Bizi Takip Edin

Amerika

ABD, Kübalıları Guantánamo’da gözaltında tutmayı planlıyor

Yayınlanma

ABD, iktisadi ablukanın daha da ağırlaşması ve kitlesel göç başlaması halinde, Kübalıları işgal altındaki Guantánamo’da hapsetmeyi planlıyor.

ABD Güney Komutanlığı Komutanı General Francis L. Donovan, 19 Mart’ta Senatoda düzenlenen bir oturumda, Küba’dan kitlesel bir göç olması durumunda, Guantánamo Körfezinde “bu göçmenleri veya Küba’daki herhangi bir durumdan kaynaklanan fazlalıkları” ele almak için kamp kuracaklarını söyledi.

ABD yönetiminin uyguladığı yakıt ablukasının devam eden iktisadi krizi daha da şiddetlendirdiği biliniyor.

Bu durum Küba’da, gıda ve suyun giderek kıtlaşmasıyla birlikte işletmelerin, toplu taşıma araçlarının, okulların ve hastanelerin kapanmasına neden oluyor.

Bush yönetimi tarafından 2002’de askeri gözaltı merkezi kurulmadan çok önce, Guantánamo üssü göçmenleri gözaltına almak için kullanılıyordu.

Üssün Leeward tarafında, on yıllardır denizde yakalanan kişileri tutmak için kullanılan Göçmen Operasyon Merkezi (GMOC) yer alıyor.

Windward tarafında ise, 2001 Askeri Güç Kullanma Yetkisi kapsamında oluşturulan ve halk arasında GTMO olarak bilinen kötü şöhretli askeri gözaltı merkezi bulunuyor.

1900’lü yıllardan beri ABD bu araziyi bir deniz üssü olarak kullandı ve Küba’yı Platt Değişikliği ve ardından gelen 1903 Küba-Amerika İlişkileri Antlaşması kapsamında burayı kiralamaya zorlamıştı.

Zamanla, bu bölge Karayiplerden gelen göçmenleri yönetmek için bir alan olarak kullanıldı.

1970’ler ve 80’lerde, şiddet ve istikrarsızlıktan kaçan Haitili sığınmacılar buraya getirilmiş, açık denizde taranmış ve çoğu zaman geri gönderilmişti.

1990’lara gelindiğinde, on binlerce Haitili ve Kübalı göçmen, GMOC’deki aşırı kalabalık çadırlarda, avukatla görüşme imkânı olmadan, insanlık dışı koşullarda tutulmuştu.

90’ların dehşetinden on yıldan az bir süre sonra, Guantánamo daha da karanlık bir rol üstlendi. Burası bir CIA gizli hapishanesi haline geldi ve son yirmi yıldır dünyanın en kötü şöhretli ve pahalı gözaltı merkezi olarak biliniyor.

Guantánamo, Beyaz Saray yetkililerinin buranın ABD mahkemelerinin yetki alanı dışında olduğuna inanması nedeniyle seçildi. Bir Bush yetkilisi burayı “uzayın hukuki karşılığı” olarak tanımlamıştı.

Askeri gözaltı merkezi o zamandan beri, çoğu suçlama veya yargılama olmaksızın 780 tutukluyu barındırdı ve yıllık maliyeti 500 milyon dolara ulaştı.

Şu anda, 15 erkek 2001 AUMF kapsamında, 2023 yılında eski bir Birleşmiş Milletler özel raportörü tarafından “sürekli acımasız, insanlık dışı ve aşağılayıcı muamele… ve işkence için yasal eşiği de karşılayabilir” olarak tanımlanan koşullarda tutuklu durumda.

Tutuklulardan üçü, ABD ulusal güvenlik kurumları tarafından serbest bırakılmak üzere onaylanmış olmasına rağmen, süresiz olarak tutuklu kalmaya devam ediyor.

Diğer üçü ise ne suçlandı ne de serbest bırakıldı ve belirsizlik içinde kalırken, yedisi ise işlevsiz askeri komisyon sisteminde bulunuyor.

Serbest bırakılma kararı verilen üç tutuklunun kaderi, ABD hükümetinin ve onların hayatlarına öncelik verme kararının elinde.

Üç kişiden ikisi de Kongre kısıtlamaları nedeniyle ülkelerine geri gönderilemiyor ve onları üçüncü bir ülkeye yerleştirme kararı hükümete ait.

Üssün diğer tarafında ise GMOC de hâlâ kullanılmaktadır. Yakalanan göçmenler, tarama için buraya getiriliyor.

Kendi ülkelerinde zulüm görme konusunda inandırıcı bir korkusu olduğu tespit edilirse, ABD onları yeniden yerleştirebilecekleri bir üçüncü ülke bulmaya çalışıyor. Aksi takdirde geri gönderiliyorlar.

Son yıllarda ABD hükümeti buraya yatırım yapmaya devam etti. Görev süresinin sonuna doğru Biden yönetimi, GMOC’yi yönetmesi için özel bir cezaevi şirketine 163,4 milyon dolarlık bir sözleşme verdi.

Geçtiğimiz yıl, Trump yönetimi göçmenlik politikalarında Guantánamo mirasını devraldı; üssün tutuklama kapasitesini artırmayı önerdi ve ilk kez ABD’den kişileri oraya naklederek orada tutulmalarını sağladı.

Şu ana kadar, 60 milyon dolarlık bir maliyetle yaklaşık 800 kişi orada tutuldu. Bu kişiler, tek kişilik hücrelerde ve insanlık dışı koşullarda tutuldu ve avukatla görüşme hakları reddedildi veya kısıtlandı.

Amerika

Çin’e 300 milyon dolarlık Nvidia çipi kaçırmakla suçlanan iş insanı gözaltında

Yayınlanma

ABD’de federal savcılar, Çin’e 300 milyon dolar değerinde yapay zeka çipi içeren sunucu kaçırmakla suçlanan Amerikalı iş insanı Greg Louie’yi gözaltına aldı. Şüphelinin 2023 ve 2024 yıllarında gerekli hükümet lisansını almadan Malezya ile Singapur üzerinden transit sevkiyat yaptığı belirtiliyor.

ABD’de federal savcılar, California’da yaşayan iş insanı Greg Louie’yi Nvidia üretimi yapay zeka çiplerini barındıran 300 milyon dolarlık sunucuları Çin’e yasa dışı yollarla ihraç etmek suçlamasıyla gözaltına aldı.

Bloomberg’ün haberine göre, Earthmade Computer Inc. adlı özel şirketin sahibi olan Louie, iş yerine geldiği sırada yakalandı.

Amerikalı iş insanına İhracat Kontrolü Reform Yasası’nı ihlal etmek amacıyla komplo kurmak, kaçakçılık ve kara para aklamak amacıyla komplo kurmak suçlamaları yöneltildi.

Soruşturma dosyasında, Louie’nin 2023 ile 2024 yılları arasında kimliği henüz tespit edilemeyen kişilerle ortak hareket ederek ileri teknoloji Nvidia çipleriyle donatılmış sunucuları Çinli müşterilere sevk ettiği kaydedildi.

Söz konusu sevkiyatların gerçekleşmesi için ABD hükümetinden özel lisans alınması şartı aranıyordu, ancak şüphelinin resmi makamlara herhangi bir lisans başvurusu yapmadığı tespit edildi.

Donanımların Malezya ve Singapur üzerinden transit geçirildiği, bu ülkelerden de yasa dışı biçimde yeniden ihraç edilerek Çin’e ulaştırıldığı belirlendi.

Washington yönetimi son yıllarda Pekin’in gelişmiş yapay zeka donanımlarına erişimini engellemeye çalışırken, Çin kendi üretim kapasitesini artırma ve yaptırımları aşacak alternatif güzergahlar bulma arayışını sürdürüyor.

ABD hükümeti, 2022 yılında Nvidia ürünlerinin Çin ve Rusya’ya ihracatına lisans zorunluluğu getirmişti. Kısıtlamalar, özellikle yapay zeka operasyonlarında kullanılan A100 ve H100 serisi grafik işlem birimlerini (GPU) hedef alıyor.

Öte yandan Washington yönetimi ocak ayında Nvidia’ya, H200 dahil güçlü yapay zeka çiplerini Çin’e satabilmesi için izin verdi. Şirketin bu satışları gerçekleştirebilmesi için elinde yeterli miktarda ürün tedariki sağladığını belgelemesi gerekiyor.

The Information gazetesi daha önce Pekin yönetiminin, ByteDance ve Alibaba gibi ülkenin önde gelen teknoloji devlerinin belirli Nvidia GPU’larını satın almasına onay vermeyi değerlendirdiğini yazmıştı.

Eylül ayı başında The New York Times gazetesi de ABD’nin yaptırım listesinde yer alan Çin merkezli teknoloji şirketi Inspur’un kısıtlamalara rağmen Nvidia çipleri dahil ileri Amerikan teknolojilerini sattığını öne sürdü.

Gazetenin haberinde, söz konusu ağda Inspur’un ABD’deki iştiraki Aivres şirketinin kilit rol üstlendiği kaydedildi.

Okumaya Devam Et

Amerika

Mahkemeden 110 milyar dolarlık Paramount ve Warner Bros. birleşmesine onay

Yayınlanma

ABD federal mahkemesi, Paramount’un Warner Bros.’u 110 milyar dolara devralmasına yönelik uzlaşmayı onaylayarak birleşmenin önünü açtı. Şirket, varılan mutabakat uyarınca beş yıl boyunca yılda en az 30 film vizyona sokacak ve yerli yapımlara yıllık 300 milyon dolar ek yatırım yapacak.

ABD’de federal mahkeme, medya şirketi Paramount’un Warner Bros. Discovery’yi 110 milyar dolara devralmasına onay verdi.

ABD Bölge Yargıcı Araceli Martinez-Olguin, tarihin en büyük medya birleşmelerinden birini engellemek amacıyla Kaliforniya öncülüğündeki 12 eyaletin açtığı davada tarafların 21 Eylül’de vardığı uzlaşmayı onayladı.

Eyaletler, birleşmenin sinema ve televizyon alanında nihai tüketiciler için fiyatları artırabilecek bir tekel yaratacağını savunuyordu.

Yargıç Martinez-Olguin ise uzlaşmayı “makul, fiili ve hukuki bir çözüm” olarak nitelendirdi.

Onaylanan uzlaşma şartlarına göre şirket, beş yıl boyunca ABD sinemalarında her yıl en az 30 film vizyona sokmak ve ülke içindeki yapımlara yılda 300 milyon dolar ek kaynak aktarmak zorunda kalacak.

Şartların yerine getirilmemesi durumunda Paramount, Miramax film stüdyosunu satma yaptırımıyla karşılaşabilecek.

Anlaşma ayrıca kablolu yayın müzakerelerinin iki şirketin kanalları için ayrı ayrı yürütülmesini ve Paramount bünyesindeki CBS News ile Warner Bros.’a ait CNN’i denetleyecek bağımsız bir gazeteciler kurulu oluşturulmasını zorunlu kılıyor.

Kaliforniya Adalet Bakanlığı temsilcisi, varılan uzlaşmanın rekabet konusundaki endişeleri giderdiğini, tüketici tercihlerini güvenceye aldığını ve Kaliforniyalı çalışanların geleceğini gözettiğini açıkladı.

Şirketler ayrıca Amerika Yazarlar Birliği (WGA) ile yürütülen antitröst davasında da anlaşmaya vardı.

Bu kapsamda sendikanın sağlık fonuna 17,5 milyon dolar ödenecek ve CBS News bünyesindeki WGA istihdam seviyesi beş yıl boyunca korunacak.

Paramount, birleşmenin tamamlanmasıyla birlikte oyuncak üreticisi Mattel’in CEO’su Ynon Kreiz’in şirkette Yönetim Kurulu Başkanı ve CEO David Ellison ile ortak CEO görevini üstleneceğini duyurdu. Satın alma sürecinin 6 Ekim Salı günü tamamlanması bekleniyor.

Yaklaşık 110 milyar dolarlık devralma işlemi, Paramount Pictures, CBS, Paramount+, HBO ve CNN gibi dev medya varlıklarını tek çatı altında toplayacak.

Süreç, Paramount’un Netflix ile girdiği rekabeti kazanmasının ardından şekillendi.

Warner Bros. daha önce stüdyo operasyonları, HBO ve HBO Max yayın platformu için Netflix ile 82,7 milyar dolarlık satış üzerinde anlaşmış, ancak Netflix’in teklif artırmaması üzerine Warner Bros. Discovery şubat ayında Paramount’un teklifini kabul etmişti.

Paramount ise süreçte rakibi Netflix’i “yakıp yıkma taktiği” izlemekle suçlamıştı.

Mahkemece onaylanan uzlaşmaya bazı eyalet başsavcıları tepki gösterdi. Süreçte özellikle Massachusetts, New York, Connecticut ve Minnesota eyaletlerinin savcıları uzlaşma şartlarına itiraz etti.

Connecticut Başsavcısı William Tong, ofisinin CNN ile CBS News birimlerinin tamamen elden çıkarılarak yapıdan ayrılmasını talep ettiğini, bağımsız bir denetim kurulu kurulmasının önemine rağmen tam ayrışmayı sağlayamadıklarını belirtti.

Söz konusu birleşme temmuz ayından bu yana federal mahkeme kararıyla askıya alınmış durumdaydı.

Paramount daha sonra yasal süreç tamamlanana veya birleşme anlaşmasının vadesi olan Haziran 2027’ye kadar devralmayı tamamlamamayı taahhüt etmişti.

Okumaya Devam Et

Amerika

ABD’den gizlenen nükleer testleri yakalamak için yer altında deney

Yayınlanma

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi, yer altında gizlenen düşük kapasiteli nükleer patlamaları tespit etmek amacıyla Nevada sahasında kimyasal patlayıcılarla deney gerçekleştirdi. Ölçümlerde sismometreler, sesötesi sensörler ve radyoaktif izleyiciler kullanılırken kurum yönetimi nükleer tespit kapasitesinde geride kalmayacaklarını açıkladı.

ABD Ulusal Nükleer Güvenlik İdaresi (NNSA), düşük kapasiteli nükleer patlamaların tespit edilmesine yönelik bir deneme gerçekleştirdiğini duyurdu.

Kurumun basın servisinden yapılan açıklamaya göre çalışma, Nevada Ulusal Güvenlik Sahası’ndaki P Tüneli’nde kimyasal patlayıcılar ve radyoaktif izleyiciler kullanılarak yapıldı.

Denemeden elde edilen verilerin, ABD’nin nükleer patlamaları tespit etme kapasitesini güçlendirme çalışmaları kapsamında bilimsel modellerin sınanması ve algoritmaların hassaslaştırılması amacıyla kullanılacağı kaydedildi.

NNSA, deneyin özellikle sismik etkisi zayıflatılmış patlamaların tespit edilmesine odaklandığını bildirdi.

Klasik yer altı nükleer denemelerinde patlayıcı düzenek kayayla doğrudan temas edecek biçimde derin kuyulara yerleştiriliyor ve patlama dalgası çevreye tam olarak ulaşıyor.

Öte yandan sismik etkisi azaltılmış yöntemde düzenek geniş bir yer altı odasında patlatılıyor; bu uygulama patlamanın yarattığı sismik izi önemli ölçüde düşürüyor.

Deney sırasındaki ölçümler ivmeölçerler, sismometreler, elektromanyetik ve sesötesi sensörler, radyoaktif izleyici örnekleyicileri ile meteoroloji aygıtlarını kapsayan gelişmiş algılayıcı sistemleriyle yürütüldü.

NNSA Başkanı Brandon Williams, nükleer faaliyetlerin saptanmasının nükleer uzmanlık gerektirdiğini belirterek şu ifadeleri kullandı:

“Bu tür deneyler Amerika’nın tespit kabiliyetinde rakipsiz kalmasını sağlıyor. Başkan Donald Trump yönetimi, Birleşik Devletler’in güç konumundan hareket edeceğini açıkça ortaya koydu. Amerikan inovasyonundan kaçış yok. Bu deneyle net bir mesaj veriyoruz: Bu yönetim döneminde Amerika’nın geride kalmasına asla izin verilmeyecektir.”

Nevada’daki deneme planını mayıs ayı ortasında duyuran Williams, yabancı ülkelerdeki nükleer testleri tespit edecek sensörlerin bu sonbaharda test edileceğini belirtmişti.

Williams o dönemde, hasım ülkelerin Kapsamlı Nükleer Testlerin Yasaklanması Antlaşması’nı (CTBT) arkadan dolanarak yürüttüğü nükleer denemeleri saptamak ve sismik sensörlerin verimini artırmak amacıyla merkezi olmayan testler uyguladıklarını dile getirmişti.

ABD’de nükleer test tartışması, Donald Trump’ın geçen yıl nükleer silah denemelerine “eşit şartlarda” yeniden başlayacaklarını açıklamasının ardından hareketlendi.

ABD’nin deneme yapmayan tek ülke olarak kalmasını istemediğini savunan Trump, Rusya, Çin, Kuzey Kore ve Pakistan’ın nükleer testler gerçekleştirdiğini öne sürdü.

Washington yönetimi şubat ayında da Rusya ve Çin ile eşit şartlar temelinde nükleer denemelere dönmeye hazır olduğunu bildirdi.

Birleşmiş Milletler ise mayıs ayı başında yaptığı değerlendirmede, Rusya ve ABD’nin nükleer testlere yeniden başlamasının dünya genelindeki diğer ülkeleri de aynı yönde adım atmaya sevk edeceği uyarısında bulundu.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English