail’i egemen bir ulus ve Yahudileri Tanrının seçilmiş halkı olarak ilan ettiği için, onu Siyonist olarak nitelendirip köprünün her iki tarafında da dövdüler. Bu yüzden yön değiştirdi. Gerçek düşmanın peşine düşmeye karar verdi: İslam. Yahudilerin Tanrı’nın seçilmiş halkı olduğuna ve sizin, zalim dünyanın yüzde 90’ının yaşadığı bir demokrasi olduğuna inanıyorum ve sizi takdir ediyorum. Charlie Kirk adına, bu ödül için teşekkür ederim.”
26 Ocak günü erken saatlerde Chikli, Knesset’te bir grup aşırı sağcı Avrupalı milletvekilini ağırladı ve burada Avrupa Birliği’ni, İsrail’i Gazze’de soykırım yapmakla suçlayan ve ve “antisemitik bir ortam” yaratmakla itham ettiği insan hakları STK’larına sağladığı finansmanı kesmeye çağırdı.
Brezilyalı politikacı ve eski devlet başkanı Jair Bolsonaro’nun oğlu Eduardo Bolsonaro da pazartesi günü Knesset’te düzenlenen 2026 Uluslararası Antisemitizmle Mücadele Konferansı’nda konuştu.
7 Ekim Aksa Tufanı operasyonunu “soykırımcı antisemitizm” olarak nitelendiren Bolsonaro, “Günümüzde antisemitizm her zaman gamalı haç sembolüyle ifade edilmiyor. STK’lar, akademik jargon ve ‘anti-Siyonizm’ gibi kelimelerin arkasına saklanıyor,” dedi.
İspanyol aşırı sağcı Vox partisi ve Avrupa için Vatanseverler’den (PfE) AP milletvekili Hermann Tertsch, Pedro Sánchez hükümetinin “Avrupa’daki İsraillilerin en agresif düşmanı” olduğunu söyledi ve İsrail’i gayrimeşru kılma çabalarının temelinde “solun, topraklarını savunan her ulusa saldırma ihtiyacı” ve “uluslararası küreselci woke solun ana hedefinin ulus, aile, gelenekler, değerler ve erdemlerin yok edilmesi” olduğunu savundu.
Salı günkü konuşmacılar arasında İsrail Cumhurbaşkanı Isaac Herzog ve ABD’nin İsrail Büyükelçisi Mike Huckabee’nin yanı sıra, eski Avusturya Şansölyesi Sebastian Kurz; Romanya Ulusal Muhafazakar Partisi lideri ve Romanyalılar Birliği İttifakı (AUR) Avrupa Parlamentosu delegasyonu başkanı Cristian Terheș; Vox partisi lideri ve PfE başkanı Santiago Abascal; 1988 yılında neo-Naziler tarafından kurulan İsveç Demokratları Partisi lideri Jimmie Åkesson; Fransa’nın Ulusal Birlik (RN) partisi, Flaman milliyetçi Vlaams Belang, Hollanda Özgürlük Partisi (PVV), Polonya Hukuk ve Adalet Partisi (PiS) ve Portekiz Chega Partisi temsilcileri de yer aldı.
Ortadoğu
Trump: Hamas tamamen silahsızlanmayı kabul etti

ABD Başkanı Donald Trump, “Barış Kurulu”nun Hamas ve Gazze’deki diğer silahlı grupların “tamamen silahsızlandırılması” konusunda bir anlaşmaya vardığını söyledi.
Barış Kurulu yaptığı açıklamada, anlaşmanın aylar süren “yoğun ve iyi niyetli müzakerelerin” sonucu olduğunu ve kurulun artık uygulamanın gerçekleştirilmesine odaklandığını belirtti.
“Hamas’tan üst düzey bir yetkili” BBC’ye yaptığı açıklamada, örgütün Gazze’de tamamen silahsızlandırılmasını öngören Barış Kurulu’nun planını kabul ettiğini ve yakında resmi bir açıklama yapılacağını belirtti.
Bu anlaşma, ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze ateşkes planının ikinci aşamasının bir parçası ve Hamas’ın silahsızlandırılması, İsrail birliklerinin çekilmesi ve Gazze’nin yeniden inşasını içeriyor.
ABD Başkanı, “silahsızlandırma tamamlandıkça” İsrail’in Gazze’den çekileceğini belirterek, anlaşmayı “Gazze’nin nihayet yeni bir Filistin hükümeti tarafından yönetilmesine doğru atılmış kritik bir adım” olarak nitelendirdi.
Trump, Truth Social’da paylaştığı bir gönderide, “Uluslararası İstikrar Gücü, Gazze’nin sakinleri ve komşuları için güvenli olmasını sağlamak üzere yeni bir Filistin polis gücüyle birlikte çalışacak,” dedi.
Trump, anlaşmanın “Trump 20 Madde Planı’nın uygulanmasında önemli bir dönüm noktası” olduğunu belirtti ve arabulucular olan Mısır, Katar ve Türkiye’ye teşekkür etti.
Bir ABD’li yetkili, gazetecilerle yaptığı telefon görüşmesinde, Hamas’ın silahsızlandırılmasının ardından İsrail’in Gazze’den çekilmeyi kabul edeceğine dair ABD’nin ne kadar umutlu olduğu sorulduğunda, “İsrail’den, başlangıçta kabul ettikleri 20 madde planına uymaktan başka bir şey istemiyoruz. Bu nedenle, İsrail’in bu plana uyacağından çok eminiz,” dedi.
Yetkili, İsrail’in geri çekilmeme kararı alması halinde Trump’ın “çok hayal kırıklığına uğrayacağını” belirtti. Yetkili, ABD’nin İsrail’in iyi bir ortak olmaya devam edeceğine inandığını da ekledi.
BBC, Hamas’ın elinde kalan ağır silahların Filistin denetimi altında envanterinin çıkarılması ve depolanmasını öngören anlaşmayı inceledi.
Bu anlaşma, Trump’ın desteklediği Gazze barış girişiminin ilerlemesindeki en önemli engeli ortadan kaldırabilir.
ABD’li yetkililer, Hamas’ın tüneller, silah depoları ve üretim tesislerinden oluşan ve “devlet benzeri” olarak tanımladıkları askeri altyapısını sökmeye başlamadan önce, Gazze’deki daha küçük grupların silahsızlandırılacağını belirtti.
Yetkililer, bu sürecin çok daha uzun süreceğini kabul etti.
Yetkililer , planın kasıtlı olarak “sıfır güven” prensibine dayandığını ve doğrulama mekanizması içerdiğini, ne Hamas ne de İsrail’in karşı taraf taahhütlerini yerine getirene kadar bir sonraki aşamaya geçeceğini belirtti.
Devlete bağlı Al-Qahera News’in bildirdiğine göre, Kahire “yakında” ABD, Katar ve Türkiye’nin de dahil olduğu Gazze ateşkes arabulucularının bir toplantısına ev sahipliği yapacak.
Günün erken saatlerinde Reuters’a konuşan isimsiz kaynaklar, Kahire’de arabulucular ile Hamas liderleri arasında ABD’nin arabuluculuğunda hazırlanan Gazze barış planının uygulanmasına ilişkin görüşmelerde nadir görülen bir ilerleme kaydedildiğini bildirmiş ama bir İsrailli yetkili önerilen şartların tatmin edici olmadığını söylemişti.
Trump’ın açıklamasının ardından Times of Israel, ismi açıklanmayan bir kaynağa atıfta bulunarak, anlaşmanın Hamas’tan müzakereciler ile yönetim kurulu ve arabulucu ülkeler arasında imzalandığını bildirdi.
Fakat gazete, “bir İsrail makamının” silahsızlanma önerisinin Kudüs’ün taleplerini karşılamadığını belirten bir açıklama yayınladığını aktardı.
Günün erken saatlerinde İsrail medyası, İsrail’in Hamas ile görüşülmekte olan bir anlaşmaya karşı çıktığını bildirmişti.
Ortadoğu
Körfez zenginleri miras konusunda “şeriat” ile “İngiliz hukuku” arasında kaldı

Körfez bölgesindeki varlıklı kişiler, şeriat hukukunun getirdiği kısıtlamaları hafifletmek amacıyla vasiyetnamelerini düzenlerken giderek daha fazla İngiliz hukukunu kullanıyor.
Mishcon de Reya hukuk bürosunun ortağı Charlie Sosna, Financial Times’a (FT) verdiği demeçte, Körfez bölgesindeki zenginlerin bu stratejiyi sevdiğini, çünkü bu stratejinin onlara “şeriatın ruhu içinde kalarak servet ve miras konusunda istediklerini elde etmelerine” olanak tanıdığını söyledi.
Bu, çocuklar arasında daha eşit bir dağılımı da içerebiliyor. Sosna, bu stratejiye “şüphesiz” daha fazla ilgi gösterildiğini ileri sürdü.
İngiliz hukukunda vasiyet özgürlüğü, vasiyetname düzenleyenlerin varlıklarını neredeyse hiçbir kısıtlama olmaksızın istedikleri kişiye bırakabilmeleri anlamına gelir.
Buna karşılık şeriat hukuku, akrabaların ne kadar miras alacağına dair kesin kurallara sahip. Örneğin, bir kız çocuğu genellikle bir erkek çocuğun payının yarısını miras alır.
Ne var ki Withers hukuk bürosunun ortağı Hannah Wailoo, daha “eşitlikçi” bir yaklaşıma doğru bir kayma gözlemlediğini belirtti:
“Oğullarından daha fazla kızı olan, hatta sadece kızları olan Körfez ailelerinin, kızlarının korunmasını ve servetlerinin iyi bir şekilde yönetilmesini sağlamak için küresel bir bakış açısıyla hareket etmek istediklerine dair örnekler gördük.”
Danışmanlar, Körfez ailelerinin İngiliz vasiyetnamelerini giderek daha fazla kullanmasının kısmen çocuklarının artan küreselleşmesinin bir sonucu olduğunu belirtti.
Sosna, “bazen yeni neslin biraz daha Batılılaştığını” ve ayrılıklar ya da boşanmalar gibi daha karmaşık medeni durumlara sahip olabileceğini belirtti.
Müvekkillerinden birinin servetini oğluna bırakmak istediğini fakat şeriat kurallarına göre oğlunun vefatı halinde servetin, müvekkilin ayrıldığı eşine kalacağını örnek olarak gösterdi.
İngiliz hukukuna uygun bir vasiyetname ise bu durumu önleyebilir.
Farrer & Co’nun ortağı Oliver Piper, İngiliz vasiyetnamelerini kullanarak şeriat kurallarını hafifletme yaklaşımını “hafif şeriat” olarak nitelendiriyor.
Charles Russell Speechlys’in ortağı Jonathan Burt, İran’daki savaşın Orta Doğulu miras sahiplerini “varlık tutma yapıları ve planlamasına biraz daha odaklanmaya” teşvik eden bir etken olduğunu söyledi.
Körfez ülkeleri, yabancı sakinlerin şeriat kanunlarıyla karşı karşıya kalma endişelerini hafifletmek için, Abu Dabi’de boşanma için paralel bir yol gibi “batı tarzı mahkeme” sistemlerini uygulamaya koyuyor.
LEK Consulting’in ortağı Andreas Buelow ise şöyle konuştu:
“Nesiller arası servet devrinin temel zorluğu, servetin eskisinden daha geniş bir mirasçı grubu arasında paylaştırılması gerekliliği.”
Bu da danışmanların “yasal yapıların dikkatli bir şekilde yönetilmesini, iş sürekliliğini ve aile uyumunu” denetlemeleri gerektiği anlamına geliyor.
Addleshaw Goddard’ın ortağı Laura Uberoi, bu stratejinin “muhtemelen yaklaşık bir nesil önce ciddi bir şekilde başladığını” ve bölgedeki varlıklı kadın sayısının artmasına şimdiden yol açtığını belirtti.
İngiliz hukukunun yurtdışında ikamet eden vasiyet sahiplerine yönelik yaklaşımı göz önüne alındığında, tüm avukatlar bu stratejinin etkinliğine ikna olmuş değil.
Vasiyetçinin kendi ülkesinin hukuku genellikle Birleşik Krallık dışındaki varlıklar için geçerli.
Howard Kennedy’nin ortağı Simon Malkiel, bu vasiyetlerin “özellikle itiraz edilmediği durumlarda bazen pratikte işe yarayabileceğini” fakat “güvenilir bir çözüm yolu” olmadığını belirtti:
“Durum büyük ölçüde varlıklara ve varlık sahiplerine, ayrıca memnuniyetsiz mirasçıların muhtemel tutumuna bağlı.”
Özellikle Jersey’de tröstler, bir mirastan kimin yararlanacağını belirlemenin bir başka popüler yolu.
Jersey Finansal Hizmetler Komisyonu’nun verilerine göre, 2024 yılında Jersey dışındaki müşterilerin veya Jersey tröstlerinin gerçek sahiplerinin %11,8’ini Orta Doğulu müşteriler oluşturuyordu.
Bu oran 2020’de %10,6’ydı.
Wailoo, “Çoğu tröst yapısı içinde, mirasçılarınızın kimler olacağını, kimin neyi ne zaman alacağını seçebilirsiniz. Bu, söz konusu varlıkları fiilen şeriat rejiminin dışına çıkarır,” dedi.
Ortadoğu
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı için yaptığı teklifi reddetti

İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın kolektif yönetimine dair hazırladığı planı reddetti. Reuters’a konuşan üst düzey bir İranlı yetkili, boğazda eşit kontrol öngören anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun olmadığını bildirdi. Yetkili, Umman’ın sunduğu bu planın “başarı şansı olmadığını” vurguladı.
İran, Umman’ın Hürmüz Boğazı’nın ortak yönetimine ilişkin teklifini geri çevirdi. Reuters haber ajansı, gelişmeyi üst düzey bir İranlı yetkiliye dayandırarak duyurdu.
Ajansa konuşan kaynak, söz konusu planın “başarı şansı olmadığını” kaydetti.
Kaynak; Tahran ve Maskat’ın boğazı başka ülkelerin katılımı olmadan, yalnızca kendi sorumluluk alanları sınırları dahilinde denetlemesi gerektiğini savundu.
Reuters’ın daha önceki haberinde, Umman’ın sunduğu teklifin İran’ın deniz yolu üzerindeki tek taraflı denetimini ortadan kaldırdığı aktarılmıştı.
İran tarafı, İslam Cumhuriyeti’nin Umman’a saygı duyduğunu vurgulamakla birlikte, her iki ülkenin stratejik boğaz üzerinde eşit kontrole sahip olacağı bir anlaşmanın Tahran’ın çıkarlarına uygun düşmediği görüşünü dile getirdi.
Boğazdan geçiş rejimi ve Malakka modeli gündemde
Çatışma öncesinde gemiler, İran ve Umman’ın karasularında yer alan ancak genel kabul itibarıyla uluslararası su yolu sayılan boğazdan serbestçe geçiyordu.
ABD ile askeri çatışmanın başlamasından kısa süre sonra Tahran, boğazı denetleme ve Umman ile ortaklaşa gemilerden harç alma hakkına sahip olduğunu ilan etmişti.
İranlı yetkili, Tahran’ın boğazın tüm giriş rotasını ve çıkış rotasının bir bölümünü denetlemesi gerektiğini, Umman’ın ise kendi kontrolündeki sahayı yönetmesi gerektiğini söyledi.
Reuters kaynakları bir gün önce verdikleri bilgide, Basra Körfezi ülkelerinin Umman’ın boğazın bölgesel yönetimine ilişkin planını desteklediğini bildirmişti.
Bu plan; seyrüsefer, çevre tedbirleri, arama-kurtarma faaliyetleri ve diğer hizmetleri finanse etmek amacıyla gemilerden gönüllülük esasına dayalı harç alınmasını öngörüyordu. Öneri, Malakka Boğazı’ndaki benzer bir yönetim modelini temel alıyordu.
Bloomberg’in aktardığına göre Umman ve İran, hafta sonunda yaptıkları görüşmelerde Hürmüz Boğazı’nın “orta koridor” olarak adlandırılan hattının yeniden trafiğe açılması önerisini ele aldı.
Dünya Basını6 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 1
Diplomasi3 gün öncePaşinyan’dan Moskova’ya demiryolu resti
Avrupa2 hafta önceBurnham resmen Birleşik Krallık Başbakanı oluyor
Dünya Basını5 gün önceGlazyev yazdı: Hibrit dünya savaşının devam etmesinin nedenleri üzerine – 2
Avrupa2 hafta önceAlmanya, silahlanmak için borçlanıyor
Dünya Basını6 gün önceEski NATO yetkilisi Kujat’tan nükleer kış uyarısı
Asya2 hafta önceDeepSeek kullanıcılarının özel sohbetleri Google’a sızdı
Dünya Basını1 hafta önceProf. Pape: İran savaş öncesinden daha güçlü












