Bizi Takip Edin

Amerika

Rubio: Savaş Yetkileri Yasası bütünüyle anayasaya aykırıdır

Yayınlanma

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, 1973 tarihli Savaş Yetkileri Yasası’nın bütünüyle anayasaya aykırı olduğunu belirterek Trump yönetiminin Kongre ile ilişkileri korumak adına yalnızca belirli bildirim şartlarına uyduğunu açıkladı. Senato’da İran’a yönelik askeri operasyonları kısıtlama girişimi başarısız olurken Rubio, yasayı başkanlık yetkilerinin ihlali olarak niteledi.

ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, salı günü yaptığı açıklamada Savaş Yetkileri Yasası’nın anayasaya aykırı olduğunu savundu.

Rubio, Trump yönetiminin yasaya yalnızca Kongre ile iyi ilişkileri sürdürmek amacıyla belirli unsurlar üzerinden riayet ettiğini kaydetti.

Beyaz Saray’daki basın brifinginde muhabirlere hitap eden Rubio, “Savaş Yetkileri Yasası, yüzde 100 anayasaya aykırıdır” ifadesini kullandı.

Rubio, bu görüşün kanunun kabul edildiği 1973 yılından bu yana Oval Ofis’te görev yapan her başkan tarafından paylaşıldığını belirtti.

Savaş Yetkileri Kararı olarak da bilinen ilgili federal yasa, görevdeki başkanın sınır ötesi çatışmalar için Kongre’den onay almasını şart koşuyor.

Başkomutanın askeri müdahaleleri başlatma veya tırmandırma kabiliyetini denetlemeyi amaçlayan düzenleme uyarınca başkanın, “yakın tehdit” gerekçesiyle birlik konuşlandırmasını takip eden 48 saat içinde Kongre’ye bildirimde bulunması gerekiyor.

Yasa ayrıca Kongre’nin savaş ilan etmemesi veya müdahaleyi onaylamaması durumunda, Amerikan kuvvetlerinin 60 ila 90 gün içinde çatışma bölgesinden çekilmesini emrediyor.

Başkan Trump, İran’da savaşın başlatılması talimatını 28 Şubat’ta vermiş ancak Kongre’ye resmi bildirimi 2 Mart’a kadar yapmamıştı.

Savaşın cuma günü 60 günlük süreyi aşması üzerine milletvekillerinden onay isteyip istemeyeceği sorulan Trump, bu onayın daha önce hiç istenmediğini ve yasanın “tamamen anayasaya aykırı” olduğunu söyledi.

Yönetim geçen hafta Kongre’ye sunduğu mektupta, Trump’ın 7 Nisan’da İran ile ilan ettiği ve sonradan süresiz olarak uzattığı 14 günlük ateşkesle birlikte Savaş Yetkileri Yasası’ndaki sürenin durduğunu savundu.

Rubio, salı günü yaptığı değerlendirmede yasaya yönelik bazı bildirim adımlarının atılmasının, yetkililerin “yasayı anayasal olarak tanıdığı” anlamına gelmediğini vurguladı.

Rubio, “Şu an bildirim gibi konularda yasaya uyuyoruz çünkü Kongre ile iyi ilişkileri korumak istiyoruz, değil mi? Bunu da yapıyoruz” dedi.

Bakan, yasanın anayasaya aykırılığına ilişkin tutumun yalnızca Trump’ın kişisel görüşü olmadığını, kanunun yürürlüğe girdiği günden beri tüm başkanlık yönetimlerinin bu durumu başkanın anayasal yetkilerine bir müdahale olarak gördüğünü ifade etti.

Rubio, yönetimin Kongre’yi sürece dahil etmek ve bilgilendirmek istediğini ekledi. Ancak her iki kanattan milletvekilleri; Beyaz Saray ve Pentagon’un İran’a yönelik operasyonlar, çatışmanın maliyeti ve Ortadoğu’daki ABD varlıkları ile tesislerinin gördüğü hasarın boyutu gibi konularda bilgi vermekten kaçındığına dair şikayetlerini sıklıkla dile getiriyor.

Senato’daki Demokrat milletvekillerinin, Kongre onayı olmaksızın İran’a yönelik askeri operasyonları durdurmak amacıyla sunduğu savaş yetkileri kararı bugüne dek altı kez reddedildi.

Perşembe günü yapılan son oylamada tasarı 47’ye karşı 50 oyla kabul edilmedi. Cumhuriyetçi senatörler Susan Collins ve Rand Paul, bu oylamada Demokratlar ile birlikte hareket etti.

Temsilciler Meclisi ve Senato üyelerinin yanı sıra İstihbarat Komisyonu ile “Sekizli Çete” olarak bilinen liderler grubu için bu yıl dört kez Kongre binasına gittiğini belirten Rubio, “Onların bu sürece dahil olmalarını istiyoruz” dedi.

Washington ve Tahran yönetimleri, koordinasyon olmaksızın geçiş yapmaya çalışan gemilere İran’ın saldırılar düzenlediği stratejik Hürmüz Boğazı’nda mevcut durumda bir açmaz yaşıyor.

ABD Savaş Bakanı Pete Hegseth, salı günü erken saatlerde yaptığı açıklamada, bu hafta boğazda ABD savaş gemileri ile İran sürat tekneleri arasında gerçekleşen karşılıklı saldırıların ateşkesi ihlal etmediğini bildirdi.

Pazartesi günü ABD, İran petrol tankerlerine ve ticari gemilerine yönelik kendi ambargosunu uygularken, ticari gemilere boğaz boyunca rehberlik etmeyi amaçlayan Özgürlük Projesi’ni başlattı.

Rubio, İran’ın nükleer programının geleceğinin iki taraf arasındaki temel anlaşmazlık konusu olmayı sürdürdüğünü, ancak yönetimin bu meselenin müzakereler yoluyla çözülebileceğini umduğunu ifade etti.

Amerika

Sam Altman, “AI ebeveynlik” tartışması başlattı

Yayınlanma

OpenAI CEO’su Sam Altman, şirketin ChatGPT Work uygulaması için ebeveynlik işlevlerinin yerini alacak bir ajan olarak bahsedince büyük bir tartışma başladı.

Cuma günü X’te yaptığı paylaşıma yapılan alaycı yorumlar, orijinal gönderiden daha fazla beğeni aldı. 

Altman’a yönelik eleştirilerden birinde, “Gerçek insan ilişkilerinin yerine yapay zeka kullanmak, bunun için olabilecek en kötü kullanım örneği,” yazıyordu.

Öte yandan yapay zeka yöneticileri, “meşgul ebeveynlerin” parasını istiyor ve aile yönetimi için yapay zeka kullanım örneklerinden bazıları diğerlerinden daha fazla ilgi görüyor.

New Yorker dergisi yakın zamanda yayınladığı bir makalede, yapay zekanın “ev işlerinin yarattığı zihinsel yükten” kurtulmayı paraya dönüştürmeye çalıştığı sayısız yolu ele aldı.

Kadınların ve annelerin hedef alınması şu gerekçeye dayandırılıyor: “Kadınlar, erkeklere kıyasla yapay zekayı daha az kullanıyor ve ev işlerinde daha fazla zihinsel çaba sarf ediyor. Yapay zeka tabanlı “aile asistanı”, bu iki uçurumu da kapatmayı vaat ediyor.”

AI destekli aile destek uygulamaları arasında Ollie, Cozi (mottosu: “Aile hayatı. Basitleştirilmiş”) ve Ava (mottosu: “Unutulan daha az doğum günü, daha çok sihir”), Maple (mottosu: “Modern ailelerin işletim sistemi”) yer alıyor.

Bu uygulamalar, e-postalardan ve takvimlerden veri alarak önemli günlük etkinlikler hakkında aile üyelerine kısa mesajlar gönderebilir, doğum günlerini hatırlayabilir, paylaşılabilir listeleri yönetebilir ve kayıt tarihleri ile fatura son ödeme tarihlerini işaretleyebilir.

Ollie’nin kurucusu Bill Lennon, uygulamanın ev işleriyle ilgili idari yükün bir kısmını üstlenerek “ailelere önemli olan şeylere daha fazla zaman kazandırdığını” söylüyor.

Skylight ve Cozyla gibi AI ile geliştirilmiş akıllı takvimler ise, tüm aile üyelerinin işlerini takip edebilmesi için paylaşımlı görseller oluşturur ve aynı zamanda ödül takipçisi ve fotoğraf albümü olarak da kullanılabilir.

Anneleri tüketici olarak ele alan bir risk sermayesi şirketinin kurucusu Allison Stern, kısa süre önce Fortune dergisine yazdığı yazıda annelerin “arayüzlere değil, sonuçlara ihtiyacı olduğunu” belirtti.

“Her şey annede başlıyor” iddiasında bulunan Stern, “ABD’de hane halkı harcamalarının %85’ini anneler gerçekleştiriyor ve yıllık tüketici harcamalarının yaklaşık 2,4 trilyon dolarlık kısmını onlar kontrol ediyor,” dedi.

Çocuk bakımı ve ebeveynlik alanlarında yapay zeka kullanımına ilişkin yakın zamanda yapılan bir pazar analizi, bu sektörün 2035 yılına kadar yaklaşık 42 milyar dolarlık bir değere ulaşacağını öngördü.

Okumaya Devam Et

Amerika

Gençler bütçe yetersizliğinden ilk buluşmaya çıkamıyor

Yayınlanma

New York’ta akşam yemeği, kokteyl ve sinema biletinden oluşan standart bir buluşmanın maliyeti yükselirken, Z Kuşağı yüksek masraflar nedeniyle ilişki kurmakta zorlanıyor. Araştırmalar, 22 ile 35 yaş arasındaki bekar gençlerin yarısından fazlasının parasızlığı buluşmaların önündeki en büyük engel olarak gördüğünü gösteriyor. Artan kiralar ve sosyal medya baskısı, kentteki gençlerin romantik yaşamını kısıtlıyor.

New York’ta iki kişilik bir akşam yemeği 130 dolar, bir kokteyl 20 dolar, sinema bileti ise 28 dolar seviyesinde seyrediyor. Yetişkinliğe adım atan Z Kuşağı için romantizmin maliyeti, ilişki kurma yolunda ciddi bir engel oluşturuyor.

Brigham Young Üniversitesi ile Aile Araştırmaları Enstitüsünün gerçekleştirdiği ankete dayandırılan The New York Times haberine göre, 22 ila 35 yaş arasındaki bekar gençlerin yarısından fazlası para eksikliğini buluşmaların önündeki temel engel olarak tanımlıyor.

New York kentinde bu durum özellikle keskin bir boyut kazanıyor.

Aylık kira giderlerinin bütçenin büyük kısmını yuttuğu kentte, dışarıda geçirilen sıradan bir akşam bile mali bir sınamaya dönüşüyor.

Complex medya şirketinin sunucusu Jillian Hardeman-Webb ile New York Belediye Başkanı Zoran Mamdani arasındaki diyalog da tablonun derinliğini yansıtıyor.

Sunucu Hardeman-Webb, “New Yorkluların bu koşullarda aşkı bulması nasıl beklenebilir? Karşındaki insanın seni irrite ettiğini daha yeni anlamaya başlamışken tüm paranı harcamış oluyorsun” ifadelerini kullandı.

Belediye Başkanı Mamdani ise bu duruma, “Bu şehirde yaşamak pahalı. Bu şehirde sevmek ise daha da pahalı” sözleriyle karşılık verdi.

Z Kuşağı üyesi New Yorklu kadınlar, düğün masraflarını ödemenin ve gelecekteki çocukların bakımını üstlenmenin “ulaşılmaz göründüğünü” aktarıyor.

Kadınlar, erkeklerin hesabı bölüşmeyi her geçen gün daha sık teklif ettiğini, bunun geçmişte nadir görülen bir durum olduğunu kaydediyor.

BMO Financial Group verilerine atıfta bulunan haberde, Z Kuşağı mensubu Amerikalıların ulaşım ve hazırlık masrafları dahil bir buluşma için harcadığı ortalama tutarın 200 doları aştığı ifade ediliyor.

Kentte ücretsiz müzeler, parklar ve bütçe dostu etkinlikler bulunsa da sosyal medyanın ve “kahve buluşmalarının çıtayı düşürdüğünü” savunan blog yazarlarının yarattığı baskı gençlerin kaygı düzeyini artırıyor.

Brigham Young Üniversitesinden Profesör Brian Willoughby, bugünün kuşağının ebeveynlerine kıyasla çok daha karmaşık bir gerçeklikle karşı karşıya olduğunu belirterek şunları söyledi:

“Bu sadece bir akşam yemeğinden ibaret değil. Çöpçatanlık uygulaması Hinge için ödenen 30 dolarlık abonelik, kıyafetler ve doğru kişiyi bulmak için yapılan sonsuz kaydırmalar da bunun bir parçası.”

Bununla birlikte, çok sayıda genç New Yorklu fahiş masraflar nedeniyle buluşmalardan tamamen vazgeçiyor.

İçecekler dahil iki kişilik bir akşam yemeği 150 doları geçerken, ulaşım ve hazırlık aşamasıyla birlikte akşamın ortalama harcaması 200 dolara ulaşıyor. Asgari ücretin biraz üzerinde kazanan gençler kendilerini “istenmeyen” hissediyor.

Daha yüksek gelire sahip çiftler dahi dışarıda romantik bir akşam geçirme sıklığının ayda birin altına düştüğünü, evde yemek pişirmenin daha kolay olduğunu kabul ediyor.

Ekonomistler de konuya ilişkin bir kısır döngüye dikkat çekiyor. Gençlerin kirayı bölüşmek ve yılda 25 bin dolardan fazla tasarruf etmek için bir partnere ihtiyaç duyduğu, ancak bir partner bulmak için gereken yatırımı karşılayamadığı vurgulanıyor.

Kent sakinleri “Burada buluşmaya çıkmak berbat bir şey” sözleriyle şikayetlerini dile getirirken, yüksek maliyetler, zayıf istihdam piyasası ve uygulamaların yarattığı bıkkınlık romantizmi Z Kuşağının ertelemek zorunda kaldığı bir lükse dönüştürüyor.

Okumaya Devam Et

Amerika

Trump, Exxon ve Chevron’a çattı

Yayınlanma

ABD Başkanı Donald Trump, yüksek benzin fiyatları nedeniyle Exxon Mobil ve Chevron’a yönelik baskıyı artırdı.

Başkan, Amerikalılar benzin istasyonlarındaki yüksek fiyatlarla boğuşurken, uzun süredir sektörde müttefiki olan bu şirketleri “çok fazla para kazanmakla” suçladı.

Büyük petrol şirketleri, Orta Doğu’daki arz kesintileri nedeniyle yükselen ham petrol fiyatları ve rafinerilerin hızla artan kâr marjlarının desteğiyle rekor düzeyde çeyrek kârları açıkladı.

Bu durum, şirketleri hedef tahtasına oturtmuş durumda; zira Trump yönetimi, ara seçimler öncesinde yüksek benzin fiyatlarını düşürmek için çaba gösterdiğini kanıtlama konusunda artan bir baskı ile karşı karşıya.

Trump, pazartesi günü Oval Ofis’te gazetecilere yaptığı açıklamada şunları söyledi:

“Bir kıtlığı bahane ederek çok fazla para kazanıyorlar. Bundan hoşlanmıyorum ve bunu söyleyecek en son kişi ben olmalıyım çünkü ben serbest piyasa ekonomisinin en büyük savunucusuyum; benden daha büyük kimse yok.”

Trump, cuma günü her ikisi de güçlü kazançlar açıkladığı için ABD’nin en büyük iki petrol üreticisini isimleriyle özellikle hedef aldı.

Başkan, “Chevron, çok fazla para. Exxon Mobil, çok fazla, çok fazla para. Bunun bir kısmını halka geri vermeliler ve perakende fiyatını, tüketici fiyatını düşürseler iyi olur,” dedi.

ABD’deki ortalama perakende benzin fiyatı, geçtiğimiz hafta boyunca galon başına 4,10 dolar civarında seyretti.

Bu fiyat, şubat ayında ABD ve İsrail’in İran’a yönelik saldırılarını başlatmasından önce 3 doların altındaydı.

Haziran sonunda Trump, ham petrol fiyatları düştüğü halde benzin fiyatlarını yeterince hızlı düşürmedikleri gerekçesiyle büyük petrol şirketleri hakkında soruşturma açılması için Adalet Bakanlığı’na talimat vermişti.

Benzin fiyatları genellikle büyük petrol üreticileri tarafından değil, benzin istasyonlarının sahibi olan ve çoğu zaman tek başına faaliyet gösteren perakendeciler tarafından belirleniyor.

İki şirketin CEO’ları cuma günü yapılan kazanç açıklamalarında, rafineri kapasitesi yetersizliğinin sonbahar boyunca benzin fiyatlarını yüksek tutabileceğini belirtti.

Büyük petrol üreticilerini temsil eden Amerikan Petrol Enstitüsü’nün sözcüsü Andrea Woods, yaptığı açıklamada, yüksek fiyatların “tek bir şirketten değil, küresel arz, talep ve Hürmüz Boğazı ile diğer kritik nakliye rotaları etrafındaki süregelen belirsizlikten kaynaklandığını” belirtti.

Woods, “Sektörümüz, tüketicilere uygun fiyatlı ve güvenilir enerji sunma hedefini paylaşıyor,” dedi.

Trump ayrıca pazartesi sabahı bir sosyal medya paylaşımında, şirketin rekor kıran çeyreğini kendi yönetiminin politikalarına atfetmemesi nedeniyle Chevron CEO’su Mike Wirth’i eleştirdi.

Trump, “Onun bahsetmeyi uygun bir şekilde unuttuğu tek şey, TRUMP Yönetimi’nin dehası, öngörüsü, gücü ve istikrarı olmasaydı, Petrol Sektörü’nün ve ülkemizin kendisinin ÖLMÜŞ olacağıdır!” diye yazdı ve tüm petrol şirketlerinin “tüketicilerin (perakende!) petrol fiyatlarını HEMEN DÜŞÜRMELERİ” gerektiğini ekledi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English