Diplomasi
The Economist: Avrupalı müttefikler NATO için B planı kuruyor

The Economist’in aktardığına göre NATO ülkeleri, ABD’nin ittifaktan çekilme veya kararları bloke etme ihtimaline karşı alternatif bir askeri komuta yapısı hazırlıyor. Avrupalı müttefikler, özellikle ABD askeri varlığının azaltılması ve Washington’dan gelen eleştiriler üzerine, Washington’a bağımlı olmayan kolektif bir savunma senaryosu üzerinde çalışıyor.
The Economist dergisi, Avrupa ülkelerinin NATO bünyesinde, ABD’nin ittifaka katılımının azalması veya Washington’ın taahhütlerini yerine getirmemesi senaryosuna karşı gizli bir kolektif savunma planı geliştirmeye başladığını bildirdi.
Haberde, konunun ittifak üyesi ülkelerin askeri yetkilileri ve bürokratları arasında görüşüldüğü belirtildi.
Bu tartışmaların hız kazanmasında, ABD Başkanı Donald Trump yönetiminin Avrupa’daki askeri varlığı azaltma yönündeki kararları etkili oldu.
Washington yönetimi Mayıs ayında 4 bin askerin Polonya’ya sevkiyatını iptal etti; ayrıca Almanya’dan 5 bin askeri geri çekeceğini ve Federal Almanya Cumhuriyeti’nde Tomahawk seyir füzeleri konuşlandırmaktan vazgeçtiğini duyurdu.
The Economist’in görüşüne göre Avrupalı müttefikler, kendi askeri kapasitelerini; özellikle istihbarat, iletişim ve füze savunma sistemleri alanlarında ABD’nin yerini alacak şekilde güçlendirmek için yeterli zamana sahip olduklarını hesaplıyordu.
Ancak ABD varlığındaki hızlı geri çekilme, bu stratejik beklentiyi belirsizleştirdi.
Derginin kaynakları, NATO bünyesindeki bazı ülkelerin, ABD desteği olmaksızın askeri harekat yürütme kapasitesini ve mevcut ittifak yapısının dışında alternatif bir komuta sistemi oluşturma fikrini masaya yatırdığını ileri sürdü.
İsmi açıklanmayan bir İsveçli yetkili, dergiye verdiği demeçte, “Biz bir B planına ihtiyacımız olduğunu fark ettik” ifadesini kullandı. Yetkili, Ocak ayında Grönland çevresinde yaşanan krizin ve Başkan Donald Trump’ın Danimarka’ya ait bu ada üzerinde Amerikan kontrolü sağlama ihtimalini gündeme getirmesinin, Avrupalı ülkeler için “bir alarm zili” olduğunu kaydetti.
NATO içerisinde, ABD’nin Rusya ile yaşanabilecek potansiyel bir çatışmaya dahil olmaması ihtimalinin yanı sıra, Washington’ın ittifak kararlarını bloke etme kapasitesinden de endişe duyulduğu belirtildi.
NATO’nun kolektif savunma mekanizmalarının devreye girmesi, tüm üye ülkelerin rızasına bağlı bulunuyor.
Avrupalı ülkelerin değerlendirdiği seçenekler arasında, İngiltere liderliğindeki on Kuzey Avrupa ve Baltık ülkesinden oluşan Birleşik Sefer Kuvvetleri’nin (Joint Expeditionary Force, JEF) rolünün güçlendirilmesi yer alıyor.
The Economist’e göre JEF, hali hazırda kendi karargahına, güvenli iletişim kanallarına ve NATO’dan doğrudan bağımsız operasyonel müdahale mekanizmalarına sahip. Bu format, tüm üye ülkelerin oydaşması olmaksızın karar alma imkanı da tanıyor.
Dergi kaynakları, potansiyel yeni güvenlik mimarisinin temelini, Rusya’yı temel tehdit olarak gören Kuzey Avrupa, Baltık ülkeleri ve Polonya’nın oluşturabileceğini vurguladı.
Avrupalı yetkililer ise, kapsamlı bir NATO alternatifi kurmanın sadece askeri harcamaların artırılmasını değil, aynı zamanda yeni bir harekat koordinasyon sistemi ve sevk idare yapısı oluşturulmasını gerektirdiğini kabul ediyor.
Bununla birlikte, bazı NATO temsilcileri İngiltere’nin mevcut savunma kapasitesi konusunda şüphelerini dile getiriyor. Yetersiz finansmanın, İngiltere’nin kısa sürede konuşlandırılabilecek gemi, denizaltı ve kara birliği sayısını sınırladığı belirtiliyor.
İsmi verilmeyen bir yetkili, dergiye yaptığı açıklamada, “İngiltere herkesin gözdesi. Ancak ‘Downton Abbey sendromu’ yaşıyor. Hazır olduğunu iddia ediyor ama imkanları buna yeterli değil” yorumunda bulundu. Yayında, Almanya’nın bu gruba dahil olmasıyla söz konusu eksikliklerin hafifletilebileceği öne sürüldü.
The Economist, NATO Genel Sekreteri Mark Rutte’nin, bu tür senaryoların kamuoyu önünde tartışılmasına karşı çıktığını ve bunun “ateşe körükle gitmek” anlamına gelebileceğinden endişe duyduğunu belirtti.
Nisan başında ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, ABD’nin NATO’nun değerini yeniden gözden geçirmesi gerektiğini ifade etti. Rubio, ittifak ülkelerinin ABD’ye destek vermemesi halinde Washington’ın neden bu blokta yer alması gerektiğini sorguladı.
Daha sonra Başkan Donald Trump, bloğun İran ile savaşa katılmaması nedeniyle ülkelerinin NATO’dan ayrılmayı ciddi şekilde değerlendirdiğini söyledi. ABD Başkanı, ittifakı “kağıttan kaplan” olarak nitelendirdi.
Eski Almanya Federal Şansölyesi Angela Merkel ise ABD’nin NATO’dan ayrılmasının hem Amerika’nın hem de Avrupa ülkelerinin çıkarlarına aykırı olduğunu savundu.
Merkel, küresel çapta artan zorluklar karşısında hiçbir ülkenin sorunların üstesinden tek başına gelemeyeceğini vurguladı.
ABD’den gelen açıklamaların ardından Polonya Başbakanı Donald Tusk, NATO’nun dağılmasına yönelik “felaket bir eğilim” gözlemlediklerini belirtti ve bu gidişata karşı mücadele çağrısında bulundu.
Tusk, “Hepimiz bu felaket eğilimi tersine çevirmek için elimizden geleni yapmalıyız” dedi.
Diplomasi
Buğday vadeli kontratları Chicago borsasında bir ayın dibini gördü

Karadeniz havzasında tansiyonun düşebileceğine yönelik beklentilerle buğday fiyatları dünya piyasalarında aralıksız dört gün geriledi. Chicago Ticaret Borsasında aralık vadeli kontratlar kile başına 6,70 dolar seviyesine indi.
Karadeniz bölgesinde gerilimin düşebileceğine yönelik beklentiler, küresel piyasalarda buğday fiyatlarının gerilemesinde etkili oluyor.
ABD merkezli finans ajansı Bloomberg’in aktardığı verilere göre, buğday fiyatları Karadeniz havzasındaki askeri tansiyonun azalacağına dair umutların güçlenmesiyle düşüşünü üst üste dördüncü işlem gününe taşıdı.
Fiyatlardaki bu düşüş seyrinde, ABD Başkanı Donald Trump’ın Rusya ile Ukrayna’nın enerji alanında bir ateşkese onay verdiğini duyurması önemli rol oynadı.
Gelişmelere ilişkin değerlendirmede bulunan Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy, tansiyonun düşürülmesine dönük atılacak adımların karşılıklı olması gerektiğini ifade etti.
Kremlin ise daha önce konuya ilişkin yaptığı açıklamada, oldukça zorlu bir durum içinde kalan Kiev’in uzun vadeli ve kalıcı bir siyasi çözüme değil, bizzat kendisi için zayıf nokta niteliği taşıyan kritik bir alanda geçici bir uzlaşmaya odaklandığını iddia etmişti.
Chicago borsasında vadeli işlemler geriledi
Piyasa hareketlerine dikkat çeken Bloomberg, Chicago Ticaret Borsasında (CBOT) işlem gören buğday vadeli kontratlarının yüzde 1,3 oranında değer kaybettiğini, ardından gelen alımlarla söz konusu kaybın bir kısmını telafi ettiğini bildirdi.
Borsanın internet sayfasında paylaşılan verilere göre, aralık vadeli buğday kontratları 9 Ekim Cuma günkü işlemleri 12,2 sent, diğer bir ifadeyle yüzde 1,79 gerilemeyle kile başına 6,71 dolar düzeyinde tamamlayarak son bir ayın en düşük seviyesine indi.
Söz konusu vadeli kontratlar, Türkiye saatiyle 12 Ekim günü yaklaşık öğle saatleri itibarıyla kile başına 6,70 dolar civarında seyrediyor.
Haberde, küresel buğday ihracatının dörtte birinden fazlasını gerçekleştiren Rusya ile Ukrayna’nın dünya tahıl tedarik zincirinde oynadığı merkezi role dikkat çekildi. Bu durum, Karadeniz bölgesini küresel sevkiyat ağının en kilit halkası konumuna yerleştiriyor.
Piyasalardaki yönelim hakkında değerlendirmede bulunan Futures International LLC Emtia Satış Direktörü Joe Davis, “Konu yalnızca enerji ayağıyla sınırlı değil; piyasayı asıl baskılayan unsur, sahada gerilimin düşürülmesine yönelik beliren genel eğilimin kendisidir” dedi.
Moskova, Karadeniz taşımacılığında alternatif yollara yöneliyor
Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov, Karadeniz güzergahı üzerinden yürütülen tahıl taşımacılığında mevcut şartların son derece karmaşık olduğunu belirterek yaşanan bu aksaklıkların doğrudan Ukrayna yönetiminin eylemlerinden kaynaklandığını öne sürdü.
Peskov, Rus tahılının sevkiyatına dair yaptığı değerlendirmede, “Rus tahılına ilişkin olarak, Devlet Başkanının talimatı doğrultusunda alternatif yönlerde alternatif ulaşım koridorları tesis ediliyor” bilgisini paylaştı.
Peskov ayrıca, Türkiye’nin Rusya ve Ukrayna’ya Karadeniz’de seyreden sivil ticari gemilere yönelik karşılıklı saldırıların derhal durdurulması yönünde somut bir barışçıl girişim teklif ettiğini dile getirdi.
Lavrov: Geçici moratoryum teklifi kabul edilemez
Rusya Dışişleri Bakanı Sergey Lavrov ise Kiev yönetiminin Karadeniz’de seyreden gemilere dönük saldırıların durdurulmasını kapsayan bir Rusya-Ukrayna moratoryumu ilan edilmesi yoluyla Karadeniz Tahıl Koridoru Girişimi’ni yeniden canlandırmayı önerdiğini söyledi.
Lavrov, söz konusu öneriyi “tamamen kabul edilemez ve gerçeklikten uzak” olarak nitelendirdi.
Moskova’nın Ukrayna tarafına zaman kazandıracak veya nefes aldıracak nitelikteki yarım tedbirleri ve geçici moratoryum modellerini bütünüyle geri çevirdiğini aktaran Lavrov, bu tür düzenlemelerin kalıcı bir zemin sunmadığını kaydetti.
Diplomasi
AB ile Çin arasında “hibrit araç” uzlaşması

AB, Çin ile hibrit otomobil sevkiyatlarını blok içinde önemli ölçüde azaltmaya yönelik bir ön anlaşmaya vardı.
Bu anlaşma, Avrupa genelinde başta BYD olmak üzere Çinli markaların hibrit otomobil satışlarındaki ani artışın ardından geldi.
Söz konusu artış, ticari gerilimleri tırmandırmış ve Avrupa’daki otomobil üreticileri üzerinde baskı yaratmıştı.
AB Ticaret Komiseri Maros Šefčovič’in Çinli mevkidaşıyla yaptığı görüşmenin ardından cuma günü, AB’ye yapılan hibrit otomobil sevkiyatlarını önemli ölçüde azaltma konusunda anlaşma sağlandı.
Avrupa’daki otomobil üreticileri, Chery gibi şirketlerin baskısı altında kalırken, rakiplerin yeni modelleri daha verimli bir şekilde geliştirdiği Çin pazarında pazar payı kaybediyor.
Avrupa’da ise BYD’nin Dolphin hatchback modeli de dahil olmak üzere cazip ürün yelpazeleri, uygun fiyatlarla sağlam elektrikli araç teknolojisi sunuyor.
Bu değişim, Volkswagen gibi otomobil üreticilerini, kapsamlı maliyet kesintileri kapsamında işgücünü küçültmeye zorluyor.
Šefčovič, bu anlaşmanın türünün ilk örneği olduğunu ve iki ekonomik güç arasında gerginliğin giderek artmasına neden olan günlük 1,18 milyar avro tutarındaki ticaret açığını azaltmak amacıyla Haziran ayından bu yana Çin ile yürütülen “yoğun” müzakerelerin sonucu olduğunu belirtti.
Cuma günü Pekin’de düzenlenen basın toplantısında konuşan Šefčovič, anlaşmanın “Çin’in [hibrit araç] ihracatını yarıdan fazla azaltma olasılığını ortaya çıkardığını” belirterek, bunun önümüzdeki dört yıl içinde şarj edilebilir ve batarya ile çalışan hibrit araç ihracatında “birkaç milyon”luk bir azalmaya yol açacağını ekledi.
Komiser, “Çin, öncelikle ticaret gerilimi aşamasına girmeden ihracatını azaltmayı kabul etti; bu ilk kez oluyor,” dedi ve bu sözleriyle, DTÖ ticaret kuralları kapsamında koruma önlemlerinin devreye sokulmasından önce yapılması gereken olağan soruşturmalara atıfta bulundu.
Šefčovič, Çinlilerin, kimya ve tekstil dahil birçok sektörde Çin’den gelen ucuz ithalat akını nedeniyle “kelimenin tam anlamıyla binlerce istihdam kaybı” riskiyle karşı karşıya kalınması nedeniyle Avrupa’daki her üye ülkede artan siyasi baskıyı fark ettiklerini söyledi.
AB liderlerinin Avrupa Komisyonu’ndan “açıkça çok hızlı bir adım beklediklerini” ve Çinlilerin de bunun farkında olduğunu belirtti:
“Çinli ortaklarımızın bu çok güçlü siyasi argümanı takdir ettiklerini söylemekten memnuniyet duyuyorum; dolayısıyla müzakere yoluyla bir çözüme ulaşabiliriz. Bu, sürecin sonu değil. Bu çok önemli bir ilk adım, ancak sadece bir ilk adım.”
Bu haftanın başlarında üst düzey AB yetkilileri, Çin rekabetinin yarattığı baskı altında daha sonra diğer alanlara da genişletilebileceğini umdukları, tek bir sektörle “kavram kanıtı” olarak adlandırdıkları bir pilot program geliştirmek üzere Pekin’e gideceklerini açıkladılar.
Šefčovič, müzakerelere “büyük önem” verdiğini, çünkü bir ticaret savaşı başladıktan sonra bunu “durdurmanın çok zor” olduğunu belirtti.
16 maddelik anlaşmanın bir parçası olarak, Pekin ve Brüksel, otomobiller, nadir toprak elementlerine yönelik ihracat kısıtlamaları ve AB’den Çin’e daha fazla gıda ve içecek girişine ilişkin müzakerelere devam edecek.
Çin, her iki tarafın da hibrit otomobiller için “şirket fiyat taahhütlerine ilişkin prosedürlere” uyacağını belirtti; bu da, satışları sınırlamanın bir yolunun, Avrupa’da satılan Çin menşeli otomobiller için daha yüksek asgari fiyatlar belirlemek olabileceğini ima ediyor.
Çin Ticaret Bakanlığı’ndan yapılan açıklamada, Çin’in “AB’ye gönderilecek nadir toprak elementleri ve kalıcı mıknatıslar için ihracat lisanslarının onaylanmasını kolaylaştırmaya devam etmeye istekli olduğu” belirtildi.
Açıklamada ayrıca, her iki tarafın da “farklılıkları DTÖ kuralları çerçevesinde uygun şekilde ele alma ve ikili ticaret ile ekonomik ilişkileri istikrara kavuşturma ve dengeleme konusundaki taahhütlerini yeniden teyit ettikleri” ifade edildi.
Çin Ticaret Bakanlığı bugün (12 Ekim) yaptığı açıklamada ise, iki taraf arasında yapılan “yoğun istişareler”in ardından, Avrupa Birliği’nin yeni hibrit araç düzenlemesinin ihracatın büyümesinin devam etmesine olanak tanıyacağını ve Çin’e diğer hiçbir ülkeden daha az olmayan bir kota tahsis edileceğini belirtti.
Bakanlık, bu mutabakatın “Çinli işletmelerin pratik çıkarlarını güçlü bir şekilde koruduğunu, Çin-AB ticaret gerilimlerinin tırmanmasını önlediğini ve her iki tarafa da istikrarlı, öngörülebilir ve sürdürülebilir bir ticaret ve yatırım ortamı sağladığını” da sözlerine ekledi.
Çin gümrük verilerine göre, Çin’in AB’nin 27 üye ülkesine yaptığı hibrit araç ihracatı, bir önceki yılın aynı dönemindeki 2,5 milyar dolardan bu yılın ilk yarısında 7,5 milyar dolara üç katına çıktı.
Bu rakam, 2021 yılının tamamında gerçekleştirilen 845 milyon dolarlık ihracatın neredeyse dokuz katı.
AB’nin 2024 yılında Çin menşeli elektrikli araçlara ek gümrük vergileri uygulamaya başlamasından bu yana, Çinli otomobil üreticileri bu ek vergilerden muaf olan şarj edilebilir hibrit araçlara giderek daha fazla yöneldi.
Avrupa’nın bazı bölgelerindeki yetersiz şarj altyapısı da, uzun menzili ve yüksek yakıt verimliliği ile pazarlanan şarj edilebilir hibrit araçlara olan talebi destekliyor.
Jefferies’e göre, SAIC, BYD ve Chery, AB’deki Çin menşeli hibrit araç satış hacminin %90’ından fazlasını oluştururken, hibrit araçlar bu üreticilerin Avrupa satışlarının yarısından fazlasını temsil ediyor.
Anlaşmaya Renault’dan destek de geldi. CEO Francois Provost, Avrupa Birliği’nin Çin’den gelen hibrit araç akınını yavaşlatmaya yönelik anlaşmasıyla ilk “önemli bir dönüm noktasına” ulaştığını ve bunun Avrupa otomotiv endüstrisinin geleceğinin şekillenmesine katkıda bulunacağını savundu.
Provost, “Ona bir an önce bir anlaşmaya varması için ısrar etmiştim. Anlaşma olmazsa, Çin ile bir ticaret savaşıyla karşı karşıya kalırdık; bu da herkes için bir ‘kayıp-kayıp’ durumu olurdu,” dedi.
Provost, AB’nin giderek derinleşen ticaret dengesizliklerini ele almayı amaçladığı bu ziyaret öncesinde Šefčovič ile bir araya gelen iş dünyası liderleri arasındaydı.
Çin Ticaret Bakanı Wang Wentao ile yapılacak görüşmeler öncesinde Fransa ve Almanya, AB’ye misilleme amaçlı ekonomik yetkilerini önemli ölçüde genişletmesi ve sübvanse edilmiş ithalatın kimya ve plastik gibi sektörlere zarar verip vermediğini araştırması çağrısında bulundu.
Fransa’da Renault, halihazırda bazı Çinli tedarikçilere güveniyor. Envision AESC, Fransa’nın kuzeyindeki Douai’de bulunan Renault otomobil montaj fabrikasının yakınındaki bir tesiste, en çok satan R5 şehir otomobili ile R4 ve Alpine A290 modelleri için elektrikli araç akülerini monte ediyor.
Provost, “Çinli şirketlerin sadece ‘vidalama fabrikaları’ kurmak yerine, Avrupa değer zincirine büyük yatırımlar yapmasına ihtiyacımız var,” dedi.
Ayrıca Provost, AB’yi, Çinli oyuncular için yerel bir çerçeve oluşturabilecek sözde “Made in Europe” kuralları konusunda hızlı adım atmaya çağırdı:
“Avrupa şimdi hızlı kararlar almazsa, Avrupa otomotiv endüstrisinin çöküşü devam etme riski var. En azından Çin cephesinde, Komisyon Üyesi Šefčovič sayesinde bazı ilerlemeler kaydedildi.”
Diplomasi
NATO komutanı Varşova’da ittifakın “zafer teorisini” açıklayacak

NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Orgeneral Alexus Grynkewich, Varşova Güvenlik Forumu’nda ittifakın yüksek yoğunluklu muhtemel bir çatışmaya dönük yeni stratejisini sunacak. Avrupa ve ABD kuvvetlerinin hazırlığı için 2029 yılı kritik hedef olarak belirlenirken, Askeri Komite Başkanı Dragone planın Rusya’ya karşı tehdit taşımadığını ifade etti.
NATO Avrupa Müttefik Yüksek Komutanı Orgeneral Alexus Grynkewich, Polonya’nın başkenti Varşova’da düzenlenecek güvenlik forumunda ittifakın yüksek yoğunluklu muhtemel bir çatışmaya hazırlık konsepti niteliğindeki “zafer teorisi” stratejisini açıklayacak.
Varşova Güvenlik Forumu organizatörlerinin yayımladığı basın bildirisinde, 12 ve 13 Ekim tarihlerinde gerçekleştirilecek etkinlik kapsamında sunulacak stratejinin ayrıntılarına yer verildi.
Söz konusu strateji, NATO’nun muhtemel bir çatışmayı karşı taraf açısından sürdürülemez maliyetlere ulaştıracak askeri ve sınai kapasiteyi oluşturmasını öngörüyor.
Hazırlanan belgede, Avrupa ve ABD silahlı kuvvetlerinin gelecekteki sınamalara hazır hale getirilmesi amacıyla 2029 yılı temel dönüm noktası olarak belirlendi.
Varşova Güvenlik Forumu Başkanı Katarzyna Pisarska, konseptin kapsamına ilişkin açıklamasında, Orgeneral Grynkewich’in hazırladığı yaklaşımın ittifakın yüksek yoğunluklu bir çatışmaya hazır hale gelmesi için atılması gereken somut adımları ortaya koyduğunu kaydetti.
Pisarska, Grynkewich’in Varşova Güvenlik Forumu’nda yapacağı sunumla 2029 hedefinin Avrupa güvenliği ve ittifakın geleceği açısından taşıdığı kritik önemi ilk kez ayrıntılı biçimde izah edeceğini söyledi.
Savunma planının Rusya’yı hedef almadığı açıklandı
Polonya’nın ev sahipliğinde on yılı aşkın süredir düzenlenen ve transatlantik işbirliği ile uluslararası güvenlik konularına odaklanan foruma, 90 ülkeden 2 bin 500’ü aşkın temsilcinin katılması planlanıyor.
Norveç’in ortak ülke olarak yer aldığı forumda Ukrayna’daki savaş ile Kuzey Avrupa, Baltık ülkeleri ve Polonya arasındaki işbirliği başlıkları da ele alınacak.
Toplantıda NATO Genel Sekreter Yardımcısı Radmila Şekerinska ve NATO Askeri Komite Başkanı Oramiral Giuseppe Cavo Dragone de hazır bulunacak. Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenskiy ise oturumlara video konferans yöntemiyle bağlanarak hitap edecek.
İttifakın savunma planlamalarının Rusya’ya karşı yönelmediğini belirten NATO Askeri Komite Başkanı Dragone, “NATO kimseyi tehdit etmiyor. En iyi zafer, uğruna savaşmak zorunda kalmadığımız zaferdir” ifadesini kullandı.
Dragone, planın özünün kamuoyuna ve taraflara izah edilmesi amacıyla Grynkewich tarafından yapılacak sunumu yerinde ve gerekli gördüğünü dile getirdi.
Hafta başında Bloomberg tarafından kurum içi belgelere ve diplomatik kaynaklara dayandırılarak yayımlanan haberde, NATO’nun üye ülkelerden birinin topraklarına yönelik muhtemel bir askeri müdahaleye verilecek operasyonel karşılıkları belirleyen bir savunma planı üzerinde çalıştığı bildirilmişti.
Gelişmeye ilişkin değerlendirmesi sorulan Orgeneral Grynkewich’in sözcüsü Albay Martin O’Donnell, NATO’nun “tamamen savunma amaçlı” bir ittifak olduğunu hatırlatarak hazırlanan planın operasyonel detaylarına dair bilgi paylaşmaktan kaçındı.
Görüş2 hafta önceEast-West Forum: Dünyanın artık kaçınamayacağı bir diyalog
Diplomasi2 hafta önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Asya2 hafta önceKuzey Kore’den Batı hava savunmasını zorlayacak yeni taktik
Asya1 hafta önceÇin akaryakıt ihracatını durdurdu: Küresel pazarda tedarik daralıyor
Dünya Basını2 hafta önceÇin büyük güç kavramının anlamını nasıl dönüştürmek istiyor?
Dünya Basını4 gün önceEski CIA analisti Johnson: Trump İran’a girerse Çanakkale’deki Churchill gibi yenilir
Dünya Basını2 hafta önceYarım trilyon dolarlık balon: Süper zeka söylemi gerçek zararları gizliyor
Asya2 hafta önceJapon iş dünyası heyeti Pekin’i ziyaret ederken Çin ‘tarihten ders çıkarma’ uyarısı yaptı








