Bizi Takip Edin

Diplomasi

SIPRI: Dünya genelinde barış gücü personeli yarıya indi

Yayınlanma

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) raporuna göre dünya genelindeki barış gücü personeli son on yılda yüzde 49 azaldı. Kurum, 2025 sonunda farklı operasyonlarda görev yapan yabancı personel sayısının 78 bin 633’e gerileyerek 2000 yılından bu yana en düşük seviyeyi gördüğünü bildirdi.

Stockholm Uluslararası Barış Araştırmaları Enstitüsü’nün (SIPRI) hazırladığı “2025 Çok Taraflı Barış Operasyonlarında Gelişmeler ve Eğilimler” başlıklı rapora göre, dünya genelindeki barış gücü misyonlarında görev yapan personel sayısı son on yılda yarıya indi.

Raporun aktardığına göre 31 Aralık 2025 itibarıyla dünyanın farklı bölgelerindeki barış operasyonlarında toplam 78 bin 633 yabancı personel görev yaptı. SIPRI, bunun 2016 yılına kıyasla yüzde 49 düşüş anlamına geldiğini ve 2000 yılından bu yana kaydedilen en düşük seviye olduğunu bildirdi. Analistler, personel sayısındaki azalmanın on yıl boyunca sürdüğünü, ancak en sert düşüşün 2025 yılında yaşandığını kaydetti.

Geçen yıl dünya genelinde 34 ülke ve bölgede toplam 58 barış operasyonu yürütüldü. Bu sayı 2024’e göre üç operasyon daha düşük kaldı. Operasyonların 18’i Sahra Altı Afrika ve Avrupa’da, 14’ü Ortadoğu ile Kuzey Afrika’da, beşi Amerika kıtasında, üçü ise Asya ve Okyanusya’da faaliyet gösterdi. Toplam personelin yüzde 73’ü beş büyük misyona dağıldı. Bu misyonların dördü Sahra Altı Afrika’da yer aldı.

SIPRI uzmanları, personel azalmasını jeopolitik gerilimler, siyasi anlaşmazlıklar ve barış operasyonlarına ayrılan mali kaynakların daralmasıyla ilişkilendirdi.

SIPRI analistleri barış operasyonlarını üç ana kategori altında sınıflandırdı. Bunlar BM operasyonları, bölgesel örgütlerin yürüttüğü operasyonlar ve geçici koalisyon misyonları olarak sıralandı.

BM çatısı altında 2025 yılında 18 operasyon yürütüldü. Bunların 11’i barış gücü operasyonu, yedisi ise özel siyasi misyon niteliği taşıdı. Operasyonlar Hindistan ve Pakistan, Suriye, Lübnan, Demokratik Kongo Cumhuriyeti, Güney Sudan, Orta Afrika Cumhuriyeti, Afganistan, Irak, Libya, Kolombiya, Haiti, Yemen, Somali, Batı Sahra, Abyei bölgesi ve kısmen tanınan Kosova’da konuşlandırıldı.

BM’nin en büyük iki misyonu Orta Afrika Cumhuriyeti’ndeki MINUSCA ile Güney Sudan’daki UNMISS oldu. MINUSCA bünyesinde 15 bin 649, UNMISS bünyesinde ise 12 bin 232 personel görev yaptı. Personelin büyük bölümünü askerler oluşturdu.

SIPRI verilerine göre BM operasyonlarındaki toplam personel sayısı 2024’e kıyasla yüzde 18 azalarak 53 bin 7’ye düştü. Enstitü, bunun son on yılın en sert gerilemesi olduğunu belirtti. Raporda düşüşün BM içindeki bütçe krizinden kaynaklandığı ifade edildi.

Raporun yazarları, “Üye devletlerin BM aidatlarını geç ödemesi veya hiç ödememesi nedeniyle oluşan bütçe baskısı, barış operasyonlarına ayrılan harcamalarda sert kesintilere yol açtı. Bu kesintiler bazı büyük operasyonlarda personel azaltımıyla sonuçlandı” değerlendirmesinde bulundu.

BM verilerine göre Temmuz 2025’te başlayan mevcut bütçe döngüsünde barış operasyonlarının bütçe açığı 2 milyar dolara ulaştı. Bu rakam, 2024-2025 dönemindeki 5,38 milyar dolarlık toplam bütçenin yüzde 35’inden fazlasına karşılık geldi.

BM, Ekim 2025’te yaptığı açıklamada, “ABD ve diğer üye devletlerin zorunlu katkı paylarını geciktirmesi veya ödememesi, Güvenlik Konseyi’nin barış ve güvenlik hedeflerine ulaşma kapasitesini doğrudan zayıflatıyor. Bu durum BM barış operasyonlarını ciddi harcama kesintileri konusunda zor kararlar almaya zorladı. Bunun, barış gücü personelinin hizmet verdiği ve koruduğu nüfus üzerinde kaçınılmaz sonuçları olacak” ifadelerini kullandı.

Irak hükümetinin talebi üzerine BM Irak Yardım Misyonu’nun (UNAMI) faaliyetleri Aralık 2025’te sona erdi.

BM Güvenlik Konseyi ise Ağustos 2025’te Lübnan’daki BM Geçici Gücü’nün (UNIFIL) görev süresini son kez uzatma kararı aldı. İsrail’in 1978’de Lübnan’ı işgal etmesinin ardından konuşlandırılan güçlerin görev süresi 31 Aralık 2026’ya kadar devam edecek. Bu tarihten sonra personelin aşamalı biçimde çekilmesi planlanıyor.

ABD, UNIFIL’in Ağustos 2026’da sona ermesini talep ederek misyonun kapatılmasını istedi. Güvenlik Konseyi’nin diğer üyeleri ise bu talebe karşı çıktı. Taraflar sonunda 16 aylık son görev süresini içeren uzlaşmaya vardı.

Bölgesel örgütlerin yürüttüğü operasyonlar kapsamında 2025 yılında aktif durumda bulunan 33 misyonda toplam 22 bin 79 personel görev yaptı. Bu sayı 2024’e göre yüzde 17 geriledi. Ayrıca AGİT Minsk Grubu’nun Dağlık Karabağ misyonu geçen yıl dağıtıldı.

Rapor, bölgesel örgütlerin operasyon dağılımını da ayrıntılı biçimde sıraladı.

Afrika Birliği, Libya, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Etiyopya ve Somali’de beş misyon yürüttü.

Batı Afrika Devletleri Ekonomik Topluluğu (ECOWAS), Gambiya ve Gine-Bissau’da iki misyon konuşlandırdı.

Güney Afrika Kalkınma Topluluğu’nun (SADC) Demokratik Kongo Cumhuriyeti’nde bir operasyonu faaliyet gösterdi.

Hükümetlerarası Kalkınma Otoritesi’nin (IGAD) Güney Sudan’da bir misyonu bulundu.

Avrupa Birliği ise Bosna Hersek, Filistin, Kosova, Gürcistan, Somali, Ukrayna, Mali, Orta Afrika Cumhuriyeti, Irak, Mozambik, Ermenistan, Moldova ve Libya dahil farklı bölgelerde toplam 15 operasyon yürüttü.

NATO’nun Kosova ve Irak’ta iki misyonu faaliyet gösterdi.

Amerikan Devletleri Örgütü Kolombiya’da bir operasyon yürüttü.

Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı’nın (AGİT) Kuzey Makedonya, Moldova, Bosna Hersek, Arnavutluk, Kosova ve Sırbistan’da altı misyonu bulundu.

SIPRI Barış Operasyonları ve Çatışma Yönetimi Programı’nda kıdemli araştırmacı olarak görev yapan Claudia Pfeifer Cruz, “Başarılı ve kapsamlı barış inşası söz konusu olduğunda bölgesel örgütlerin kapasitesi yetersiz kalıyor. BM gibi onlar da bütçe açığı ve siyasi uzlaşmazlıklarla karşı karşıya” dedi.

Pfeifer Cruz, “BM çatısı altındaki çatışma yönetimi zayıfladıkça ortaya çıkan boşluğu alternatif modeller dolduramıyor” değerlendirmesinde bulundu.

Raporda, “çok taraflı hareketsizlik” ortamında Brezilya, Katar, Birleşik Arap Emirlikleri, Suudi Arabistan ve Türkiye gibi orta ölçekli güçlerin daha geniş hareket alanı elde ettiği belirtildi. SIPRI, bu ülkelerin mevcut çok taraflı mekanizmaları tamamlayabildiğini veya onların yerine geçebildiğini, ancak bunu kendi ulusal çıkarlarını da ilerletmek için kullandığını kaydetti.

Raporda özellikle Sahra Altı Afrika’da orta ölçekli güçlerin ikili anlaşmalar kapsamında askeri varlıklarını genişlettiği ifade edildi. Buna göre Ruanda, Orta Afrika Cumhuriyeti ve Mozambik’e güç konuşlandırdı.

Uganda ise Demokratik Kongo Cumhuriyeti ile Güney Sudan’da askeri varlık bulundurdu. Raporda ayrıca Ruanda’nın Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki, Birleşik Arap Emirlikleri’nin ise Sudan’daki isyancı gruplara destek verdiği belirtildi.

Geçici koalisyon misyonları kapsamında ise Güney Kore, Mısır, Moldova, Bosna Hersek ve Haiti’de toplam altı operasyon faaliyet gösterdi. Bu operasyonlarda görev yapan personel sayısı 2024’e göre yüzde 18 artarak 3 bin 547’ye ulaştı.

Raporda, çok taraflı çatışma yönetiminin zayıflamasıyla birlikte benzer görüşlere sahip küçük devlet gruplarının daha etkin hale geldiği belirtildi. Örnek olarak Katar ile ABD’nin Demokratik Kongo Cumhuriyeti’ndeki arabuluculuk girişimleri ile ASEAN, Malezya ve ABD’nin Kamboçya ile Tayland arasındaki sınır anlaşmazlığının çözümüne katkısı gösterildi.

SIPRI analistleri, BM operasyonlarının etkinliği konusunda eleştiriler bulunsa da çok sayıda üye devletin bu operasyonları desteklemeyi sürdürdüğünü kaydetti.

Pfeifer Cruz, “Çok taraflı çatışma yönetiminin çöküşü kaçınılmaz değil. BM operasyonlarına yönelik geniş destek açık biçimde görülüyor” dedi.

Pfeifer Cruz ayrıca, “Ancak çok taraflı çözüm mekanizmalarının sürdürülebilmesi için devletlerin yalnızca siyasi destek açıklaması yeterli değil. Aynı zamanda sürdürülebilir finansman sağlamaları ve bu operasyonlar için gerekli siyasi alanı oluşturmaları gerekiyor” ifadelerini kullandı.

Diplomasi

Çin, AB’nin dış destek kurallarını sert bir şekilde eleştirdi

Yayınlanma

Çin, AB’nin yabancı sübvansiyon kurallarının Brüksel ile arasındaki daha geniş kapsamlı ticaret anlaşmazlığının parçası olduğu mesajını verdi.

Çin Adalet Bakanlığı, Çinli şirketlere, Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) kapsamında yürütülen soruşturmalarda AB yetkililerine bilgi vermemeleri talimatını verdi.

Bu düzenleme, tek pazardaki aktörlerin yurt dışından haksız destek almamasını sağlamak için AB’nin kullandığı bir araç.

Bildirimde, Avrupa Komisyonu’nun, tüketici elektroniği perakendecisi MediaMarkt’ın ana şirketi olan Alman Ceconomy’yi 2 milyar avroluk bir anlaşma ile satın almaya çalışan Çinli e-ticaret devi JD.com’a yönelik derinlemesine soruşturmasından açıkça bahsedildi.

Bu hamle, AB ile Çin arasında yeniden başlayan ticaret diyaloğunun ortasında Brüksel’e baskı uygulamayı amaçlıyor gibi görünüyor.

Müzakereciler, AB’nin Çin ile olan günlük 1 milyar avroluk mal ticaret açığını nasıl azaltacakları konusunda yoğun kapalı kapı görüşmeleri yürütüyorlar.

Komisyon’un eylül ayında Çin Ticaret Bakanlığı ile bir video konferans düzenlemesi ve bu konferansın, Ticaret Sorumlusu Maroš Šefčovič’in ekim başında Pekin’e yapacağı ziyaretin önünü açması bekleniyor.

Komisyon, birkaç gün sonra düzenlenecek bir zirvede AB liderlerine durum değerlendirmesi sunacak.

Bu, blok için ticaret ilişkilerini yeniden dengelemek için yapıcı bir yaklaşımın yeterli olup olmadığına ya da Brüksel’in Avrupa’nın ticari çıkarlarını daha kararlı bir şekilde savunması gerekip gerekmediğine karar vermesi açısından bir dönüm noktası olabilir.

Çin Ticaret Bakanlığı sözcüsü perşembe günü gazetecilere yaptığı açıklamada, “Çin, AB’nin Çinli şirketleri baskı altına almak için Yabancı Sübvansiyonlar Yönetmeliği (FSR) gibi tek taraflı araçları kötüye kullanmasına sürekli olarak karşı çıkmıştır,” dedi.

Sözcü şöyle devam etti:

“Çin ve AB’nin bir Ticaret ve Yatırım Danışma (TIC) mekanizması kurduğunu ve farklılıkların diyalog ve danışma yoluyla yönetilmesi konusunda bir uzlaşmaya vardığını vurgulamak isterim. AB’nin, FSR soruşturmasındaki hatalı uygulamalarını derhal düzeltmek ve hükümetler arası diyalog yoluyla iletişimi güçlendirmek için Çin ile işbirliği yapmasını umuyoruz. Çin, AB’nin adımlarını yakından takip edecek ve ulusal güvenliği ile işletmelerin meşru hak ve çıkarlarını kararlılıkla korumak için gerekli önlemleri alacaktır.”

Komisyon, FSR’nin şirketlere merkezlerinin bulunduğu yere göre ayrımcılık yapmadığını savunuyor.

Sözcü Ricardo Cardoso perşembe günü Brüksel’de gazetecilere yaptığı açıklamada, “FSR, milliyetlerine bakılmaksızın tüm şirketlere uygulandığı için DTÖ kurallarına tamamen ve tam olarak uygundur; amacı, Çinli şirketler de dahil olmak üzere AB’de faaliyet gösteren tüm şirketlerin eşit muamele görmesini ve eşit şartlarda rekabet etmesini sağlamaktır,” dedi.

Pekin’e göre, AB, JD.com’un anlaşmasının Çin devlet desteği ile haksız bir şekilde desteklenip desteklenmediğini araştırırken çok fazla bilgi talep ediyor.

Ticaret Bakanlığı sözcüsü, “JD.com davasında AB, yine keyfi ve mantıksız bir şekilde, soruşturmayla ilgisi olmayan çok çeşitli bilgileri ilgili Çinli bankalardan talep etmiştir,” dedi.

Komisyon, JD.com’un Çin hükümeti tarafından sağlanan tercihli finansman, vergi teşvikleri ve hibeler şeklinde haksız avantajlardan yararlanıyor olabileceğinden endişe duyuyor.

Bu durum, işlem tamamlandığında şirkete AB pazarında rekabet avantajı sağlayabilir.

JD.com, bu hafta Komisyon’un endişelerini gidermek için düzeltici önlemler sundu. Bu durum genellikle görüşmelerin ileri bir aşamada olduğunun işareti olarak kabul edilir.

Konuyu yakından takip eden Hollandalı Avrupa Parlamentosu üyesi ve Avrupa Parlamentosu Uluslararası Ticaret Komitesi üyesi Dirk Gotink’e göre, Pekin’in müdahalesi satın almayı tehlikeye bile atabilir.

“Siyasi bir sürecin rehineleri haline geliyorlar,” diyen Gotink, Pekin’in hamlesini “tek taraflı bir tırmanış” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Diplomasi

ABD’nin yol açtığı istikrarsızlık ortamında Ürdün Kralı Abdullah, Çin’i ziyaret ediyor

Yayınlanma

İran savaşının sona ereceğine dair bir işaret bulunmaması ve İsrail’in bölge genelindeki politikasının denetimsiz biçimde sürmesi, Ürdün’ü gelecekteki belirsizliklere ve daha az öngörülebilir bir ABD politikasına karşı alternatiflerini artırmaya yöneltiyor. Ürdün Kralı bu atmosferde Çin’i ziyaret ediyor.

Orta Doğu, ABD-İsrail-İran savaşının devam eden sonuçlarıyla mücadele ederken, Çin’in cazibesi Washington’ın bölgedeki en yakın ortakları arasında bile giderek artıyor.

Bölge genelindeki hükümetler yatırım, teknoloji ve giderek daha fazla ölçüde güvenlik işbirliği için Pekin’e yöneliyor. Mısır, Çin ile savunma ilişkilerini genişletirken Körfez ülkeleri de Çin ile askeri ve ekonomik anlaşmalar peşinde.

Bu hafta Ürdün Kralı II. Abdullah da bu eğilime katılarak bir haftalık ziyaret için Çin’e gitti. Bu, Abdullah’ın on yıldan uzun bir süredir Çin’e gerçekleştirdiği ilk devlet ziyareti.

Ziyaret, Ürdün’ün ABD’den uzaklaşarak Çin’e yöneldiği anlamına gelmiyor. Daha ziyade bölge genelindeki daha kapsamlı bir yeniden dengeleme sürecini yansıtıyor. ABD’nin ortakları, giderek daha belirsiz hale gelen bölgesel ortamda daha fazla ekonomik seçenek ve daha geniş bir stratejik hareket alanı arıyor.

Çin’de bir hafta

Kral Abdullah’ın 18-24 Ağustos tarihleri arasındaki ziyareti Şanghay’da başladı ve Pekin ile Shenzhen’i de kapsıyor. Bu, 1999’da tahta çıkmasından bu yana Çin’e yaptığı dokuzuncu ziyaret ve Ürdün ile Çin’in stratejik ortaklık kurduğu 2015’ten bu yana gerçekleştirdiği ilk ziyaret.

Kraliyet Sarayı’nın açıklamasına göre Ürdün Kralı salı günü Şanghay’da ilaç, gıda, mühendislik, tarım ve havacılık sektörlerinde faaliyet gösteren Çinli şirketlerin yöneticileriyle bir araya geldi. Ayrıca Çin’in önde gelen robotik şirketlerinden AgiBot’u ziyaret etti ve burada imalat ve lojistikten konaklama ve güvenliğe kadar uzanan robotik uygulamalar hakkında bilgi aldı.

Xinhua’ya göre Ürdün Kralı Abdullah perşembe günü Pekin’e ulaştı. Burada Çin Devlet Başkanı Xi Jinping ve Başbakan Li Qiang ile görüşmesi bekleniyor. Ayrıca yasama organının başkanı Zhao Leji ile görüşme gerçekleştirdi. Ürdün’ün resmi haber ajansı Petra, iki tarafın çeşitli sektörlerde işbirliği anlaşmaları ve mutabakat zabıtları imzalamasının beklendiğini bildirdi. Çin’in teknoloji ve üretim merkezi Shenzhen’e gerçekleştireceği ziyaret ise gezinin ticari ağırlığını ortaya koyuyor.

İstihdam, enerji ve teknoloji

Amman’ın Çin’e yönelik en acil ilgisi ekonomik alanda. ABD-İsrail-İran savaşı Ürdün üzerindeki ekonomik baskıyı daha da artırarak yatırım çekme ve ekonomiyi çeşitlendirme ihtiyacını daha acil hale getirdi. GSYH’nin yüzde 10 ila 15’ini oluşturan turizm, bölgesel istikrarsızlıktan darbe alırken yükselen enerji maliyetleri ile ticaret ve hava ulaşımındaki aksamalar, ithalata büyük ölçüde bağımlı olan ekonomi üzerindeki baskıyı artırdı.

Kral Abdullah pazartesi günü Çin devlet haber ajansı Xinhua’ya verdiği röportajda ekonomik işbirliği fırsatlarını özellikle vurguladı. Abdullah, Ürdün’ün “bölgesel bir üretim ve ihracat merkezi olarak hizmet vermek için son derece elverişli bir konumda olduğunu” belirterek şöyle dedi:

“Çin’in imalat yatırımları, doğal kaynaklarımızdan, nitelikli iş gücümüzden, istikrarlı iş ortamımızdan, stratejik konumumuzdan ve geniş ticaret anlaşmaları ağımızdan yararlanarak bu konumu değerlendirebilir.”

Jordan Times’ın verilerine göre Ürdün ile Çin arasındaki ticaret 2025’te yaklaşık 6,7 milyar dolara ulaştı ancak ticaret ilişkisi büyük ölçüde Pekin’in lehine. Çin’in Ürdün’e ihracatı yaklaşık 6,29 milyar dolar olurken Ürdün’ün Çin’e ihracatı yalnızca 430 milyon dolar seviyesinde kaldı. Bu dengesizlik, Amman’ın yalnızca ticareti genişletmek yerine neden yatırım, teknoloji ve üretim kapasitesi çekmeye odaklandığını da açıklıyor.

Çin, Ürdün’ün uzun vadede büyümeyi hızlandırmayı ve 2033 yılına kadar en az 1 milyon yeni genç çalışanı iş gücü piyasasına dahil etmeyi amaçlayan Ekonomik Modernizasyon Vizyonu’nda daha büyük bir rol oynayabilir. Enerji, bu işbirliğinin halihazırda somutlaşmaya başladığı alanlardan biri.

Ürdün, Eylül 2025’te Çinli UEG Green Hydrogen Development Holding Limited şirketiyle 1,155 milyar dolarlık önerilen bir yeşil hidrojen projesini incelemek üzere anlaşma imzaladı. Projenin amacı, ihracat için yılda yaklaşık 200 bin ton yeşil amonyak üretmek.

Ancak Ürdün açısından Çin’in cazibesi yalnızca potansiyel yatırımlarla sınırlı değil. Üretim alanındaki uzmanlık, yenilenebilir enerji teknolojileri ve Çin tedarik zincirlerine erişim de Amman’ın yerli sanayi kapasitesini geliştirmesine ve özel sektörde istihdam yaratmasına yardımcı olabilir.

“Zamanlama her şeyi anlatıyor”

Uzun yıllardır Amman’da yaşayan gazeteci ve The Christian Science Monitor’ün kıdemli Orta Doğu muhabiri Taylor Luck, kralın ziyaretinin öneminin zamanlamasında yattığını söyledi.

Luck, Al-Monitor’a, “Kral Abdullah’ın Çin’e gitmesi tek başına haber değeri taşıyan bir gelişme değil ancak zamanlaması her şeyi anlatıyor” dedi.

Luck’a göre ziyaret, Amman’da tek bir ekonomik ve güvenlik ortağına aşırı bağımlı olmanın risk taşıdığı yönündeki farkındalığın giderek arttığını gösteriyor.

Luck, “Bu Washington’a yönelik bir tepki olmasa da derin bir bölgesel krizin yaşandığı bir dönemde Kral Abdullah’ın Çin’e bir haftalık ziyaret gerçekleştirmesi, Ürdün’de Amerika’ya aşırı bağımlılığın uzun vadede sürdürülebilir olmadığı ve giderek kısa vadede bile sürdürülemez hale geldiği yönündeki farkındalığa işaret ediyor” dedi.

Luck, Ürdün’deki Çin yatırımlarının yaklaşık 3,56 milyar dolar seviyesinde olduğunu tahmin ediyor. Bu önemli bir miktar olsa da Pekin’in Mısır ve Irak gibi bölgedeki daha büyük pazarlardaki ekonomik varlığının oldukça gerisinde kalıyor.

Uzman ayrıca Ürdün’ün daha geniş kapsamlı bir stratejik hesap yaptığını ve kendisini “krallığın ekonomik geleceğini mevcut savaştan doğabilecek tedarik zincirlerine ve Hürmüz’e alternatif koridorlara bağlayacak” şekilde konumlandırmaya çalıştığını düşünüyor. Yenilenebilir enerji bu konuda olası alanlardan biri.

Ürdün, güneş panellerinde kullanılan silikonun temel hammaddelerinden biri olan önemli silis yataklarına sahip. Çin, küresel güneş enerjisi üretim tedarik zincirinin büyük bölümüne hakim durumda ve sahip olduğu uzmanlık, Ürdün’ün bu sektörde daha büyük bir rol edinmesine potansiyel olarak yardımcı olabilir.

Çin, Suudi Arabistan-Türkiye-Pakistan paktından nasıl fayda sağlayabilir?

Okumaya Devam Et

Diplomasi

UEFA ve CONCACAF 96 takımlı ortak Uluslar Ligi için masaya oturdu

Yayınlanma

UEFA ve CONCACAF, 96 ülkenin mücadele edeceği ortak bir Uluslar Ligi turnuvası kurmak amacıyla resmi müzakereler yürütüyor. Yeni turnuvanın 2028 yılındaki bir sonraki Avrupa Şampiyonası’nın ardından başlaması ve iki yılda bir düzenlenmesi planlanıyor.

The Guardian gazetesinin haberine göre Avrupa Futbol Federasyonları Birliği (UEFA) ile Kuzey, Orta Amerika ve Karayipler Futbol Konfederasyonu (CONCACAF), bünyelerindeki 96 ülkenin katılımıyla ortak bir Uluslar Ligi turnuvası düzenlemek üzere müzakereler yürütüyor.

İngiliz gazetesinin ulaştığı bilgilere göre yeni turnuvanın, bir sonraki Avrupa Futbol Şampiyonası’nın hemen ardından, en erken 2028 yılında hayata geçirilmesi ve iki yılda bir organize edilmesi öngörülüyor.

Turnuvanın formatı, UEFA ve CONCACAF’ın halihazırda uyguladığı Uluslar Ligi modellerini temel alacak. Şampiyonun belirlenmesi için eleme turlarının ardından dört takımlı bir final aşaması oynanması planlanıyor.

En üst lig kategorisinde İspanya, Fransa, İngiltere ve Almanya gibi Avrupa’nın en güçlü milli takımları ile Meksika, ABD ve Kanada gibi CONCACAF bölgesinin önde gelen ekipleri mücadele edecek.

Kendi bünyesinde bir Uluslar Ligi turnuvası bulunmayan Asya Futbol Konfederasyonu (AFC) da gelecekte bu küresel organizasyona dahil olma yönündeki ilgisini iletti.

Karşılaşmaların daha önceden takvime bağlanmış mevcut uluslararası milli maç pencerelerinde oynanacak olması sebebiyle, yeni turnuvanın Uluslararası Futbol Federasyonları Birliğinin (FIFA) onayına ihtiyaç duyup duymayacağı belirsizliğini koruyor.

The Guardian, FIFA Başkanı Gianni Infantino ve Dünya Kupası’nın bir hissesini dış yatırımcılara satma planı nedeniyle kurumun derin bir kriz içinde olduğunu, bu durumun onay meselesini ikincil plana itebileceğini aktardı.

FIFA, “FIFA Forward Enterprise” (FFE) adıyla bir iştirak şirketi kurmayı ve bu şirketin dörtte birini 4,2 milyar dolar karşılığında dış yatırımcılara satmayı planlıyordu.

Söz konusu girişim üzerine UEFA ve bünyesindeki 55 üye ülke federasyonunun tamamı, FIFA çatısı altındaki organizasyonları boykot edeceklerini duyurmuştu.

Infantino’ya yönelik tutumda ortak hareket eden UEFA, CONCACAF ve AFC, yayımladıkları ortak bildiride FIFA Başkanı’nın eylemlerine yönelik bağımsız bir inceleme başlatılması çağrısında bulunarak hazırlanan planı FIFA kurumlarına karşı “güvenin temelden sarsılması” olarak nitelendirdi.

Okumaya Devam Et

Çok Okunanlar

English