Diplomasi
Trump, İran ateşkesi karşılığında İsrail’le normalleşme istedi

ABD Başkanı Trump, Washington ile Tahran arasında ateşkesin uzatılması, Hürmüz Boğazı’nın yeniden açılması ve İran’ın nükleer programına ilişkin daha geniş kapsamlı görüşmelerin sürdüğü bir dönemde Körfez ülkelerine İbrahim Anlaşmaları’na katılma çağrısı yaptı. Trump, Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Mısır, Ürdün, Bahreyn, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri liderleriyle görüştüğünü belirtirken, Axios’a konuşan ABD’li yetkililer Trump’ın İran’la olası anlaşma karşılığında Arap ve Müslüman ülkelerden İsrail’le diplomatik ilişki kurmalarını istediğini aktardı.
ABD Başkanı Donald Trump, pazartesi günü yaptığı açıklamada, savaşı sona erdirmeyi amaçlayan ABD-İran görüşmeleri sürerken Körfez ülkelerine İbrahim Anlaşmaları’na katılma çağrısı yaptı.
Bu baskı, Washington ile Tahran’ın bölgedeki ateşkesi uzatacak ve Hürmüz Boğazı’nı yeniden açacak bir anlaşma üzerinde çalıştıklarına ilişkin haberlerin ardından geldi.
Aynı süreçte İran’ın tartışmalı nükleer programı ve olası yaptırım hafifletmeleri konusunda daha geniş kapsamlı görüşmeler için de zemin hazırlanıyor. Her iki taraftaki yetkililer de anlaşmanın temel unsurlarının hâlâ müzakere edildiğini belirtti.
Trump, Truth Social hesabında yaptığı paylaşımda, “İran İslam Cumhuriyeti ile müzakereler iyi ilerliyor. Bu süreç ya herkes için Büyük Anlaşma olacak ya da hiç anlaşma olmayacak. Aksi halde yeniden cepheye ve çatışmalara dönülür, üstelik eskisinden daha büyük ve daha güçlü şekilde. Bunu ise kimse istemiyor” ifadelerini kullandı.
ABD Başkanı, hafta sonu Suudi Arabistan, Katar, Pakistan, Mısır, Ürdün, Bahreyn, Türkiye ve Birleşik Arap Emirlikleri dahil çok sayıda bölge lideriyle görüştüğünü söyledi.
Trump, “ABD’nin bu son derece karmaşık yapbozu bir araya getirmek için yürüttüğü tüm çalışmaların ardından, bu ülkelerin en azından eş zamanlı biçimde İbrahim Anlaşmaları’na katılmasının zorunlu olması gerektiğini söyledim” dedi. Trump, Birleşik Arap Emirlikleri ve Bahreyn’in zaten anlaşmanın tarafları arasında bulunduğunu da kaydetti.
ABD Başkanı, “Bir ya da iki ülkenin buna katılmamak için gerekçesi olabilir ve bu kabul edilir. Ancak çoğunun hazır, istekli ve bunu yapabilecek durumda olması gerekir. Böylece İran’la yapılacak uzlaşma, aksi halde olacağından çok daha tarihsel bir olay haline gelebilir” ifadelerini kullandı.
İbrahim Anlaşmaları, Trump’ın ilk başkanlık döneminde 2020 yılında İsrail ile Körfez ülkeleri arasındaki ilişkileri tesis etmek amacıyla oluşturulmuştu.
Trump, Anma Günü dolayısıyla yaptığı paylaşımda Suudi Arabistan ile Katar’a ilk adımı atma çağrısı yaptı ve “Diğer herkes de bunu izlemeli” dedi.
Trump, “Bunu yapmazlarsa bu anlaşmanın parçası olmamalılar; çünkü bu kötü niyet göstergesi olur” ifadelerini de kullandı.
Öte yandan Axios’un ABD’li yetkililere dayandırdığı haberine göre Trump, cumartesi günü Türkiye, Suudi Arabistan, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Pakistan, Mısır, Ürdün ve Bahreyn liderleriyle yaptığı telefon görüşmesinde İran’la olası bir anlaşma karşılığında bu ülkelerden İsrail’le normalleşmelerini istedi.
Aynı yetkililer, sekiz liderin de Tahran ile yapılması planlanan olası anlaşmaya destek verdiğini aktardı. Habere göre yetkililerden biri Trump’a, “Bu anlaşmada sizinleyiz” dedi.
Görüşmenin ayrıntılarına vakıf başka bir yetkili de Trump’ın bir sonraki adımda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu ile görüşeceğini söylediğini aktardı. Yetkiliye göre Trump, daha sonra Netanyahu’nun da katılacağı ortak bir telefon zirvesi düzenlemeyi umuyor.
Trump ayrıca, kendi ilk başkanlık döneminde ABD arabuluculuğunda imzalanan ve “İbrahim Anlaşmaları” olarak anılan 2020 tarihli normalleşme sürecine henüz dahil olmayan ülkelere baskı yaptı. ABD Başkanı’nın, bu ülkelerin İsrail’le resmi diplomatik bağ kurmasını istediği belirtildi.
Telefon görüşmesine katılan ülkeler arasında Suudi Arabistan, Katar ve Pakistan’ın hâlen İsrail’le resmi diplomatik ilişkisi bulunmuyor.
Axios’a konuşan yetkililerden biri, Trump’ın normalleşme talebini dile getirmesinin ardından telefon hattında sessizlik oluştuğunu söyledi. Aynı yetkiliye göre Trump bunun üzerine espri yaparak, “Hâlâ orada mısınız?” diye sordu.
Bu diplomatik girişim, Tahran ile Washington arasında Pakistan’ın arabuluculuğu ve Katar’ın kolaylaştırıcılığıyla yürütülen dolaylı müzakerelerin sürdüğü bir dönemde geldi.
Müzakereler, İran’ın ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşını sona erdirmeyi amaçlayan 14 maddelik mutabakat zaptı önerisi üzerinden yürütülüyor.
İran Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü İsmail Bekai, cumartesi günü televizyonda yayımlanan bir mülakatta İran ile ABD’nin savaşı sona erdirmek, ABD’nin denizdeki “agresif eylemlerini” durdurmak ve İran’ın dondurulmuş varlıklarının serbest bırakılmasını sağlamak amacıyla hazırlanan 14 maddelik mutabakat zaptını sonuçlandırmaya oldukça yaklaştığını söyledi.
Bekai, İran’ın bu aşamadaki temel odağının, taraflar arasında birkaç kez mekik diplomasisiyle gidip gelen taslak öneri temelinde ABD-İsrail savaşını sona erdirmek olduğunu ifade etti.
ABD ve İsrail’in İran’a yönelik savaşı, 28 Şubat’ta düzenlenen ve aralarında İran lideri Ayetullah Seyyid Ali Hamaney’in de bulunduğu üst düzey İranlı yetkili ve komutanların öldüğü hava saldırılarıyla başlamıştı.
İran Silahlı Kuvvetleri bu saldırılara, İsrail kontrolündeki bölgelerin yanı sıra bölgedeki ABD üsleri ve varlıklarını hedef alan füze ve İHA operasyonlarıyla karşılık verdi.
İran ayrıca misilleme kapsamında Hürmüz Boğazı’nı deniz trafiğine kapatmıştı. Bu adım, petrol ve petrol türevlerinin fiyatlarında küresel çapta sert artışa yol açmıştı.
Savaşın 40. günü olan 8 Nisan’da Pakistan’ın arabuluculuğunda İran ile ABD arasında geçici ateşkes yürürlüğe girmişti.
Daha sonra Pakistan’ın başkenti İslamabad’da müzakereler başlamış, ancak Washington’ın maksimalist talepleri ve uzlaşmaz tutumu nedeniyle taraflar anlaşmaya varamamıştı.
ABD ile İranlı yetkililer arasındaki görüşmeler sürerken Trump, pazar günü yönetiminin herhangi bir anlaşma konusunda “acele etmeyeceğini” söyledi ve “zaman bizim lehimize işliyor” dedi.
Bununla birlikte ortaya çıkan çerçeve, Cumhuriyetçi Parti içinde yoğun eleştirilerle karşılaştı. Bazı Cumhuriyetçiler, anlaşmanın bazı unsurlarını Barack Obama dönemindeki nükleer anlaşmaya benzetti.
Trump cumartesi günü yaptığı başka bir paylaşımda eleştirilere yanıt verdi. ABD Başkanı, daha önce sadakatsizlikle suçladığı Cumhuriyetçi senatörler Thom Tillis ile Bill Cassidy’nin yanı sıra Temsilciler Meclisi üyesi Thomas Massie’yi hedef aldı.
Trump paylaşımında, “İran’la yapmaya çalıştığım potansiyel anlaşma hakkında hiçbir şey bilmeyen Demokratlar, RINO’lar ve aptallara gülüyorum. Henüz müzakere bile edilmemiş konular hakkında konuşuyorlar” ifadelerini kullandı.
Trump aynı paylaşımda Tillis’i “başarısız senatör”, Cassidy’yi “ön seçim yenilgisi yaşamış biri”, Massie’yi ise “büyük bir sahtekar” olarak nitelendirdi.
Cumhuriyetçi senatörler Roger Wicker ile Lindsey Graham da anlaşmaya ilişkin haberlerden kuşku duyduklarını açıkladı. İki isim, ateşkesin uzatılmasının ABD açısından felaket olacağını söyledi.
ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio ise pazar günü Hindistan’da gazetecilere yaptığı açıklamada, anlaşmanın İran’a üstünlük sağlayacağı yönündeki eleştirileri “saçma” diye niteledi.
Rubio, “Bu başkanın, şimdiye kadar yapmaya hazır olduğunu gösterdiği her şey düşünüldüğünde, İran’ın nükleer hedefleri bakımından daha güçlü konuma gelmesine yol açacak bir anlaşmayı kabul edeceği fikri saçma” dedi.
Diplomasi
Eski BM diplomatı von der Schulenburg: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü

Editörün notu: Avrupa Parlamentosu Üyesi ve eski Birleşmiş Milletler Genel Sekreter Yardımcısı Michael von der Schulenburg, 25-26 Eylül tarihlerinde İstanbul’da düzenlenen East-West Forum kapsamında yaptığı konuşmada Avrupa Birliği’nin mevcut gidişatına dair değerlendirmelerde bulundu. Schulenburg, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından barışı tesis etmek amacıyla kurulan Birliğin artık bu misyonunu terk ederek tamamen savaş odaklı bir retoriğe teslim olduğunu belirtti. Avrupa’nın kıt kaynaklar, yüksek enerji maliyetleri, sanayisizleşme ve demografik kriz gibi yapısal sorunlarla boğuşurken etrafındaki aktif çatışma çemberiyle baş başa kaldığına dikkat çekti. Brüksel’in diplomasi ve arabuluculuk kabiliyetini yitirdiğini belirten kıdemli diplomat, 27 üye ülkenin Rusya ile müzakere masasına oturabilecek esneklikten ve ortak iradeden yoksun olduğunu dile getirdi.
Belirttiğiniz gibi, ben bir akademisyen değilim; savaşların ve barışın gerçek dünyasından geliyorum. Ömrümün neredeyse tamamını Avrupa’nın dışında geçirdim fakat son iki yılımı Avrupa Birliği’nde tamamladım ve karşılaştığım manzara beni derinden sarsıyor.
Bildiğiniz üzere Avrupa Birliği, İkinci Dünya Savaşı’nın ardından bir barış projesi olarak kuruldu. İkinci Dünya Savaşı’nın tekrarlanmaması, kıta ülkelerinin bir araya gelmesi ve dış dünyaya savaşlara mecbur kalınmayan barışçıl bir bütünleşme modeli sunulması amaçlanıyordu.
Gelgelelim bu durum bütünüyle değişti. Bugün gerek Parlamentoda gerekse resmi söylemlerde işittiğim kadarıyla, Avrupa Birliği’ndeki tartışmaların merkezine artık doğrudan savaş yerleşmiş durumda.
Bugün Avrupa Birliği’ni, gerçekleri bütünüyle inkâr eden, gerçekliği tamamen yadsıyan ve bu sebeple herhangi bir politika üretemez hale gelen bir teşekkül olarak tanımlıyorum.
Seminerimizin başlığı olan yeni dünya düzenine bir katkı sunulup sunulamayacağı meselesine gelirsek; bu katkının Avrupa Birliği’nden gelmeyeceği kesin.
Mesleki deneyimime daha yakın bir kıyaslama yapayım: Avrupa Birliği’ni Amerika Birleşik Devletleri, Çin ve Rusya ile karşılaştırdığınızda, Birliğin dünyadaki faal savaşların büyük kısmıyla kuşatıldığını görürsünüz. Bahsettiğim diğer ülkelerin hiçbirinin etrafında bu denli yoğun çatışma yok.
Dahası, ABD’nin İran ve benzeri savaşları başlatıp ardından Atlas Okyanusu’nun gerisine çekilmesi gibi bir sorunla karşı karşıyayız; oysa bu savaşların neticeleri doğrudan Avrupa Birliği’nin kapı eşiğinde kalıyor.
İran’ı düşünüyorum; İsrail’in Suriye’den Lübnan’a, Batı Şeria’dan Gazze’ye kadar yürüttüğü pek çok savaşı düşünüyorum.
Yemen ile Suudi Arabistan arasındaki çatışmayı, hemen ardından Afrika’daki Mali ve benzeri bölgeleri, elbette Sudan’ı aklıma getiriyorum. Şüphesiz bizim açımızdan en ağırı Ukrayna savaşı; zira doğrudan kendi kıtamızda cereyan ediyor.
Avrupa Birliği’ni diğer üç küresel güçle mukayese ettiğinizde, muhtemelen en kıt doğal kaynaklara sahip coğrafya olduğumuzu da fark edersiniz. Devasa bir demografik sorunumuz var; üstünü örtmeyi tercih ettiğimiz ama muazzam tesirler yaratacak bir nüfus dönüşümü yaşıyoruz. En pahalı enerjiyi biz tüketiyoruz. Karşılaştırmalı üstünlüğümüzü kaybettik; sanayisizleşmeyle yüz yüzeyiz. Ve elbette, dünyada Avrupa’yı ayrıcalıklı kılan yegâne unsuru, sosyal güvenlik ve refah sistemimizi de yitiriyoruz.
Böylesi bir tabloda, yalnızca kurumsal yapısıyla değil, ortak dış ve güvenlik politikası inşa ettiklerini öne süren üye devletleriyle birlikte Avrupa Birliği’nin son derece dirayetli durmasını, etrafında olup bitenlere etkin tepki vermesini beklersiniz.
Ha, bu arada Amerika Birleşik Devletleri’ni unuttum; Grönland’ı adeta kıskacına alıyorlar, zira imzaladıkları son anlaşmanın Grönland’ın tam denetimini ele geçirme yolunda ilk adım kanaatindeyim. Oysa orası bir Avrupa toprağı. Peki Avrupa Birliği ne yapıyor? Ortada ne bir dış politika var ne de güvenlik politikası; en azından benim görebildiğim kadarıyla yok. Bolca siyasi demeç veriyorlar.
Bu açıklamalar ekseriyetle Avrupa’nın yeniden silahlanması, nihayet askeri bir güce dönüşmemiz gerektiği iddialarıyla ve ahlaki nutuklarla dolu. Bilirsiniz, Birleşmiş Milletler’de hep şöyle deriz: Savaştan ve ahlaktan bahseden savaşı arzular; menfaatlerden söz eden ise çözüm arar.
Avrupa Birliği’nde menfaati diline dolayan kimseyi göremiyorum; durum son derece kaygı verici. Kendini ahlaken daima üstün gören birinin ikiyüzlülüğe sürüklenmesi an meselesidir. Açıkçası tüm bu hezeyanları dinlemek bazen ıstırap veriyor. Avrupa Birliği’nin geleceğini doğrudan tehdit eden bu çatışma çemberine karşı hiçbir siyasetimiz yok.
Kimseyle konuşamıyorsunuz. Müzakere masalarının hiçbirinde yer almıyoruz. Ne bir teklif sunuyoruz ne de arabuluculuk yapalım diyerek sürece müdahil olmaya çalışıyoruz; artık böyle bir irade kalmadı.
Üstelik üye devletlerin harcamalarını bir kenara bırakırsak, sırf Avrupa Birliği’nin diplomatik servisinin yıllık maliyeti 1 milyar dolar. 1 milyar dolar! Ne yaptıklarını anlamış değilim. Sahada kendileriyle bizzat karşılaştım; Avrupalı diplomatların tam olarak ne işle meşgul olduğuna dair en ufak bir fikrim yok.
Her neyse, şüphesiz en can alıcı mesele Ukrayna; ne de olsa kendi kıtamızda. İçinde bulunduğumuz kadar güvensiz bir ortamda, akla ilk gelmesi gereken şey Avrupa kıtasında barışı tesis etmektir. Ancak o zaman diğer sorunlarla ilgilenebiliriz.
Avrupa kıtasında barışın sağlanması, Rusya ile konuşmamızı, müzakere etmemizi ve bu çatışmaya bir şekilde çözüm bulmamızı gerektiriyor. Fakat bunu yapamıyoruz.
Kendi içimize öylesine kapandık ki, Rusya karşısında ortak bir müzakere tavrı belirlemekten aciziz; zira 27 üye ülke politika değişikliğinde uzlaşamıyor. Müzakereyi yürütecek temsilcinin atacağı adımlarda mutabık kalamıyorlar ve barış görüşmelerinin tabiatında bulunan esnekliği o kişiye tanımaya asla yanaşmıyorlar.
‘E3’ ülkelerinin (Almanya, Fransa, İngiltere) inisiyatif alacağını düşünseniz dahi, bu üçlünün çıkarları birbirinden o kadar kopuk ki, tabloyu daha da tehlikeli kılıyor. İngilizler doğuyla barış anlamına gelebilecek her şeyden nefret eder; zira gözlerini Atlantik’e dikmiş durumdalar ve sanırım 1850’lerden bu yana bunu büyük bir tehdit olarak görüyorlar. Böylesi bir barıştan en karlı çıkacak aktör Almanya olmasına karşın son derece akıl dışı davranıyor. Fransızlar da muhtemelen hoş karşılamayacaktır.
Neticede elimizde hiçbir şey yok. Sözlerimi bağlarken şunu vurgulamak isterim: Avrupa Birliği, önümüzdeki uzun dönem boyunca dünyada istikrarsızlık unsuru olmaya devam edecek.
Zaman ilerledikçe bu istikrarsızlığın kendi sınırlarının içine de sirayet edeceğini düşünüyorum. Bunu dile getirmek son derece acı: Avrupa Birliği’nin barış projesi çöktü. Barışın yitirilmesiyle birlikte geleceğimiz ve gelecek nesiller ağır bedeller ödeyecek. Çok teşekkür ederim.
East-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Diplomasi
AB ve Kanada, kapsamlı yeni bir ortaklık anlaşmasını duyuracak

AB ve Kanada, dijital ticaret engellerinin kaldırılmasından Ukrayna’ya ortak destek verilmesine ve orman yangınlarıyla mücadelede yatırım yapılmasına kadar uzanan kapsamlı yeni bir ortaklığı duyuracak.
29 Ekim’de başlayacak olan zirveye hazırlık amacıyla AB büyükelçilerine dağıtılan ve POLITICO tarafından elde edilen, iki tarafça yayınlanacak ortak bildiri taslağında, “Dünya, benzeri görülmemiş jeopolitik zorlukların yanı sıra ticaret, enerji, teknoloji, iklim ve kaynaklar alanındaki zorluklarla birlikte hızla değişiyor,” ifadesi yer alıyor.
AB ve Kanada, ABD Başkanı Donald Trump’ın ticaret savaşının yarattığı etkilerle boğuşurken stratejik bağlarını güçlendirmeye çalışıyor.
Avrupa Komisyonu Başkanı Ursula von der Leyen, bu ay Kanada’yı AB’ye ortak üye olarak davet etmeyi önerdi.
Bu öneri, Trump’ın derhal gümrük vergisi uygulama tehdidinde bulunmasına yol açtı.
Taslak belgede, “Kanada ve AB, benzersiz ticaret erişimimiz, ortak değerlerimiz ve birbirini tamamlayan iktisadi güçlerimiz sayesinde daha derin ve daha entegre bir ilişki kurabilir,” deniyor.
Taraflar, Montreal’de düzenlenecek zirvede, kritik maden projelerine yönelik yatırımları hızlandırmak, tedarik zincirlerini güçlendirmek ve “piyasa dalgalanmalarını ve jeopolitik etkileri” hafifletmek amacıyla kritik kaynakları stoklamak da dahil olmak üzere tedarik güvenliğini artırmak istediklerini açıklamayı planlıyor:
“Stratejilerimizi ve standartlarımızı uyumlu hale getirecek, endüstrilerimizi birbirine bağlayacak ve hedeflerimizi halklarımız için en yüksek getiriyi sağlayacak sektörlere odaklayacağız. Buna, sıvılaştırılmış doğal gazdan hidroelektrik, güneş, rüzgâr ve nükleer enerjiye kadar, dünyanın büyük bir kısmının ihtiyaç duyduğu düşük karbonlu, güvenilir enerjinin geliştirilmesi de dahil.”
Ottawa ve Brüksel ayrıca, 2030 yılında Kanada ve Avrupa’da orman yangınlarıyla mücadele için kullanıma hazır olacak 50 adet De Havilland su bombardıman uçağının ortak satın alımını da duyuracak.
Von der Leyen, 15 Eylül’deki Birliğin Durumu konuşmasında, “Gönüllü olarak güçlerimizi birleştiriyoruz… Bir teknoloji ittifakı kuracağız. Savunma sanayi üslerimizi entegre edeceğiz. Kuzey Kutbu’nu amiral gemisi niteliğinde bir ortak proje haline getireceğiz. Enerji, kritik mineraller ve piller üzerinde çalışacağız. Yapay zeka, kuantum, siber ve iktisadi güvenlik alanlarında da işbirliği yapacağız,” demişti.
Diplomasi
Avrupalı şirketlerden AB-ASEAN ticaret paktı çağrısı

Avrupalı şirketler, Avrupa Birliği’nin geçen hafta Filipinler ile yaptığı anlaşmada sağlanan ilerlemenin ardından ASEAN ile bölgeden bölgeye kapsamlı bir ticaret paktı yapılması çağrısında bulunuyor. Brüksel ise ticari ve siyasi ilişkilerini çeşitlendirmeye çalışıyor.
Avrupa Birliği’nin ayrıca Tayland ile yürüttüğü ticaret anlaşması müzakerelerini bu yılın sonuna kadar sonuçlandırması bekleniyor. Görüşmelerin 10. turu salı gününe kadar sürüyor. AB’nin bölgede halihazırda Singapur, Endonezya ve Vietnam ile ticaret anlaşmaları bulunuyor; Malezya ile de müzakereler devam ediyor.
Ancak şirketler, dünyanın en büyük iki ekonomisi olan Çin ve ABD ile rekabet ortamında AB’nin daha ileri giderek ASEAN’ın tamamıyla blok düzeyinde bir anlaşma yapmasını istiyor.
AB-ASEAN İş Konseyi İcra Direktörü Chris Humphrey, “Güneydoğu Asya, Avrupalı şirketleri güvenilir yatırımcılar olarak görüyor ancak bu şirketler Amerikan ve Çin hükümetlerinin tüm siyasi ve mali ağırlığıyla rekabet ediyor,” dedi.
Humphrey, Nikkei Asia’ya yaptığı açıklamada ikili anlaşmaların nihai hedef olmaması gerektiğini belirterek, Avrupalı şirketlerin özellikle enerji, sağlık, dijital hizmetler ve finansal hizmetler alanlarında uzun süredir bölgeden bölgeye bir ticaret anlaşması çağrısı yaptığını söyledi.
İş konseyinin eylül başında 150 Avrupalı iş dünyası yöneticisiyle gerçekleştirdiği ankette katılımcıların yalnızca yüzde 18’i AB’nin ASEAN ile yeterince angaje olduğunu düşündüğünü söyledi. Humphrey, Ticaret Komiseri Maros Sefcovic ile AB’nin en üst düzey diplomatı Kaja Kallas’ın ziyaretleri dışında üst düzey temasların hâlâ sınırlı kaldığını belirtti.
Sözde insan hakları ile çevre ve gıda güvenliği standartlarına ilişkin kaygılar, iki blok arasındaki müzakereleri uzun süredir zorlaştırıyor. Örneğin AB’nin Endonezya ile yürüttüğü görüşmelerde ormansızlaşma meselesi yıllarca önemli bir anlaşmazlık konusu oldu. Taraflar ancak geçen yıl kapsamlı bir ekonomik ortaklık anlaşması imzalayabildi.
Benzer şekilde AB ile Bangkok arasındaki ticaret müzakereleri, başladıktan bir yıl sonra, 2014’te Tayland ordusunun darbeyle iktidarı ele geçirmesi üzerine askıya alındı. Görüşmeler 2023’te resmen yeniden başlatıldı. Analistler yakın zamanda bir anlaşmaya varılmasının önünde büyük bir engel görmediklerini söylese de Tayland’ın ton balığı ve deniz ürünleri balıkçılığındaki çalışma standartları Avrupa sektöründe kaygı yaratıyor.
Bölgeden bölgeye düzeydeki müzakereler ise ilk kez 2007’de başlatılmış, Myanmar’daki askeri darbe nedeniyle 2009’da karşılıklı mutabakatla durdurulmuştu.
Brüksel Özgür Üniversitesi ve KU Leuven’de öğretim görevlisi Camille Nessel, “ASEAN, mevcut jeopolitik tartışmaların ima ettiğinden çok daha uzun süredir bir öncelik,” dedi.
Singapur’daki ISEAS-Yusof Ishak Enstitüsü kıdemli araştırmacısı Joanne Lin de tarafların beklentilerindeki uyumsuzluğun ilişkileri sınırladığını belirtti. Lin’e göre AB, ticaret yoluyla iş gücü, çevre, sürdürülebilirlik, insan hakları ve düzenlemeler alanlarında reformları teşvik etmeyi umuyor.
Lin, “Ancak ASEAN, AB’nin daha pratik bir ortak olmasını ister,” dedi. İşbirliği alanları arasında yeşil dönüşüm, enerji bağlantıları, dijital ticaret, dirençli tedarik zincirleri ve sürdürülebilir altyapıyı örnek gösterdi.
Ancak koşullar değişti. Son birkaç yılda jeopolitik rekabet ve gerilimler belirgin biçimde arttı. Büyük Avrupa ekonomilerinin büyümekte zorlandığı bir dönemde AB, Çin ve ABD arasında sıkışmış hissediyor. Analistlere göre bu ortamda Sefcovic daha pragmatik bir yaklaşım benimseyebilir ve coğrafi olarak daha uzak olsalar bile müttefiklerle işbirliği arayışına girebilir.
ASEAN ülkeleri açısından ise komşular arasındaki rekabet, tarafları uzlaşmaya yönelterek ticaret anlaşmalarının sonuçlandırılmasını hızlandırmış olabilir.
Nessel, “Vietnam AB ile bir anlaşma yaptıktan sonra bu durum Endonezya ve Filipinler açısından önem kazandı,” dedi. “Bu ülkeler birçok aynı sektörde rekabet ediyor ve tercihli erişim, rekabet dengesini değiştiriyor” diye ekledi.
AB-Filipinler anlaşması, tarım-gıda ürünleri, makineler ve beyaz eşya dahil olmak üzere ticarete konu malların yüzde 94’ündeki tarifeleri kaldıracak. Ayrıca Filipinler’in kamu ihaleleri pazarı ilk kez yabancı şirketlere açılacak.
Sefcovic, “Anlaşma her büyüklükteki işletme için gerçek fırsatlar sunuyor. Aynı zamanda dayanıklılığın stratejik bir öncelik haline geldiği bir dönemde daha güçlü ve çeşitlendirilmiş bir tedarik zinciri sağlıyor” dedi.
Resmi verilere göre AB, geçen yıl Filipinler’in dördüncü büyük ticaret ortağıydı ve ülkenin toplam mal ticaretinin yüzde 8,3’ünü oluşturdu. İki taraf arasındaki mal ticaretinin hacmi 17,6 milyar avro, yani yaklaşık 19,9 milyar dolar seviyesindeydi.
Bu tekil ticaret anlaşmaları, iki bloğu sonunda daha kapsamlı bir anlaşmaya doğru taşıyabilir.
Bir AB sözcüsü, “ASEAN’ın tek tek üyeleriyle oluşturulan bu ikili serbest ticaret anlaşmaları ağı, ortak uzun vadeli hedefimiz olmaya devam eden nihai bölgeden bölgeye serbest ticaret anlaşmasına giden yolda yapı taşları işlevi görebilir,” dedi.
Diplomasi2 hafta önceKanada, Birleşik Krallık liderliğindeki askeri koalisyona katılmak istiyor
Asya2 hafta önceÇin yapay zekâ, çipler ve akıllı fabrikalara büyük yatırım yapıyor
Asya2 hafta önceFed’in faiz artışının ardından Çin parasal gevşemeye devam edecek mi?
Asya2 hafta önceHindistan ve Vietnam, ‘Çin artı bir’ rekabetini ticari kazanıma dönüştürmeyi hedefliyor
Asya2 hafta önceJaponya Merkez Bankası faizleri 1995’ten bu yana en yüksek seviyeye çıkardı, yen değer kaybetti
Asya2 hafta önceGüney Kore lideri Lee, ABD baskısına rağmen Ortadoğu’da savaşa dahil olmayacaklarını söyledi
Diplomasi3 gün önceEast-West Forum İstanbul’da toplandı: Çok kutupluluk geri döndürülemez
Ortadoğu2 hafta önceABD, Yemen ile görüştü iddiası








