Bizi Takip Edin

Amerika

Michael Roberts yazdı: Venezuela’yı çöküşe sürükleyen iktisadi nedenler

Yayınlanma

İktisatçı Michael Roberts, Venezuela’da 25 yıl önce başlayan Chavista devriminin “son aşamasına” girildiğini belirtiyor. Roberts, yeni yayımlanan bir makale derlemesine dayanarak hazırladığı analizinde, ülkenin içinde bulunduğu insani krizin sorumluluğunu hem ABD’nin ekonomik yaptırımlarına hem de Nicolas Maduro hükümetinin otoriterleşen neoliberal politikalarına atfediyor.

Venezuela Devlet Başkanı Nicolas Maduro ve eşinin ABD askeri güçleri tarafından kaçırılması, yönetimin Başkan Yardımcısı Rodriguez tarafından devralınması ve ABD’nin petrol ihracat gelirleri üzerinde kontrol sağlamasına yönelik anlaşmalar, bölgedeki siyasi dengelerin kökten değiştiğini gösteriyor.

İktisatçı Michael Roberts, kendi blog sayfasında yayımladığı analizde, bu gelişmelerin 25 yılı aşkın süre önce başlayan Chavista devriminin “son perdesi” olduğunu belirtti.

Roberts, gelinen noktayı anlamak adına, Haymarket Books tarafından yayımlanan ve Anderson Bean editörlüğünde hazırlanan Venezuela in Crisis (Krizdeki Venezuela) başlıklı kitabın sunduğu perspektifleri değerlendirdi.

Kitabın, Venezuela’daki farklı sol gelenekleri ve örgütleri temsil eden Marksist, sosyalist ve anti-kapitalist düşünürlerin görüşlerini bir araya getirdiğini kaydeden Roberts, “Bu eser, daha önce Chavez kabinesinde görev yapmış ancak şimdi Maduro hükümetine muhalif olan isimlerin sesini İngilizce konuşan dünyaya ulaştırıyor” ifadesini kullandı.

Kitabın editörü Anderson Bean’in, 2000’li yıllar boyunca Venezuela’daki Bolivaryan devrimin “Küresel Güney” için 1960’lardaki Küba devriminden bile daha büyük bir ilham kaynağı olduğunu hatırlattığını aktaran Roberts, süreci tarihsel bir perspektifle ele aldı.

Chavez dönemi sosyal kazanımlarla öne çıktı

Michael Roberts, analizinde Hugo Chavez’in 1998 seçimlerini kazanmasının, onyıllardır süregelen yolsuzluk batağındaki ABD yanlısı hükümetlerin ardından “taze bir soluk” niteliği taşıdığını vurguladı.

Roberts, Chavez döneminde Venezuela halkının maddi refahının arttığını, sosyal eşitliğin güçlendiğini ve siyasi süreçten dışlanan kesimlerin yönetimde söz sahibi olduğunu belirtti.

Roberts, Bean’in analizine atıfta bulunarak, Chavez başkanlığının üç temel bileşenini şöyle sıraladı:

Geniş halk katılımını ve kapsamlı insan hakları korumasını teşvik eden yeni anayasanın yazılması.

Petrol gelirlerinin çeşitli sosyal programlar aracılığıyla yeniden dağıtılması; bu sayede resmi yoksulluk seviyesinin yüzde 37,6, “aşırı yoksulluğun” ise yüzde 57,8 oranında azaltılması.

Halk meclisleri, işçi denetimi deneyleri ve toplum konseyleri aracılığıyla gücün tabana yayılması.

Roberts, 2008 yılı itibarıyla Venezuela’nın Latin Amerika’daki en yüksek asgari ücrete sahip olduğunu ve 2011’e gelindiğinde Kanada’dan sonra Batı Yarımküre’deki en eşitlikçi ikinci ülke haline geldiğini kaydetti.

Ancak bu olumlu tablonun 2013’ten itibaren hızla bozulmaya başladığını belirten Roberts, “2013 ile 2021 yılları arasında Venezuela GSYH’si yüzde 75 oranında daraldı ve 2018’de enflasyon dünyadaki en yüksek seviye olan yüzde 130 bine ulaştı” bilgisini paylaştı.

Ekonomik çöküş insani krize dönüştü

Roberts, yoksulluk sınırındaki hanelerin oranının 2014’te yüzde 48,4 iken 2022’de yüzde 81,5’e fırladığını bildirdi.

Chavez döneminde 300 dolar olan aylık asgari ücretin, kriz döneminde günlük 0,15 dolara (aylık 2,23 dolar) gerilediğine dikkat çeken Roberts, bu rakamın Dünya Bankası’nın mutlak yoksulluk sınırı olan günlük 1,25 doların sekiz kat altında kaldığını vurguladı.

Gelirlerdeki bu dramatik düşüşün kitlesel bir göç dalgasına yol açtığını ifade eden Roberts, “Bugün yaklaşık 7,7 milyon Venezuelalı, yani nüfusun yüzde 20’si ülkeden kaçmış durumda. Venezuela, Suriye’nin ardından dünyada en fazla yerinden edilmiş insana sahip ikinci ülke” dedi.

ABD yaptırımları ekonomiyi felç etti

Michael Roberts, Venezuela’daki “rüyadan kabusa” geçişin iki ana nedeni olduğunu belirtti. Bean’in analizini aktaran Roberts, ilk nedenin ABD tarafından uygulanan ağır ekonomik yaptırımlar ve rejim değişikliği çabaları olduğunu kaydetti.

ABD emperyalizminin, Chavez’in petrol endüstrisini millileştirmesini ve ABD dışı ticaret ağları kurma girişimlerini bir tehdit olarak gördüğünü ifade eden Roberts, 2002’deki darbe girişiminden 2019’daki Juan Guaido’nun “başkanlık” ilanına kadar süregelen müdahale kronolojisini hatırlattı.

Yaptırımların ekonomik sonuçlarını detaylandıran Roberts, Trump yönetimi döneminde Venezuela’nın dış borçlarını yapılandırmasının engellendiğini, Citgo gibi yurt dışındaki varlıklarına el konulduğunu ve sadece 2018 yılında 6 milyar dolarlık petrol geliri kaybı yaşandığını bildirdi.

Ekonomi ve Politika Araştırmaları Merkezi’nin (CEPR) 2019 raporuna dayanan Roberts, “Sadece 2017-2018 yıllarında yaptırımlar yaklaşık 40 bin Venezuelalının ölümüne neden oldu. 300 binden fazla kişi ilaç ve sağlık hizmetlerine erişemediği için risk altında kaldı” bilgisini paylaştı.

Maduro hükümeti neoliberal politikalara yöneldi

Analizinde sadece dış etkenlere odaklanmayan Roberts, Venezuela’daki çöküşün tek sorumlusunun ABD yaptırımları olmadığını savundu. Roberts, Maduro hükümetinin giderek otoriterleşen yapısı ile iktisadi yönetim hatalarının ve neoliberal uygulamalarının yıkımdaki payına dikkat çekti.

Ana akım iktisatçıların çöküşü “sosyalizmin sonucu” olarak görmesinin, solun bir kesiminin ise Maduro rejimini “sosyalizm örneği” diyerek savunmasının hatalı olduğunu belirten Roberts, “Bean ve diğer yazarlar, ne Chavez’in ne de Maduro’nun gerçek anlamda sosyalist bir ekonomi kurduğunu kabul ediyor” dedi.

Roberts, Chavez’in başarısının 2000’li yıllardaki emtia fiyatlarındaki artışa dayandığını, ancak bu süreçte kapitalist sektörün yapısına dokunulmadığını belirtti. Roberts, Bean’in “Sosyal mülkiyet ilişkilerinde gerçek bir dönüşüm yaşanmadı, özel sermaye hem Chavez hem de Maduro döneminde baskın kalmaya devam etti” tespitini aktardı.

Verilere göre, 1999-2011 yılları arasında özel sektörün ekonomik faaliyetlerdeki payının yüzde 65’ten yüzde 71’e çıktığını kaydeden Roberts, devletin petrol gibi stratejik alanlardaki kontrolünün de işçi denetimi yerine bürokrasi üzerinden yürütüldüğünü vurguladı.

Karar alıcılar işçi sınıfını görmezden geldi

Emtia fiyatlarının 2013’te düşüşe geçmesiyle Maduro’nun bir yol ayrımına geldiğini belirten Roberts, hükümetin krizi işçi sınıfına fatura etmeyi seçtiğini yazdı.

Roberts, iktisatçı Luis Salas’ın “Hükümetin programı ile sağcı muhalefetin programı arasında büyük bir fark yok; tek fark birinin Rusya ve Çin, diğerinin ABD ve Avrupa ile ittifak kurmak istemesi” değerlendirmesine yer verdi. R

oberts, Maduro’nun 2016’da Orinoco Madencilik Yayı’nı işletmeye açtığını, 2021’de vergisiz “Özel Ekonomi Bölgeleri” kurduğunu ve 2018’de grev hakkını fiilen kaldırdığını hatırlattı.

Maduro yönetiminin, Chavez’in millileştirdiği pek çok sanayi kolunu geri özelleştirerek “tersine kamulaştırma” yaptığını belirten Roberts, “Devlet, siyasi-askeri bir kastın sadakat karşılığında kaynak dağıttığı bir ‘piñata’ haline geldi” eleştirisini getirdi.

Roberts, Maduro’nun 2002 darbesinde rol oynayan büyük iş dünyası örgütü Fedecámaras ile uzlaşırken, işçi örgütlerinin sesini bastırdığını kaydetti.

Şubat 2026: Rodriguez yönetimi ABD karşısında çaresiz

Bugünkü duruma (Şubat 2026) gelindiğinde, Rodriguez yönetiminin ABD emperyalizmi karşısında “teslimiyetçi” bir tutum içinde olduğunu belirten Roberts, Trump yönetiminin temkinli ilerlediğini ifade etti. Roberts, ABD’nin Maria Machado’yu hemen göreve getirmek yerine, Rodriguez’i taleplerine boyun eğmeye zorlayarak tam bir “uydu rejim” hazırlığı yaptığını vurguladı.

Geçtiğimiz çarşamba günü Miraflores başkanlık sarayında Rodriguez ile birlikte görülen ABD Enerji Bakanı Chris Wright’ın “Venezuela halkını ve ekonomisini özgürleştirmek istiyoruz” dediğini aktaran Roberts, son anket verilerini de paylaştı.

Michael Roberts, Gold Glove Consulting tarafından yapılan bir ankete göre, olası bir seçimde Maria Machado’nun yüzde 67 oy alacağının tahmin edildiğini, Rodriguez’e desteğin ise yüzde 25’te kaldığını bildirdi.

Roberts, “Ankete katılanların yüzde 72’si, Maduro’nun yakalanmasının ardından Venezuela’nın olumlu bir yöne evrildiğini düşünüyor” diyerek analizini noktaladı.

Roberts’a göre Venezuela’da sosyalizm başarısız olmadı, asıl mesele kapitalist sabotajı engelleyecek ve işçi sınıfını birleştirecek gerçek sosyalist politikaların uygulanmaması.

Amerika

New York eyaleti Kalshi platformuna 36 milyar dolarlık dava açtı

Yayınlanma

ABD’de New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, tahmin pazarı platformu Kalshi’ye lisanssız ve yasa dışı kumar oynattığı gerekçesiyle dava açtı. Eyalet yönetimi, şirketin New York’taki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının iade edilmesini ve en az 36 milyar dolar ceza ödenmesini talep ediyor.

New York Eyaleti Başsavcısı Letitia James, en büyük tahmin pazarı platformlarından biri olan Kalshi’ye karşı lisanssız yasa dışı şans oyunları düzenlediği suçlamasıyla dava açtı.

Eyalet yetkilileri, servisin eyaletteki faaliyetlerinin yasaklanmasını, kullanıcılara fonlarının geri ödenmesini ve şirketten en az 36 milyar dolar tahsil edilmesini talep ediyor.

New York yetkililerinin değerlendirmesine göre Kalshi, eyalet sakinlerinin eyalet şans oyunları komisyonundan lisans almadan spor, kültür olayları ve seçimler üzerine bahis oynamasına izin verdi.

Dava dilekçesinde ayrıca şirketin yasalarla öngörülen vergileri ödemediği ileri sürülüyor.

Tahmin pazarları (prediction markets), kullanıcıların “evet” veya “hayır” jeton-bahisleri satın alarak spor, siyaset ve daha birçok olayın sonucu üzerine bahis oynadığı platformlar olarak tanımlanıyor.

Bahsin piyasa fiyatı, olasılığa dair kolektif değerlendirmeyi yansıtıyor. Örneğin 0,20 dolar, olayın gerçekleşme şansının yüzde 20 olduğunu gösteriyor.

Kazanan jetonlar her biri için 1 dolar kazandırırken, kaybeden jetonlar sıfırlanıyor. Jetonlar, sonuç gerçekleşene kadar platformların içinde bir borsadaki gibi takas edilebiliyor.

Kalshi ve Polymarket bu alandaki en büyük iki platform konumunda. Kalshi, ABD Emtia Vadeli Ticaret Komisyonu (CFTC) lisansına, New York Menkul Kıymetler Borsasının (NYSE) işletmeci şirketinin desteğine ve televizyon kanalları, medya, spor birlikleri ile büyük kripto borsalarıyla ortaklıklara sahip.

Blokzincir üzerinde çalışan Polymarket ise başlangıçta kripto para ortamından çıktı. Her iki servis de milyarlarca dolarlık değerlemelere ve onlarca milyon dolarlık yatırımlara sahip.

New York yetkilileri davayla eş zamanlı olarak mahkemeden, yargılama sona erene kadar Kalshi’nin eyalet sakinlerine ilgili olay sözleşmelerini sunmasının yasaklanmasını istedi.

Eyalet yönetimi ayrıca, şirketin kullanıcılara fonlarını tamamen tazmin etmesini, bu ürünlerden elde edilen tüm geliri iade etmesini, yasa dışı yollardan elde edilen hasılatın üç katı tutarında ceza ve bu tür sözleşmelerin her bir teklifi için 100 bin dolar ödemesini talep ediyor.

Mahkeme belgelerine göre, talep edilen toplam tazminat miktarı en az 36 milyar doları bulabilir. Nihai miktar, tam finansal hesaplamanın ardından belirlenecek.

New York Eyaleti Valisi Kathy Hochul konuya ilişkin açıklamasında, “Kalshi, tüketicileri koruyan, sorunlu kumarın gelişmesini önleyen, önemli devlet programlarının finansmanını sağlayan ve tüm şirketlerin tek bir kurala göre çalışmasını garanti eden New York’un kumar yasalarını göz ardı etmeyi seçti” dedi.

CoinDesk’in hesaplamalarına göre, son Dünya Kupası sırasında Kalshi, Polymarket ve onların daha küçük ölçekli rakipleri 50 milyar dolardan fazla bahis işledi.

Bu miktar, tüm Amerikalı bahis şirketlerinin toplamından katbekat fazla bir büyüklüğe karşılık geliyor.

New York eyaletinin davası, düzenleyici kurum CFTC’nin mahkeme yoluyla ayrı eyaletlerin yetkililerinin CFTC onaylı tahmin pazarı platformlarına karşı tedbir uygulamasının yasaklanmasını talep etmesinin ertesi günü açıldı.

Daha önce ABD’nin diğer eyaletlerinin yetkilileri de Kalshi ve Polymarket ile mahkemelik olmuştu.

Tahmin pazarlarındaki kripto para bahisleri son iki yılda büyük popülerlik kazandı. Ancak ülkeler birbiri ardına tahmin pazarlarını yasa dışı kumar kapsamına alıyor.

Bu tür bahislerin yasa dışı olduğunu belirten ve Polymarket’i engelleyen son ülkelerden biri Çekya oldu.

Daha önce benzer tedbirler Almanya, Belçika, Romanya, İsviçre, Polonya, Yunanistan, Kıbrıs, Portekiz, İspanya ve Ukrayna tarafından alındı.

Hollanda, Fransa ve Birleşik Krallık da platformun faaliyetlerinin kumar mevzuatına girebileceğini bildirdi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Cumhuriyetçi senatörler Trump’ın Adalet Bakanı adayı Blanche’a karşı

Yayınlanma

ABD’de Cumhuriyetçi Senatörler John Cornyn ve Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması planlanan fonun iptal edildiğine dair yazılı garanti verilene kadar Todd Blanche’ın adalet bakanlığı adaylığını desteklemeyeceklerini bildirdi. İki senatörün muhalefeti üzerine Senato Yargı Komisyonundaki oylama iptal edilirken ABD Başkanı Donald Trump adaylığı geri çekebileceğini açıkladı.

ABD Başkanı Donald Trump’ın bir sonraki adalet bakanı olarak belirlediği ve halen bakan vekili olarak görev yapan Todd Blanche’ın adaylığı, Senato Yargı Komisyonundaki iki Cumhuriyetçi üyenin muhalefeti nedeniyle belirsizliğe girdi.

Teksas Senatörü John Cornyn ve Kuzey Karolina Senatörü Thom Tillis, Adalet Bakanlığı bünyesinde kurulması önerilen “hukukun araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonunun tamamen kaldırıldığına dair yazılı bir garanti talep ediyor.

Senato Yargı Komisyonunda yer alan Cornyn veya Tillis’ten gelecek tek bir “hayır” oyu, Blanche’ın adaylık sürecini engelleme gücüne sahip bulunuyor. Komisyon, iki senatörün karşı duruşu nedeniyle perşembe sabahı yapılması planlanan oylamayı iptal etti.

İki senatörün Trump ile görüş ayrılığı yaşadığı tek konu Blanche’ın adaylığı değil. Kongre’den ayrılmaya hazırlanan ve Trump yönetimiyle sorun yaşayan diğer bazı Cumhuriyetçi milletvekilleri de başkanın çeşitli pozisyonlarına karşı tavır alıyor.

“YOLO” grubu ve Kongre’deki dengeler

Kongre çevrelerinde şakayla karışık “YOLO” grubu olarak adlandırılan bu yapı, ocak ayında görev süreleri dolacak olan ve artık Trump’a siyasi bir bağımlılığı kalmadığı belirtilen Cumhuriyetçilerden oluşuyor.

İngilizce “sadece bir kez yaşarsın” (you only live once) ifadesinin kısaltması olan “YOLO”, gelecekteki sonuçları önemsemeden hareket eden tavırları tanımlamak için kullanılıyor.

Bu gruptaki isimlerin bir kısmı emekli olmayı tercih ederken, bir kısmı ise Cumhuriyetçi Parti içindeki ön seçimlerde Trump’ın desteklediği adaylara karşı kaybetti.

Senatoda bu grupta yer alan isimler arasında, bu yılki ön seçimleri kaybeden Teksas Senatörü Cornyn ve Louisiana Senatörü Bill Cassidy ile Trump’ın “Tek Büyük, Güzel Yasa” tasarısı nedeniyle başkanla ters düşerek geçen yıl emekli olacağını açıklayan Kuzey Karolina Senatörü Tillis bulunuyor. Her üç isim de önemli konularda başkanla görüş ayrılığı yaşadı.

Temsilciler Meclisinde ise Trump’ın müttefiki bir adaya ön seçimi kaybeden Kentakki Temsilcisi Thomas Massie ile yıl sonunda emekliye ayrılacak olan Nebraska Temsilcisi Don Bacon bu grupta yer alıyor.

Trump adaylığı geri çekebileceğini belirtti

YOLO grubunun farklı üyeleri başka konularda Trump’a karşı gelse de Blanche’ın adaylığının onaylanmasında kilit rolü Cornyn ve Tillis elinde tutuyor.

Senato Yargı Komisyonu Başkanı Chuck Grassley’nin, Blanche’ın Adalet Bakanlığına kalıcı olarak atanmasını değerlendirmek üzere yapılması planlanan toplantıyı iptal etmesinin ardından Trump, perşembe günü yaptığı açıklamada adaylığı geri çekmeyi değerlendireceğini söyledi.

Trump, Truth Social hesabından yaptığı paylaşımda Cornyn ve Tillis’in Blanche’ın adaylığı konusunda net bir tutum sergilemekten kaçındığını vurguladı.

Trump paylaşımında, “Todd Blanche bir YILDIZ ve herkes bunu biliyor! Tüm zamanların en büyük adalet bakanlarından biri olma potansiyeline sahip” ifadelerini kullandı.

Açıklamasına devam eden Trump, “Ancak Teksaslı John Cornyn ve Kuzey Karolina’dan Thom Tillis -ki her ikisini de desteklemeyi reddettim ve siyasi kariyerleri benim bu hareketimle sona erdi- her durumda bakan vekili olarak kalacak olan bu harika adaya oy vermeyi reddediyorlar” diye yazdı.

1,8 milyar dolarlık fon tartışması

İki senatörün muhalefetinin merkezinde, Adalet Bakanlığının “taraflı tutumunun” mağduru olduğunu iddia eden kişilere ödeme yapması öngörülen 1,8 milyar dolarlık “adaletin araçsallaştırılmasına karşı mücadele” fonu yer alıyor.

Kongre’deki her iki partiden eleştirmenler, bu fonun 6 Ocak 2021’deki Kongre baskınına katılanlar da dahil olmak üzere Trump’ın müttefiklerine para aktarma aracı olacağını belirterek fona karşı çıkıyor.

Trump, Adalet Bakanlığı ve ABD İç Gelir Servisi (IRS) arasındaki bir uzlaşmanın parçası olarak gündeme gelen fon hakkında Blanche, konunun artık “hükümsüz” olduğunu ve fonun gündemden kalktığını savundu. Ancak Cornyn, bu ayın başlarında Yargı Komisyonundaki onay oturumunda Blanche’ın bu iddiasına şüpheyle yaklaştı.

Cornyn, 15 Temmuz’da oturum salonunun dışında gazetecilere yaptığı açıklamada, “Uzlaşma anlaşması tarafların yazılı izni olmadan değiştirilemez. Tarafların böyle bir yazılı izni yok ve kendisi de bunun bir sözleşme unsuru olarak yürürlüğe konulabileceğini kabul etti” dedi.

Teksas senatörü sözlerini şöyle sürdürdü: “Düzeltmeye çalıştığım kayıtlara geçmesi açısından bunun gerçekten önemli olduğunu düşünüyorum. Sorularıma dürüstçe yanıt verdi ancak bu yanıtlar inevitably konunun kapandığı sonucuna varılmasını sağlamıyor. İleride tekrar gündeme getirilebilir.”

Cornyn, bu yılın başlarında Teksas’taki Cumhuriyetçi ön seçiminde Trump’ın desteklediği Teksas Başsavcısı Ken Paxton’a kaybettikten sonra Beyaz Saray’a yönelik eleştirilerini daha yüksek sesle dile getirmeye başladı.

Komisyondaki diğer Cumhuriyetçi senatör Tillis ise Blanche’ın adaylığına karşı çıkmasının Trump ile yaşadığı anlaşmazlıklardan kaynaklandığı yönündeki iddiaları reddetti.

The Independent gazetesinin haberine göre Kuzey Karolina senatörü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Gerçek şu ki, başkandan hiçbir zaman destek talep etmedim, buna rağmen bana destek verdi. Başkan bu tür bir aracı kullandığı anda karşısında Tillis’in yanıtını bulurdu ama bunu hiçbir zaman yapmadı” diye konuştu.

Her iki senatör de fonun resmi ve kalıcı olarak iptal edildiğine dair güvence almadıkları sürece Blanche’ın komisyondan geçmesi yönünde oy kullanmayacaklarını bildirdi.

Blanche komisyondan geçse dahi göreve atanabilmek için Senato genel kurulunda basit çoğunluğun desteğine ihtiyaç duyacak.

Adalet Bakanlığına yönelik eleştiriler sürüyor

Senatör Cassidy, perşembe günü CBS News’ten Nikole Killion’a yaptığı açıklamada, Adalet Bakanlığının mevcut tutumundan “büyük endişe duyduğunu” belirtti. Cassidy, eski Beyaz Saray çalışanı ve 6 Ocak olaylarının kilit tanıklarından Cassidy Hutchinson hakkında soruşturma yürütmek üzere bir büyük jüri oluşturulduğuna dikkati çekti.

Cassidy, “Her Amerikalı Adalet Bakanlığının bir silah gibi kullanılmasından korkmamalı mı? Buna tatmin edici yanıtlar verilemiyorsa, o zaman muhtemelen başka birinin bu göreve gelmesi gerekir” dedi. Cassidy, Blanche’ın “iyi yanıtlar verebilmesi, Tillis ve Cornyn’e bu taahhüdü sunabilmesi ve Hutchinson’a bu süreçlerin neden yürütüldüğünü açıklayabilmesi durumunda yola devam edilebileceğini” ekledi.

Mayıs ayında yapılan ön seçimlerde Trump’ın desteklediği Temsilciler Meclisi Üyesi Julia Letlow’a kaybeden Cassidy, yenilgisinden bu yana geçen aylarda Trump yönetimini ve karşı çıktığı bazı Cumhuriyetçi politikaları açıkça eleştiriyor.

Louisiana senatörü, Blanche’ın adaylığına destek verip vermeyeceği konusunda renk vermeyerek perşembe günü gazetecilere “halen bilgi toplama aşamasında olduğunu” söyledi.

Diğer bazı Cumhuriyetçi senatörler de bu hafta yaptıkları değerlendirmelerde, tartışmanın ön planında Cornyn ve Tillis yer alsa da kendilerinin de adaylık ve fon konusunda endişeleri bulunduğunu bildirdi.

Cornyn ve Tillis perşembe günü Blanche ile bir görüşme gerçekleştirdi, bu nedenle taraflar arasında bir uzlaşma sağlanabileceği belirtiliyor.

Ancak Trump’ın adaylığı geri çekme düşüncesini hayata geçirmesi ihtimaline değinen Cornyn, ön seçimi kazanan Paxton’ın kasım ayındaki genel seçimi kazanmasının kesin olmadığını hatırlattı. Teksas Başsavcısı Paxton, seçilmesi halinde Trump yönetiminin yasama önceliklerine güçlü destek vereceğini taahhüt etmişti.

Buna karşın Paxton, kasım ayındaki seçimlerde Demokrat Eyalet Temsilcisi James Talarico karşısında zorlu bir yarışla karşı karşıya bulunuyor. Cook Political Report, Cornyn’in mayıs ayındaki ikinci tur yenilgisinin ardından bu yarışa ilişkin değerlendirmesini “Muhtemel Cumhuriyetçi” seviyesinden “Cumhuriyetçilere Kayıyor” seviyesine revize etti. Son anketlerde Demokrat adayın farkı açtığı görülüyor.

Cornyn perşembe günü yaptığı açıklamada, “Yani bizi istediği noktada getirdiğini düşünebilir. Ancak gerçek şu ki, Senatör Tillis ve benim yerimizi kimin alacağına dair bir garanti yok. Gelecek yıl elindeki kozlar şu ankinden daha zayıf olabilir. Bu talihsiz bir durum çünkü biz bu kavgayı büyütmemeye çalıştık” ifadelerini kullandı.

Kendi koltuğu “Demokratlara kayıyor” kategorisinde değerlendirilen Tillis de benzer bir uyarıda bulunarak sürecin ters tepebileceğini söyledi.

Tillis, fonun artık yürürlükte olmadığına dair beklentilerin karşılanması durumunda kendisini onaylamaya hazır bir grupla çalışmak yerine, Trump’ın bir sonraki Kongre’deki sandık sayılarını hesaba katması gerektiğini vurguladı.

Okumaya Devam Et

Amerika

Minnesota’da 30’dan fazla su tesisine siber saldırı

Yayınlanma

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları araştırıyor. İncelemelerde olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntılara ulaşıldığı bildirildi. Eyalet ve federal kurumlar, kamu hizmetlerinin aksamaması ve sistemlerin emniyete alınması için ortak çalışma yürütüyor.

ABD’deki siber güvenlik yetkilileri, Minnesota eyaletinde 30’dan fazla belediye su tesisini hedef alan koordine siber saldırıları inceliyor. Soruşturmada olası İranlı bilgisayar korsanlarına ait ayrıntıların yer aldığı belirtildi.

Minnesota Bilişim Teknolojileri (MNIT) kurumu Salı günü saldırılara ilişkin bir uyarı yayımladı.

Kurum; ABD Siber Güvenlik ve Altyapı Güvenliği Ajansı (CISA), ABD Çevre Koruma Ajansı (EPA) ve Federal Soruşturma Bürosu (FBI) dahil olmak üzere federal kurumlarla koordineli bir inceleme yürüttüklerini duyurdu.

Uyarda yer alan bilgilere göre yetkililer, devam eden soruşturma nedeniyle “faaliyeti henüz belirli bir aktöre bağlamadıklarını” veya saldırıların tek bir aktöre atfedilemeyeceğini kaydetti.

Araştırmacılar, Minnesota genelindeki vakalar arasında saldırı zamanlamaları ve “kullanılan teknoloji türleri” de dahil olmak üzere benzerlikler tespit etmeyi başardı.

MNIT, Minnesota Sağlık Bakanlığının yerel su sistemleri üzerindeki etkileri araştırdığını ekledi. Kurum, şehirlerden “içme suyu kullanımlarını değiştirme” yönünde gelen “herhangi bir aktif talep” bulunmadığını bildirdi.

Pazar ve Pazartesi günleri gerçekleşen saldırılarda, operatörlerin kullandığı bilgisayar ekranları olan “programlanabilir mantıksal denetleyiciler” (PLC) ile “insan-makine arayüzleri” (HMI) hedef alındı.

Minnesota Bilgi Güvenliği Başkanı John Israel, eyaletin bilgileri federal kurumlara ilettiğini ve bu kurumların “bu faaliyeti daha geniş bir ulusal bağlamda değerlendirdiğini” söyledi.

CISA, FBI ve diğer federal kurumlar tarafından 22 Temmuz’da yayımlanan ortak bir uyarıda, İranlı bilgisayar korsanlarının su sistemlerini ve diğer PLC’leri hedef aldığı konusunda uyarıda bulunulmuştu.

Açıklamada ayrıca operasyonel teknoloji (OT) sahipleri ve operatörlerinin “doğrudan internet erişimini sınırlandırmalarının ve güvenli PLC kurulumunu sağlamalarının” önemi vurgulanmıştı.

FBI Siber Bölümü Direktör Yardımcısı Brett Leatherman söz konusu uyarıda, İranlı aktörlerin “ABD’nin kritik altyapısını hedef almaya” ve “Amerikalıların bağımlı olduğu temel hizmetleri aksatmaya devam ettiğini” ifade etmişti.

Bu durum, İran savaşı sırasında ABD’nin ülkedeki kritik altyapıyı hedef alan saldırılarını takip ediyor. ABD ordusu İran’daki bir liman tesisine, enerji altyapısına ve köprülere saldırılar düzenlemişti.

MNIT; su ve atıksu sistemlerine, internetten erişilebilen operasyonel teknolojileri tespit etmeleri ve tesislerdeki uzaktan erişim imkanlarını kontrol etmek gibi adımları derhal atarak sistem güvenliğini sağlamaları tavsiyesinde bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English